30 BAŞLIKTA İNSANLARI ETKİLEME SANATI

1. ELEŞTİRMEYİN.

İnsan kendi davranışlarını her zaman haklı görür ve olumsuzluklardan dolayı başkalarını suçlar. Oysa başkalarını suçlamak hiçbir zaman işe yaramaz. Eleştiri, karşınızdaki kişiyi haklılığını kanıtlamak için savunmaya geçmek zorunda bırakır, bu nedenle anlamsızdır. İnsan özsaygısını koruma eğilimindedir, yaptıklarımızın onaylanmasını ister, dışlanmaktan kaçınırız. Özellikle iğneleyici eleştiriler küskünlük ve kin oluşturur. Çoğu zaman mantıklı değil duygusal ve önyargılıyızdır. Bu nedenle onurumuz ve gururumuz kırıldığında tepkisel davranırız. İnsanlarla iyi ilişkiler kurmak için daima onların iyi yönlerinden bahsetmelisiniz. Onları eleştirmeyin, kınamayın ve şikayet etmeyin.

2. ÖNEMLİ OLDUKLARINI HİSSETTİRİN.

Karşınızdaki kişiye istediğinizi yaptırtabilmenin tek yolu, onda o işi yapma isteği uyandırabilmektir. Zorlamacı yöntemler her zaman geri teper ve etkisizdir. İnsanın en önemli tutkularından birisi, kendisini önemli hissetmektir. Bu nedenle iyi bir ilişki kurucu olarak insanlardan samimi övgünüzü esirgememelisiniz. İnsanların tercihlerini beğenilme arzusuyla yaptıklarını unutmayın. Onlara kendilerini önemli hissettirirseniz sizin için bir şeyler yapmaya istek duyacaklardır. İş dünyasında bazılarına yüksek kazançlar sağlanmasının nedeni o kişilerin olağanüstü teknik bilgileri değil, insanları harekete geçirebilme yetenekleridir. İnsan eleştirildiğinde değil, takdir edildiğinde motive olur ve harekete geçer. Karşınızdaki kişinin özgüven açlığını doyurmalısınız.

3. HEVES VE İSTEK UYANDIRIN.

Kendi gündeminizi izlemek için saplantılı olmayın, önemli olan karşınızdaki kişinin düşünceleri ve istekleridir. İnsanları harekete geçirmenin yolu, onların istediğiniz davranışla neler kazanıp neler kaybedeceklerini anlamalarını sağlamaktır. İnsan yalnızca kendi çıkarı için harekete geçer. Tehdit etmeniz veya zorlamanız işe yaramaz. İyi bir iletişimci kendisini karşısındaki kişinin yerine koyabilmelidir. Önerinizin karşınızdaki kişinin sorununu çözebileceğini gösterirseniz memnuniyetle harekete geçecektir. Satış dünyasında bilinen bir söz vardır; müşteriler satın almaktan hoşlanır, kendilerine bir şeyler satılmasından değil!

4. İÇTENLİKLE İLGİLENİN.

İnsanların sizinle ilgilenmelerini sağlamanızın en iyi yolu, sizin de onlarla içtenlikle ilgilenmenizdir. İnsanlar sizin ne çok şey bildiğinizi umursamaz, onlarla ne kadar ilgilendiğinizi umursarlar. İnsanları sevmiyorsanız iyi bir ilişki kurucu olamazsınız. Alçakgönüllü, dostça ve samimi bir tavır iyi ilişkiler kurabilmenin anahtarıdır. En önemsiz görünen insanlara dahi isimleriyle hitap etmeli ve onlara samimi bir ilgi göstermelisiniz. Hepimiz bize hayranlık duyan insanları severiz. Dost edinmek istiyorsak insanlar için bir şeyler yapmaya hazır olmalıyız. Samimi ilgi kadar güçlü bir ilişki kurma yöntemi daha yoktur.

5. GÜLÜMSEYİN.

İnsanlarda ilk anda muhteşem bir etki yaratmanızın en garantili yolu yüzünüzdeki samimi bir gülümsemedir. Bu insanlar için sözcüklerden çok daha fazla anlam ifade eder. İçten bir gülümsemeyi içten bir sohbet izler. Gülümseyen insanlar daha iyi yaşamaya, öğretmeye, satış yapmaya ve daha mutlu olmaya yatkındırlar. Telefon görüşmesinde dahi sesinizden gülümseyip gülümsemediğiniz anlaşılabilir. Gülümsemek iletişim kurmaktan keyif aldığınızı da gösterir. İnsanlar gülümsemenize gülümseyerek karşılık verecektir. Olumlu tavırlar bulaşıcıdır ve eylemler duyguları izler. Her insan mutluluğu arar ve mutluluğu bulmanın yolu düşüncelerinizi kontrol edebilmekten geçer. Shakespeare’in dediği gibi, hiçbir şey iyi ya da kötü değildir, bunu düşünceleriniz belirler.

6. İSİMLERİYLE HİTAP EDİN.

Tanıştığınız insanların isimlerini ve hayatları ile ilgili kritik bilgileri öğrenin ve hatırlayın. İnsanlar kendilerine isimleriyle hitap edilmesini ve hatırlanmalarını çok önemserler. Herkese sanki dünyadaki en önemli kişi oymuş gibi ismiyle hitap edin. Zorlukla telaffuz edilen isimler için ismin ne şekilde telaffuz edilmesi gerektiğini ve anlamını sorun. Karşınızdaki kişi bu konuya önem vermenize bayılacaktır. Neden iş kuran insanlar işletmelerine kendi adlarını veriyorlar? Yalnızca yakın dostlarınızın değil, çalışanlarınızın ve size hizmet eden tüm insanların isimlerini hatırlamalısınız. Hatırlayamamanız zaten onlara önem vermemenizin doğal bir sonucudur. Unutmayın, konuştuğunuz dil ne olursa olsun kişi için en önemli ve kulağa hoş gelen sözcük kendi ismidir.

7. DİNLEYİN.

İyi bir dinleyici olmanızın doğal etkisi çok hoşsohbet biri olduğunuzun düşünülmesidir… siz hiç konuşmamış olsanız bile. Herkes samimi bir ilgiyle dinlendiğini hissettiğinde kendisini anlatmaya bayılır. İnsanlarla ilişki kurmanızın en iyi yolu onlara kendilerinden bahsetmeleri için fırsat tanımanız ve onları samimiyetle dinlemenizdir. Başka hiçbir şey tüm dikkatinizi karşınızdaki kişiye vermiş olmanızın etkisini yaratamaz. Etkili şekilde dinlemenin yolu yalnızca kulaklarınızla değil gözlerinizle de dinlemektir. En sert eleştirilerde bulunanlar dahi sempatik ve sabırlı bir dinleyici karşısında yumuşarlar. Dinleniyor olmak insanları sakinleştirir ve içlerini dökmelerini sağlar. Unutmayın, bir kişinin çektiği diş ağrısı, o kişi için Çin’de milyonlarca kişinin öldüğü bir salgından daha önemlidir.

8. İLGİLENDİKLERİ KONULARDAN KONUŞUN.

Roosevelt, ne zaman bir ziyaretçi beklese, bir gece önce konuğunun ilgi duyduğunu bildiği konular hakkında bir şeyler okurmuş. İnsanın kalbine ulaşmanın yolu, onun değer verdiği konulardan bahsetmektir. İyi bir iletişimci önceden karşındaki kişinin ilgi alanları hakkında bilgi sahibi olmalıdır. İnsanlar kendi çıkarınız için onlarla konuşmaya çalıştığınızı değil, ortak bir ilgi alanını paylaştığınızı düşünmelidir. Karşınızdaki kişinin ilgi alanını keşfedin ve o konu hakkında konuşun.

9. BEĞENİNİZİ GÖSTERİN.

İnsanları yönlendirebilmeniz için en temel yasa, onlara kendilerini değerli hissettirmenizdir. Böylece onlar da sizin için bir şeyler yapmak isteyecektir. İnsan doğasındaki temel duygulardan birisi beğenilme ihtiyacıdır. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız başkalarına da öyle davranmalısınız. Tüm dinler ve ahlaki kuramlar insandan bu basit davranışı talep eder. İlişki kurduğumuz insanların bizi onaylamasını ve bize önemli olduğumuzu hissettirmelerini isteriz. İçten bir övgü karşınızdaki kişiye ihtiyacı olan ilham ve motivasyonu sağlayabilir. Tanıştığınız herkesten bir şeyler öğrenebileceğinizi düşünün, yüksek egosu olan insanlar iyi iletişimci olamazlar. Karşınızdaki kişiye içtenlikle beğeninizi hissettirin.

10. TARTIŞMAYIN.

Karşınızdaki kişinin hatalı olduğunu ispatlamaya çalışmanız o kişinin sizden hoşlanmamasıyla sonuçlanır. Bir tartışmadan en iyi kazanç sağlama yolu tartışmadan kaçınmaktır. Tartışmaları kazanamazsınız, çünkü kazansanız da kaybetseniz de karşınızdaki kişiyle ilişkinize zarar verirsiniz. Tartışma kazanmak size kendinizi iyi hissettirebilir ama beklediğiniz sonucu almanızı imkansız kılar. Çünkü düşüncemizin yanlış olduğu kanıtlansa dahi aynı düşünceyi savunmaya devam ederiz. Özsaygı ihtiyacımız mantığımızın önüne geçer. Anlaşmazlıkları olumlu karşılayın. İçgüdüsel tepkimiz genellikle savunmaya geçmektir, buna engel olun. Öncelikle dinleyin. Bir anlaşma noktası bulmaya çalışın. Karşınızdaki kişinin düşüncelerini de değerlendireceğinize söz verin ve ona gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür edin. Çünkü o konuyla ilgilendiği için sizinle tartışma zahmetinde bulunuyor. Eylemlerinizi en az 24 saat erteleyin ve durumu soğukkanlılıkla değerlendirdikten sonra harekete geçin.

11. FİKİRLERİNE ÖNEM VERİN.

İnsanların fikirleri onlara yanıldıklarını kanıtladığınızda da değişmeyecektir. Bunu kendi akıllarına, yargılarına, özsaygılarına bir saldırı olarak görürler. Plato ve Kant’ın mantık teoremleri insanları istediğiniz şekilde etkileyemez. İletişim kurarken karşınızdaki kişiye bir şey öğretir gibi değil de sanki o konuyu unutmuşlar gibi davranın. Ondan daha akıllı olduğunuzu kanıtlamaya çalışmayın. İnsanların olayları kendi bakış açılarından yorumlamaları son derece normaldir. Siz de yanılıyor olabileceğinizi baştan kabul edin hatta bunu seslendirin. Bu tavır, karşınızdaki kişinin size saldırı silahını elinden alacak ve onun da size karşı açık sözlü olmasını sağlayacaktır. İnsanların kendilerini yargılamalarını sağlamanın yolu, onlara başka bakış açılarını fark ettirecek sorular sormanızdır. Soru sormak naif bir tavırdır ve soruları cevaplarken insanlar düşüncelerine karşı çıkılıyormuş gibi hissetmezler.

12. HATANIZI KABUL EDİN.

Hatalarınızı içtenlikle kabul etmeniz, karşınızdaki kişinin kendi özsaygısını koruyabilmek için size karşı müsamahakar davranmasına yol açacaktır. Oysa sorumluluk üstlenmemeniz ve savunmaya geçmeniz tartışma başlatacak ve cepheleşmeyi kuvvetlendirecektir. Alçakgönüllü şekilde özür dilemeniz, hatanızın sorumluluğunu üstlenmeniz ve yol açtığınız zararı telafi etmeye gönüllü olmanız karşınızdaki kişinin sizi affetmesini ve hatta başkalarına karşı sizi savunmasını sağlar. Bir insanın hatasını kabul edecek cesarete sahip olması ona yalnızca büyük bir tatmin sağlamaz, ortaya çıkan problemin de çözülebilmesini sağlar.

13. DOSTÇA DAVRANIN.

Bir damla bal bir litre zehirden daha çok sinek avlar derler. Öfkenizi yansıtmak ancak karşınızdaki kişinin daha da kapanmasına yolaçar. Karşınızdaki kişiyi kazanmanızın yolu, onu gerçek bir dost olduğunuza inandırmaktır. Zorbalık, baskı ve kendi görüşlerinizi başkalarına kabul ettirme çabası asla istediğiniz sonucu sağlamaz. Unutmayın, güneş paltonuzu rüzgardan hızlı çıkartır. Nezaket ve dostça yaklaşım insanların düşüncelerini değiştirmelerini sağlar. Onlara daima dostça yaklaşın. Merak etmeyin insanlar özünde iyidir ve olumlu yaklaşımınızın karşılığını göreceksiniz.

14. CEVABI EVET OLAN SORULAR SORUN.

Söze başlarken farklı olduğunuz konuları değil fikir birliğinde olduğunuz konuları vurgulayarak başlayın. Aynı amaç için çabaladığınızı ve yöntemde farklı olduğunuzu belirtin. Karşınızdaki kişiye başlangıçta “Evet” yanıtı verebileceği sorular sorun, böylece zihni olumlu şekilde şartlanmış olacaktır. Oysa “Hayır” yanıtı, aşılması zor bir handikaptır. İnsanın kişiliği ve onuru verdiği yanıtın değişmesine engeldir. Evet yanıtı, görüşmeye tıpkı bir bilardo topuna vurmuşsunuz gibi ivme kazandırır ve topun yön değiştirmesi için daha fazla güç uygulanması gerekir. Karşınızdaki kişiye onun için en iyi durumun ne olduğunu anlayabileceği sorular sorun. Kendi çıkarına zarar verecek davranışları izlemek istemeyecektir.

15. BIRAKIN KONUŞSUNLAR.

Pek çok kez kendi düşüncelerimizi kabul ettirebilmek için fazlaca konuşuruz. Oysa karşınızdaki kişi problemlerini ve ihtiyaçlarını sizden iyi bilir. Bırakın o konuşsun. Siz sadece soru sorun. O konuşurken asla sözünü kesmeyin, cevap vermek için değil anlamak için dinleyin. Başlangıçta karşınızdaki kişinin başarılarını takdir ettiğinizi gösteren bir açılış yapın, sonra bırakın gurur duydukları şeyleri size anlatsın. Bu şekilde sizinle mükemmel bir bağ kuracaktır. Düşman kazanmak istiyorsanız üstün olduğunuzu göstermeye çalışın, dost kazanmak istiyorsanız bırakın sizden üstün olsunlar. Çünkü bu şekilde kendilerini önemli hissedeceklerdir. Eğer üstün olduğunuzu göstermeye çalışırsanız kendilerini küçülmüş hissedecek ve kıskançlık duyacaklardır.

16. SAHİPLENMELERİNİ SAĞLAYIN.

Herkes kendi düşüncelerine, başkaları tarafından empoze edilen düşüncelerden daha fazla önem verir. Bu nedenle onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyin, yalnızca önerilerde bulunun ve kendi yargılarına başvurmalarına izin verin. Hiç kimseye zorla bir iş yaptıramazsınız. Ne yapmaları gerektiğinin söylenmesi kimsenin hoşuna gitmez. Seçimimizi kendi isteğimiz doğrultusunda yapmayı ve kendi düşüncelerimize göre davranmayı isteriz. Bize isteklerimizin ve düşüncelerimizin sorulmasından hoşlanırız. İnsanlara bir fikri kabul ettirmenizin yolu, ilgilerini çekerek konuyu onların akıllarına sokmak ve bu şekilde sanki kendi fikirleriymiş gibi fikri sahiplenmelerini sağlamaktır.

17. BAKIŞ AÇILARINI ANLAMAYA ÇALIŞIN.

İnsanlar tamamen haksız olsalar da bunu kabul etmeyebilirler. Onları suçlamanız bir işe yaramaz. Bunun yerine neden böyle davrandıklarını anlamaya çalışmalısınız. Böylece davranışlarının hatta kişiliklerinin anahtarını keşfetmiş olursunuz. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koymaya çalışın. Bir şeyin nedenini anlarsanız sonucuna daha kolay katlanırsınız. İşbirliği, ancak karşınızdaki kişinin duygu ve düşüncelerine en az kendinizinkiler kadar önem verdiğinizi gösterdiğinizde sağlanabilir.

18. FİKİR VE ARZULARINA ANLAYIŞ GÖSTERİN.

Her insan ilgi görmeyi arzular. Bazen insanlar ilginizi çekmek ve şefkat göstermenizi sağlamak için başlarından geçenleri size en ince detaylarına kadar anlatırlar. İnsanların sizin gibi düşünmelerini istiyorsanız onların fikirlerine ve arzularına anlayış göstermelisiniz. Onları duygularından dolayı asla suçlamayın, hatta aynı koşullarda onların yerinde olsaydınız sizin de öyle hissedeceğinizi ifade edin. Merhamet etmeniz ve anlayış göstermeniz sizi kabullenmelerini sağlayacaktır.

19. ÖNYARGILI DAVRANMAYIN.

Hakkında bilgi sahibi olmadığınız kişiler için başlangıçta en doğru yaklaşım onların samimi, dürüst ve borcuna sahip insanlar olduğunu düşünmenizdir. Buna inanmanız ve buna göre davranmanız karşınızdaki kişiyi de bu standarda uygun davranmaya teşvik edecektir. Kendi yanlış inançlarınıza göre önyargılı davranarak kendi kehanetinizi gerçekleştirmeyin. İnsanlar onlara yanıldıklarını söylediğinizde değil anlayışlı davrandığınızda tavırlarını değiştirirler.

20. DRAMATİZE EDİN.

İnsanlara anlattığınızda değil gösterdiğinizde düşünceleri değişir. Mesajınızı dramatize etmek karşınızdaki kişiyi etkilemenizi sağlayacaktır. Vermek istediğiniz mesajı anlayabilmeleri için görsellikten faydalanın. Deterjan satıcıları ne yapıyor? Size kendi ürünleriyle ve rakip ürünlerle yıkanmış çamaşırları gösteriyorlar değil mi? Böylece siz de hangisinin daha temiz olduğuna karar verebiliyorsunuz.

21. MEYDAN OKUYUN.

İnsanlara istediğinizi yaptırabilmenizin bir yolu da rekabet etmelerini sağlamanız ve onlara meydan okumanızdır. Onların üstün olma arzularını besleyerek kendilerini kanıtlamalarını sağlayın. İnsanlar için en motive edici unsur para, daha iyi çalışma şartları veya sosyal haklar değildir. Yaptıkları işin kendisi en motive edici faktördür. Eğer yapmalarını istediğiniz şey heyecan verici ve ilgi çekiciyse motivasyonları artacak ve ona dört elle sarılacaklardır. Her insan oyun oynamayı sever. Bu kendilerini ispatlama, başarma ve kazanma hislerini tatmin etme, değerlerini gösterme şansıdır. Bu şekilde önemli olduklarını hissedebilirler.

22. ÖVGÜYLE BAŞLAYIN.

Konuşmaya övgü ile başlamak bir dişçinin işe Novocain ile başlaması gibidir. Hasta yine dişini çektirir ama Novocain ağrısını dindirir. Her zaman konuşmaya içten bir övgü ve iltifatla başlayın. Kendimizle ilgili hoş sözler duyduktan sonra bazı olumsuzluklarla yüzleşmemiz çok daha kolay olacaktır.

23. DOLAYLI ŞEKİLDE ANLATIN.

Ünlü sanayici Charles Schwab, fabrikasında sigara içen işçileri görüp de yanlarına gittiğinde onları azarlamak veya öğüt vermek yerine hepsine birer puro vererek “bunları dışarıda içerseniz beni mutlu edersiniz” demiş. İnsanların hatalarını yüzlerine vurmak yerine kendilerini mahcup hissetmelerini sağlarsanız davranışlarını değiştirebilirsiniz. Bu yüzden direkt değil dolaylı bir ifade tarzını benimseyin. Bu şekilde saldırgan olarak gözükmezsiniz ve insanlar da hatalarında direnmezler.

24. KENDİ YANLIŞLARINIZI KABUL EDİN.

Sizi eleştiren bir kişi önce alçakgönüllülükle kendisinin de kusursuz olmadığını açıklarsa yaptığınız yanlışlıkları işitmek size fazla zor gelmeyecektir. Karşınızdaki kişiyi eleştirmeden önce kendi yanlışlarınızdan söz edin, yani iğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırın.

25. EMİR VERMEYİN.

Hiç kimse emir almaktan hoşlanmaz. Yapmamız gereken şeylerin söylenmesini özgür irademize müdahale sayarız ve direnç gösteririz. Yaptığımız şeyin yanlış olması dahi bunu değiştirmez. Karşınızdaki kişiye sorular sorarak veya önerilerde bulunarak onun davranışlarını etkileyebilirsiniz. Böylece özgür iradesiyle karar aldığını düşünecek ve hatalarını düzeltmesi kolaylaşacaktır. Bu yöntem, kişinin onurunu korumasını sağlar ve kendisini değerli hissetmesine neden olur. Sonuçta kişi karşı çıkmak yerine işbirliğine yönelir. Düşüncesizce verilmiş emirlerin hissettirdiği kırgınlık ise çok zor geçer. İnsanları kırarsanız her fırsatta size engel olmaya çalışacaklardır.

26. HATALARINI YÜZLERİNE VURMAYIN.

Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayın ve onu utandırmayın. Başkalarının duygularını ayaklar altına alır ve kendi bildiğiniz yolda yürürseniz asla sizinle işbirliği yapmazlar. Yollarınızı ayırırken bile kişiye kendisini değerli hissettirmeli ve ona minnettarlığınızı göstermelisiniz. Bu durumda birisini işten çıkarsanız dahi kendisini mutlu hissedecektir. Bir gün ihtiyacınız olursa o insanı yeniden yanınızda bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Bir insana kendisini değersiz hissettirecek bir şey söylemeye yetkili değilsiniz. Birisinin onurunu çiğnemek cinayettir. Önemli olan o kişi hakkında ne hissettiğiniz değil onun kendisi hakkında ne düşündüğüdür. İyi bir iletişimci kimsenin hatasını yüzüne vurmaz.

27. BEĞENİLERİNİZDE CÖMERT OLUN.

İnsanlara istediğinizi yaptırmanın yolu onları cezalandırmanız değil takdir etmenizdir. İnsanlar kolayca eleştiri yapmaya kendilerini kaptırabilirler ancak hayatımızı değiştiren şey duyduğumuz övgülerdir. Ünlü opera sanatçısı Enrico Carusso’ya ilkokul hocası sesinin berbat olduğunu söylemişti. Einstein için ise liseyi bile bitiremez demişlerdi. Fakir ve çok az eğitimi olan bir Londralı çocuğun hayatını yazdığı ilk öyküyü öven bir editör değiştirmişti. O çocuk Charles Dickens’dı. İnsanları övmekte cömert davranırsanız onları daha iyisini yapmaya teşvik edebilirsiniz.

28. SAYGI GÖSTERİN.

İnsanlara saygı duyduğunuzu gösterirseniz onların da saygısını kazanabilir ve onları kolayca yönlendirebilirsiniz. Karşınızdaki kişilere sahip olmalarını istediğiniz özelliklere sahipmişler gibi davranın. İnsanlar iyi bir özellikle etiketlendiklerinde bu özelliğe sahip olabilmek ve koruyabilmek için büyük çaba göstereceklerdir. İnsanlara güzel, akıllı, becerikli olduklarını söyleyin. Sonra bırakın size bunları kanıtlamak için çalışsınlar. Bu özelliklere sahip olduklarına inandıklarında davranışlarını da buna göre düzenleyeceklerdir.

29. YÜREKLENDİRİN.

Bir insana herhangi bir konuda beceriksiz olduğunu, aptallık ettiğini, bunun için hiçbir yeteneği olmadığını, her şeyi yanlış yaptığını söylerseniz bütün cesaret ve azminin kaybolmasına neden olursunuz. Ancak tersine onu yaptığı şeyde yüreklendirirseniz ve ona inandığınızı gösterirseniz size bunu kanıtlamak için elinden gelen çabayı gösterecektir. İnsan ilişkileri gelişmiş olan kişiler hataları kolayca düzeltilebilirmiş gibi gösterir ve insanları her zaman yüreklendirmeye çalışırlar.

30. SEVEREK YAPMALARINI SAĞLAYIN.

İnsanların isteklerinizi seve seve yerine getirmelerini sağlamanın yolu onlara kendilerini önemli hissettirmenizdir. Bir daveti reddedecekseniz çok meşgul olduğunuzu bahane etmeniz davet edeni kıracaktır. Bunun yerine davetten onur duyduğunuzu, kabul edemeyeceğiniz için çok üzgün olduğunuzu ifade etmeniz ve yerinize bir başka konuşmacıyı önermeniz çok daha etkili olacaktır. Hatırlatma, azarlama ve uyarı etkisizdir bunun yerine kişiye sorumluluk yüklemeniz ve yetki vermeniz çok daha akıllıca olur. Bu şekilde omuzlarına görev yüklendiğinde insanlar doğrudan sorumluluk hisseder ve gereken aksiyonları alırlar. Sınıfın en ele avuca gelmez çocuğunu sınıf başkanı yapın. İnsanlara unvan ve otorite verdiğinizde yaptıkları işe karşı motive olacaklardır. İnsanların davranışlarını etkilemek istediğinizde kendinizin değil onların çıkarlarına yoğunlaştığınıza emin olmalısınız. Karşınızdaki kişiye dürüst olun ve onun ne istediğini anlamaya çalışın. Onun bu işten ne çıkar elde edeceğini anladığından emin olun. Kendinizin ve karşınızdaki kişinin çıkarlarının uyumlu olduğuna emin olun.

Kürşat TUNCEL

Türk Alıcısının Kültürel Özellikleri

1- Türk insanında tanıdık arama hissiyatı çok gelişmiştir, işyerlerinde aynı okul mezunlarına veya işyerlerinde gelen ekip çalışanlarına sıklıkla rastlanır, en alt düzeyde ise bu memleketlisini tutmak olarak gözlemlenir.

2- Türk insanı gördüğü bir iyiliğe misliyle karşılık vermek ister. “bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır”. Türk alıcısı satıcının kendisine bir iyilik yaptığı düşüncesine kapılırsa ona bunun karşılığını vermek isteyecektir.

3- Türk insanı son derece yardımseverdir. Bunu her türlü platformda gösterir, gördüğü iyiliği unutmaz. “Bu ürünü almayın siz memnun kalmazsınız size şu ürünü tavsiye ederim” diyen bir satıcıya güven duyacak takdir edilecek bir hatta referans olarak yardımcı olacaktır.

4- Türk insanı birazcık kindardır. Zarar ve kötülük gördüğü şeyleri unutmaz, bu nedenle kendisini kazıklamış olan bir satıcıdan bir daha asla alışveriş yapmaz hatta onu cümle âleme rezil etmek için elinden geleni yapar.

5- Türklerin pazarlık merakı dünyaya mahal olmuştur çoğu kez pazarlık sonucu alınan indirim alıcının kendisi için özel bir şey yapıldığı hissiyatını tatmin eder bu nedenle Türkiye’de satıcıların mutlaka inisiyatiflerin de bir indirim hakkı bulunmalıdır.

6- Bir bilene danışma ihtiyacı Türklerde ağırlıklı olarak gözlemlenir. Bu gibi durumlarda satıcının grup içindeki fikir liderini tespit ederek ona yönelik ikna çabasına girmesi gerekir, fikir lideri genellikle grubun yüzlerine dönerek oturduğu,  o konuşurken herkesin susarak dinlediği, başları ile tasdik ettikleri kişidir.

7- Türk halkında gösteriş eğilimi vardır Özenir ve gördüğünü ister. Başkaları yanında kendini ezdirmemek endişesi vardır. Satıcılar bu özenti duygusunu akıllıca kullanabilirlerse kolaylıkla satış yapabilirler üzerinde taklit kıyafetler ve aksesuar gördüğünüz bir alıcıya “Prestij” fikrini kolaylıkla satabilirsiniz.

8- Türk halkı prestijine ve statüsüne çok düşkündür. Bunu satın aldığı ürünlerle göstermekten çekinmez. Aynı sebeple bir ürünün orijinalini alamıyorsa taklidini satın almakta bir sakınca görmez.

9- Türk halkının hep acelesi vardır, beklemeye hiç tahammülü yoktur, çabuk sıkılır. Türk erkeği kadına göre daha sabırsızdır. Satıcılar müşterilere söz verdikleri sürede dönmeli, onları bekletmemeli, gecikme durumlarında mutlaka haber vermelidirler.

10- Türk halkı duygusaldır. televizyon reklamlarının çoğunda reklamcıların duygusallığımızdan faydalanmaya çalıştıklarını görebiliriz. Müşteriden televizyon reklamlarını yorumlaması ve değerlendirilmesi istenebilir. Bu istek hem diyalog başlatmak için çok uygundur hem de müşterinin yaptığı yorumlarda onu düşüncelerini öğrenerek satış sürecinde lehimize faydalanabiliriz.

11- Türk halkı yalnızlığı sevmez. Kadınlar gün yaparlar, erkekler ise kahvehane toplantıları. Bu mekanlar makul bedellerle sosyalleşme imkanı sunmaktadır. Satıcılar için bu topluluklar çok önemli satış ve sonu fırsatları demektir.

12- Türk halkı sağlamcıdır. Mutlaka bir yerlerde kötü günler için bir birikimi vardır. Yardımlarının elinin altında olmasını sever bu nedenle Türkiye’de yastık altı altın miktarı çok yüksektir bu sağlamcılık merakının temeli ise aslında güvensizliktir. Türk halkı kişilere ve kurumlara güven duymakta çok zorlanır bunda tarih boyunca hep aldatılmış olmasının büyük rolü vardır yeniliklere açık gibi görünmekle birlikte “başkasının üstünde denenmiş yenilikleri” tercih eder.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Ankara İstanbul İzmir

Cemal Süreya’nın “üç şehir”, yani Ankara, İstanbul ve İzmir hakkında yazdıkları…

“Ankara; iyi kalpli üvey ana… Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım. Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana olan Ankara.

Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerliğin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.

Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su sanırlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara’nın göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkâr ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir. Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. İnsanlar Ankara’da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.“

“İstanbul’da ise durum daha vahimdir. Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibidir. Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul. Ama hayat eli çabuk davranır. Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar gider.

Bu yüzden hırsla kovalarlar hayatı İstanbullular. Beklediği şeyin belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya rağmen Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır ama İstanbullunun hırslı kovalamacasında ne huzur vardır, ne de tatmin.

Dünyanın en güzel şehri hemen kol mesafesindeyken kendilerini yiyip yutan bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler. Hayat kaçar, onlar kovalar.”

“Ama İzmir… İzmir’de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir. Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız.

Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar. ‘Ey hayat, biz Çeşme’ye gidiyoruz sen de arkadan gel’ der, İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider.

Uçak biletinin üzerinde adımın hemen yanında yazan İZM harflerine sevgiyle bakıyorum. Sabırsızım, sevgilisine kavuşacak aşıklar kadar.”

Yukarıda ki gönderiye katkı:

Antalyada bir tıp kongresi programı akşamüstü biterken;

Ankaralı doktorlar, televizyona koşarlar, hükümet ne olmuş , kim bakan olmuş diye.

İstanbullu doktorlar bilgisayar başına koşarlar borsa verilerine bakmak için.

İzmir li doktorlar yerel görevlilere sorar; Güneşin batışı en güzel nereden izlenir ?

Kişilik Tipleri ve Özellikleri Nelerdir?

Sizin için en doğru lokasyon #TuryapAlkent ! (1)

 

Kişilik, psikolojide en önemli temel kavramlardan birisidir. İnsanların sahip oldukları kişilikler tüm dünyayı şekillendirir. İnsanların birbirlerine karşı olan yaklaşımlarını da şirketlerin bireylere özel hizmetleri de kişilik kavramları üzerinden hayata geçirilir. Rahatsızlık duyulan bir kişiye edilen hakaretlerde de sevilen bir kişiye bonkörce edilen iltifatlarda da kişilik hep ön plandadır. Çünkü “kişilik” olarak addedilen kavram bireyin sahip olduğu, kişisel, onu tanımlayan ve diğerlerinden ayıran hem manevi hem de ruhsal niteliklerin tamamıdır.

 

Kişilik Nedir?

Kişilik bir insanı diğerlerinden ayıran, farklı ve kendine özgü kılan özelliklerin bütünü olarak yorumlanabilir. Nitekim söz konusu kişilik kavramının tanımlanması olduğunda, herkes tarafından genel geçer kabul edilen tek bir açıklama bulunmaz. Kimilerine göre kişilik, bireylerin alışkanlıklarının toplamıdır, kimilerine göre kişilerin hayatları boyunca davranma, düşünme ve hissetme biçimidir.

Kişilik bir insanı diğerlerinden ayıran, farklı ve kendine özgü kılan özelliklerin bütünü olarak yorumlanabilir. Nitekim söz konusu kişilik kavramının tanımlanması olduğunda, herkes tarafından genel geçer kabul edilen tek bir açıklama bulunmaz. Kimilerine göre kişilik, bireylerin alışkanlıklarının toplamıdır, kimilerine göre kişilerin hayatları boyunca davranma, düşünme ve hissetme biçimidir.

Kişilik ve Karakter Arasındaki Fark Nedir?

Kişilik genel itibariyle bireyi özel kılan davranışları içerir, ama aynı zamanda toplumsal değer yargılarından da etkilenir. Kişiliğin çevre etkisiyle oluşan kısmı karakter olarak adlandırılır. Karakter kişinin toplumda ne kadar saygı göreceğine, ne kadar sevileceğine, ne kadar övüleceğine ya da toplumdan ne kadar dışlanacağına konu olandır. Yalan söylememe, dürüst olma, büyüklere saygı duyma, sözünü tutma gibi değerler doğrudan karakterle ilgilidir. Diğer bir deyişle “karakterli olmak” ahlaklı olmak ile eş tutulur. Bu nedenledir ki karakteri sağlam olmak yani toplumsal değer yargılarına bağlı olmak ile kişilik yani bir kişiyi ayırt eden davranış ya da düşünüş şekli aynı değildir. Karakter, kişiliğin bir parçasıdır fakat tek başına kişilik kadar geniş bir anlam içermez.

Kişilik Tipleri ve Özellikleri Nelerdir?

Kişilik tipleri ve bu tiplerin özellikleri ile ilgili birçok çalışma ve dolayısıyla farklı sınıflandırmalar bulunur. Çok uzun zamandır tartışılan ve günümüzde de tartışılmaya devam edilen kişilik kavramını standartlaştırmak haliyle kolay bir süreç değildir. Kişilik tipleri hakkında bilgi vermek için hali hazırda kabul gören belli başlı sınıflandırmaları aktaracağız.

Myers-Briggs Kişilik Tipleri ve Özellikleri

Ünlü psikiyatr Carl G. Jung tarafından gerçekleştirilen kişilik analizlerinden yola çıkılarak Katharina Cook Briggs ve Isabel Mayer tarafından hazırlanan Myers – Briggs Kişilik tipleri dünyada en çok kullanılan ve geçerliliği kabul edilen metodolojilerden biridir. Myers – Briggs Kişilik Tipleri insanların kişiliklerinin enerji kaynakları, bilgi toplama yöntemleri, karar alma süreçleri ve dış dünyaya yönelme yöntemleri olmak üzere dört temel süreçte ele alır. Bu dört süreç Myers Briggs Kişilik tipleri klasifikasyonunun temelidir.

  • Enerjilerin odaklanmasına göre Dışa dönük (E)/ İçe dönük (I)
  • Bilgi toplama şekillerine göre Duyusal (S)/ Sezgisel (N)
  • Karar verme süreçlerine göre Düşünen (T) / Hisseden (F)
  • Dış dünyaya yönelme yöntemlerine göre Yargısal (J) / Algısal (P)

Maddeler arasında belirtilen kişilik özelliklerinden her biri farklı harflerle ifade edilir (İngilizce kelimelerin baş harfleri). Myers – Briggs kişilik tipleri bu 8 temel özelliğin kombinasyonları ile yaratılır. Konunun daha iyi anlamlandırılması açısından öncelikle 8 kişilik özelliği daha sonra ise 16 kişilik tipi hakkında detaylar vereceğiz.

Dışa Dönük (E):

Bir kişiyi tanımlamak için kullanılabilecek temel özelliklerden biri olan dışa dönüklük Myers Briggs sınıflandırmasında da belirleyici niteliklerden biridir. Sınıflandırmaya göre dışa dönük kişilerin sahip olduğu davranış modelleri şu şekilde sıralanabilir; konuşkanlık, sosyallik, dışa odaklılık, girişkenlik, sosyal enerji yüksekliği, toplumda yandaş bulduğunda harekete geçme, yüzeysel ilişkiler kurma.

İçe Dönük (I):

İhtiyaçları olan enerjiyi iç dünyalarında arayan içe dönük kişiler sessiz, temkinli ve derin ilişkiler kurma eğiliminde olurlar. Enerjisini bulundukları ortamdakilere değil kendilerine saklayan bu kişiler harekete geçmek için farklı bireylere ihtiyaç duymazlar. Kendine dönük ve koruyucu davranışlar sergilerler.

Duyusal (S):

Oldukça keskin gözlemciler olan bu kişiler oldukça meraklıdır. Dünyanın tadına varmak isterler ve geçmişlerinde de tamamen sıyrılamazlar. Güncellikten yana olan, geçmişten ders çıkarıp geleceğe yönelen, ikna gücü yüksek olan duyusal kişiler içinde bulundukları zamanı en iyi şekilde değerlendirmek isterler.

Sezgisel (N):

Olasılıkları düşünebilen, yaratıcı ve kurguya açık olan sezgisel kişiler kararlarını hislerine göre alırlar. Soyut düşünceleri seven, gelecekten ilham alan, yaptıkları ile ilham veren ancak sürekli bir beklenti içinde bulunan sezgisel kişiler içlerine doğana göre hareket etmeyi tercih ederler.

Düşünen (T)

Objektif değerlendirmelerden hareket eden, prensiplerine ve kurallara bağlı, analiz yeteneği gelişkin, ölçen, tartan, mantıklı davranan düşünen kişiler, tarafsızlıktan yanadır. Kişisel yargılardan yola çıkmazlar, onlar için standartlar ve kalıplar önemlidir.

Hissedenler (F)

İnsanlarla yakınlık kuran, geçimli, samimi, yardımsever, duyarlı ve kendi yargılarına güvenen bu özellikteki kişiler, hassas yapıları ile bilinirler.

Yargısal (J)

Dominant bir kişilik özelliğine sahip olan yargısallar; konuları tekrara bağlar, sistematiktir, kurallar koyar, geleceğini dikkatle planlar, iş planlamasına önem verir, sonuç odaklıdır ve  temkinlidir. Tedbirle hareket eden yargısal kişiler aynı zamanda mükemmeliyetçi olma eğitimindedir.

Algısal (P)

Anı yaşayan, açık fikirli, telaşa yer vermeyen, oluruna bırakan ve rahat olarak tanımlayabileceğimiz algısal kişiler, yeni fikirler bulan ve alternatif arayışında olan kişiler olarak betimlenebilir.

Kişilik özelliklerini saydıktan sonra bu kişilik özelliklerinin farklı kombinasyonları sonucu ortaya çıkan 16 kişilik tipi ile ilgili de kısaca bilgi aktarmak istiyoruz.

A. Analizciler Grubu

  1. INTJ (Mimar Kişilik Tipi): Toplumda çok az kişi INTJ kişilik tipine sahiptir. Yaklaşık %2 oranında görülen bu kişilik tipi erkeklerde daha sık rastlanır. Hem hayalperest hem de kararlı olabilen, hem meraklı hem de enerjilerini verimli kullanan bu grup bilgiye aç olarak nitelendirilebilirler. Bildiklerini paylaşırlar ve bildikleri konularda tozu dumana katarlar.
  2. INTP (Mantıkçı Kişilik Tipi): Nüfusun yaklaşık %3’ünü oluşturan INTP kişilik tipi için sıradanlık başlarına gelebilecek en kötü şeylerden biridir. Yaratıcı olurlar, olayları farklı perspektiflerden ele alırlar, bilgi birikimlerini güçlendirir ve bilgi birikimleri ile gurur duyarlar. Tüm kişilik tipleri içerisinde en mantık odaklısı Mantıkçı kişilik tipi mensuplarıdır.
  3. ENTJ (Buyurucu Kişilik Tipi): Lider olunmaz doğulur! savının ispatı olan buyurucu kişilik tipi, lider karizmasına sahiptir. Meydan okuyan, meydan okumaktan heyecanlanan ve başarıya ise asla doyamayan bu kişiler uzun süre odaklanabilirler. Peşlerinden bir ordu sürükleyen kişilerin buyurucu kişilik tipine sahip olduğu düşünülebilir.
  4. ENTP (Tartışmacı Kişilik Tipi): Tartışmayı, argümanlar sunmayı ve yeri geldiğinde muhalefet etmeyi işin eğlencesi olarak kabul eden ENTP kişilik tipine sahip bireyler sivri dillidir ve laflarını esirgemezler. İcraattan çok fikir üretirler ve bu nedenle toplum tarafından da pek tasvip edilmezler.

B. Diplomatlar Grubu

  1. INFJ (Savunucu Kişilik Tipi): Nüfusun %1’inden azını oluşturan savunucular, iz bırakmak için doğarlar. Ahlaki değerlere önem verirler ve idealist bir kişilikleri vardır. Hayalperesttirler ancak hayallerini gerçekleştirmek için somut adımlar da atarlar. Adaletsizliğe karşı çıkarlar, yanlış gördüklerinde duruma müdahale ederler.
  2. INFP (Arabulucu Kişilik Tipi): Çekingen ve utangaç yapılarına rağmen yeri geldiğinde olayları iyileştirmek için yoğun çaba harcayan arabulucu kişilik tipi bireyleri dikkatlerini az konuya odaklamayı tercih ederler. Hayatlarında çok görünse de az kişi olur ve kibarlıkları ile büyük takdir görürler.
  3. ENFJ (Önder Kişilik Tipi): Doğuştan karizmatik lider olan kişilik tiplerinden biri ile karşınızdayız. Oldukça nadir görülen bu kişilik tipine sahip olanlar iyi şeyler yapmak ve dünyayı değiştirmek için hareket ederler. Çevrelerindeki insanların gelişimi için onları etkileyebilen önder kişilik tipi sahipleri başkalarına kılavuzluk etmeye bayılırlar.
  4. ENFP (Kampanyacı Kişilik Tipi): “Ben Özgürüm!” sloganları atarak çevrenizde dolanan birileri varsa işte onlar kampanyacı kişilik tipinin temsilcileridir. Girdikleri ortama hareket ve renk getirirler, büyüleyici bir enerjileri vardır. Yaratıcı olurlar ve özgürlüklerine aşırı düşkündürler.

C. Gözcüler Grubu

  1. ISTJ (Lojistikçi Kişilik Tipi): Belirli standartların sürdürülmesi gerektiği durumlarda canını dişine takan, kurallara uyulmasını sağlayan ve pratik bir mantığa sahip olan lojistikçi kişilik tipi mensupları sorumluluk almayı çok severler. Yaptıkları işlerden gurur duymak isterler ve onlar için bir görevi tam zamanında layığıyla yapmak çok önemlidir. Onlar bir şeyi yapacaklarını belirttiklerinde kendi çıkarlarına ters olsa dahi verdikleri sözü tutarlar. Gerçekliğe inanırlar ve başkalarına bağlı olmaktan hiç haz etmezler.
  2. ISFJ (Savunmacı Kişilik Tipi): En yakınlarını korumaları gerektiğinde savunmacı kişilik tipine sahip olanlar için akan sular durur. Normalde sessiz ve içe dönük yapıya sahip olsalar da yeri ve zamanı geldiğinde ortalığı kasıp kavurabilirler. Kendilerini işine adarlar, yardımcı olmaya bayılırlar ve dışarı karşı çok belli etmeseler de oldukça sevgi dolu olurlar.
  3. ESTJ (Yönetici Kişilik Tipi): Gelenek ve düzenin temsilcisi olan yönetici kişilik tipi mensupları dürüstlükten ve onurdan ödün vermezler. Önerileri ve yönlendirmeleri saygı duyulan bu kişiler ne yaparlarsa yapsınlar işlerinin hakkını verirler. Etrafında olanların fazlasıyla farkında olurlar, prensiplerine bağlıdırlar ve en zorlu işlerin dahi üstesinden kolay bir şekilde gelebilirler. Başarıları için farklı kişilerle birlikte çalışmaları gereken bu kişilik tipine sahip olanlar doğuştan liderlik ışığı taşırlar.
  4. ESFJ (Konsül Kişilik Tipi): Toplumun popüler kişileri genellikle konsül kişilik tipine sahip olanlardır. Girdikleri ortamlarda duruşları ve yaptıkları ile tüm gözleri üzerlerine çeviren bu kişiler cana yakındır ve arkadaşlarının her zaman yanındadır. En sosyal kişilik tiplerinden biri olan konsül kişilik tipi sahipleri çatışma hallerini hiç sevmezler. Onlar enerjilerini sosyal düzeni korumak için harcamayı tercih ederler ve herkesin birlikte zaman geçireceği aktivite fırsatları yaratmaya bayılırlar.

D. Kaşifler Grubu

  1. ISTP (Becerikli Kişilik Tipi): Sorun çözme, fikir  bulma, deneme ve yanılma yöntemlerinde doğuştan uzman olan becerikli kişi tipi mensupları değer verdikleri ve sevdikleri insanlara yardım etmekten büyük bir haz duyarlar. Nüfusun oldukça az bir kısmını oluştururlar ve genellikle erkeklerden oluşurlar. Anlaşılması kolay özelliklere sahip gibi görünürler ancak ortada gerçekten bir sorun olduğunda  çözülmelerinin oldukça güç olduğu gerçeği fark edilir. Empati kurmakta çok başarılı oldukları söylenemez ancak pratikliklerine de tek kelime edilemez.
  2. ISFP (Maceracı Kişilik Tipi): Doğuştan sanatçı olur bazıları ,işte onlar maceracı kişilik tipi temsilcileridir. Bakış açılarını sürekli değiştirebilir, keşifler yapabilir ve elde ettikleri sonuçlardan kendilerine yeni maceralar çıkarabilirler. Ne yapacakları kesin belli olmayan bu grup özünde içe dönüktür. Riskten çekinmezler, ekstrem sporlara merakları da tehlike barındıran alışkanlıkları da olabilir. Eleştirilmeye toleransları vardır fakat nezaket sınırları aşıldığında maceracı kişilik tipi bireyleri zıvanadan çıkabilir.
  3. ESFP (Eğlendirici Kişilik Tipi): Heyecanlı, duyarlı, paylaşımcı ve kesinlikle cömert olarak tanımlanabilen eğlendirici kişilik tipi mensupları ortam atmosferini anında değiştirme yeteneğine sahiptir. Onları her zaman ilgi merkezinde bulabilir ve bitmeyen enerjilerine hayranlık duyabilirsiniz. Estetik görüleri çok kuvvetlidir ve ön planda olmayı hak ettiklerine inanırlar.
  4. ESTP (Girişimci Kişilik Tipi): Gerçekçi bir espri yeteneğine sahip olan girişimci kişilik tipleri, ilginin merkezinde olmak için doğmuşlardır. Kalabalık ortamları bir anda etkileri altına alırlar, enerjik sohbetleri ile çevrelerindekileri dış dünyadan soyutlarlar. Kuralları çiğneyen ya da esneten, kendi bildiklerinden şaşmayan ve risk almaktan çekinmeyen girişimci kişilik tipi mensupları oldukça kuvvetli sezgilere sahiptirler.

Myers – Briggs kişilik tipleri hakkında detaylı bilgi verdik ancak elbette ki kişilik tipleri ile ilgili yapılan tek klasifikasyon bu değil. Bir diğer kişilik tipi ve kişilik özellikleri sınıflandırması Erich Fromm tarafından gerçekleştirilmiştir.

Erich Fromm Kişilik Tipleri ve Özellikleri

İnsanların özgür olma ve ait olma dürtülerinden hareketle kurgulanan Erich Fromm kişilik teorisi oldukça negatif izler taşıyor. Kişilik tipleri ona göre 5 ana kategoride toplanıyor.

Alıcı Kişilik Tip

Hep bana, hep bana diyen birileri varsa çevrenizde alıcı kişilik tipi örneği ile karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Sizden tavsiye, deneyim aktarımı ve öneri isterler ancak aldıklarının karşılığını bir türlü veremezler, vermeyi tercih de ettikleri söylenemez. Başkalarına yardım etmek de onların hayatını iyileştirmek de onlara göre değildir. Kendi kararlarını almakta zorlanırlar, sosyal olarak yeterince başarı gösteremezler ve kendi potansiyellerini fark edemezler.

Sömürücü Kişilik Tipi

Pragmatizmin zirvesinde yer alan sömürücü kişiler kurdukları tüm ilişkilerin belirli amaçlara hizmet etmesini isterler. Onlar için isteklerine ulaşmak adına yalan da söylenebilir tabiri caizse adam da satılabilir. Bu açıdan kendi çıkarlarından daha önemli hiçbir ahlaki değer onları bağlamaz. Çevrelerindeki insanları da bu doğrultuda seçerler ve farkındalığı az olan kişilerle samimi ilişkiler kurmayı tercih ederler.

Biriktirici Kişilik Tipi

Maddi varlıklara tutkun, eşyalara odaklı, mal ve mülk edinme takıntılı kişilik tipi biriktirici kişilik tipi olarak tanımlanır. Bir şeylere sahip olmak onların kendilerini güvende hissetmelerine yarar, maddiyat en önemli kişisel tatmin araçlarıdır. Ne zaman yeni bir ürün çıksa ilk gidip onlar almak ister, her şeyin en pahalısında hep onların gözleri vardır. Ne kadar paraları olsa da sonuç değişmez, her zaman ortada bir eksik olur. Erich Fromm bu tipleri özgüvensiz olarak niteler.

Pazarlamacı Kişilik Tipi

Çevresindeki insanları finansal beklentilerine göre seçen pazarlamacı kişilik tipi mensupları ahlaki olarak tasvip edilmeseler de genellikle gülen taraf olmayı başarırlar. Çıkarcıdırlar ve hedeflerine erişmek için her yolun mubah olduğunu düşünürler. Ticari düşündükleri ve kurdukları ilişkiler sayesinde prestij ve güç kazanmada tam birer uzmandırlar.

Verimli Kişilik Tipi

Erich Fromm kişilik tipleri, şimdiye dek saydıklarımız, hep negatif temeller ve özellikler üzerine inşa edilmiştir. İnsanların çıkarcı, pragmatist ve bencil doğalarına seslenen Fromm verimli kişilik tipi sınıflandırmasında pozitif bir yaklaşım belirler. Fromm’a göre verimli kişilik tipine sahip olanların temel amacı insan olmaya çalışmaktır. Olumsuz duygularla başa çıkan ve insanlarla ilişkilerinde karşılıklı fayda oluşmasına özen gösteren verimli kişilik tipleri dünyayı kurtaracak olanlardır.

Enneagram Kişilik Tipleri

İnsanların dünyayı nasıl algıladıkları, nasıl değerlendirdikleri ve nasıl tepki verdiklerine göre Enneagram Kişilik Tipleri 9 farklı kategoriye ayrılmıştır. Her bir kişilik tipinin güçlü ve zayıf yanları bulunur. Enneagram felsefesine göre insanlar iyi bir özle ve spesifik bir kişilik tipi ile doğarlar ancak çevresel unsurlara maruz kaldıkça özlerinden uzaklaşırlar. Gelin Enneagram kişilik tipleri hakkında kısa kısa bilgi edinelim.

Mükemmeliyetçi Kişilik Tipi

Detaylı ve kontrol meraklısı mükemmeliyetçi kişilik tipi mensupları kendilerini geliştirir, akılcı ve dürüst olurlar. Yaptıkları her şeyde mükemmel olmak isterler ve başkalarından da aynı özeni göstermesini beklerler. İnsanların mükemmeli yerine getiremedikleri durumlar ise onlar için tam bir hayal kırıklığına dönüşür. En iyisini yapamayan insanların onların çevresinde çok işi olmaz, çünkü başarısızlığa kesin tepkiler verirler.

Yardımsever Kişilik Tipi

İnsanları seven, değer veren, hassas ve insanların ihtiyaçlarına duyarlı olan yardımsever kişilik tipi mensupları başkalarını düşünmekten kendilerine yeterince zaman ayıramazlar. Diğer insanlarla ortak çalışmalarda grubun ahengine dönüşürler ve başkalarıyla kimi zaman gereksiz derecede fazla ilgilenirler. Yaptıkları tüm fedakarlıkların karşılığında ise takdir görmeyi beklerler ve nezaketi hak ettiklerine inanırlar.

Başarı Odaklı Kişilik Tipi

Hedef koyar ve hedeflerine ulaşmak için var gücüyle çalışırlar. Enerjik olurlar ve söz konusu hedeflerine ulaşmaksa enerjileri ile kendilerine hayran bırakırlar. Başkalarına ilham kaynağı olabilirler ancak işkolik olma ihtimalleri oldukça yüksektir. Gerektiğini duygularını kenara bırakırlar ve kariyerlerini özel hayatlarının önünde tutabilirler. Başarılı olmayı sevilmenin ön koşulu olarak değerlendirilirler. İşlerini yaparken rahatsız edilmedikleri ve gereksiz eleştirilmedikleri takdirde gazaplarından korunabilir.

Bireysel Kişilik Tipi

Duyarlı bir birey varsa çevrenizde büyük ihtimalle bireysel kişilik tipi temsilcisidir. Duygularını sanatsal olarak ifade edebilirler, duygusal dalgalanmaları sıklıkla yaşarlar, kendi dünyalarına odaklanırlar. Özel ve farklı olduklarını hissetmek onları fazlasıyla memnun eder. Sevdikleri kişiler tarafından değer verildiklerini hissetmek onlar için önemlidir.

Araştırmacı Kişilik Tipi

Oldukça entelektüel olurlar ve gerektiğinde kendilerini dış dünyadan soyutlarlar. Mantıklıdırlar ve düşüncelere önem verirler. Araştırmacı kişilik tipi mensupları araştırmaktan ve denemekten hoşlanırlar, sorumluluklarına ise sonuna kadar bağlıdırlar. Yalnız kalmak onlar için sorun değildir, insanlarla tüm mesafeleri kaldırmak istemezler; özel hayatlarına sokacakları kişileri titizlikle test ederler.

Sorgulayıcı Kişilik Tipi

Çevrelerinde bulunan sevdiklerinin güvenliğini sağlamak başlıca amaçlarıdır, oldukça şüpheci ve tetikte oldukları söylenebilir. Sempatiklik onların kanında vardır, aynı zamanda güvenilir, çalışkan ve biraz da kötümser olurlar. Risk almak onların mizaçlarına uygun değildir, işbirliklerini severler. Sorgulayıcı kişilik tipine sahip olanlar zor güvenirler, fakat güvendikten sonra kendilerini o kişiye adarlar.

Maceracı Kişilik Tipi

Karizmatik, sempatik ve oldukça iyimser olan maceracılar, bulundukları ortama enerji yayarlar. İlgi görmeyi severler, monotonluğa tahammül edemezler. İstedikleri şeylerle meşgul olduklarında oldukça çalışkan birine dönüşseler de sıkıcı bir iş yapmak zorunda olduklarında tembelleşebilirler. İnsanlarla iyi iletişim kurarlar ve çevrelerinde negatif kişilerin bulunmasını istemezler.

Meydan Okuyan Kişilik Tipi

Kendilerine güvenirler, kontrolü severler ve gerektiğinde başkalarıyla çatışmaktan çekinmezler. Ne istediklerini bilen meydan okuyucular doğuştan liderlik özellikleri ile donatılmışlardır. Stres altındayken hadlerini aşma eğilimi gösterirler ve verdikleri tepkilerle zaman zaman insan kaybedebilirler. Başkalarının vermeye cesaret dahi edemediği kararlar onların takip ettikleri yol olur.

Barışçı Kişilik tipi

İnsanlarla iyi ilişkiler kuran, başkalarına saygı duyan ve saygı duyulmayı bekleyen barışçı kişilik tipi mensupları oldukça uyumlu kişilerdir. Huzur onlar için hayat amacıdır, dolayısıyla pozitif yaklaşımları benimserler. Çevrelerindeki kişilerin hatalarını yüzlerine vurup onları yermek yerine gelişim alanları doğrultusunda onları desteklemek isterler. Fakat grup içerisinde görüşlerini söylemek istemezler ve tepkisiz kalmayı tercih ederler. Yoğun tartışmaların yaşandığı ortamlarda seslerini çıkarmazlar.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Yengeç Sepeti Sendromu!

542a4b60-1d9e-47db-bceb-972281a9a54c-original.jpeg

 

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçmayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkânsızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, “Yengeç Sepeti Sendromu”nun çıkış noktasıdır.

Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur. Rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.

Yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar. Başkasına yardımcı olmak, kendimize yardımcı olmaktır aslında. “Love your neighbour as thyself.” (Komşunu kendin gibi sev) sözü aklınızda bulunsun.

Paylaştıkça çoğalır insan.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Martenitsa’nın Hikayesi

 

Bulgaristan’ın Mart ayının ilk ziyaretinde göreceği kadar şanslıysanız, kırmızı ve beyaz yün ipliklerden yapılmış küçük jetonlarla (token) süslenmiş hemen hemen her insanı fark ettiğinizden emin olabilirsiniz.

Sonra, Mart ayının sonundan nisan ayının ortasına kadar, aynı sembollerle süslenmiş birçok meyve ağacı ve çalının farkına varacaksınız.

1 Mart, Bulgaristan’daki Baba Marta günü – Mart ayının ilk günü ve izleyen günlerde, bütün insanlar birbirlerine Pizho (erkek karakter) ve Penda (kadın karakter) adında kırmızı-beyaz şeritler veya küçük yünlü bebekler veriyorlar.

Geleneğe göre, Marta (Mart kelimesinin kadın varyasyonu) ruh halini hızla kötüden iyiye ve tekrar tekrar değiştiren kızgın bir yaşlı kadındır. Her yerinde Büyükanne Marta (Bulgar Baba Marta da) popüler.

Martenitsa’nın kırmızı-beyaz sembollerinin anlamı ile ilgili birçok inanç ve hikaye var.

En popüler olanı şu:

Yüzlerce yıl önce, proto-Bulgar hükümdarı Asparuh Han (Asparuh ya da Isperih, Bulgar atalarının bilinen en büyük komutanı. Bir Türk boyu olan Hazarların zoruyla batıya göç ederek Tuna havzasında Birinci Bulgar İmparatorluğu’nu kurmuştur) halkını yaşayabilecekleri verimli topraklar aramak için uzak Tibet Dağları’nda evini terk etti. Sonunda Slavların topraklarına ulaşana kadar kendisini ve halkını değerli konukları selamlayan birçok nehir ve dağlardan geçti. Beyaz kıyafetler giyen Slav kadınlar içecek getirdiler, masalar da yiyeceklerle doluydu – kutsanmış topraklarda yetişen her şey.

Fakat Han üzgündü ve hasretliydi, annesini ve sevgili kız kardeşi Kalina’yı özlüyordu.

Büyük nehrin yanına oturdu ve gözyaşlarının yanmasına neden oldu, tanrılara ve güneşe mucizenin gerçekleşmesi için dua etti.

Ve oldu! Omzuna bir kırlangıç ​​düştü ve Han bütün üzüntülerini ona paylaştı. Sonra kırlangıç ​​uçup gitti, Proto-Bulgarların geldiği topraklara geri döndü ve bir insan sesiyle Han’ın kız kardeşi Kalina’ya, erkek kardeşinin krallığı için yeni bir toprak bulduğunu ama onu çok özlediğini ve gönderdiğini söyledi…

Kalina bunu duyduğuna çok sevindi ve kardeşine haberi aldığı için bir token (jeton) göndermeye karar verdi. Yeşil bir çalılıktan küçük bir demet çıkardı, beyaz bir yün iplikle bağladı ve ipliğin sonunda bir tebrik işareti olarak düğümler yaptı – ve bu kırışı kardeşine geri götürmek için geri yolladı.

Kırlangıç ​​şimşek kadar hızlı uçtu ve çok geçmeden tekrar Han’ın omzuna indi. Ancak uzun uçuş nedeniyle kanadı kırıldı ve bazı kan damlaları beyaz yün ipliği boyandı. Han, yeşil salkımı gördüğüne çok sevindi, kız kardeşinin selamını yaptığı düğümlerle selamladı ve bunu göğsüne tutturdu.

Han, adamlarına her birine sağlık ve cennetten bir kutsama için her yıl o gün küçük bir beyaz bükümlü kırmızı-beyaz iplik koymalarını emretti.

Bu, Mart ayının ilk günü oldu ve o zamandan beri bir gelenek olarak kaldı.

Bulgar geleneği devam ederken, her sabah Mart ayının ilk günü, bahçede bol miktarda dumanlı bir ateşin başlatılması gerekiyor. Sonra, evde yaşayan herkes kötü ruhları temizlemek ve tüm hastalıkları uzak tutmak için ateşin üzerine üç kez atlar, yükselen güneşe bakar.

Sonra evin hanımı kırmızı kıyafetler ve kumaşlar çıkarır, onları ağaç dallarına ve çitlere asar.

Daha sonra küçük çocukları ve yenidoğan hayvanları, yün veya pamuk ipliklerinden hazırladığı Martenitsa ile süsledi.

 

https://www.inestravel.bg/tour_195.html

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens Kitabının Yazarı Yuval Noah Harari’den Değerli Alıntılar…

yuvalnoahharari1506a

Yuval Harari yazmış olduğu Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens, 21.Yüzyıl İçin 21 Ders ve Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi kitaplarıyla tüm dünyada adını duyurmayı başarabilen ender tarihçilerden. Doktorasını Oxford Üniversitesi’nde tamamlayan ve hala Kudüs İbrani Üniversitesi’nde Dünya Tarihi dersleri vermeye devam eden Harari, şüphesiz günümüzü ve geleceği tarihin ışığında değerlendirip yorumlamada en yetkin isimlerden biri.

Çalışmalarıyla oldukça bilgilendirici eserler ortaya koyan Harari’nin düşünmenizi sağlayacak ve bakış açınızı değiştirebilecek sözleri…

1) Bugün tüm insanlar itiraf etmek istemeseler bile giyim kuşamda, düşüncede, zevkte Avrupalıdır. Söylemde çok katı Avrupa karşıtı olabilirler ama gezegendeki neredeyse herkes siyaset, tıp, savaş ve ekonomiyi Avrupa’nın gözlerinden görüyor.

2) İnsanlar bilinmeyenden korktukları için değişimden kaçınırlar. Ancak tarihte değişmeyen tek şey, her şeyin değiştiğidir.

3) Modern insanlık bitmek tükenmek bilmeyen bir ‘fırsat kaçırma korkusu’ tarafından esir alınmış durumda. Hiç olmadığı kadar çok seçeneğimiz olmasına rağmen, tercihlerimize odaklanma yeteneğimizi kaybetmiş haldeyiz.

4) Tarihin en keskin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıktan bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.

5) Cehaletimiz dışında hiçbir şey bizi engelleyemez.

6) Anlamdan yoksun bir evrende modern yaşam, güç peşinde bitmek tükenmek bilmeyen bir koşudur.

7) Pek çok kişi bu duruma karşı çıksa da asıl problem çocuklarda değil eğitim sistemindedir.

8) Kendi üniversitemdeki psikoloji bölümünün müfredatta ilk zorunlu dersi, “psikolojik araştırmada istatistik ve metodolojiye giriş”tir. Psikoloji öğrencileri ikinci yıllarında ise “Psikolojik araştırmada istatistiksel yöntemler” dersini almak zorunda. Eğer insan zihnini anlamak ve hastalıkları iyileştirmek için önce istatistik okumanız gerektiğini söyleseydiniz Konfüçyüs, Buddha, İsa ve Muhammed hayrete düşerlerdi.

9) Erkeklerin ve kadınların rollerini, haklarını ve görevlerini biyolojiden ziyade mitler belirlediğinden, erkeklik ve kadınlık kavramları bir toplumdan öbürüne çok ciddi ölçüde değişiklik gösterir.

10) Tarih çok az insanın yaptığı, geri kalanların da tarla sürdüğü veya su kovaları taşıdığı bir şeydir.

11) Homo Sapiens, kendisinin de bir hayvan türü olduğu gerçeğini unutmak için elinden geleni yapıyor.

12) Geç modern çağdaki dünyamızın, tarihte ilk defa tüm insanların temel de eşit olduğunu iddia etmekle gururlanırken, tarihin en eşitsiz toplumunu kurma ihtimali çok yüksek.

13) Ayak izi rüzgarın olmadığı Ay’da bozulmamış halde duran Neil Armstrong, 30 bin yıl önce Chauvet Mağarası’nın duvarına el izini bırakan isimsiz avcı toplayıcıdan daha mutlu muydu?

14) Davranışı değiştirmeyen bilgi işe yaramaz.

15) Eşitlik mazide kaldı, bugünün modası ölümsüzlük.

16) Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur. Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı’nın sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz?

17) Kim bilir kaç üniversite mezunu genç çok çalışıp iyi paralar kazanacaklarını düşünerek büyük firmalara giriyor ve ancak otuz beş yaşından sonra bu işlerden ayrılarak gerçek istediklerini yapmaya çalışıyor?

18) Arzular acı çekmeye sebep olur, acı çekmekten tamamen kurtulmanın tek yolu da arzu duymaktan tamamen kurtulmaktır. Bunu yapmanın tek yolu da gerçekliği olduğu gibi yaşaması için zihni eğitmektir.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Anahtar Kelimeleri Doğru Kullanabiliyor Muyuz?

veronica-benavides-331238-unsplash.jpg

 

İnternet ortamının ayrıcalıklarından sürekli bahsediliyor olabilir; ancak bazen doğru olmayan bilgilerle de karşı karşıya kalındığını biliyoruz. Bu yüzden de kimi zaman hangi bilgi doğru, hangi bilgi yalan ya da doğru değil, anlamakta zorlanıyor ve bir kavram karmaşası yaşıyoruz. Nitekim böylesi olan durumlardan bir tanesi de blog yazanlar için devreye giriyor. Hepimizin çok iyi bildiği üzere son yılların en popüler kavramlarından bir tanesi de Blogger. Ve elbette Andy Warhol’un o çok meşhur sözünde olduğu gibi herkes 15 dakikalığına da olsa şöhret olmak istiyor. Şöhret olmanın en kolay yolları ise; bilinen ve çok tıklanan bir blogunuzun olması. Kişisel ya da kurumsal blog hesaplarının arama motorlarında üst sıralarda çıkması için anahtar kelimelerin  doğru kullanımı oldukça önemli.

Öncelikle,yazarken işin matematiğine takılmadan yazının bütünlüğünü bozmadan akıcı bir biçimde yazmak gerekiyor. Oysa yazılan yazıda şu kelime sayısına göre şu kadar anahtar kelime olma düşüncesi yazının ritmini etkiliyor. Dahası bu, kısaca SEO olarak belirtilen arama motoru optimizasyonlarında da çok fazla işe yaramıyor değil mi?

Şimdi biraz daha konunun detaylarına bakalım, var mısınız?

Anahtar Kelimeler Önemlidir

Arama motorlarının içeriğindeki anahtar kelimelerin amacına veya amacına karşı kullanılan anahtar kelimelere daha az önem vermeye başladığını öncelikle bilmek gerekiyor.  Evet, anahtar kelimeler önemlidir ama tek parametre bu değildir. İşin dinamiği, stratejisi unutulmadan yazılmalıdır.

Hadi bir örnek verelim! Kişi eğer arama motorunda boşanma avukatı aratıyorsa sizin kendi blogunuzda tonlarca boşanma avukatı anahtar kelimesi kullanmanıza gerek yoktur. İçeriğinin de dolu dolu olması ve keyword olarak da tabir edilen bu sözcük ile uyumlu olması gerekir.  Yani blogunuz için doğru bir strateji oluşturmazsanız gerisi nafile. Seçilen kelime, yazının genel ahengini bozmamalı ve yazı ile bütünleşmelidir. İçeriğe uygun bir kelime seçilmelidir.

Anahtar Kelime Araştırması Yapın!

Elbette bu sitelerde anahtar kelime kullanılmalıdır. İşe ilk başlayanlar bu kelimeyi doğru olarak tespit edemeyebilir; fakat geçen zaman içinde mutlaka öğreneceklerdir. Bu noktada Google tarafından bulabileceğiniz uygulamalar ile kolayca hangi anahtar kelimeleri yazınızda kullanacağınızı öğrenebilirsiniz.

Burada bilinmesi gereken bir önemli husus daha var. Anahtar kelime dediğimiz şey tek bir sözcükten oluşmayabilir. Kimi zaman birbiriyle bütünleşik kelimeler dizinleri de keyword olarak kullanılabilir.

Benzersiz Olun!

Şimdi gelelim işin diğer püf noktalarına.

Gerçekten fark yaratmak istiyorsanız kesinlikle benzersiz olmalısınız- ki bu da bir strateji işidir. Bu noktada yaratıcı ve tutarlı olmak son derece önemlidir. Bu durumun size ne kazandıracağına bakacak olursak şunlar söylenebilir:

  • Markanızın öne çıkmasına yardımcı olur.
  • Kullanıcılarınızın işletmenizin neyle ilgili olduğunu anlamasına yardım eder.
  • Sizi rakiplerinizden farklılaştırır.

Hedef Kitlenizin Kim Olduğunu Biliyor Musunuz?

Bir blog için en önemli olan konulardan bir tanesi de yazdığınız bu blogun kime hitap ettiğidir. Herkese hitap edemeyeceğinize göre belli bir hedef kitle seçmek durumunda olduğunuzu ve seçilen kitleye göre yazılar yazmanız gerektiğini unutmamalısınız. Seçtiğiniz hedef kitlenin de beklentilerini doğru bir biçimde bilmeniz gerektiğini unutmamalısınız.

Dönüşleri Artırın!

İster sitenize reklam alın ister sponsor ama mutlaka sitenizin dönüşümleri artırın. Burada önemli olan şey; interaktif iletişime olanak tanıyan bir yapı kurmak.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Tarihin En Çok Satan 5 Kitabından 5 Evrensel Hayat Dersi

 

Tarihin En Çok Satan 5 Kitabından 5 Evrensel Hayat Dersi

Kitaplar her zaman hayata dair öğütler bulabileceğimiz akıl hocalarımızdır. Biz farkına varmasak da bilinçaltımızda derin izler bırakırlar. Belki aldığımız büyük kararların arkasında o kitapların izi vardır. Şimdi o kitaplara ve bize verdikleri hayat derslerine bir göz atalım.

 

1) Harry Potter – J.K. Rowling

1

Arkadaşlığın, zorlukların üstesinden gelmenin, kalp kırıklarının, cesaretin ve kendini keşfetmenin hikayesi. J.K. Rowling’in dehası sayısız insana kendilerine dürüst kalırken de zorbalarla, derin kayıplarla, ergenliğin garip ve tehlikeli yanlarıyla baş edilebileceğini gösterdi.

Yazdığı kitap dışında Rowling hayattaki doğrularını eylemleriyle de gösterdi. O kadar çok bağış yaptı ki milyarder statüsünü kaybetti.

“Birinin nasıl bir insan olduğunu anlamak istediğinde altındaki insanlara nasıl davrandığına bak, emsallerine değil.”

 

2) Yüzüklerin Efendisi – J.R.R Tolkien

2

Harry Potter’da işlenen çoğu figürü Yüzüklerin Efendisi’nde daha yetişkinlere has bir temanın içinde görüyoruz. Bu şaheserin verdiği en önemli dersler merhametin gücü ve evreni kontrol edemiyor oluşumuzu kabul etmemiz gerektiği.

“Kimisi ölümü hak ederek yaşar kimi de yaşamı hak ederek ölür. Buna sen karar verebilir misin? O zaman ölüm dağıtmaya çok istekli olma. En bilgesi bile tüm sonları göremez.”

 

3) Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupery

3

“Yalnızca kalbinle baktığında doğruları görebilirsin, asıl anlamı gözler göremez.”

Saint-Exupery’nin kaleminin en büyük gücü çocuklara kolayca iyi bir insan olmayı öğretirken yetişkinlere de bunu hatırlatabilmesidir. Sağlıklı ilişkiler kurmanın önemi, kendine ve duygularına değer verme, sevdiklerimizin özgürlüğünü önemseme, var olanın ötesine bakabilme, acıyla yüzleşebilme gibi verdiği bir çok mesajla herkesi hayata hazırlıyor.

“İnsanların hiçbir şeyi anlamak için zamanı yok. Eşyaları mağazalardan alıyorlar ama arkadaşlığı alabilecekleri bir yer yok. Bu yüzden artık hiç arkadaşları yok.”

 

4) Narnia Günlükleri – C.S. Lewis

4

C.S. Lewis dindar bir ailede büyüyüp inancını kaybeden ve sonra yeniden kazanan biri. En ünlü eseri de bolca dini ve ruhsal tema barındırıyor. Eserinde inanç ve güvenin önemi, sorumluluk, eylemlerimizin sonuçlarıyla yüzleşebilme, affetmenin önemi ve barış gibi çoğu mesaj veriyor.

“Bir hain bile doğru yolu bulabilir. Bulan birini tanımıştım.”

 

5) Charlotte’un Sevgi Ağı – E.B. White

5

Gencine ve yaşlısına arkadaşlığın, sabrın, ikinci şansın, alçak gönüllülüğün, şükretmenin ve uyumun önemini anlatmakla kalmıyor ayrıca onları yüzeysellik,önyargının sonuçları ve anlama eksikliğinden doğan korku hakkında uyarıyor. Merhameti, hayal gücünü, arkadaşlığı kutluyor ve görünenin ötesine bakmaya, ihtiyaç duyduğu an yardım istemeye teşvik ediyor. Hepsinden önemlisi hayatı, çeşitliliği ve değişimi kucaklıyor.

“Benim arkadaşım oldun. Bu başlı başına harika bir şey. Sonuçta hayat ne ki? Doğar, biraz yaşar ve ölürüz. Belki sana yardım ederek hayatımı anlamsızlıktan kurtarmışımdır. Tanrı biliyor ya herhangi birinin hayatı bunun bir parçasıyla bile anlamlı hale gelebilirdi.”

 

Tarihin En Çok Satan 5 Kitabından 5 Evrensel Hayat Dersi

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Daha Güçlü ve Daha Uzun Süreli Bir Hafıza Mümkün!

indir (5)

 

Albert Camus, “Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.” diyor bir sözünde. Yaşamın çağımızda ulaştığı hız düşünülürse biraz unutkan olmak hepimiz için sıradan bir durum aslında. Bazen arabanın anahtarlarını nereye koyduğumuzu, bazen önemli bir dosyanın yerini, bazen de isimleri siliveririz zihnimizden. Bunu elbette isteyerek ve kasıtlı yapmayız ancak zaman geçip anılar çoğaldıkça en yakın ve basit kayıtlar uçuverir hafızamızdan.

Uzmanlar geçen yıllara rağmen belleğimizi  taze ve canlı tutmak için birçok önlem ve egzersiz öneriyorlar. Biz de sizler için işe yarayacağını umduğumuz birkaç tanesini derledik.

Kullanmadığınız Elinizi Devreye Sokun

Eğer sağlaksanız o zaman hemen şimdi otomatiğe bağladığınız işlerinizden bir kısmını sol elinizle yapmaya başlayın. Normalde kullanmadığınız elinizi gün içerisinde birkaç kez de olsa yemek, yazmak ya da bazı şeyleri tutmak için kullanmak beyninizdeki atıl nöronları devreye sokmakta ve beyninizin inaktif bölümünü hayata sunmaktadır.

Günlük İşlerinizi Gözleriniz Kapalıyken Yapmaya Çalışın

Gün içerisinde üzerinde hiç düşünmeden yaptığınız kaç tane iş var, hiç saydınız mı? Ya da her gün indiğiniz merdivenlerin basamakları kaç adet biliyor musunuz? Elbette bu sorulara yanıt vermek çok güç çünkü çoğumuz gün içerisinde yaptığımız işlerin hemen hemen hepsini otomatik pilottayken yapıyoruz. İşte tam da bu nedenle uzmanlar, bir odadan diğerine gitmek, duş almak vb. gibi aktivitelerin bir kısmını gözlerimiz kapalıyken yapmamızı öneriyor. Çünkü gözlerimiz kapalıyken dokunduğumuz cisimleri çözmeye çalışan beynimizde hücreler arası oluşan elektrik akımı karanlıkta kalan pek çok bölgeyi hayata geçirirken hafıza kapasitemizi de güçlendiriyor.

Gün İçi Rutininizi Biraz Karıştırın

Neredeyse uyandığımız andan itibaren yapacaklarımızın dakikası dakikasına belirli olduğu bir program içerisinde yaşarız. Ancak zihni açmanın ve hafızayı güçlendirmenin yolu, yeniliklerden ve farklı alışkanlıklardan geçiyor. Beyninizi yeni rutinlerle ve programlarla aktif tutabilirsiniz. Bunlar çok da radikal değişiklikler olmak zorunda değil elbette. Örneğin, sabah haberleri yerine çizgi film izleyebilir, her zamankinin aksine kahvaltıdan sonra giyinebilir ya da koşu parkurunuzu değiştirebilirsiniz.

Farklı Bakış Açısı Dedikleri

Yıllarca her şeye olması gereken açıdan baktınız ve değişen pek de bir şey olmadı. Peki, çocukların dünyayı tepetaklak izleme hevesi sizce neden, hiç düşündünüz mü? Ya da çevredeki her şeyi farklı bir renge boyama istekleri. Onların yaşam alanlarını değiştirme coşkusu hayranlık uyandırdığı kadar beyin sağlığımız için de oldukça gerekli. Siz de masanızdaki fotoyu ters koyarak, takvimin yerini değiştirerek ya da kol saatinizi baş aşağı takarak zihninizin bu tersliği yorumlamasına izin verip gelişmesine destek olabilirsiniz.

Bozuk Paralarla Oynayın

Hiç Braille alfabesiyle yazılış bir şey gördünüz mü? Görme engellilerin okumasına yardımcıdır ve görme sorunu olmayanlar tarafından algılanamaz. Ancak dokunarak böyle bir sorunu olan kişilerin nasıl okuduklarını çözebilirsiniz. Dokunurlar ve kabartma harfleri hissetmeye çalışırlar. Bu sayede okuma işlemine gözlerinin yanı sıra beyinlerini de katmış olurlar. Buradan yola çıkarak bir bardağa bozuk para koyup aracınızın bardaklığına yerleştirin. Ve kırmızı ışıklarda beklerken içinden bir adet alıp tahmin etmeye çalışın. Bu zihniniz için ciddi bir ateşleyici olacaktır.

Farklı Tatlar Deneyin

Eğer hep aynı yemeği söyleyen ya da dışarı çıktığında hep aynı yiyeceği seçenlerdenseniz bir değişiklik yapmanın zamanı geldi demektir. Yeni bir yemek denemek, beyninize koklayarak ve ne olduğunu anlamaya çalışarak kendini geliştirme şansı verir. Burun reseptörleriniz devreye girerek koklama yoluyla beyninize yeni his ve algılama fırsatları verir. Farklı baharatlar ve içeriklerle evinizdeki yemeklerde de bu fırsattan yararlanabilirsiniz.

Yüksek Sesle Okuyun

Yüksek sesle okumak her zaman mümkün olmaz ama olabildiğince mutlaka denenmelidir. Bu şekilde okuyacağınız bölümü okumak normalden daha uzun sürebilir ancak kesinlikle buna değecektir. Çünkü yüksek sesle okuma yaptığınızda beyninizdeki üç farklı alan birden devreye girer. Sesli kitap dinlemek de benzer etkiler yapar ve beynimizin birçok  devresi birlikte çalışır.

Ezberleme Metotları

Bazı uzun listeleri ve sıralı bilgileri ezberleyebilmek için söz konusu kelimeleri hatırlatacak başka yardımcı kelimelerle eşleştiririz. Örnek olarak, ezberlemeye çalıştığımız listedeki kelimelerin ilk harfleriyle anlamlı başka bir liste oluşturur ve bu şekilde kolayca aklımızda tutmaya çalışırız. Yıllardır eskimeden nesilden nesile geçen “Fıstıkçı Şahap”ın ünlüleri ayıklandığında elimizde kalan sert ünsüzleri ezberlemek tam da bu sayede oldukça kolaylaşmıştı. Bu yöntem sadece okul bilgileri için değil aklımızda tutmamızın gerektiği her şey için yardımcı bir yöntem elbette. Bu sayede hafızanızın güçlenmesi ve gelişmesi de cabası.

Beyninizi Besleyin

Beyninizi besleyin derken elbette bahsettiğimiz beyin fonksiyonlarınızı geliştirecek gıdalar tüketmek. Bu konudaki en favori ürünler ceviz, Hindistan cevizi yağı, yumurta, brokoli, avokado ve yaban mersini. Günlük beslenmenize bu besinleri katarak hayatınızdaki fiziksel farklılıkları gözlemlemeniz çok kolay.

Sosyalleşin

Dışarı çıkın, insanlarla konuşun ve beyninizin içine kapanmasına engel olun. İnsanlarla iletişim kurduğunuzda beyniniz onlardan mesajlar alıp vermeye başlar hatta buraya özellikle dikkat çekmek isteriz ki size benzemeyen ve farklı fikirleri olan insanlarla iletişime geçmek daha da yararlıdır. Çünkü beyin  kendi üretmediği türden fikir ve düşüncelerle karşılaşıp daha da fazla efor sarf eder. Kendinizi sosyallikten mahrum etmeyin. Asla ihtiyaçlarınızı bir otomattan ya da otomatik kasadan karşılamayın. Söz konusu markette reyon görevlisi ya da kasa personeli ile yapacağınız kısacık sohbet dahi beyninize yapacağınız bir yatırım olacaktır. Unutmayın uzun yaşamdan daha çok, beyin ve ruh sağlığının eşlik ettiği kaliteli bir yaşam çok daha keyifli ve anlamlı.

Tüm bunların dışında fiziksel fonsiyonlarımızı ve algılarımızı aynı anda çalıştıran egzersizlere yönelmemiz de faydalı. Artık hepimiz koşu bandındansa açık havada yapılan yürüyüşlerin alzaymırı önleyebildiğini biliyoruz. Bunun gibi seyahat, bahçe işleri, seminerleri takip edip not almak, çocuklarla zaman geçirmek ve farklı yemekler pişirmeyi denemek zihni iyileştirecek özelliklere sahip. Örneğin manav alışverişi koklama, dokunma ve görme gibi tüm duyularımızı tetiklemesi nedeniyle özellikle faydalı bir aktivite.

Her ne kadar günümüz insanının en büyük hayali sessiz ve sakin bir kasabada emeklilik ise de uzmanlar bu durgunluğun beyin fonsiyonlarımız için faydalı olmadığı kanaatindeler. Yeterli uyaran, dozunda stres ve çoklu duyularımızın aktif olması beynimizi emeklilikten koruyup uzun yıllar pilot kabininde kalmasına yardımcı oluyor.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Emlak Danışmanının Beden Dili!

6gltta.jpg

Konuşma Yaparken İnsanların Sizi Daha İyi Dinlemesini Sağlayacak 7 El Hareketi

Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, TED konuşmaları viral olan konuşmacılar, konuşmaları boyunca ortalama 465 el hareketi kullanmış. Görüyoruz ki etkili el hareketlerinin ardında sanat ve bilim var. İnsanların sizi dinlemesini gerçekten istiyorsanız doğru zamanda doğru el hareketlerini kullanmalısınız.

Örneğin bir uzmanlık alanında konuşuyorsanız, bir noktayı vurgulamak ve güven göstermek için ellerinizi önünüze koyarak “eminim” pozunu deneyin. Yada tam tersine, seyircinizle dürüst ve şeffaf olmaya çalıştığınız bir senaryoda, avuçlarınızı açmayı deneyin. Bu, topluluğa açıldığınızı ve saklanacak hiçbir şey yapmadığınızı hissettirir.

Bu ve bunun gibi birçok el hareketi vardır. Bu hareketler konuşma yaparken insanların sizi dinlemesine yardımcı olacaktır.


1) Kendimden Eminim

13ytj6.jpg

Ne işe yarıyor: Antropolog David Givens, bu hareketin hem insanlarda hem de hayvanlarda kendine güvenmek anlamı taşıdığını buldu.

Hangi durumlarda kullanmalı: Ne hakkında konuştuğunuzu bildiğinizde ve güçlü direktifleriniz olduğunda kullanabilirsiniz.


2) Son Derece Dürüstüm

k9eyu8.jpg

Ne işe yarıyor: Yazar Barbara ve Allan Pease açık avuç içlerinin doğruluk ve dürüstlüğü gösterdiğini belirtti. Karşınızdakilere saklayacak hiçbir şeyiniz olmadığını gösteriyor.

Hangi durumlarda kullanmalı: Tamamen açık olmak istediğiniz zaman bu pozu kullanabilirsiniz.


3) Kendime Güveniyorum

77hm22.jpg

Ne işe yarıyor: Dik durmak büyük bir güç göstergesidir. Güçlü bir düşüncenin bedensel görünüş karşılığıdır.

Hangi durumlarda kullanmalı: Uzman olduğunuz bir konu hakkındaki bilgilerinizi göstermek istiyorsanız bu hareketi kullanabilirsiniz.


4) Büyük Bir Hayalim Var

6yzm7u.jpg

Ne işe yarıyor: Vücut dili uzmanı Dr. Carol Kinsey Goman’a göre coşkunuzu konuşmacılara aktarmanın görsel yoludur.

Hangi durumlarda kullanmalı: Yeni bir fikri karşıya sunacağınız zaman kullanabileceğiniz bu etkili duruşu kullanabilirsiniz.


5) Bunun Yolu Bu

r4ylgc.jpg

Ne işe yarıyor: Bu hareket ilgili konu üzerindeki katı, sarsılamaz düşüncenizin somut bir şekilde yansıtmanın yoludur.

Hangi durumlarda kullanmalı: Konuştuğunuz konuda kesin bir noktaya geldiğinizde veya o konudaki güçlü duruşunuzu göstermek istediğinizde kullanabilirsiniz.


6) Bütün Kalbimle Söylüyorum ki

448r8u.jpg

Ne işe yarıyor: Araştırmacı Parzuchowski ve Wojciszke, bu hareketin dinleyicilerin dürüstlük algısını ve konuşmacının davranışında görülen dürüstlüğü artırdığını buldu.

Hangi durumlarda kullanmalı: Söylediklerinize gerçekten inandığınızı karşınızdaki insanlara aktarabilmek için kullanabilirsiniz.


7) Parmak Saymak

9df4is.jpg

Ne işe yarıyor: Bu hareket, dinleyicilerinizin konuşmanızı hatırlamasını ve takibini kolaylaştırmasını sağlıyor.

Hangi durumlarda kullanmalı: Vurgulamak istediğiniz önemli ögelerinizi insanların takip edebilmesini kolaylaştırmak için kullanabilirsiniz.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

İnsan Psikolojisinin Temeli: Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi!

3dud8o.png

 

Abraham Maslow, insan psikolojisinin kurucusudur. Bireyleri ilgilendiren ihtiyaç dizilerini oluşturmuş ve hiyerarşik bir sıraya koymuştur. Bunlar motivasyon kuramları dır. Bu kurama göre insanların ihtiyaçları dış faktörlerden ziyade insanın iç ihtiyaçlarına dayanmaktadır.

Maslow’a göre insanların ihtiyaçları sınırsızdır. İhtiyacı giderme sürecinde tamamen memnun olma durumu olası değildir. Ancak ihtiyaç giderildikten sonra, ihtiyaca yönelik motivasyon etkisini kaybeder.

İnsan öyle bir yapıdır ki sürekli olarak varlığın daha çok tamamlanmasına yönelir….iyi değerlere dinginlik, incelik, yüreklilik, dürüstlük, sevgi , bencil olmama ve iyi olmaya yönelik bir istem.

-Abraham Maslow

Maslow’un İhtiyaçlar Teorisi’nde; alt ihtiyacı karşılamadan üst ihtiyacın karşılanması anlamsızdır. Çünkü piramidin en altında olmazsa olmaz ihtiyaçlarımız yer alır ve ihtiyaçlarımızı karşılayıp yükseldikçe tatmin olma seviyemizde artar.

5 Basamakta İhtiyaç Teorisi

Toplumun değişmesi ile ihtiyaçları da değişti. Değişimler doğal arzular üzerinde etkilere sebep oldu. Maslow’un hazırladığı ihtiyaçlar hiyerarşisinde günümüzle uyumsuz olan ihtiyaçların oluşmasına sebep oldu. Ancak fark edilir bir gerçekliği de ortaya çıkarmış oldu: mal ve hizmet isteği artıkça isteklerimiz de maddi anlamda şekillenmeye başladı.

1) Fizyolojik İhtiyaçlar

En alt basamağı oluşturur. Açlık, susuzluk, cinsellik, oksijen ve uyku gibi temel ihtiyaçlar yer alır. Maslow’a göre insanlar bu ihtiyaçlarını karşılamak için yaşamları boyunca mücadele etmektedir.

2) Güvenlik İhtiyaçları

Hiyerarşi de ikinci düzeyde dış faktörlerden korunma ve emniyet içinde bulunma durumu karşımıza çıkar. Kişi korku ve endişe duyduğu zamanlar çözüm yöntemleri bulmaya ve baş etmeye çalışır. Maslow bu ihtiyaç için ‘’bu gereksinim ne kadar çok doyurulursa o denli az ayak bağı olacaktır. Ne denli az olursa cesaret de o denli az olacaktır’’ demiştir.

3) Ait Olma ve Sevgi İhtiyacı

Bireyin ilişki kurma ve kendine ait bir edinmesi ihtiyacı ortaya çıkar. Bu duruma sosyal ihtiyaçların karşılanması da denebilir. Bu ihtiyaç karşılanmadığına Maslow bireyde olan 2 farklı sevgi türünün tamamlanmadığını dile getirir. Bunlardan bir tanesi “Eksiklik Sevgisi” bir diğeri ise “Varlık Sevgisidir”.

Eksiklik sevgisi; kişide boş olan sevginin doldurulmasıdır. Varlık sevgisi ise bir başkasının varlığına duyduğumuz sevgidir.

4) Saygı İhtiyacı

Kişinin kendisine güvenmesiyle ortaya çıkan bir ihtiyaçtır. Kişi çevresinin de kendisine saygı göstermesini ister. Maslow bu düzeyde; kişinin kendine duyduğu özsaygı ve benlik durumlarını öne çıkarır.

5) Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı

En üst düzeyde kişinin kendi potansiyelini keşfetme ihtiyacı karşımıza çıkar. Alt düzeylerde zorunluluktan başlayıp olması gerekene doğru yol alsa da bu düzey, insanın sorularıyla ve istekleriyle şekillenecektir. Maslow bu durum için insanın psikolojik gelişimin de önemli bir nokta olduğunu söyler.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Her An Yapabileceğiniz Yeni Bir Meditasyon Türü “Bilinçli Farkındalık”

indir (5)

 

Toplantılar, telefon görüşmeleri, projeler derken hayatımızın bize ait kısmını çoğu zaman atlamak zorunda kalabiliyoruz. Zaman zaman kendimizi robot gibi hissettiğimiz ve hayatımızda dengenin olmadığını fark ettiğimiz süreçlerden geçebilir ve böyle durumlarda hoşnutsuzlukla beraber endişe de duyarız.

Son zamanlarda sıkça duymaya başladığımız bilinçli farkındalık meditasyonu yani Mindfulness, sadece yalnız kaldığınız ve size ait bir zamanda değil, hayatınızın her anında uygulayabileceğiniz bir düşünce sistemidir. Yaşamınıza adapte ettiğinizde, etrafınızda olan bitenin farkına vararak çevrenize karşı daha dikkatli olur ve hayatta her şeyin bir yarış olmadığı ayrımını yapabilirsiniz.

Mindfulness Nedir, Ne Değildir?

“Farkında olmaya meyilli” olmak anlamıyla da kullanılan meditasyon aslında dikkatli olmayı vurgular. Dikkatli olmak; açık bir zihne sahip olarak çevreyi algılamak, farklı bir konuyla ilgili yeni düşünce ve deneyimlere açık olmak demektir.

Meditasyon denilince akla ilk gelenlerden birisi de transa geçmektir. Ancak Mindfulness, trans ya da sürekli iyilik halinde olma gibi yapılması gerekenleri sıralayan bir düşünce değildir.

Sağladığı Faydalar

Gün içinde sürekli meditasyon halinde olmayı savunduğu için Mindfulness sayesinde aşırı strese maruz kalmadan günlük hayatımızı sürdürebiliriz. Stressiz bir yaşam aynı zamanda kan basıncımızı da düzenleyerek hafızamızı kuvvetlendirir ve depresyon riskinden bizi uzak tutar. Bakış açımızı şekillendirerek kendimizi ve çevremizi anlamamızı da kolaylaştırır. Daha zinde ve hayatın içinde hissederek çevremizde yaşanılan olayların daha farkında olmamıza yardımcı olur.

Başlamak İçin

Bilinçli farkında olmak çok kolaydır, öncelikle sessiz bir ortamda hiçbir beklentiniz olmadan oturmayı deneyin. Alarmınızı 15 dakikaya ayarladıktan sonra rahat edeceğiniz şekilde oturun ve gözlerinizi kapatarak aldığınız nefese odaklanın. Nefesin burnunuzdan girip ağzınızdan çıktığı ana kadar, o havanın vücudunuzda gezdiğini ve her bir hücreyi etkilediğini hissetmeye çalışın.

Nefese odaklanmak önemlidir çünkü insan vücudunun en temel ihtiyaçlarından biri olan oksijen olmadan hayatımıza devam edemeyiz. Aynı zamanda, günlük hayattaki düşünceleri de tıpkı nefes gibi aklımıza girip çıktığını hissetmemizde bu alıştırmalar bize yol gösterici olacaktır.

Rahatsız Hissetmek

Kendimizi dinlemenin önemli olmadığı bir çağda yaşamamızdan olacak ki birçok insan birkaç gün içinde bu meditasyonu bırakarak hayatlarına devam ederler. Ancak hayatın içinden olan bu düşünce biçiminin temellerinden birisi de rahatsız hissetmek üzerine dayanır. İnsanlar bazen akıllarına gelen bir düşünceden bazen de otururken vücutlarının ağrımasından rahatsız olurlar. Böyle bir durumda Mindfulness’ın söylediği, dikkati nefese götürerek aklınızı serbest bırakmak ve rahatsız edici düşüncelerin gelmesine izin vermektir.

Aynı şekilde bilinçli farkındalık, otururken vücudunuzun yerini değiştirme isteğine karşın rahatsız konumda oturmayı savunur. Bunların da hayatın içinden olduğunu ve bu durumlarda alınan nefese dikkatimizi yönlendirirsek, hayatın kendisine olan dikkatin de artacağını savunur.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Neden Fazla Mütevazı Olmamak Gerek?

2018-10-13_19-37-53.png

Yeni bir araştırmaya göre, gurur duygusu, kişiye ve etrafındakilere bazı sosyal yararlar getirdiği için ortaya çıkıyor.

Çoğu kültürde alçakgönüllülük iyi bir özellik olarak görülür. Ancak yeni araştırmalar gurur duyma ve bunu gösterme eğiliminin evrimsel nedenlere bağlı olarak geliştiğini ve bugün de önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Gururun ve övünmenin kötü bir şey olduğunu dinleyerek büyürüz çoğumuz. Ama övünmek yıkıcı bir etken olarak görülmeyi hak etmiyor aslında. Bu duygunun evrimsel bir fonksiyonu olduğunu ve dünya ile iletişimimizde önemli rol oynadığını gösteren yeni bulgular var.

Gurur gösterilerine her kültürde ve her yaşta rastlanır. Ona atfedilen belli bir duruş bile vardır: dik durmak, kolları açmak, başı yukarı kaldırmak gibi. British Columbia Üniversitesi’nde psikoloji profesörü ve Pride: The Secret of Success (Gurur: Başarının Sırrı) kitabının yazarı Jessica Tracy’nin yaptığı araştırmalar, doğuştan kör insanların bile bu duruşu sergilediğini ve bunun gururun sosyal bakımdan öğrenilen bir davranıştan ziyade evrimsel yapımızın bir parçası olduğunu gösteriyor.

Başka bir yeni araştırmaya göre, gurur hissi, kişiye ve etrafındakilere bazı sosyal yararlar getirdiği için ortaya çıkıyor.

California Üniversitesi’nde evrimsel psikoloji profesörü Leda Cosmides, avcı-toplayıcı toplumlarda, kişinin esenliğinin önemi konusunda diğer üyeleri ikna etmede gururun temel rol oynadığını belirtiyor.

Cosmides’in üniversite öğrencileriyle yaptığı araştırmada, zor bir iş üstendiğimizde veya belli bir özelliğimiz nedeniyle duyduğumuz gururun, evrimsel açıdan güçlü bir motivasyon kaynağı olduğu görülüyor. “Eğer zamanınızı belli bir beceri öğrenmeye ayıracaksanız, insanların değer verdiği bir beceri olması sizin açınızdan daha iyi olur” diyor Cosmides.

Değerli bir beceriniz olduğunu göstermenin en iyi yolu, bundan duyduğunuz gururu göstermektir.

Bu gururu gösterdiğinizde “başarınızı reklam etmiş” olursunuz, diyor Montreal Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Daniel Sznycer. “Aksi halde başarınızın ne olduğunu, size ne kadar değer vermem gerektiğini bilemem.

Sizi Harekete Geçirecek 25 Alıntı!

images

 

Erteleme Hastalığınıza Dur Diyecek ve Sizi Harekete Geçirecek 25 Alıntı…

Bazen, yapmamız gereken o kadar çok iş olur ki kendimizi battaniyenin altında film izlerken buluruz. Erteleme, sıklıkla görülen bir davranış şekli. Hepimiz önemli olduğunu bildiğimiz şeyleri zaman zaman erteleme suçunu işliyoruz. Ve görünen o ki, iş ne kadar zorlayıcıysa bizler de yapmaktan o kadar iyi kaçıyoruz. Ders çalışmak için oturduğunuz masada kendinizi tüm kitapları alfabetik sıraya dizerken bulmamanız için motive olmanızı sağlayacak 25 alıntıyı bir araya getirdim.

1) “Yarından bir gün önce de yapılabilecek işlerinizi asla yarına bırakmayın.” – Mark Twain

2) “Başlangıçta direnmek bittiğinde direnmekten daha kolaydır.” – Leonardo Da Vinci

3) “ ‘Bir ara’ haftanın günlerinden biri değildir.” – Janet Dailey

4) “Başarı bir gecede kazanılmaz. Parça parça gelir; bugün biraz alırsın, yarın biraz daha… Tümünü elde edene kadar her gün biraz… Ertelediğin gün ise o gün alacağın başarıyı kaybedersin.” – Israelmore Ayivor

5) “Her bilmek şeyi için bekleyen kişi hiçbir zaman bir şey yapmaz.” – Craig D. Lounsbrough

6) “Erteleme havalı bir restorana gidip yemek yiyecek halin kalmayan dek ekmek yemek gibidir.” – Pichie Norton

7) “Erteleme korkunun tembel kuzenidir. Bir şey hakkında kaygı hissettiğimizde onu erteleriz.” – Noelle Hancock

8) “Bir şeyleri son dakikada yapmak başlangıçta yapmış olmanın önemini hatırlatır.” – Matshona Dhliwayo

9) “Bugünden kaytararak yarının sorumluluğundan kaçamazsın.” – Abraham Lincoln

10) “Yapmanız gereken şeylerden bilinçli bir şekilde kaçıyorsanız bir gününüzü gerçekten kaçırıyor olabilirsiniz. – Bill Watterson

11) “Bugünü boşa harcayan biri olarak hangi hakla yarından bir şeyler isterim?” – Alain-Fournier

12) “Eğer hayatta bir yere gelmek istiyorsanız, ‘yarın’ın en işe yaramaz kelime olduğunu keşfettim.” – Jose N. Harris

13) “Fazla düşünmek sizi engeller. Bazı şeyler hakkında düşünmek önemlidir, ancak çoğu kişi düşünmeyi harekete geçmekten kaçınmak için bir araç olarak kullanır.” – Robert Herjavec

14) “Sadece, öldüğünüzde yarım kalmasını istediğiniz işleri yarına erteleyin.” – Pablo Picasso

15) “İlk önce yapmaktan en çok kaçındığınız şeyi yapın.” – Clifford Cohen

16) “Ne kadar sıklıkla kendinizi ‘Bir dakika içinde’, ya da ‘Yarına kadar halledeceğim.’ ve diğer tüm bahanelerden birisini söylerken buluyorsunuz? Bunu ‘Yapılması gerekiyor, öyleyse işe koyulalım ve yapalım.’ demeyi kaç kez tercih ettiğiniz ile kıyaslayın. Bu, erteleme hastalığınızın ne kadar ciddi seviyede olduğunu anlamanıza yardımcı olacak.” – Stephen Richards

17) “Ertelemeyi durdurmak erteleme probleminizin üstesinden gelebileceğinize inandığınızda başlar.” – Robert Moment

18) “Asla ertelemeyin. Bir gün uyanacak ve tüm fırsatların kaçtığını göreceksiniz.”

19) “Vakit öldürmek dışında bir şey yapın. Çünkü vakit sizi öldürüyor.” – Paulo Coelho

20) “Hayatınızla ne yapacağınıza karar vermek için çok zaman harcarsanız, hayatınızı çoktan geçirdiğinizi göreceksiniz.” – George Bernard Shaw

21) “Ertelenen şeyden kaçınılmaz.” – Thomas More

22) “İlham amatörler içindir. Geri kalanımız yalnızca ortaya çıkar ve işe koyulur.” – Chuck Close

23) “Eğer her zaman kolay olanı yapar ve en az engeli olan yolu seçerseniz, hiçbir zaman konfor alanınızdan çıkamazsınız. Ve, harika şeyler konfor alanlarında ortaya çıkmaz.” – Roy Bennett

24) “Fikirlerinizin ayakları vardır ve tıpkı sizin aklınıza koştukları gibi başkalarının da akıllarına koşabilirler. Bu noktada önemli olan tek şey bitiş çizgisini ilk kimin geçtiğidir. Gök kubbenin altındaki hiçbir şey yeni değil, o yüzden fikirlerini harekete geçir.” – Sanjo Jendayi

25) Bundan bir yıl sonra kendinizi ‘Keşke o gün başlasaydım.’ derken bulabilirsiniz. – Karen Lamb

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Bilim ve Sanatın Dahisi Leonardo Da Vinci’nin Hayata Bakış Açısına Dair 15 Alıntı

indir (2).jpeg

 

1) Hayata değer vermeyen onu hak etmemiştir.

2) Hiçbir şey tanınmadan sevilemez. Ve tanımadan hiçbir şeyden nefret edilemez.

3) Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda, nasıl ölmekte olduğumu gördüm.

4) İnsanın bilgisi arttıkça sevgisi de çoğalır.

5) Hayata doymak bilmez bir merakla yaklaş ve kesintisiz öğrenmek için sürekli arayış içinde ol.

6) Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir.

7) Bir gün hayvanların öldürülmesine de insanların öldürülmesi gibi bakılacak.

8) Bilim ile sanat; mantık ile hayal gücü arasında denge geliştir.

9) Belirsizliği, tutarsızlığı, çelişkiyi, kararsızlığı kucaklamaya istekli ol.

10) Aşk bilgiden doğar. Ne kadar derin bilirsek o kadar severiz.

11) Cesaret hayatı tehlikeye atar, korku ise korur.

12) Eğer resme ‘dilsiz şiir’ dersen ressam da şiire ‘kör resim’ der. Söyle bana, hangisi daha kötü bir özür; dilsiz olmak mı kör olmak mı?

13) Aptallık utancın kalkanıdır, isteksizlikde yüceltilen yoksunluğun.

14) Toprağın efendileri, topraklarını sürenleri yiyecekler.

15) Ölüm hariç her kötü şey, geride bir keder bırakır; ölüm ise bu kederi hayatla birlikte yok edendir.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

“İnsanlara Neyi Sevdiklerini SİZ Söyleyin!” Steve Jobs

indir (1) 

“Evrende bir iz bırakmak için buradayız. Yoksa neden dünyaya gelmiş olabiliriz ki?” – Steve Jobs

Steve Jobs’a Apple’da inanılmaz başarılı olan yeni ürünler için ne kadar süre pazar araştırması yapıldığı sorusuna verdiği cevapla yine evrende bir iz bıraktı; “Hiçbir zaman. Ne istediklerini bilmek tüketicinin işi değil.”

Steve Jobs’ın ilk iPad sunumu sırasında fonda bir slayt oynatılmıştı. Bu slaytta bir tanrı figürü elinde emirlerinin yazılı olduğu iPad’i insanoğluna uzatıyordu. Bu olay bir kesim tarafından kibir olarak nitelendirilse de nihayetinde yaşadığımız dünyayı özetler nitelikteydi. Teknoloji uzmanları, iPad’ın kalitesine odaklanmışken, kullanıcılar iPad piyasaya sürülmeden bir gün önce arama motorları üzerinden “Apple tablet” sözcük öbeğiyle 17 milyonu aşkın arama gerçekleştirdi.

Kim ne derse desin, Steve Jobs’ın sunumu bir büyüydü ve insanlara neye ihtiyaç duyduklarını söylüyordu. Bu slayt pazarlama sürecinde bir inovasyon niteliğindeydi. Tüketiciyi anlamak kuralından bambaşka bir şeydi. Bu tüketicinin Apple’ı dinlemesiydi. iPad’de yazanlar tanrının emirleri değil de daha çok Apple’ın emirleri olarak görülebilirdi: Satın alın!

Bu pazarlama yöntemi geleneksel yöntemlerden büyük oranda ayrılıyordu. Geçtiğimiz on yıl içinde profesyoneller pazarlama stratejilerini, tüketiciyi anlamak ve tüketiciyle yakınlaşmak üzerine kurdular. Tüketici merkezli bir pazarlama stratejisinin yanlış olduğunu söyleyemeyiz ancak bu çoğunlukla zorlu bir süreçtir.

Müşterinin Zihnini Okuyan Bir Dâhi

Steve Jobs müşteri ihtiyaçlarını anlamak ve şekillendirmek konusunda tam bir dâhiydi. Biyografi kitabı için verdiği söyleşide “Bazıları müşteriye ihtiyacı olanı ver” der. Ancak benim yaklaşımım bu değil. Bizim işimiz müşteriler henüz ne istediklerini kendileri bile bilmezken bunu bilmek.” Henry Ford bir keresinde şöyle demişti: ‘Eğer müşterilere ne istediklerini sorsaydım bana daha hızlı bir at istediklerini söylerlerdi.’ Jobs müşterilere ne istediklerini sorarak boşa vakit kaybetmedi. Bunun yerine kendisini bir müşteri prototipi olarak görmüş ve kendi standartlarını karşılayan ürünlerin pazar tarafından da yaygın biçimde kabul göreceğini kabul etmiştir.

‘İnsanlar çoğunlukla siz onlara gösterene kadar ne istediklerini bilmiyorlar.’ – Steve Jobs

Jobs, İphone ve iPad ile tüketicinin ihtiyaçlarına cevap vermek yoluna gitmedi. Aksine bizim neye ihtiyaç duyduğumuzu ve neyi sevebileceğimizi bize telkin etti. iPod ve iTunes ile başlayan bu pazarlama stratejisi şimdi 3 yaşındaki çocukların hatta bir maymun ve kedinin dahi iPad’i bir uzuvları gibi kullanabiliyor olmalarını sağlamadı mı?

Hatırlarsanız iPod’un sahneye çıkmasından önce zevksiz ve kullanım karmaşıklığı yaşatan tasarımlara sahip mp3 çalarlar piyasadaydı. Steve Jobs’un gerçek inovasyonu, her zaman olduğu gibi güçlü bir pazarlama aygıtı olarak müşteriler için bir anlam yaratan ürünü ortaya çıkarmaktı. İPod kullanıcıların hayatında ne gibi bir anlam ifade ediyordu?

Bu sorunun cevabı oldukça basitti: Jobs müşterilere ceplerinde 1.000 şarkı taşıyabileceklerini önerdi. Müzik satın almanın daha iyi yollarını, CD’leri depolamanın daha iyi yollarını ya da şarkıları dinlemenin daha iyi yollarının ötesinde dinleyicilerin, gittikleri her yerde kendi isteklerine göre müzik yapma fikrini seveceğini biliyordu.

İnovatör 

Bu dahi, müşterilerin katılımı olmadan Apple’ın dünyada devrim yaratan ürünlerini yarattı. Jobs, İnsanların hayallerini dahi kuramadıkları ve akıllarında olmayan bir şeyi onlara sunarak ürünlerine bağımlı hale getirmekten mutluluk duyuyordu.

Jobs, mükemmel müşteri hizmetleri sunan bir şirketten çok daha fazlası, bir inovatördü. Müşterilerin istediği şeyi değil, müşterilerin neye ihtiyaç duyduklarını onlardan çok daha iyi biliyordu. Tam anlamıyla bu inovasyon tipi, bağımlılık yaratan ürün endüstrisi yarattı. O, daha önceden kanıtlanmamış ve ilk defa piyasaya sürülen ürünleri pazarlamaya başlamıştı. Sadece müşteri ihtiyaçlarını değil, ortaya çıkardığı ürünlere duyulan ihtiyaçlar kullanıcıları bir uyuşturucu kullanıcısı gibi bağımlı hale getirmişti.

‘Müşterilere ne istediklerini sorup, sonra onların istedikleri şeyi yapmaya çalışamazsınız. Siz istedikleri şeyi hazırlayana kadar yeni bir şeyler isteyeceklerdir.’ – Steve Jobs 

Pekala, Steve Jobs liderliğinde Apple bunu nasıl yaptı? Apple hakkında yazılan kitapların tümü bu soruya cevap verirken, basit cevaplardan biri müşteriyi kendisinden bile daha iyi anlamalarıdır. Müşterinin ne istediğini, ihtiyaçlarını ve ne isteyeceğini biliyorlar. Evet, bazen müşterinin istediği şeyi bilmeden önce müşterinin ne istediğini biliyorlar. Belki de gezegendeki en müşteri odaklı organizasyonlardan birisidir; Apple.

Peki, bir danışman olarak müşteri odaklı olmak için ne yapıyorsun? Müşterilerinize henüz bilmedikleri veya daha önemlisi ihtiyaç duydukları gayrimenkul talepleri için neler sunabilirsiniz? Bu cevabı bilirseniz sadık bir müşteriden daha fazlasına sahip olacaksınız. Müşteriniz artık sizin bir iş ortağınız olacak, size tekrar iş verecek ve arkadaşlarına, yakın çevresine övgülerini söyleyecek, gönüllü marka elçiniz olacak. İşte bu müşteri sadakatidir!

Peki bir gayrimenkul danışmanı neden inovasyondan korkar? İşte kilit soru bu! Apple’ın ardında ilahi bir güç yoktu. Bize benzeyen insanlar Apple ürünlerini ürettiler, pazarladılar, henüz okumayı ve yazmayı bilmeyen 3 yaşındaki çocukları iPhone ve iPad krizlerine sokmayı başardılar! Bizleri belki de gerçekten ihtiyaç duymadığımız ürünlere bağımlı hale getirdiler. Uzaktan göründüğü kadar zor olmayan bir pazarlama süreciydi bu. Motto basitti: İnsanlara neyi sevdiklerini söyle!

‘Farklı olun, farklı düşünün: Sıradan işler yapmaktansa aykırı işler ortaya koymak size farklılığı getirecektir.’ – Steve Jobs

Müşteriler gerçekten ne istediklerini biliyor mu?

Müşterilerin ne istediklerini veya kullanacaklarını tahmin etmeleri istendiğinde belirli sorunlarla karşılaştıklarını gösteren verilerden bazılarına göz atalım.

Problem # 1: Yönetim danışmanı Mark Healy tarafından yapılan araştırma sonuçları bize gösteriyor ki, müşterilere bir anket ya da benzer bir geri bildirim formu ile bazı sorular sorulduğunda gelecekteki niyetlerini tahmin etmede korkunç olabilirler. Bu, doğru cevap vermelerine rağmen, gelecek eylemlerinin her zaman yanıtlarıyla eşleşmeyeceği anlamına gelir.

Problem # 2: Anket metodolojisini güçlendirmek için şirketler ne yaparsa yapsın, bazen müşteriler sadece cevaplarında yalan söylerler .

Araştırma sonuçlarının özeti: Müşterilerin niyetlerini tahmin etme sorunları ve müşteri geri bildirimlerinde dürüstlük eksikliği… Sizce de bu bağlamda müşterileri dinlemenin bir anlamı var mı?


İnsanlara neyi sevdiklerini (nasıl) söyle(rim)!

  • Unutmayın, herhangi bir işlem yapmadan önce ilk adım müşteri ihtiyacını anlamaktır. 
  • Her pazarlama uzmanı gibi öncelikle müşterinizi özel hissettirmeniz gerekiyor.
  • Bu büyük inovasyoncu, müşterilerine ne istediklerini sormamış olabilir – siz de istememelisiniz 🙂 – fakat Jobs, ihtiyaçların, arzuların ve yeni ürünlerin hayal gücünün ötesinde onları zenginleştiren, bu ürünlerle neler yapabileceklerinin hayalini kurduran, müşterilere verebileceği potansiyel anlamın ustasıydı.
  • Müşterilerinizin ihtiyaçlarına ve arzularına dayalı fırsatları onların gözünde büyük etkilere yol açacak şekilde tanımlayın.
  • Bir evi müşterinizin “almasını” ve bu evin aynı zamanda hayal edebileceklerinden daha iyi olmasını istiyorsanız müşterinizle aynı dili konuşun. 
  • Mesajınızın hızla ve kolayca yayılmasını sağlayacak şekilde iletişim kurun.
  • Pazarlamayı, satış sürecini ve tekliflerinizi müşterilerin ihtiyaçlarından emin olmak için değerlendirin.
  • Pazarlama, fiyatlandırma veya satış konusunda güven eksikliği yaşayabilirsiniz, ancak müşterileriniz için değer yarattığınız zaman gerçek bir usta olduğunuzdan emin olabilirsiniz. Değer problem çözerek oluşturulur. Bu yüzden danışmanlar, müşterilerin ihtiyaçlarını anlamak için zaman harcamalıdır.
  • Müşterileri satın alma davranışlarında hangi düşüncelerin motive ettiğini bulun.
  • Müşterilerinin kim olduğunu analiz etmek için bazı demografik soruların cevabını bilmelisiniz. Müşteri beklentilerini ve ihtiyacın gerçek anlamda ne olduğunu anlamaya çalışın. Tüm bunları niçin mi yapıyorsunuz? Müşterinizin “mavi olanın yerine kırmızı elbiseyle partiye katılmasını” size sormasına gerek kalmadan ona bu elbiseyi giydirin 🙂
  • Müşterilerinizin analiz raporlarında ortaya çıkan sosyo-kültürel, ekonomik verilerini işleyin. Daha sonra onlara isteklerine uygun içerikleri ve ilgilenebileceği mülkleri gönderin. Bunu bir rutine oturtursanız, bir süre sonra gerçekten de müşterinizin zevkini siz tayin ediyor olursunuz. Bunun uzun bir süreç olduğunu unutmayın. Sabırlı ve kararlı olmaktan vazgeçmeyin!

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Gayrimenkul Danışmanları İçin Kişisel Gelişim!

indir (2)

Rakiplerinden bir adım önde olmak isteyen gayrimenkul danışmanlarına özel kişisel gelişim rehberi!

Gayrimenkul danışmanlarını başarıya götüren en önemli yollardan birinin kişisel gelişim olduğunu biliyor muydunuz?

Kişisel gelişim yaşam boyu bir süreçtir; kişilerin yeteneklerini ve niteliklerini değerlendirmesini, potansiyellerini fark etmesini ve hedeflerini belirlemesini sağlar.

Yeteneği beslemek ve korumak için kişisel gelişimden faydalanabilir, böylelikle ulaşılabilir hedeflerinizi daha hızlı gerçekleştirebilirsiniz.

Peki gayrimenkul danışmanları başarılı olmak ve daha çok kazanmak için neler yapmalı? İşte gayrimenkul danışmanlarına özel kişisel gelişim rehberi…

Düzenli Okumak

Düzenli kitap okuma alışkanlığı edinerek, zihninizi her zaman zinde tutabilirsiniz. Gayrimenkul sektörüyle ilgili kitapları araştırabilir, kişisel gelişim ve ilgi duyduğunuz bir edebiyat türünde kitaplar okuyabilirsiniz. Okumak; ufkunuzu açacak ve rakiplerinizden bir adım önde olmanızı sağlayacaktır. Aynı zamanda potansiyelinizin yeteneklerinizi keşfetme yolunda en önemli anahtar olduğunu fark edeceksiniz. Okumak için zamanınızın olmadığını düşünüyorsanız; arabada sesli kitaplar dinleyebilirsiniz.

Alışkanlıkların Gücü adlı kitap son yıllarda birçok kişiye ilham olmayı başardı. Alışkanlıkların Gücü’nde New York Times’ın ödüllü iş dünyası muhabiri Charles Duhigg, alışkanlıkların neden var olduğunu ve nasıl değiştirilebileceğini keskin zekâsı ve muazzam ifade yeteneğiyle keyifli bir şekilde anlatarak, insanoğlunun doğasına yönelik yepyeni bir bakış açısı ortaya koyuyor.

 

 

Kitabı okuduğunuzda, bazı insanların ve şirketlerin kendilerini neden bir çırpıda değiştirebildiklerini, bazılarınınsa neden yıllarca uğraştıkları halde değişmeyi başaramadıklarını anlayacaksınız.

 

Spor Yapmak

Spor yapmanın fiziksel faydasının yanında zihinsel yararları da bulunuyor. Herhangi bir spor dalıyla ilgilenmek; stratejik ve analitik düşünme, liderlik becerileri, hedef belirleme, risk alma gibi konuları öğretiyor ve geliştiriyor. Düzenli fiziksel aktivite, zihinsel becerilerinizi de geliştirmenize yardımcı olacaktır.

Fiziksel olarak aktif olduğunuzda, aklınız günlük streslerden uzaklaşır. Aynı zamanda olumsuz düşüncelerden kaçınmanıza da yardımcı olabilir. Egzersiz vücudunuzdaki stres hormonlarının seviyesini azaltır.

İster spor salonunda egzersiz yapın ister yürüyüş yapın ister fiziksel aktivite, sizi daha mutlu ve daha rahat hissettiren beyin kimyasalları harekete geçecektir. Özellikle takım sporları, mücadele ve birlikte hareket etme becerilerinizi geliştirmenize katkı sağlar. Herhangi bir sporla uğraşarak sosyalleşebilir ve tanıştığınız insanların gayrimenkul ihtiyaçları konusunda yardımcı olabilirsiniz.

 

Hobi Edinmek

Hobiler; kişileri günlük hayatın stresinden uzaklaştırdığı gibi iş hayatındaki başarıyı da olumlu anlamda etkiler. İş dışında keyifli bir aktiviteye yönelmek; motivasyonu artıracağı için daha verimli ve üretken olmanızı sağlar.

İş yerindeki stresten sıyrılmak ve zevk aldığınız bir şeyi yapmak, zihninizi canlandırabilir ve gelecekteki zorluklarla başa çıkmanıza daha iyi hazırlanmanıza yardımcı olabilir.
İnternet, yaptığınız hobilerden hoşlanan kişilerle bağlantı kurmanın sonsuz yollarını sunar. Yeni insanlarla tanışmak için de iyi bir fırsat elde etmiş olursunuz.

Hobi seçimini, ilgi alanlarınıza göre belirleyebilirsiniz. Örneğin; doğayla iç içe olmak sizi rahatlatıyorsa, balık tutabilir, kuş gözlemciliği gibi hobiler edinebilirsiniz. El becerilerinize güveniyorsanız; marangozluk, ahşap oymacılığı gibi alanlara yönelebilirsiniz.
Oyun oynamaktan hoşlanıyorsanız, online strateji oyunlarını tercih edebilirsiniz. Seçeceğiniz hobi sayesinde kendinizi daha iyi hissedeceğinizden ve belki de farkında olmadığınız yeteneklerinizi geliştireceğinizden hiç şüpheniz olmasın.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Kendinize Söylemeyi Bırakın!

Kendinize Söylemeyi Bırakmanız Gereken 4 Yalan

Korku, endişe, stres ve belirsizlik hayatın her alanında var. Yaşamımız boyunca yapmak istediğimiz çoğu şey ise ne yazık ki bize altın bir tepside sunulmuyor. Atacağımız adımların başarıyı getirip getirmeyeceğinden hiçbir zaman emin değiliz. Fakat sonrasını bilemediğimiz için atmak istediğimiz adımları erteleyerek bahaneler üretmek, yapacağınız şeyin sonucunun kötü olmasından çok daha kötü bir durumla karşılaşmanıza sebebiyet verecektir.
Hepimizin kendine farkında olmadan söylediği yalanlar var. İlk olarak bu yalanlardan kurtulmayı deneyin, potansiyelinizin farkına varın ve buna inanın:

1) Bunu Yapmaya Hazır Değilim

v5e8si - Yapmaktan Korktuğunuz Şeyler İçin Kendinize Söylemeyi Bırakmanız Gereken 4 Yalan

Hazır hissetmemek sürecin sadece olası bir parçasıdır. Süreçte, deneyimlemeniz gereken zorluklarla karşılaşacak olmanız oldukça olası. Bu sebepten atacağınız adımları önceden planlayarak eylemlerinizi gerçekleştirmeye başlayın. Kendinize belirli bir tarih vererek yola başlayın. Hazır hissetmeyi beklemek için hayatın oldukça kısa ve hızlı ilerlediğini unutmayın.


2) Fikirlerim Yeterince İyi Değil

sya5ue - Yapmaktan Korktuğunuz Şeyler İçin Kendinize Söylemeyi Bırakmanız Gereken 4 Yalan

Bir girişim fikriniz olabilir veya sadece olmak istediğiniz yere gitmek için sizi götürebilecek yol fikri. Ne olduklarının önemi yok. Önemli olan sizin sürekli onlardan kaçınıp onları erteliyor olmanız. Fikirlerinize önem verin. Hangisinin sizi ulaşmak istediğiniz yere götüreceğinden emin olup onu geliştirin. Bir tanesine odaklanın ve yapmanız gerekeni artık yapın. Ertelemeyin.


3) Henüz Tercih Edilecek Aday Değilim

00hn5p - Yapmaktan Korktuğunuz Şeyler İçin Kendinize Söylemeyi Bırakmanız Gereken 4 Yalan

Önümüze çıkan engellerin bir kısmını kendi kendimize oluşturuyoruz çoğu zaman. Kendinizi yetersiz görüp bunu bir bahane olarak kullanmaktan vazgeçin. Tercih edilen insan olmak için kendinizden ziyade karşı taraf adına düşünmeyi deneyin. “Onun neye ihtiyacı var?” sorusunu sorup kendinizin o ihtiyaçları karşılayabileceği taraflarınızı belirleyin. Sonrasında ise kendinizi geliştirmek için yapmanız gerekenleri yapmaya başlayın.


4) Bugün Bunu Yapmak İçin Geç Kaldım, Ertesi Sabah Başlarım

j3n4pr - Yapmaktan Korktuğunuz Şeyler İçin Kendinize Söylemeyi Bırakmanız Gereken 4 Yalan

Kendinize bu yalandan önce şunu itiraf edin: Ertesi sabah da başlamamak için bir yığın gerekçem olacak…

Yapacaklarınıza o an başlamanız ertelemekten ve beklemekten çok daha iyidir. Şunu unutmayın, yaptıklarınızdan sorumlu olduğunuz kadar yapmadıklarınızdan da siz sorumlusunuz. Eğer bir hedefiniz varsa şimdi kalkıp bir şeyler yapmaya başlayın. Yapmadıklarınızdan değil yaptıklarınızdan sorumlu olmayı seçin.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Mutluluğun Anahtarı Plansız Yaşamda Mı?

zamanı planlamak

On yedinci yüzyılın büyük matematikçisi ve filozofu Blaise Pascal bir keresinde şöyle demişti, “İnsanlığın bütün sorunları, kişinin bir odada sakince oturamamasından kaynaklanıyor.” Elbette bu bir sorun! Zira nevrozun kökeni iyi olmak için kendini eğlendirmenin şart olduğu gibi zararlı bir düşüncede yatıyor. Pascal bunu yüzyıllar önce dile getirse de günümüz insanının yaşam şartları ve ekonominin dayatmasıyla her saniye bir şeylerle uğraşmaya mecbur bırakıldığı ortada. Öyle ki gününün her saniyesi aktif haldeki  insanın  daha değerli ve kabul görür olduğu gibi bir algı operasyonu da  iç huzurumuzu iğneliyor. Hal böyle olunca da boş zamanlara sığdıramadığımız aktivite listeleri ajandalarımızda uzayıp gidiyor.

Uzmanlığı zaman yönetimi olan bir profesöre göre boş zamanlarınızı ya da sosyal aktivitelerinizi planlamak, onlardan aldığınız zevki büyük oranda azaltmakta. Profesörün makalesinde, planlı yaptığımız aktivitelerden spontan gelişenlere nazaran daha az zevk aldığımız detaylarıyla açıklanıyor. Çünkü zihnimiz planlı olarak gerçekleştirdiğimiz her şeyi aynı başlık altında topluyor ve aynı tepkileri veriyor. Bu ister bir dişçi randevusu olsun isterse dostlarla paylaşılan bir kahve, eğer önceden planlanıp randevu defterine girdiyse artık bu aktivitelere karşı verdiğimiz refleks farklı olmuyor.

Amacı ne olursa olsun planlarımızın günlük yapılacaklara kaydedilmesinden sonra tüm eğlencelerini kaybettiklerini ve üzerine tik atılacak bir “iş”ten öteye gidemediklerini belirtiyor. Çünkü beynimiz yıllardır bunları halledilmesi gerekli görev olarak öğrendiğinden aldığımız haz ne olursa olsun ruhumuza katkısı farklılaşmıyor.

Söz konusu araştırma, Ohio Üniversitesinde pazarlama profesörü olan Selin Malkoç ve Rutgers Business School’da Prof. Yardımcısı olarak görevli Gabriela N. Torietto tarafından kaleme alınmış ve bu yıl Nisan ayında “Psikoloji İle İlgili Yeni Fikirler” ana temalı bir dergide yayınlanmıştı.

Aktivitelerimizi arka arkaya planlamanın ve düzenlemenin onları gerçekleştirememe korkumuzu da tetiklediğini belirten Malkoç, aynı zamanda insanların zamanı nasıl algıladığı ve tükettiği konusunda da bir uzman. Bilim insanlarına göre tutkularımızı bulmak da aslında çok fazla işe yaramıyor. Günümüzde üretkenlik öyle hayati bir kavram haline gelmiş durumda ki Prof. Malkoç, insanların boş zamanlarında bile üretken ve yoğun olmak için yarıştıklarını ve sırf bu nedenle çok daha fazla şey yapmaya çalışırken aldıkları keyfin de daha az olduğunu belirtiyor. Böylelikle de akışta ve rahat değil aksine zorlanmış, baskılanmış ve stres altında oluyor ve amaçtan oldukça uzaklaşıyoruz.

Kanıtlayıcı Diğer Araştırmalar

Bu konuyla ilgili çıkarıma ulaşana kadar pek çok araştırma ve deneme yapılmış elbette. Çalışmalardan birinde 163 öğrenciye farazi aktivitelerle dolu bir takvim verilmiş. Bazı öğrencilerin listelerine 2 gün arkadaşlarıyla dondurma yeme görevi yazılmış diğerlerine ise bir arkadaşla buluşmaları ve buluşmayı  spontan bir zamanda dondurma yiyerek tamamlamaları söylenmiş. Ve tahmin edeceğiniz gibi dondurma aktivitesinin hissettirdikleri puanlandığında görev olarak yiyenlerin çok daha az keyif aldığı gözlemlenmiş.

Peki eğer boş zamanlarımızı planlamazsak keyifli bir şeyler yapmayı ya da arkadaşlarımızı görmeyi başarabilir miyiz?

Dr.Malkoç’a göre bu sorunun cevabı ise “kabaca program” yapmak. Yani dostlarla bir öğle yemeği ya da “happy hour” konusunda hemfikir olabilir, kabaca gününü saptayabilir ve konuyu uygun bir zamana bırakabiliriz. Ve bu küçücük farkındalıkla bile gerçekleşmesinin verdiği zevkle aktiviteden aldığımız hazzı katlayabiliriz. Ve hatta bazen planlar gerçekleşmese bile verdikleri his zorlama olanlardan çok daha keyifli olabiliyor.

Çalışmalardan bir diğeri Malkoç ve Tonietto’yu kanıtlar nitelikte. 148 öğrenci ile yapılan bu çalışmada hummalı finalleri sürecinde öğrencilere bir kahve ve kurabiye molası veriliyor. Deneklerin yarısına bu mola için belli bir saat verilirken diğer yarısına molalarını herhangi bir arada 2 saat olarak kullanabilecekleri söyleniyor ve sonuç yine belli. İstedikleri zaman mola kullananlar kahvelerini diğerlerinden daha mutlu içiyorlar.

Tüm bunlardan yola çıkarak uzmanların bizlere sunduğu diğer bir öneri ise hayatlarımızı biraz rahat bırakıp an be an her saniyeyi planlama ihtiyacından biraz uzak durmak. Çünkü yaptıklarımızdan aldığımız keyif ne kadar çok şey yaptığımızdan çok daha anlamlı. Zamanlarımızı nasıl geçirdiğimiz konusunda seçici olmak elbette önemli ancak öncelikleri iyi belirleyip kaçırdıklarımız için karalar bağlamamak çok daha önemli.

O zaman hemen şimdi yarınki takviminize bir de bu gözle tekrar bakın diyoruz. Kim bilir belki küçük bir oynamayla yarınki mutluluğunuzu iki katına çıkartabilirsiniz.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Yaşamınıza Derinden Etki Ederek Daha İyi Hissetmenizi Sağlayacak 5 Felsefe

Mutlu ya da başarılı insanlara günlük yaşamları ile ilgili sorular sorduğunuzda hayatlarına dahil ettikleri bir anlayıştan ya da felsefeden bahsettiklerini görebilirsiniz. Bu felsefeler hayatınızı yoluna sokma, daha iyi hissetme, daha iyi beslenme gibi çok farklı konularda size yardımcı olabilir.

İnanın en az birini bile benimsemek hayatınızda yeni ufuklar açacak.


1) Stoacı Yaşam

Stoacı yaşamın düşünce sisteminde temel olarak; insanların önce kendisiyle barışık ve doğaya uygun olarak yaşamasını, hayatında gereksizliğe ve abartıya yer vermemesini, her hissi kabul etmesini ve bunlara çok bağlı kalmaması gerektiğini önerir.


2) İkigai

İkigai, Japonya’da sıkça kullanılan ve bilinen bir terim. Onlar için uzun ve mutlu bir yaşamın sırrı. Özellikle İkigai felsefesini sabah yataktan çıkmaya iten sebep olarak yorumluyorlar. Bu sebebi bulmak ise çok önemli. Çünkü sebebiniz tüm hayatınız boyunca bıkmadan yapacağınız tek uğraşınız olabilir.


3) Sisu

Sovyetlerin ve Nazilerin etkisinde zor zamanlar geçirmiş ama bu zamanları başarılı bir şekilde atlatmış Finliler, bunun için bir felsefe oluşturmuşlar: Sisu. Vikinglerin zorlu koşullara karşı direncinden gelen bu kelime, “Çoğu insanın pes ettiği noktadan sonra bile, kazanmak için cesur, azimli ve kararlı bir şekilde savaşmaya devam etmek” anlamına gelmektedir.


4) Kaizen

Sürekli bir iyileştirme ve gelişim olarak adlandırılan Kaizen, hayatımızın hemen her yerinde rahatlıkla görebileceğimiz bir olgudur. Genel anlamda herkesi, her olayı, her anı kapsayan ve sürekli daha iyiye ulaşmayı hedefleyen bir iyileştirme tekniğidir.


5) Hygge

Dünya’nın en mutlu ülkelerinden Danimarka, kendine bir felsefe geliştirmiş: Hygge felsefesi. Kelime anlamı olarak; İngilizce’deki “coziness” kelimesi gibi, rahatlık, samimiyet, sıcaklık kelimeleriyle, “rahatlatıcı, samimi bir ortamda ruhun sıcacık hissetmesi” şeklinde açıklayabiliriz.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Dostoyevski’den Düşündüren ve Yaşam Üzerine Sorgulatan 20 Değerli Alıntı

h63kha - Dostoyevski’den Düşündüren ve Yaşam Üzerine Sorgulatan 20 Değerli Alıntı

Edebiyat alanında bu denli etkiye sahip olan bir 19.yüzyıl Rus romancısının tahmin edebileceğiniz gibi yüzlerce etkileyici sözü bulunmakta. Burada, aralarından derlediğim 20 alıntıyla Dostoyevski ile sizleri bir kez daha buluşturmak istedim.


1) “Her şeyin tam anlamıyla farkında olmak bir hastalıktır; hem de tümüyle gerçek bir hastalık.”

2) “İnsanların çoğu, en iyi arkadaşını alçalmış görmekten mutlu olur. Genellikle arkadaşlıkların bu temele inşa edildiğini de söylemek abartı olmaz. Bütün düşünen insanlar, bu eski gerçeği bilir.”

3) “İnsanlar mutsuz olmadıkça, başkalarının mutsuzluğunu asla anlayamazlar.”

4) “Acı ve üzüntü, vicdan ve derin bir yürek için her zaman zorunludur.”

5) “Çabuk anlaşılma, anlaşılan şeyin basitliğine işarettir.”

6) “Bence insan, yakınlarını sevmek olanaksızlığıyla birlikte doğar. Akrabalar arasındaki sevgi bu bakımdan iğrençtir. Hak edilmemiştir çünkü. Sevgiyi hak etmek gerekir.”

7) “İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir.”

8) “Duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim elbette. Ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem.”

9) “Eğer kirli bir ırmağı içine alıyorsan bozulmadan kalabilmek için deniz olmalısın.”

10) “Bence gerçekten büyük insanlar dünyada büyük acılar çekmek zorundadır.”

11) “Üzülmek ve acı çekmek büyük bilinçler ve derin yürekler için her zaman zorunludur.”

12) “Mutlu olmanın iki yolu var: Ya isteklerinizi azaltacaksınız ya da imkanlarınızı zorlayacaksınız.”

13) “Rahatlıkla mutluluk olmaz. Mutluluk acıyla elde edilir. İnsanoğlu hayata mutlu olmak için gelmemiştir.”

14) “Bir insanın hayatının ikinci yarısı ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.”

15) “Yalan öyle nüfuz etmiş ki insanların diline ‘doğruyu söylemek gerekirse’ diye bir cümle kalıbı var.”

16) “Başarılı olmayı hedefleyen bir kimsenin başına gelecek zararları ve yıkımları da göze alması gerekir. Bu da sağlam bir kişiliğe sahip insanlarda bulunabilir ancak.”

17) “Kendi yolunda yanlış gitmek başkasının yolunda doğru gitmekten iyidir.”

18) “Cehennem, insanın yüreğinde sevginin bittiği yerdir.”

19) “Kendine sor: Hayallerin şu an nerede? Kafanı salla ve yılların ne çabuk geçtiğini gör.”

20) “Hayatta hep mutlu olursam, hayalini kuracak neyim kalır?”

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Hayatın Her Anında Kendimize Hatırlatmamız Gereken Cümle “Memento Mori”

nap8si - Hayatın Her Anında Kendimize Hatırlatmamız Gereken Cümle: Memento Mori

Her gününüzü hayatınızın son günüymüş gibi yaşayın; bir gün haklı çıkacaksınız.”  — Steve Jobs

Yukarıdaki söz, Steve Jobs’ın jenerik olmuş, herkesçe bilinen sözlerinden biri. Elbette bu sözün arkasında sadece Jobs’ın düşüncesi yok. Bu söz, aslında yıllardır bilgelerin altını çizdiği ve insanlara hayatın sonsuz olmadığını kendilerine hatırlatan mottodur. Ertelememenin öneminin altını çizer.

Memento Mori: Elbet bir gün öleceksin, bunu hatırla ve şimdi yaşa.

Dürüst olalım, hayatın koşuşturmasında savrulurken, zamanımızı gereksiz şeylere harcarken ya da yapacaklarımızı ertelerken kaybettiğimiz zamanın kıymetini bilemiyoruz.

Bu sadece günümüzün sorunu değil. Asırlar önce de insanlar aynı sorunu yaşarken çıkmış Memento Mori kavramı. Sonu olan bir hayatta her gün sona ilerlerken, sahip olduğumuz zamanı mutlu olacağımız şekilde harcamamız gerektiğini öğütler. Sanılanın aksine hayatta geçen zamanları yarın yokmuş gibi boşa harcamak yerine, yapılması gerekenleri ilk fırsatta yapmak temel noktadır.

Memento Mori, sadece Steve Jobs’ın hayatında kendine hatırlattığı bir cümle değil: Geçmişten günümüze insanlar kendilerine ölümü hatırlatarak tarih sayfalarında ölümsüz oldu. Bruce Lee, Marcus Aurelius, Steve Jobs gibi kişilerin sözleri ve yaptıkları Memento Mori’yi işaret etti.

Hiç kimse, şu an yaşadığı yaşamdan başka bir yaşamı yitirmeyecek ve şu an yitirmekte olduğu yaşamdan başka bir yaşam da yaşamayacaktır.” —Marcus Aurelius

İnsanların kendilerine uyguladığı ‘zamanım kısıtlı’ baskısı, sahip oldukları zamanı daha değerli kıldı. Böylelikle hiçbir şeyi ertelemeden, hedeflerine ulaşma konusunda zamanlarını boşa harcamadan ve sahip olduklarının değerini bilerek yaşadılar. Bununla birlikte hem daha başarılı, hem daha dolu, hem de daha mutlu bir hayata sahip oldular

Bu düşünce yapısı aynı zamanda karşı karşıya kaldıkları zorluklar konusunda da insanları güçlü tuttu. Çoğu kişi hak verir ki, ölümden daha ciddi bir şey yoktur. Bir olayın ucunda ölüm yoksa, öyle ya da böyle aşılabilir. Bu düşünce sayesinde gözünüzde büyüttüğünüz geçici problemlerin de o kadar hayati ve büyük olmadığının farkına varabilirsiniz.


Çok geç olmadan ilerlemek istediğiniz yolda yürüyün, vaktinizi boşa harcadığınız şeyleri hayatınızdan çıkarın ve yaşamayı hayal ettiğiniz hayata doğru ilerleyin. Bir şey de hep aklınızda olsun:

Sonsuza kadar var olmayacaksınız.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Yapay Zeka Çağında Nasıl Başarılı Olursunuz?

Başta yapay zeka, nesnelerin interneti, otonom araçlar, nano-teknoloji, yenilebilir enerji işleme, kuantum bilgisayarlar, süper bilgisayarlar, digital marketing ve biyo-teknoloji gibi teknolojinin giderek hayatımıza yerleştirmeye çalıştığı başlıca alanların giderek yaygınlaşması bizleri yepyeni bir otomasyon çağına sokmuş durumda. Bu süreçte çok sayıda iş yok olduğu gibi aynı zamanda da yerlerine yeni iş kolları gelecek gerçeği tüm dünyanın kabul ettiği bir gerçekliktir. Gelecekte mesleğini garanti almak isteyen kişilerin makinelerle birlikte yaşamayı kabul etmesinin yanında sahip olması gereken ekstra özellikler bulunmaktadır. İşte bu özelliklerden 10 tanesi.

1) Analitik düşünme yetkinliği.

bdvk4d - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Endüstriler arasındaki ilişkilere hakim şekilde ortaya çıkan problemleri belli başlı yöntemlerle anlamlı parçalara ayırabilmesi hem geniş bir perspektiflikle yorumlamasına yardımcı olur hem de yapay zekanın bu alandaki olası sorunlarına karşı en etkili başa çıkma özelliği denilebilir.

2) Eleştirel düşünebilme yeteneği.

gan69f - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Verilerin anlamlı şekilde yorumlara dönüşebilmesini sağlayan insanlar özellikle birçok farklı disiplinin iç içe geçtiği durumlarda kendi sınırlarını ve etrafındakilerin duruşunu netleştirdiği zaman hem kendisine hem de iş alanındaki ortamına ciddi katkılar sağlayacaktır.

Beyninizin gücünü kullanmayı öğrenin. Eleştirel düşünce iş hayatında yaratıcı bir şekilde sorunları çözebilmek için anahtardır.” —Richard Branson (Yatırımcı, CEO)

3) Yaratıcılık.

5b39m6 - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Pazarlama deyimiyle rastgeleliğin kalitesi olarak tanımlanan durumlarda, olası kriz anlarında veya anlık fikirlerden yola çıkarak bir şeyler üretilmek hem bugünü hem de yarını kazanmanın en önemli özelliğidir.

4) İnsan yönetimi.

dkh5yd - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Robotların analitik ve matematiksel yeteneklerinin tam takım olması ve her işimizde bunlardan olağanüstü şekilde yararlanmamız pek normal bir durum olarak kanıksanmış olsa da insanları anlamak ve liderliğini elde etmek için in hayati ihtiyaç yine insan ve insan zekasıdır.

5) Ekip çalışması yatkınlığı.

0f79za - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Etkili iletişim ve takım çalışması yetenekleri de geleceğin en kilit taşı unsuru yapmaya itmektedir.

6) Duygusal zeka.

g16k8e - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Empatiklik ve enpatiklik gibi akla ilk gelen bu iki özelliğin dışında merak, araştırma ve hissetme adı altında toplanan davranış duygularının yüksek olması gibi duygusal zekanın yüksek olduğunu gösteren özellikler işe alım konusunda en kritik belirleyicilerden biri olarak bilinmektedir.

7) Güçlü karar verme mekanizması.

n0p3fv - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Çok fazla veriyi, veri analizi yöntemleriyle anlamlı sonuçlara dönüştürebilmek ve onları verimli şekilde kullanmak bilgi çağının en ihtiyaç duyulan bir özelliğidir.

8) Uzlaşmacı yaklaşım becerisi.

gkc8l7 - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Diğer şirketlerle ve insanlarla pazarlık edip iki taraf için de en iyi sonucu veren optimize faydalar ve çözümler üretebilmek, ilgili sektörlerde çok işe yarayacak bir özellik olarak dikkat çekmekte.

9) Bilişsel esneklik.

k5ua80 - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Çağın gerçeği bilişim için hepimizin bildiği gerçeklerin yanında içinde bulunulan duruma göre de farklı kişilikler benimseyebilme, birden fazla endüstride yer alacak gelecek şirketleri için bir gereklilik halini alacak.

10) Hizmet oryantasyonu.

uh0s62 - Yapay Zeka Çağında Başarılı Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 10 Özellik

Müşterinin sorunlarının anlayıp çözüme en iyi şekilde kavuşturulması, onlara faydalı hizmet ve destek sağlayabilecek çalışanlar her şirketin ihtiyacı olacaktır.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Topluluk Önünde Konuşma Korkunuzu Nasıl Yenebilirsiniz?

images

Topluluk önünde konuşma, herkes için biraz heyecan verici ya da zor olabilir ancak bazılarımız için daha zordur. Önümüzdeki zorlu görevi düşünürken uykularımız kaçabilir, zihnimizi meşgul eden tek şey o haline gelir. Konuşma esnasında yaşanabilecek bütün olumsuz senaryolar dört bir taraftan saldırır ya kaçılacak ya da bu zorlu görevin de üstesinden gelinecektir. İşte bu durumu yönetebilmek adına pazarlama konferanslarında yüzlerce sunum yapan Glenn Hickling tarafından hazırlanan bu kılavuz; sinirlerinizi rahatlatacak, sizi sunumunuzda parlak bir başarıya ulaştırmak için ihtiyacınız olanları gösterecek, o korkunç andan kaçınmanıza yardımcı olacak.

Başlangıç

Başlangıçta kendinize bir hareket zemini hazırlayın. Kendinize inanmak için bazı materyelleri toplayın. Sunumunuzu ilginç, ilham verici ve çeşitli hale getirmek için kalbinizi ve ruhunuzu koyun. Kitlenizi araştırın. Onlara en iyi uyacağını düşündüğünüz seslerden, görüntülerden ve videolardan yararlanın zira kalabalığa “satacaksanız” materyalinize inanmanız gerekir.

1. Adım: Bir Seyirci Olduğunu Hatırlayın

Şaşırtıcı derecede az sayıda sunucu, bu durumun ortaya koyduğu yükümlülükleri ve fırsatları değerlendiriyor gibi görünüyor. Eğer kalabalık tamamen ilgili olacaksa sunuma kendisini de dahil hissetmelidir. Örneğin komedyenler ön sıradakilere ne iş yaptıklarını sorar ve bu konuda onlara takılırlar ve böylelikle seyircileri de gösteriye dahil ederler.

2. Adım: Asla İstediğinizi Almaktan Korkmayın

Bunu istiyorsunuz.  İnsanları etkilemek, adınızı duyurmak, yeni işler oluşturmak ve mesajınızı iletmek istiyorsunuz. Spottan korkabilirsiniz ama sonucu istiyorsunuz, bunu istiyorsunuz.

Biraz sinirlerinizi heyecanlandırın. Aynaya bakın ve kendinize “İstediğini elde etmekten korkmanın amacı nedir?” diye sorun.

3. Adım: Ses Tonunuzu Manuel Olarak Değiştirin

Monoton bir şekilde konuşmayın ya da fısıldamayın. Bilinçli olarak sesinizde sıçramalar oluşturun. Yavaş, kasvetli, derin ya da hızlı, bunları karıştırarak pratik yapın. Yabancı filmlerdeki mahkeme sahnelerini izleyin.

Avukatlar jüriyi etkilemek için bazen melodisiz, bazen tamamen patlayan, bazen canlı ve neşeli bir ses tonuyla ve özenle ölçülmüş çeşitli ritimlerle konuşurlar. Çünkü onlar jüriyi dinamik tutmak için oradadır. Yavaşça konuşurken verilen esler beyninizin ağzınıza yetişmesini sağlar. Yavaş gidin, nefes alıp duraklayın, kendinizden emin ve ilginç görünün. Sonra devam edin. İlk başta kolay olmayabilir ama yaparsanız bu oyununuza ciddiyet katar.

4. Adım: Komik misiniz? Şaka Yapın

Komikseniz bir şakayla başlayın ama yüz kere pratik yapın, doğru kelimeleri vurguladığınızdan ve zamanlamanın kusursuz olduğundan emin olun. Eğlendirmeye çalışacaksanız insanların neden güldüğünü anlamak önemlidir.

Bir şakadan yararlanabileceğiniz konusunda emin değilseniz, sunuma kişiliğinizi vermenin ve uyum sağlamanın başka yolları da vardır: Belki bir problemin çözümü için ne kadar hayal kırıklığına uğramış olduğunuzu, belki de süper olmanın nasıl bir grafik açıklaması olduğunu anlatabilir, çalışma biçiminize ilişkin gerçeği açık bir yürekle anlatın ve insanlar bunun için sizi sevecektir.

5. Adım: Performans Standartınızın Sınırlarını Öğrenin

Sınırlarınızı bilirseniz ihtiyacınız olan materyalleri de daha kolay bulabilirsiniz. Vurgulamak istediğiniz kelimeler için capslar kullanmak, sunuma ses efektleri eklemek performansınızı artırabilir.

Yazma ve uygulama akışkan döngüsel bir süreçtir, yazdığınızı en iyi nasıl ifade edebileceğinize odaklanın, vurucu cümleleriniz olsun. Hazırladığınız metni uzun uzun yazın. Böylece sunum esnasında aklınıza nasıl kolay geldiğine şaşıracaksınız. Son halini boş kaldığınız her an okuyun. Hatta büyük günde onu cebinize koyun, orada olduğunu bilmek bile çok güven verici olacaktır, yaparsanız ihtiyacınız olmaz ama yapmadığınızda ya ihtiyacınız olursa?

6. Adım: Hatırlatma Kartları Kullanın

Hatırlatma kartlarında utanılacak bir şey yok. Ancak onları, daha kişisel kartlar haline getirin. Beyninizi harekete geçirmek için kartlara bakabilirsiniz ama onları yüksek sesle okumak nadiren mümkün olacaktır.

Ezberlemek için mücadele ettiğiniz her şeyi, gerçekler, istatistikler ve alıntılar, ne varsa yazın, bir kart yığınınız olsa bile. Kendinizi hazır hissetmek için bunlara iki üç dakika zaman ayırmak yeterli olacaktır.

7. Adım: Yoga Nefes Tekniklerinden Faydalanın

Yogada tam nefes olarak bilinen şekilde karın (diyafram), kaburga ve göğüs nefesini birleştirerek nefes alın. Oradan nefes alarak, burnunuz ve ağzınızdan aldığınız nefesten ziyade, doğanın kendi sakinleştiricisi olan oksijenin daha yüksek bir oranını alarak sakinleşebilirsiniz.

Tam Yoga nefesi uygulaması:

1. Önce derin nefes verilir. Sonra karından yavaş ve derin nefes alınır. Karın yükselir.
2. Nefes yukarıya kaburgalara çıkar.
3. Nefes göğüs ve köprücük kemiklerine ulaşır.
4. Nefes verirken önce karın, sonra kaburga, orta göğüs ve en son üst göğüs nefesi boşaltır.

Her zaman nefes vererek önce akciğerler boşaltılır. Bitirirken de nefes alarak bitirilir. Doğru yolda olduğunuzu hissedeceksiniz. Bu yöntem kalp atışlarınızı yavaşlatacak ve rahatlamanızı sağlayacaktır. Bu yöntemi uyumak için de deneyebilirsiniz.

8. Adım:  Odaya Çalışın

Konuşmadan önce kendinizi kilitlemeyin. Odaya(sunum yapacağınız alana) çıkın, kendinizi tanıtın, olabildiğince çok yeni arkadaş edinin.

Bu sadece kitleniz içindeki güler yüzlü kişi sayısını artırmaz, sesinizi ısıtır, muhatabı olduğunuz rastgele sorularla zihninizdeki zorluklardan uzaklaştırır.

9. Adım: Gergin Olduğunuzu İtiraf Edin

Topluluk önünde konuşma yapmada kaygısız olunabilecek bir nokta yok. Kaygılı olduğunuzu gizlemeyin, yerinizde olup daha farklı hissetmek pek mümkün değil.

Spot ışıkları size çevrilmeden önce hiçbir şey bilmediğinizi düşünmek, yapamam demek kaygınızla yüzleşmenizi sağlar. Üstesinden gelebilirsiniz. Kaygınızdan kurtulmak için biraz yürüyün, zıplayın, hareket edin. Yapabilirsiniz ve aslında hiçbir şey bilmiyor değilsiniz.

10.Adım: Perde Açılmadan Son Hazırlıklarınızı Tamamlayın

Sunumunuza başlamadan önce artık kendinizi gergin hissetmeyeceğinizi kendinize anlatın. Şov zamanı! Sevdiğiniz bir şarkıyı söyleyin, el çırpın, dans edin. Bu gerginliği  üzerinizden atmak için son fırsatınız.

Son ısınmanın en önemli bölümlerinden biri de görselleştirmedir. Hayal edin: Konuşmanız bittiğinde herkes sizi alkışlıyor, insanlar elinizi sıkmak ve kartvizitinizi sormak için ilerliyor. Sunumunuzu başarıyla tamamladınız ve gururla gülümsüyorsunuz.

Çok çalıştınız ve hem madden hem de zihinsel olarak çok iyi hazırlandınız.  Her şeye hazırsınız. Size iyi şanslar dileriz ama buna ihtiyacınız olmayacak.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlak Danışmanlarının Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

etorpp - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Pareto Prensibi, daha üretken olabilmek için nereye odaklanmamız gerektiği konusunda bize yardımcı olan evrensel bir yasa. Prensibi şöyle açıklayabiliriz; aldığınız sonuçların %80’i gösterdiğiniz çabanın %20’lik kısmından geliyor. Örneğin; iş dünyasında elde ettiğiniz kârın %80’ini müşterilerinizin %20’sinden kazanıyorsunuz. Bu da demek oluyor ki günlük görevlerinizin beşte dördü daha az önemli ve düşük üretkenlikte görevler.

Üstte kalan %20’lik kısma odaklanmak en ideal zaman yönetimi şekli olacaktır. Bunları bitirdikten sonra kalan kısma geçin. Bir şeyi yapmadan önce kendinize o görevin hangi kısımda olduğunu sorun ve halledin.


2) Büyük görevleri, yönetilmesi daha kolay küçük parçalara ayırın.

t9fjvu - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

İşleri sürekli erteleme kısmı genellikle çok yükün altında kaldığımızı hissettiğimizde gelir. Büyük bir projeye başlamaktan kaçınırız çünkü gözümüzü korkutur ve nasıl üstesinden geleceğimizi hayal bile edemeyiz. Büyük işlerle uğraşmayın; onları daha küçük, yönetilebilir parçalara bölün ve masaya her oturduğunuzda bir şeyi bitirmenin tadını çıkarın.

Yapılacaklar listenizin daha hızlı bir şekilde tamamlandığını gördüyseniz kronometre ile odağınızı maksimuma çıkarın. Saatinizi 20 dakikaya ayarlayın ve süre bitene kadar odağınızı dağıtmayın. Ne kadar çok şeyi tamamladığınıza inanamayacaksınız!


3) Yeteneklerinize odaklanabilmek için görevlerinizi devredin.

ypjnzy - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Çoğumuz bir avuç dolusu işte gerçekten iyi ve geri kalan her şeyde ortalama düzeydeyiz. En iyi zaman yönetim şekillerinden biri en güçlü olduğunuz alana odaklanmaktır. Eğer yapabiliyorsanız mükemmel olmadığınız işleri dışarıdan halletmeye çalışın. Bu yeni birini işe alarak ya da teknolojiyi kullanarak olabilir.

Web geliştirme, içerik yazma, grafik tasarımı gibi işlerde dışarıdan yardım almak oldukça kolaydır. Başkalarını işlerinize dahil etmekten çekinmeyin.


4) Doğal ritminizi anlayın.

ynea54 - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Günün hangi zamanında daha enerjik ve daha yaratıcısınız? Etkin ve üretken olabilmek için enerjinizi kontrol edebilmek son derece önemlidir. Biyolojik saatinizi anlamaya çalışın. Önemli görevleri istekli ve enerjik olduğunuz saatlere koyun.

Bu taktiğin işlemesi için rutinlerinizin olması gerekir. Böylece, bir model oluşturabilir ve doğal düzeninizi keşfedebilirsiniz. Günün en iyi saatinde olduğunuzu anlayınca detaylı ve zor görevlere odaklanın. Ayrıca, enerji seviyenizi yüksek tutmak için gün içinde molalar vermeyi unutmayın.


5) Dikkatinizi dağıtan şeylerden kurtulun.

lu7g8c - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Odaklanma yeteneğiniz üretkenliğinizin en önemli etkenlerinden biridir. Araştırmalar tipik bir ofis çalışanının dikkati dağıldığında işine geri dönmesinin 25 dakika sürdüğünü gösteriyor. Dikkat dağıtan şeyleri kendinizden uzaklaştırarak tüm o boşa giden zamanı kendinize iade ediyorsunuz. Bir şeye başladıysanız, bitirin. Her gün kendinize tamamlamanız gereken hedefler koyun ve gerçekleştirin.

Unutmadan; biliyorsunuz ki cep telefonları en büyük dikkat dağıtıcılardan. Bir çoğumuz telefonu günde 150 kereden fazla kontrol ediyoruz. Eğer bir şeye cidden odaklanmanız gerekiyorsa bildirimlerinizi kapatın ve telefonunuzu uzakta bir yerlere koyun.


6) Tek bir şeye odaklanın.

zshk85 - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Gelelim son yılların tartışmasına: aynı anda birden fazla iş mi yoksa tek bir iş mi? Multitasking, yani aynı anda birden fazla iş yapmak, daha fazla şeyi halletmemize yardım edebilir. Öte yandan, insan beyninin tek seferde birden fazla şeye odaklanmak için uygun olmadığını da biliyoruz. Çoğumuz yapmamız gereken işi önümüze açıp yan tarafta mesajlar, emailler arasında gidip geliyor sonra da neden hiçbir şeyi yetiştiremediğimizi düşünüyoruz. Belki de tarz değiştirmeliyiz?

Monotasking, tek seferde tek şeye odaklanmak, bu kadar bağlantılı bir dünyada belki çok mümkün değil. Ancak bir işin derinlerine inmenize oldukça yardımcı oluyor. Kendinize gün içinde 2-4 saat ayırıp tek bir şey yapmaya çalışın. Buna alışmanız biraz vakit alabilir ama eninde sonunda alışacak ve işlerinizde ilerleme kaydetmeye başlayacaksınız.


7) Başıboş düşüncelere sahip çıkın.

cumzrj - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Bir işin ortasındayken birden başıboş düşüncelerin aklınıza girmesi çok rahatsız edici olabiliyor. Bir şeyi hatırlamaya çalışırken aynı anda o düşünceleri bir kenara bırakmak… Oldukça zor. Bir iş ile uğraşırken bir şey hatırlamaya çalışmak genelde başarısızlıkla sonuçlanır. Eğer bir kağıda yazarsanız bu sorununuz çözülebilir. İşi hafızanıza bıraktığınızda ya hatırlamak için boşa enerji ve zaman harcayacak ya da tamamen unutmuş olacaksınız. İki türlü de tam bir kayıp.

Bu rastgele gelen düşünce ve fikirlerinizin bir bilgisayar ya da deftere yazılı bir şekilde elinizin altında olduğundan emin olun.


8) Uyuyun, yemek yiyin ve nefes alın.

fy0vup - 8 Adımda İnsanların Haftalarca Yaptıklarını Birkaç Günde Yapmak Mümkün mü?

Yorgun ya da aç hissettiğinizde üretken olmanız neredeyse imkansızdır. Bu noktada, kendinize bakmaya devam etmeniz çok önemli. Siz bir makine değilsiniz ve iyi işler çıkarmak için dinlenmeye, yemek yemeye ve zihninizi dağıtmaya ihtiyacınız var.

Kendinize nefes egzersizleri için günlük birkaç dakika bile ayırsanız zihninizi rahatlatabilirsiniz. Kısa bir yürüyüş de güzel bir yöntem olacaktır. Bu aktiviteler canlanmanıza yardım edecek böylece daha iyi odaklanabileceksiniz.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlakçılar İçin Stoacı Yaşam Felsefesi!

sm3lvu - Hayattaki Zorluklara Karşı Direncinizi Tamamen Artıracak Felsefe: Stoacı Yaşam

Kabul edelim, ruhsal sıkıntılarımızın çoğu elimizde olmayan şeyleri istemek ve sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmemekten kaynaklanıyor.”

Dünya devi bir marka yaratan girişimci ile milattan önce yaşamış bir filozof nasıl ortak noktada buluşabilir?

Stoacılık, milattan önce yaşayan imparatorlardan, bugünkü başarılı girişimcilere kadar birçok başarılı insanın günlük hayata yaklaşımını kapsar. Örneğin, tarihin en büyük imparatorluklarından birini yönetmiş Roma İmparatoru Marcus Aurelius aynı zamanda stoacı bir filozoftur. Bugünden örnek vereceksek son zamanların en başarılı girişimcilerinden Tim Ferris de stoacı yaşamı benimsemiş biridir.

Önce stoacılığın ne olduğuna, ardından da hayatınızda stoacı yaklaşımı nasıl uygulayabileceğinize bir bakalım.

Stoacılık nedir?

Stoacılık, adını milattan önce 4. yüzyılda Kıbrıslı filozof Zenon tarafında Atina’da kurulan bir okuldan alır. Günlük hayatta uygulanabilirliği ve verimi oldukça yüksek olduğu için günümüze kadar gelmiştir.

Düşünce sisteminde temel olarak; insanların önce kendisiyle barışık ve doğaya uygun olarak yaşamasını, hayatında gereksizliğe ve abartıya yer vermemesini, her hissi kabul etmesini ve bunlara çok bağlı kalmaması gerektiğini önerir.

Bir stoacı nasıl yaşar? Hayatta stoacılığı nasıl kullanırız?

Mutlu bir yaşam için pek az şey gerekli; gereken her şey içimizde ve düşünce biçimimizde.” — Marcus Aurelius

Stoacılığa göre, eğer hayatınızın merkezine hevesler ve istekler yerine mantığı koyarsanız, mutlu bir yaşam için ilk adımı atmış olursunuz.

Marcus Aurelius’un tespitine göre hayatta üç tip olayla karşı karşıya geliriz:

1) Kişiye bağlı olmayıp, kişiden tamamen bağımsız oluşan olaylar.

2) Kısmen kişiye bağlı olaylar.

3) Kontrolün tamamen kişide olduğu olaylar.

Hayatta üç olay da sık sık başınıza gelebilir. Stoacılığın odaklandığı nokta ise üçüncü olaylara odaklanıp hayatta huzuru bulmaktır. Kişi kontrolü dışında gerçekleşen olaylara üzülmemelidir. Bu durum, kişiyi kaybeden yapmaz; fakat kontrolünüz dahilinde olan olayları iyi kullanamazsanız, o zaman huzursuzluk başlar.

Örneğin; Bir kişi yaşadığı ülkeden ya da ailesinden şikayetçi olabilir. Stoacı bir yaklaşımda, kişi bunların kontrolünün dışında olduğunun farkındadır ve geleceğini kurarken kendiyle barışık bir şekilde değiştirebileceği ve geliştirebileceği şeylere odaklanır.

Marcus Aurelius, çoğu insanın boş zamanlarını istediği ama sahip olmadığı şeyleri düşünerek geçirdiğini söylüyor. İsteğine ulaşan bir insan da daha fazlasını isteyerek hayatını geçiriyor.

Stoacı düşünce önce insanın kendi sahip olduğu şeylerin değerini bilmesi gerektiğini öneriyor. Sürekli istemek, huzurun bulunmasında en büyük engellerden biri.

Stoacılar aynı zamanda iç huzur için hayatta gereksiz olan hiçbir şeye bel bağlamamız gerektiğini, insan doğasına göre yaşamamız gerektiğini tavsiye ediyor. Örneğin; parayı hayatınızın merkezine koyarsanız, bir gün paranız bittiğinde nasıl yaşamanız gerektiğini bilemezsiniz ve bu sizi zayıflatır. Eğer hayatınızın merkezine takdir edilmeyi koyarsanız, hayatınızda iniş yaşadığınız bir anda ne yapacağınızı bilemezsiniz.

Bu yüzden elinizden gidebilecek ve dışa bağlı olan şeyler yerine, sizden alınamayacak şeyleri hayatınızın merkezine koymak, huzurlu bir yaşam için kilit noktada.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

İnsanları Etkilemek ve Doğru İletişim Kurmak İçin 5 Altın Kural!

Sosyal çevrede her insan iletişim halinde. Teknolojinin gelişmesiyle beraber artık sadece yüz yüze değil, internet üzerinden iletişim de hayatımızın bütünüyle içinde. Bu yüzden bir insanın günde yaklaşık 10 saati iletişim kurarak geçiyor.

Dale Carnegie’nin efsane olmuş “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” adlı kitabı 1937 yılında çıkmış olmasına rağmen günümüzde hala geçerliliğini ve güncelliğini koruyor. Carnegie’ye göre etkili olmak ve karşıdaki insanların sevgi ve saygısını kazanmak için bu 5 altın kuralı uygulamalısınız.


1) İnsanlara derinden ilgi gösterin ve kendileri hakkında konuşmalarına fırsat verin.

Carnegie’ye göre çoğu insan iletişim halindeyken, karşısındaki insanı can kulağıyla dinlemek yerine kendi konuşma sırasının gelmesini bekliyor.

Bu yüzden kendi ilgi alanlarınız yerine karşınızdaki insanın ilgi alanları üstüne konuşmaya başlarsanız, iletişim kurduğunuz kişinin üstünde olumlu bir etki yaratma ihtimaliniz yükselecektir.


2) İnsanların olumlu özelliklerini onlara söyleyin ve onların önemli bir kişi olduklarını hissettirin.

Hayatta insanı motive eden ve kendisini iyi hissetmesini sağlayan en büyük kaynağın, insanın kendisini önemli hissetmesi olduğunun altını çizen Dale Carnegie; iletişim alanında da bu konunun hayati olduğunu söylüyor.

Örneğin; İletişim kurduğunuz biri piyano çalıyor ve siz de piyano öğrenmek istediğinizi, kendisinin ona öğretmesini istiyorsunuz. İlk zamanlarda karşınızdaki kişi bildiklerini öğretme konusunda hevesli olsa bile, ilerleyen süreçte öğretme hevesini kaybedecektir. Carnegie bunu engellemek için karşınızdaki insanı özel hissettirmeyi, yani sadece onun piyano çalış stilini çok beğendiğinizi ve yalnızca onun öğretmesini istemenizi öneriyor. Karşıdaki insan kendini önemli hissedeceği için öğretirken de uzun vadede keyif alacaktır.


3) Başkalarının sizin için bir şey yapmalarını isterken kendi faydanız yerine karşıdaki kişinin kazanacağı avantajlardan bahsedin.

Carnegie bu durumu çok güzel özetliyor:

Eğer balık tutmak istiyorsanız, oltaya solucan takarsınız. Siz pasta seviyorsunuz diye oltanın ucuna pasta takıp balık tutamazsınız.”


4) Yanlışınız varsa, en kısa zamanda onu kabul edin ve karşınızdaki kişiye bunu aktarın.

Yaptığınız bir hataya karşı sorumlu tutulduğunuzda hatayı yapmanıza sebep olan faktörleri sıralamaya başlarsanız, karşınızdaki insanlara bu faktörler bahane gibi gelecektir. Bu yüzden hatanızı kabul edip “Hatamın farkındayım ve bunu düzeltmeye çalışacağım” tarzında cümleler söylemeniz, karşınızdaki insanın size daha anlayışlı yaklaşmasını sağlayacaktır.


5) Yıkıcı eleştirmeyin, empati kurun.

Carnegie’nin bu konudaki yaklaşımı gayet net: Kimseyi yıkıcı bir şekilde eleştirmeyin ve hiçbir zaman “Bu düşüncen yanlış”, “Bu hareketin yanlış.” gibi şeyler söylemeyin. Çünkü bunu yaptığınız takdirde insanlar kendilerini koruma haline geçecekler ve kendi doğruluklarını kanıtlamaya çalışıp sizden uzaklaşacaklardır.

Bunun yerine karşınızdaki insanı anlamaya çalışın ve sebeplerini beraber düşünmeye teşvik edin.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

İyi Bir İlk İzlenim İçin Neler Yapabiliriz?

44o5yk - İyi Bir İlk İzlenim İçin Yapmanız Gereken 5 Şey

İnsanlar niyeti ve samimiyeti/samimiyetsizliği okuma konusunda genelde başarılıdırlar. Dolayısıyla, insanlarla tanışmadan önce niyetinizi, ne tür etkileşimlere sahip olmak istediğinizi ve nasıl bir enerji vermek istediğinizi belirlemek önemlidir. Niyetiniz, yaymak istediğiniz enerji belli ise samimiyetle bunu göstermek, insanların sizin hakkınızdaki değerlendirmelerinin isabetli olacağının garantisi gibidir. Yani, istikamet/amaç belli olduktan sonra, tek yapmamız gereken çıkıp o yolu yürümek.

1) Görünüş

4oem6p - İyi Bir İlk İzlenim İçin Yapmanız Gereken 5 Şey

Bu bir gerçek, hepimiz karşımızdakinin görünüşüne bağlı olarak yargılarda bulunuruz ve bu ister istemez o insana karşı tavrımızı belirlememizde rol oynar. Bu durumu lehimize çevirmek, ilk defa karşılaştığınız insanlara ilk verdiğimiz mesajın bunlar aracılığıyla yollandığını anlamaktan geçiyor. Yani, nasıl bir mesaj vermek istiyorsak ona göre görünmek değerlendirmelerin gerçekliğimize en yakın olması için bir güvence. Dış görünüş sanılandan daha önemlidir.

2) Beden Dili

jch1fo - İyi Bir İlk İzlenim İçin Yapmanız Gereken 5 Şey

Duruşumuzdan vücudumuzu nasıl taşıdığımıza, duruş açımıza kadar her şey bir anlam ifade eder. Vücut dilinizin farkında olmak, istediğiniz mesajı vermek için bedenimizi kontrol etmeye başlamanız anlamına gelir. Vücut dilinizi anlamak için kendinizin bir mekânda yürürken, dururken videosunu çekebilirsiniz. Sonrasında vermek istediğimiz mesajı belli etmek kalıyor.

3) İlgili/ İlgi Çekici Olmak

al5vr0 - İyi Bir İlk İzlenim İçin Yapmanız Gereken 5 Şey

Karşımızdakini gerçekten tanımak istiyorsak ve kim olduklarını öğrenmeye açıksak ona gerçek bir ilgiyle yaklaşırız. İlgimizi doğrudan kanalize ettiğimiz zaman, karşımızdaki ile ilgili çok ilginç bilgiler ediniriz ve bu onlara görülme/anlaşılma hissi verdiğinden onları çok mutlu eder. Yani, meraklı olun, sorun, öğrenin, tartışın ve bütün bunları gerçek bir samimiyetle yapın. Bu genellikle bulaşıcıdır ve ilgilendiğimiz zaman ilgimizi çeken daha iyi konuşmalara ve kalıcı bağlantılara sahip oluruz.

4) İlk İzlenim İçin Bilinmeyen Yol: Dedikodu

ki3f85 - İyi Bir İlk İzlenim İçin Yapmanız Gereken 5 Şey

Dedikodu yapmak tahmin ettiğimizden çok daha önemlidir. Dedikodu derken, insanların arkasından negatif ya da aşağılayıcı konuşmaktan değil; toplumsal işbirliğinin temelinden bahsediyorum. Noah Yuval Harari’nin Sapiens adlı kitabında da bahsettiği gibi dedikodunun insan türünün hayatta kalmasında ve bu derece kompleks ve esnek ilişkiler kurarak yabancılarla bile işbirliğini arttırmasında çok merkezi bir rolü var. Dedikodu, insanların bir arada kalmalarına, arkadaşlık kurmalarına, toplumsal düzen ve işbirliği oluşturmalarına yardımcı olarak insanın tüm hayatını değiştirdi. Dedikodu sayesinde toplumsal bilgileri hatırlayabiliyor, yorumlayabiliyor ve aktarabiliyoruz. Yani, ortak tanıdıklarınız hakkında konuşun; hem ortak bir nokta bulmuş olursunuz hem de üçüncü kişiyi nasıl yorumladığınız ve aktardığınız sizinle ilgili karşınızdakine pek çok fikir verecektir.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlakçılar İçin Meditasyon: Nasıl Yapılır? İşte Pratik ve Etkili İpuçları

6zlnlc - Yeni Başlayanlar İçin Meditasyon: Nasıl Yapılır? İşte Pratik ve Etkili İpuçları

Meditasyon yaparken zihnimiz kaybettiği enerjiyi tekrar kazanır. Böyleyece beyniniz dinlenmiş, huzur dolu ve eskisine oranla daha sağlıklı kararlar alabilen bir hale gelecektir.

Spor yaparken bedenimizi güçlendirir ve daha sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla aynı ihtiyacı beynimiz de hisseder. Meditasyon da beyniniz için aynı olumlamayı yaratır. Beyin denen organ 30’lu yaşlardan sonra yavaş yavaş büzülmeye ve dinçliğini kaybeder fakat meditasyon bunu büyük oranda engelleyebilir ve beyinizi formda tutabiliriz.

Günlük hayatın koşuşturamacasında bedenimizin bize verdiği sinyallerin farkına varamıyoruz. Sürekli stresli bire ruh hali, vücutta hissedilen ağırlıklar, önüne geçilemeyen sıkılma hissi bunların başlıcaları. Bu mesajları görmezden geldikçe kronik yorgunluk, tansiyon, kaygı gibi problemler boy gösterebilir.


İlk kez meditasyon yapacaksanız günde yalnızca 2-3 dakika gibi kısa bir süre ayırmak, bu alışkanlığı edinmek ve iyi sonuçlar görmek adına mükemmel bir başlangıç olacaktır.

Meditasyon kötü düşünceleri durdurmanızı sağlamaz. Meditasyon yaparken buna odaklanmak yerine sizi strese sokan, sizde kaygı uyandıran bu kötü düşüncelerden bir nebze olsun uzaklaşacak olmanın huzurunu yaşayın. Ayrıca da bunu amaçlayın.


Meditasyona başlamak için ihtiyacınız olan; kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği ve basit hareketleri yapabileceğiniz bir alan.

Kendinizi ne kadar rahat hissederseniz o kadar verimli bir meditasyon gerçekleştirmiş olacaksınız. Dolayısıyla daha temiz bir ortam ve rahat kıyafetler size daha kaliteli bir meditasyon deneyimi sunar.


Hazırsanız başlayalım!

1) Sırtınızı dik tutarak zemine ya da bir sandalyeye oturun.


2) Rahat ve sakin görüş oluşturup göz kapaklarınızı serbest bırakın.


3) Burnunuzdan derince bir nefes alıp ağzınızdan verin.


4) Nefes aldığınız sırada göz kapaklarınızı sakince kapatın ve normal bir şekilde nefes almayı sürdürün. O an var olmanın ve hayatta olmanın keyfini çıkarın. Buna 60 saniye boyunca devam edin.


5) Sonrasında nefes alıp verirken tam bu esnada bedeninizin de huzurla yükselip alçaldığını düşünün.


6) Beyninizin bir ses, titreşim, düşünce ya da buna benzer bir duygudan uzaklaştığını hissettiğiniz anda odağı yavaş yavaş tekrar nefesinize getirin.


7) Yavaşça tüm dikkatinizi bedeninize ve çevrenizdeki alana geri getirin. Sonra gözlerinizi nazikçe açın.

Meditasyonun ardından kendinizi nasıl hissettiğiniz üzerine biraz düşünmek ve zihninizi daha iyi anlamak için kendinize kısacık bir zaman daha ayırın.


Meditasyon anında müzik, mum, koku gibi şeyler gerekli midir?

Bu tamamen sizin tercihinize bağlıdır. Meditasyon yaptığınız alan nasıl daha huzurlu olmanızı sağlıyorsa bu ortamı o şekilde tasarlayabilirsiniz.


TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Uzlaşma Taktikleri Nelerdir?

Uzlaşma Taktikleri Nelerdir? ile ilgili görsel sonucu

Uzlaşma sağlamak bu mesleğin en zorlu taraflarından birisi (üstelik söz konusu olan ticaret “Taşınmaz”…) . Para veren ve para alan tarafları orta noktada buluşturmak hiç kolay değil. Bu yüzden de uzlaşma sürecinde parayı tartışmamalısınız. Konu kazanç olunca uzlaşma sağlanması mümkün değildir.

Müşterilerinizi iyi tanımanız ve her iki tarafın da önceliklerinin ne olduğunu anlamanız gerekiyor.

Bir ev satış aşamasına geldiğinde sözleşme için üstünden geçmeniz gereken bazı önemli noktalar var:

  • Tarafların finansal durumu

  • Kapora miktarı

  • Evin fiyatı

  • Evcil hayvan durumu

  • Tadilat durumları

Bu saydıklarımız açıklığa kavuşturmanız gereken noktalardan sadece birkaçı. Bu yüzden uzlaşma konusunda taktiksel davranmanız gerekiyor ki süreç yorucu olmadan kolayca atlatılabilsin.

Gelin şimdi 4 farklı ve yaratıcı uzlaşma metoduna göz atalım:

  1. Küçük Lokmalar

İlgili resimHem satıcı hem de alıcı tarafında isteklerinizi küçük küçük söyleyeceksiniz. İsteklerin hepsini aynı anda söylerseniz müşterinizin gözü korkar. Ama genel konseptte göze batmayan küçük parçalara bölerseniz yavaş yavaş hepsini kabul ettirirsiniz.

Diyelim ki 700,000 Dolar değerinde bir konut satışı yapmak üzeresiniz ve alıcınız çatının yenilenmesini ve evin boyanmasını istiyor. Konut sahibine önce çatı masrafının 700,000 Dolar’a kıyasla ne kadar az olduğunu gösterecek ve kabul ettireceksiniz. Başka bir zamanda da aynısını boya işlemleri için yapacaksınız.

  1. Sorun Sahibinindir

İlgili resimUzlaşma masalarında yaşanılan en büyük sıkıntı taraflardan birisinin sahip olduğu sıkıntıyı diğer tarafa mâl etmesidir. Bir gayrimenkul danışmanı olarak herkesin kendi problemini çözmesini sağlamalısınız. Gereğinden fazla problemle uğraşmak müşterilerinizi bezdirebilir.

Diyelim ki aynı 700,000 Dolarlık satış için taraflarla masaya oturdunuz. Alıcı evi beğendiğini ve alacağını söylüyor. Şu an için ise kaporayı ödeyecek parası yok. Burada müşteriye alternatif yöntemler sunmak satıcının görevi değildir. Alıcı bu ayarlamayı sizin tavsiyelerinizle kendisi yapmalı.

  1. İyi Polis, Kötü Polis

İlgili resimBir uzlaşma masasında kendinizi iyi polis, diğer tarafı da kötü polis olarak göstermelisiniz. Kötü polis duruma göre alıcı ya da satıcı olabilir. Şartları, konuştuğunuz tarafın iyiliğini düşünerek yumuşatmaya çalıştığınız izlenimini verirseniz orta yolu bulabilirsiniz.

Diyelim ki aynı 700,000 Dolarlık ev için alıcının bir istek listesi var. Eğer ki ev sahibi bu istekleri direkt reddederse alıcının hevesi kırılabilir. Bu yüzden siz bu istekleri en iyi şekilde aktaracak ve minimal kesintilerle satıcıya kabul ettireceksiniz. Minimal kesintileri de alıcınız kabul edecek.

  1. Teklifi Geri Çekme

withdrawn offer ile ilgili görsel sonucuBazen asla uzlaşma sağlayamayabilirsiniz. Alıcı ya da satıcı taviz vermek konusunda çok keskin davranıyorsa teklifin artık masada olmadığını söyleyin. Bunu satıcıya müşterinin vazgeçmek üzere olduğunu ya da alıcıya satıcının vazgeçtiğini söyleyerek yapabilirsiniz. İnsanlar için ulaşılmaz olan her zaman daha çekicidir. Ellerinden kaçtığını düşündükleri bir teklif için istekleri daha yüksek olacak.

Diyelim ki alıcınız evi çok beğendi ama fiyatın düşmesi için satın alma işlemini yapmakta ayak diretiyor. Ona evin artık satışta olmadığını söylemeniz endişelenmesine neden olacak ve daha uzlaşmacı davranacak. Artık yapacak bir şey kalmadığında gayrimenkul danışmanına rus ruleti oynamaktan başka çare kalmıyor.

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Yaratıcılık ve Gelecek Hakkında Bilmemiz Gereken Nedir?

Yaratıcılık ve Gelecek Hakkında Bilmemiz Gereken 3 Şey ile ilgili görsel sonucu

Yaratıcılık, güzellik, estetizm ve birtakım sanatsal faaliyetler üzerine bir yazı okumaya hazır mısınız?

Kendi çalışan arabalar ya da bir yapay zeka operası hayal edin! Bunlar cesur, yeni bir dünyaya ilham veren, distopik ve heyecan verici şeyler mi sizce? Bunlar artık gelecek için heyecan verici fikirler değil ve çok mümkün. Leuven isimli bir girişimci Belçika’da küçük bir festival ile bunu kanıtlamayı amaçladı  ve dört günlük etkinlik, tasarımcılardan sanatçılara, mühendislerden bilim adamlarından, araştırmacılardan ve ürün geliştiricilerinden çok sayıda reklamcılığa kadar geniş kitlelerin gelen konuşmalarını, demoları, sergileri, müzikleri ve performansları içeriyordu.

Festival ortakları hedeflerini açıklarken “Teknoloji ve günlük hayat arasındaki sınırları, teknolojik yenilikler ve sanatsal yaratıcılık arasından koparmaktır.” diyor ve teknolojiye bakış açımızı başka bir boyutta değerlendiriyordu.

Öyleyse biz de “Teknoloji, sanat ve yaşam sizce nerede kesişir?” sorusunu 3 madde ile özetleyelim!

1. Robotlar tüm işlerimizi elimizden alamaz

Bu söz birçoğumuzu rahatlatıyor olmalı…

Geleceğin şehir manzaraları üzerine yaptığı konuşmada, Hollandalı sanatçı ve yenilikçi Dann Roosegaarde, kentsel yaşama dair bir dizi iyimser ve becerikli yaklaşımlar sunmuştur. Örneğin; bu kötü şeyleri havadan emen bir tür duman sıkıştırıldı ve elmas haline getirildi. Zengin ürün tasarım öyküsünün yanı sıra, aynı zamanda 2020’de işçiler için en çok aranan özellikleri belirleyen Dünya Ekonomik Forumu’ndan bazı yüreklendirici veriler de gösterdi:

  1. Karmaşık problem çözme

  2. Kritik düşünce

  3. Yaratıcılık

Peki, onların ortak noktaları ne?

Onlar robotların her şeyi yapabilmesi konusundaki beklentilerin yanlış olduğunu söylüyor. Eleştirel olarak bakarsak bu düşünceden çıkmanın bir yolu olduğunu görebiliriz belki de!

2. Sanat kurumlarından bilime daha fazla destek

Olafur Eliasson’un The Weather Project’i en büyük kamusal sanat projelerinden biri olmuştu. 2003 yılında Tate Modern’in devasa Turbine Salonu’nun güneş ışığı altında yıkanması ve dünyayı tümüyle kendi sisiyle kaplamasıyla devasa bir olay gerçekleştirmişlerdi.

Eski bir Tate Modern yönetmeni olan Chris Dercon, ilk başta personellerin şok olduğunu ve bundan rahatsızlık duyduğunu söylerken ziyaretçilerin anında “piknik alanı, anaokulu, insanların kendi eserlerini göstermeleri için alan” olarak kullanmaya başladıklarını söyledi. Hava Durumu Projesi ile ilgili sorunun bir çözümünün olduğunu da kabul ettiler. Sonrasında ise salon “topluluklar inşa etmek” için hareket eden bir yer olmaya başladı.

1960’lı yılların başlarından beri sanatın bilime katılımı ciddi bir şekilde artış gösterdi. Fakat bu her zaman bir kurumun nihai hedefi olması gerektiği anlamına gelmiyor tabii ki. Deacon bu konu hakkında da uyarıyor bizi: “Katılım, ne yapabileceğimizi dikkatlice düşünmemiz gereken bir şeydir ve sahte bir cehennem de olabilir.”

3. Güzellik her zaman önemli olacak

Stefan Sagmeister’in konuşmasına gelelim. Güzelliğin izleyicinin gözünde olduğunu belirterek başlıyor. Aslında neyin güzel ya da çirkin olduğu hakkında oldukça evrensel fikirlerimiz var. Bunu izleyiciye beş farklı renkte bir slayt göstererek çoğunluğun en çok beğendiği ve beğenmediği şeyi kanıtlamaya çalışıyor.

Sagmeister’in konuştuğu şey hemen hemen her yerde ortaya çıkan sonuçlar ile neredeyse aynı. Bu ham deneyin sonuçlarında, kahverengi bir dikdörtgenin en az tercih edilen şey olduğu ortaya çıkıyor. En modern bina tasarımlarının temelini hatırlayın! Sagmeister, mimarlıktaki bu “çirkinliğin” büyük bir kısmının Adolf Loos’un, yeni nesil mimarlar tarafından “kasten yanlış anlaşıldığını” söylemesi sayesinde izleyiciler tekrar düşünüyor. Sagmeister ise sözlerine şunları ekliyor: “Dünyayı hala bununla uğraştığımız psikotik benzerlikle kaplıyor.”

yaratıcılık

Sagmeister’in işaret ettiği gibi, güzellik bizi mutlu ediyor. Güzelliğin neden bu kadar önemli olduğunun birkaç nedenini özetliyor ve gelecekte nasıl olacağını şöyle anlatıyor:

1. Güzellik = İnsan olmanın bir parçası

2. Üniversite Koleji Londra Psikoloji ve Tıp Eğitimi Profesörü Chris McManus’un Mondrian görüntülerinin etrafında bir test geliştirdiğini kabul ediyoruz. Hemen hemen herkesin gerçek olanı tespit edebileceği sonucuna ulaşıyoruz.

3. Aklımızı kaybettik diyelim yine de güzelliği tanıyabiliriz. Bir çalışmada Alzheimer hastalarından, güzel olduklarını düşündükleri ünlülerin fotoğraflarını koymaları istendi. Aynı test iki hafta sonra, önceki testin hafızası olmadan  o hastalar üzerinde tekrar yapıldı ve sonuçlar tam olarak aynıydı. Sagmeister, “Duyularımızın çoğu gittiğinde bile güzellik anlayışımız devam ediyor.” diyor.

Gerçekten güzellik kim olduğumuzun bir parçası ya da insan olmanın bir parçası mı?

Hayal gücünüzü takip edin, yeni düşünceler peşinde koşmayı, sorgulamayı, tekrar tekrar yanılmayı göze alarak çalışın. Bir gün muhakkak gerçek güzelliğin ve mutluluğun yol alabildiğince sizlere eşlik edeceğini unutmayın.

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

10 Kadın Girişimci ve Onlardan Öğreneceklerimiz Nedir?

10 Kadın Girişimci ve Onlardan Öğreneceklerimiz ile ilgili görsel sonucu

Başarıyı yakalayan insanları yalnızca erkekler olarak görmek, onca başarılı  kadın girişimci açısından haksızlık olacaktır. Çünkü, ilham alabileceğimiz,  rol model olan birçok kadın var. Ayrıca kadın girişimcilerin başarılarından
söz ediyor olmak, bunu özellikle vurgulamak zorunda kalmak da haksızlığın  bir diğer boyutu. Öyleyse sözünü ettiğimiz kadın girişimciler ve  alabileceğimiz derslere bir bakalım. Belki bu durumu açıklayan bir öğreti
ile karşılaşırız. Ne dersiniz?

1 – Sheryl Sandberg

Sandberg, Facebook’un COO’su ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan LeanIn.org kurucusudur. Bu kuruluşun amacı,  “Kadınlara hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için ilham ve destek sunma” şeklinde belirtilebilir. Ne kadar önemli bilmiyoruz ancak tahmini net değeri 1.1 milyar pound.

Ve işte! Az önce sorduğumuz soruya, güzel bir yanıt geliyor. Çünkü Sherly Sandberg, gelecekte kadın liderlerin olmayacağına inanıyor. Yanlış duymadınız! Çünkü Sandberg, “Gelecekte yalnızca liderler olacaktır.” diyor. Umuyoruz, öyle olur. Kendisi amacı ne olursa olsun mümkün olan en yüksek hedefi kendisi için seçiyor. 2015 yılında trajik bir şekilde eşini kaybeden Sandgberg, bu perspektifinden ilham almayı asla bırakmadı.

2 – Sara Blakely

Spanx’ın kurucusu ve Amerika’daki “En Genç Milyoner” unvanının sahibi bir kadın girişimci. Tahmini net değeri 784 milyon pound. Dünyanın en zengin kadın girişimcilerinden biri. Sara Blakely, basit bir fikrin, milyonlarca sterlinlik bir işe nasıl dönüşebileceğinin harika bir örneği.

Bizlere iyi bir fikrin, milyar dolarlık bir imparatorluğa dönüşebileceğini gösteren, harika bir kadın! Ona göre bilmediğiniz şey, erişebileceğiniz en iyi güçtür. Bütüne bakılıp bir kıyaslama yapıldığında, işleri farklı bir şekilde yapmak daha iyi olabilir.

3 – Arianna Huffington

Huffington gazetesinin kurucusu ve eski şef editörü. Tahmini net değeri 38 milyon pound. Birçok blogerın rol model almak isteyeceği bir örnek olarak bugün gazeteciliğin en tanınmış isimlerinden biri olmasını sağladı.

Arianna Huffington, 11 yıl boyunca Huffington gazetesinin şef editörü olarak gazetecilik dünyasının en büyük isimlerinden biri oldu.

4 – Melinda Gates

Gates Vakfı’nın kurucu ortağı. Tahmini net değer 54 milyar pound. Kocası Bill gibi girişimci olmanın yanında Melinda Gates, kendisinin ve kocasının hayırsever kuruluşuna öncülük etmeden önce Microsoft’un bilgi ürünleri genel müdürü olarak çalışmıştır. Gates Foundatioan, eğitim ve küresel sağlık gibi pek çok alanda harika işler yapıyor.

Ondan alacağımız ders, bir takım olarak çalışmanın, bağımsız olarak çalışmak kadar faydalı olabileceği. Kocasıyla birlikte, Microsoft’u bir teknoloji imparatorluğuna dönüştürmeye yardım etti. Ona göre,  diğerlerinin gitmemiz gereken yöne işaret eden fikir ve becerileri için minnettar olmalıyız.

5 – Denise Coates

Bet365’in kurucusu ve CEO’su. Tahmini net değeri 2.9 milyar pound. Coates, 2000 yılında kendi bahis sitemini kurmadan önce, babasının Stoke’taki bahis dükkanında büyüdü. Sektör henüz online ortamda yaygınlaşmadığı için riskli bir hamleydi. Ancak Bet365 şu anda dünyanın en büyük çevrimiçi bahis şirketlerinden biri.

Denise Coates, riskin iyi bir şey olabileceğine inanıyor. Ona göre, riske neyin neden olduğunu anladığınızda başarı daha kolay geliyor. Bir kişinin olumlu yönlerine odaklanırsanız, onlar için sevgiyi bulmak çok daha kolay olur.

6 – Folorunsho Alakija

Afrikada’ki en zengin ikinci kadın. Tahmini net değeri 1.4 milyar pound. Alakija, yolculuğuna Nijerya’da kendi moda markasını oluşturarak başlıyor. Alakija petrole geçmeden önce, servetini yapmıştı. O şimdi dünyanın en zengin siyahi kadını!

Herkesin olmak istediğini olabileceğine inanıyor. Ona göre, her seferinde bir adım atmanız gerekiyor. Kendi moda markasını yaratarak başladı ve ardından Afrika’nın en zengin kadınlarından biri olmak için petrole yatırım yaptı.

7 – Oprah Winfrey

Oyuncu, talk show sunucusu, En çok satan Yazar, Yapımcı, TV ağı sahibi … liste uzayıp gidiyor! Tahmini net değeri 2.2 milyar pound. Oprah, gerçekten her şeyi yapmış ve bugün dünyanın en başarılı kadınlarından biri. Talk şovuyla tanınmış olsa da “Tüm Medyanın Kraliçesi” olarak adını duyurdu ve Amerika’nın tek siyahi mutli-milyoneri olduğuna inanılıyor.

Başarısını daha da ilham verici kılan şey, hiç evlenmemiş olması. Bu durumu onu, bekar kadınlar için büyük bir rol model haline getiriyor. Şükretmenin daha çok kazanmanın anahtarı olduğuna inanıyor. Ona göre, sahip olmadığınız şeylere odaklanırsanız asla tatmin olmazsınız.

8 – Karren Brady

Futbolun İlk Leydisi” olarak bilinir. West Ham’da başkan yardımcısı, gazete köşe yazarı ve politikacı. Tahmini net değeri 85 milyon pound. Muhtemelen televizyonun “The Apprentice” dizisinden Brady’i tanıyacaksınız ancak o, toplantı salonunda olmadığı zamanlarda çok yoğun bir kadın!

23 yaşındayken Birmingham City futbol kulübünde Yönetici Direktör olarak çalıştı. Şimdi de Hükümet adına Küçük İşletme Danışmanlığı yapıyor.

9 – J. K. Rowling

Söylememize gerek var mı bilmiyoruz ancak Harry Potter serisinin yazarı. Tahmini net değeri 776 milyon pound. J.K. Rowling, yalnız bir anne olmaktan çok satan bir yazar olmaya uzanan mükemmel bir “fakirlikten zenginliğe” hikayesi.


Ününü elbette Harry Potter serisi ile yaptı ve tahmini olarak verilen tüm franchiselar şu anda 11 milyar poundun üzerinde.

10 – Gisele Bundchen

Süper model ve cilt bakımı girişimcisi. Tahmini net değeri 279 milyon pound. Dünyanın en başarılı süper modellerinden biri olmanın yanı sıra Gisele Bundchen, kendi doğal cilt bakım şirketi Sejaa Skincare’i kurdu.

Kendi sandalet modellerine de sahip. Ve bugün olduğu yere ulaşmak için podyumda çok ter döktü.

Herkesin dünyayı değiştirme gücü var. Neleri başardığınızı görmek için girişimcilik ruhunuzu bulun!

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Hikaye Anlatıcılığı (Storytelling) Nedir?

indir (2).jpeg

Sosyal medya denildiğinde aklınıza neler geliyor? Facebook, Instagram, Twitter, Pinterest, Linkedin, Youtube… Her biri birbirinden farklı amaçla kullanılan bu platformların birçok ortak özelliği de var aslında. Sosyal medya; bilgiye anında erişim ve bu bilgileri paylaşabilme olanağı ile insanlarla sadece iletişim kurmayıp aynı zamanda etkileşime geçebileceğimiz bir çeşit yeni bir ifade şekli yaratmamızı sağlar. Fazla etkileşim, fazla bilgi ise sosyal medyada paylaşılan birçok şeyi görmemize engel olabilir. Yapmamız gereken ise ilgi çeken içerikler oluşturabilmek.

Nasıl mı?

Radyo, televizyon, dergi/gazete, açıkhava reklamlarının yerini dijital reklamlara bıraktığı bir zamanda markaların rakiplerinden farklı bir strateji benimsemesi gerekiyor. Reklamlar inandırıcılıklarını kaybettikçe yaratıcılığın önemi artıyor ve farklı bir konumda yer almak isteyen markalar da artık yeni iletişim stratejilerini bu doğrultuda çizmeye başlıyor.

Hikaye Anlatıcılığı

Bugün ise inanılmaz örneklerle listelediğimiz sosyal medya çalışmalarına dikkat çekmek istedik. Hem görmeden inanmam diyenler için de aradaki farkı gösterebiliriz diye düşünüyoruz.

Biz tüketiciler uzun metinlerden, müthiş tasarımlardan ve tekrarlardan sıkıldık artık. İşte tam da bu sebeple karşımıza çıkan herhangi bir bilgide bile dikkat çeken başka ögeler istiyoruz artık. Mesela hikayeler, beynimizin çok kolay takip ettiği bir anlatı yapısına sahiptir. İş arkadaşlarınızla iş yerinizde nasıl konuştuğunuzu ve anekdotunuzun onları bir sona erdiren bir şey haline nasıl geldiğini düşünün. Hikayeler güçlüdür çünkü heyecan, mizah ya da gerilim üzerine inşa edilmişlerdir. İnsanlar ise hikayeleri sever ve eğer yeterince iyi yazılmışsa sonuna kadar beklerler. Sosyal medyada bunu değerlendiren ilham alınası markalara bir bakalım!

1) Dove

https://youtu.be/47WWytrYtDw

Dove markası yıllar boyunca gerçek insanlara onların hikayelerine ve özellikle de süper model olmayan diğer kadınlara odaklanmıştır. Tabii tüketiciler de Dove tarafından önemsendiklerini hissediyorlar ve kendilerini onunla güzel hissetmeye layık görülüyorlar. Tüm bu çalışmaları titizlikle hazırlayan Dove, oluşturduğu hikayeleri gerçek insanlara odaklanarak yaptığını söylüyor. Bu kampanya ile daha da ileri giderek çocuğunu görmek isteyen bir babanın gerçek ve etkileyici hikayesini anlatıyor. Kısacası bir marka iseniz ve ürününüze mühendislik yapmayı seviyorsanız, bunu nasıl yaptığınızı gerçek hikayelerle insanlara dokunarak gösterebilirsiniz.

 

2) Nike

https://youtu.be/XjJQBjWYDTs

Kız gibi yap!” temasıyla adından sıkça söz ettiren Nike var sırada.

Nike, kadınların ve kızların toplumun beklentilerinden etkilenmemesi gerektiğini vurgulayan bir hashtag kampanyası başlattı. YouTube’daki bu kampanya ile kalıplarını kıran genç kızların hikayesi anlatıldı. Video, başlangıçta “kız gibi atmak”, “kız gibi koşmak” gibi ortak beklentileri dile getiren hikaye üzerine kuruldu ve zayıflığı sembolize etmek için kullanılan bu ifadeler yerine aslında onların ne kadar güçlü olduğunu anlatmak istedi.

3) Airbnb

https://youtu.be/aJf-K6nz544

Airbnb de ilham verici bir hikâye anlatmanın, duygulara hislere odaklarak yapılmasını gerektiğini düşünüyor. Kullanıcılarının ona alışmasını sıcak ve güncel bir hikaye ile sağlıyor. Sosyal medyadaki viral etkisini mükemmel bir şekilde kullarak güçlü bir hikaye anlatan Airbnb bu animasyonu izleyen herkesin fikirlerin basitliğinden etkileneceğini söylüyor.

4) Htc

https://youtu.be/-z4Cpmlzv1Y

Htc’nin bu reklamı zeki bir kurgu ve aynı zamanda güçlü bir sinema filmi tadında çekiliyor. Zengin görsel imgelerle dolu reklamda oyuncu Robert Downey de var. Karakterin marka ile yolculuğa çıktığı komplo gelişmeleri hikayeye bir heyecan katıyor ve sonunda HTC’nin gerçekten iyi niyetli bir şirket olduğunu izlenimi elde ediliyor.

5) Toms

Bu seferki hikaye biraz daha değişik. 2011 yılında şirketin kurucusu çalışanlarına bir istekte bulunuyor ve o gün herkesin ofise ayakkabısız gelmesini istiyor. Bunu bir kampanya kurgusuyla oluşturan marka aslında hikayenin ardındaki temel fikre odaklanıyor. Bildiğiniz gibi az gelişmiş ülkelerde maddi durumu yetersiz aileler ve özellikle çocukları birçok marka tarafından destekleniyor. Toms’da eğer bir çift ayakkabı satın alırsanız ihtiyaç sahibi çocuklara ayakkabı bağışlamış olursunuz fikrinden yola çıkarak insanların duygularına odaklanıyor. Kısacası anlatacak iyi şeyler bulabiliyorsanız güçlü bir fikir ve ikna edicilikle sosyal medyada fark yaratmanız mümkün!

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Seneca’dan Altın Değerinde 20 Aforizma

aeuy4i - Seneca'dan Hayata Bakış Açınızı Değiştirecek Altın Değerinde 20 Aforizma

Lucius Annaeus Seneca, milattan önce 4 yılında dünyaya gelmiş, stoacı düşünür ve devlet insanı. Hayatı boyunca her statüde bulunmuş ve deneyimlerini kitaplara aktarmış. Kölelikten kurtulmuş, devlette üst kademelere kadar gelmiş, yazar ve düşünür Seneca, “Ahlak Mektupları”, “Tanrısal Öngörü”, “Hoşgörü Üzerine” gibi birçok kitapta hayatın nasıl yaşanması gerektiğini kendi felsefi bakış açısından milyonlarca insana yansıtmış ve hala sözleri gerek iş hayatında gerek gündelik hayatta insanlara rehberlik etmeye devam ediyor.

1) Kitapsız yaşam kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.

2) Başkalarından üstün olmamız önemli değildir, önemli olan dünkü halimizden üstün olmamızdır.

3) Sen, bir insan kendisi övüldüğü zaman, bunu nasıl karşıladığına dikkat edebilirsen, her insanın karakterini keşfedebilirsin.

4) Yaşamaya hemen başlayın, ve her gününüzü yeni bir hayat gibi sayın.

5) İyi işleyen bir beyin, bir imparatorluğa sahip demektir.

6) Paylaşacak dostların yoksa, İyi şeylere sahip olmanın anlamı yoktur, Eğer gönülden verecek kadar zengin değilsen, Kazandığın şeylerin önemi yoktur, Dinlemeden yargılıyorsan birini, Elde ettiğini sonucun önemi yoktur, Anlamıyorsan bir kalbi, Verdiğin değerin önemi yoktur…

7) Hepimiz yaşamın kısalığından söz ederiz de, boş geçen zamanlarımızı nasıl kullanacağımızı bilemeyiz!

8) Vaktinden önce mutsuz olma.

9) Yapılan şeyler için pişmanlık zamanla geçer; ama pişman olurum diye yapmadıklarımız ömür boyu sürer.

10) Eğer kişi hangi limana yelken açtığını bilmiyorsa, hiçbir rüzgar işine yaramaz.

11) İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkma; Çünkü kaybedilmesi gerekenleri, en önce kaybetmelisin.

12) İnsan karşılaştırma yapmadan kendinde olana sevinmeli.

13) Uzun yaşamak için değil, doğru yaşamak için çabalamalıyız.

14) Kendine dost olan bilin ki herkese de dosttur.

15) Zorluklarla karşılaşmak istemeyenler, felaketlere layıktır.

16) Doğaya akıl sor, sana şöyle diyecek: “Benim gecem de var, gündüzüm de!”

17) Kimi insanlar yaşamda hiçbir amaca sahip olmadan yaşarlar. Bu gibi insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler. Onlar gitmez; ancak suyun akışına kapılarak akar giderler.

18) Seni kendi işlerine bağlayan herkes, seni kendinden koparır.

19) Yaralanmaz olan darbe almayan değil darbeden incinmeyendir.

20) Önemli olan, ortaya koyduğumuz şeyin ne olduğu değil, onu nasıl ortaya koyduğumuzdur.


TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Medya Kanallarıyla Hikaye Anlatımı Nedir?

indir (1)

medya kanallarıyla hikaye anlatımı nedir?

Transmedia storytelling veya hikaye anlatımı kavramını basitçe tanımlamamız gerekirse farklı platformlardaki hikayeleri anlatmak için kullanılan bir tekniktir, diyebiliriz. Bu platformlar TV, radyo, oyunlar, romanlar, sosyal medya, çevrimiçi mecralar veya bir hikayenin anlatılabileceği her yer şeklinde tanımlanabilir. Bu teknikte her bir medya parçası bağımsız bir hikaye deneyimi olarak işlev görür. Dev bir puzzle şeklinde düşünürsek her parçanın çerçeve anlatıya katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu teknikte süreç kümülatiftir ve her bir parça, karakter, karakterin geçmiş hikayesi ve arka planda her ne varsa hikayenin dünyasına zenginlik ve detay ekler.

Transmedia hikaye anlatımı ayrıca interaktif bir süreçtir. Hedef kitlenin katılımı ile birlikte sosyal ilişkiler kurulur ve yaratıcı işbirliği yapılarak inşa edilir. Hedef kitle bu tekniğin deneyimlenmesinde marka ile paydaş haline gelir. Bu durum kitleyi açılış hikayesini tasarlama, diğer katılımcılarla etkileşim kurma, hikayenin diğer bölümlerini keşfetme ve içerik ekleyerek katkıda bulunmaya motive eder.

Transmedia öyküleri, basit teknolojilere sahip medya platformlarında ya da bireylerin katıldığı gerçeklik oyunlarında gerçek, karmaşık ve heyecan verici bir şekilde yüksek teknoloji mecralarında da anlatılabilir. Gerçeklik oyunları sayesinde hikaye ile gerçek arasındaki sınır ortadan kaldırılabilir. Hikaye dünyasının bir parçası olarak gerçek dünya konumları kullanılabilir ve etkileyicilik artırılabilir.

Transmedia Storytelling’in Özellikleri ve Örnekler

1- The Matrix

transmedia storytelling nedir

Açıklamaya çalıştığımız üzere transmedia storytelling, kurguya ait ayrılmaz unsurların birleşik ve koordine edilmiş bir eğlence deneyimi yaratmak amacıyla çoklu dağıtım kanallarına sistematik olarak aktarıldığı bir süreçtir. Örneğin Matrix yapımında üç aksiyon filmi, kısa bir animasyon dizisi, iki çizgi roman serisi ve birkaç video oyunu önemli parçaları aktararak bütünü oluşturmuştur. Kısacası Matrix evrenini anlamak için gerekli tüm bilgilerin tek bir kaynak ya da metinden elde edilmesi mümkün değildir.

2 – Batman Begins ve Superman Returns

batman vs superman

Transmedia storytelling, medya gözlemcilerinin “sinerji” adını verdikleri şeyi yansıtır. Şöyle açıklayabiliriz; modern medya şirketleri yatay olarak bütünleşmiştir. Bu bir zamanlar farklı medya endüstrilerinde yer alan şirketlerin çıkarları için hareket ettiğini gösterir. Bir medya holding şirketi, markasını yaymayı ve farklı medya platformlarında konumlandırmayı amaçlar. Örneğin aynı zamanda Warner Bros.un sahibi olan DC’ye ait Batman Begins ve Superman Returns filmlerinin yayınlanmasından önce çıkarılan çizgi romanlar, izleyicinin film ile deneyimleyecekleri hakkında fikir vererek yayınlanacak filmlerin duyulmasına yardımcı olmuştur. Bu yapılarak pazarlama ve eğlence arasındaki çizgi de bulanıklaştırılmıştır. Bunun filmler için bir pazarlama taktiği olduğu çoğumuzun aklına gelmemiştir. Gelenleri tebrik ettik bile!

3 – Doctor Who

doctor who

Herhangi bir uzantı farklı işlevlere hizmet edebilir. Örneğin BBC, neredeyse on yıl boyunca yeni bölümler çekmediği Doctor Who izleyicilerinin ilgisini devamlı kılmak için radyo dramalarını kullanmıştır. Bu dramalar, karakterler, onların motivasyonlarına dair fikir verebilecek ve kurgu dünyasının çeşitli yönlerini ortaya çıkarabilecek şekildedir.
Başka bir örnek vermek gerekirse, Daily Planet tarafından her hafta yayınlanan 52 serilik diziler, kahramanların evrenlerinde meydana gelen olaylarla ilgili bir rapor niteliğindedir ve anlatılan olaylar arasında köprü kurulmasına yardımcı olabilir. Yine Star Wars filmleri arasında Cartoon Network’te yayınlanan çizgi diziler buna güzel örneklerdir.

4- Titanic

titanik belgeseli

Uzantılar kurmacaya bir bütün olarak gerçekçilik ve daha büyük bir anlam katabilir. Titanic ya da The Blair Witch Project için tarihsel bağlam sağlamak üzere üretilen belgesel filmler ve DVD’leri düşünebiliriz.

5 – Spider Man

spiderman ve mary jane

Transmedia storytelling uygulamaları, farklı kitle segmentleri için farklı giriş noktaları yaratarak yapımın potansiyel pazarını genişletebilir. Örneğin Marvel, Spider Man‘i yaratırken Mary Jane’i devreye sokarak romantik bir kurgu yaratmış ve kadınlar için bir giriş noktası sunmuştur. Küçük okuyucular için de boyama kitapları formatında ilgi çekici yayınlar üretmiştir.

6 – Bladerunner

bladerunner unicorn

Her bir parça anlatı sistemine bir bütün olarak bir katkı sağlasa bile kendi içinde anlaşılabilir olmalıdır. Örneğin Bladerunner‘ın kesilmiş yayınında yönetmenin filme origami ile yapılmış unicorn figürünü eklemesi, kahramanın kopya olup olmadığı konusunda sorulara yol açmıştır. Bu durumda izleyicilere mantıklı öyküler sunma ve çoklu medya kullanıcılarının deneyimlerini artıran unsurlar sunma konusunda zorluklar yaşanmaktadır.

7 – Lost

lost dizisi

Tekniğin günümüzde sosyal medya kullanımının artmasıyla kolektif zekayı ortaya çıkardığı söylenebilir. Bu noktada ABC tarafından yayınlanan Lost dizisini ve içinde kaybolduğumuz, üretilen yüzlerce teoriyi hatırlatmak isteriz. Transmedia hikaye anlatımı, kurgusal dünya hakkında bilinebilecekleri genişletirken kimsenin bir şey bilmediğini de garanti eder. Tüketiciler, seriler boyunca dağınık bilgilerden tutarlı bir çerçeve oluşturmaya çalışan avcılar ve toplayıcılar haline gelirler.

8 – Star Wars (Boba Fett)

Boba Fett star wars

Bir transmedia metni bilgiyi dağıtmakla kalmaz, takipçilere gündelik hayatlarında hikayenin uzantılarını harekete geçirmek için üstlenecekleri roller ve amaçlar verir. Çocukların kostümler ile kendi hikayelerini oluşturmaya teşvik eden aksiyon figürleri bu boyutu oluşturur. Bir diğer örnek Star Wars yapımında küçük bir rol oynayan Boba Fett karakteri tüketicinin ilgisini çektiği için gelecek hikayelerde daha etkin roller almıştır.

Görüldüğü üzere transmedia storytelling pazarlama açısından oldukça geniş olanaklar sunuyor ve biz tüketicileri ağına düşürüyor!

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Müziğin Tüketici Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Gayrimenkul satışlarında evin tanıtımı, gezilmesi ve satıcıya ulaştırılması önemli bir konu olarak görülüyor. Bu esnada satış performansına etki eden pek çok nokta bulunuyor. Emlak danışmanları açısından bir gayrimenkulün tanıtımı sırasında diksiyon, ihtiyaçların karşılanması, hoşgörülü ve kibar davranma gibi birçok unsur önem teşkil ediyor. Ancak şimdilerde yapılan yeni bir araştırma, satış performansına etki eden yeni bir durumun daha ortaya çıktığını gösteriyor. Buna göre satmak istediğiniz herhangi bir evi müşterinizle gezerken müzik çalmak, satışta daha etkili sonuçlar elde ediliyor.

Emlak danışmanı olarak satış grafiğinizi yükseltin

Araştırma sonuçları, ev tanıtımı, gezisi ya da çeşitli ev turları gibi etkinliklerde arka planda çalan klasik bir müziğin satışa etki edebileceği belirtiliyor. Araştırmaya göre bir ev tanıtımı sırasında çalacağınız yumuşak ve dinlendirici bir müzik, kişiyi satın almaya yönlendirebilir. Bu yönde alıcıda istek uyandırabileceğini ortaya çıkaran yeni araştırma, özellikle satışlarda istediği performansı gösteremeyen emlak danışmanları açısından büyük önem taşıyor.

Gayrimenkul danışmanları tarafından emlak tanıtımı sırasında çeşitli sunum ya da benzeri araçlar kullanılarak satış performansı arttırılmak istenir. Elbette bu yöntemler arasında birçok kişi müziği kullanmaz. Yapılan araştırma ise bu durumun aslında yanlış olduğunu vurgular nitelikte. Zira alıcıya herhangi bir evi gezdirirken yumuşak tonda bir müzik dinletmeniz, satış performansınızda yükselme elde etmenizi sağlayabilir. Ancak bu konuda oldukça dikkatli seçimler yapmak gerekiyor. Dikkat dağıtıcı ve yorucu müzikler yerine yumuşak fakat asansörlerde duyduklarınızdan uzak tonda bir müzik seçmeniz tavsiye ediliyor. 

 Müziğin bir pazarlama elementi olarak, tüketici üzerinde duygusal, algısal ve davranışsal etkileri konulu tezi Evren Bilge Kutlay 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü  Müzikoloji Ana Bilim Dalı doktora öğrencisi iken yazmıştır. Aşağıda bu tezinden konuyla ilgili önemli alıntılara ulaşabilirsiniz.

 Pazarlamada müzik biliminin doğru ve bilinçli kullanımının satış üzerinde olumlu etkileri özellikle batılı bilim adamlarınca araştırılmış ve ispatlanmıştır. Tüketici psikolojisi, insanların tüketimle ilgili ne hissettiğini, neye değer verdiğini ve nasıl davrandıklarını inceler. Müzik psikolojisi ise müziğin bileşenlerinin insan psikolojisi üzerinde yarattığı bilişsel, duygusal, ve davranışsal etkileriyle ilgilidir.”

Kutlay’ın da belirttiği üzere tüketicinin malı veya hizmeti neden seçtiğini 3 boyutlu inceleyebiliriz.

  • Müziğin Bilişsel (Algısal ve Düşüncelsel) Etkileri: Ürünü görme algılama ve ürünü düşündürmeye sevk etme kısmı.

  • Duygusal Etkileri: Algılanıp düşünülen bu ürüne karşı olan duyguları harekete geçirir.

  • Davranışsal Etkileri: Son kararı verdiği ürünü almak veya vezgeçmek safhasındaki seçim kısmının olduğu bölümdür.

 Gerek ticari internet mağazasında, gerekse sokaktaki mağazada doğru müzik stratejik olarak kullanıldığında tüketicinin bilincinde özel bir alışveriş deneyimi yaratırken, aynı zamanda marka imajı yaratmakta ve dolayısıyla hedef kitleyle duygusal bir bağ oluşturabilmektedir.

Aslında bu araştırma bir ilk değil

Gayrimenkul sektörü adına önem taşıyan bu araştırmanın bir benzeri 2015 yılında yapıldı. Avustralyalı araştırmacılara göre müzik, insanları ne yiyecekleri konusunda karar verirken etkileyebiliyor. Aynı şekilde yine kulağa gelen bir müzik, alışveriş konusunda da satış grafiğinin yükselmesini destekliyor. Yani bu tarz araştırmaların farklı sektörlerde var olması ve satış konusuna olumlu yönde eğilimler göstermesi, gayrimenkul satış sürecinde benzeri durumun yaşanması için yeterli derecede kaynak oluşturabilir.

Müşterinize ev tanıtımı yaparken ve özellikle satmak istediğiniz evi müşteriniz ile gezerken arka fonda yumuşak tınılara sahip bir müzik çalmayı deneyebilirsiniz. En azından bir süre denenebilecek olan bu yöntem, satış performansınız içerisinde yapacağınız karşılaştırma sonucunda sınanabilir.

kaynak site: http://www.connectedvivaki.com/muzigin-tuketici-uzerindeki-etkileri-nelerdir/ 


TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…


“Emlak Satış Uzmanıyım” Demekten Neden Çekiniyoruz?

Size bir soru soralım… Kendinizi emlak satış uzmanı olarak mı tanımlarsınız yoksa emlak danışmanı mı? Kuşkusuz birçok kişi emlak danışmanı demeyi tercih edecektir. Peki, neden? Sanırım sektörde kendimizi satış elemanı olarak düşünmemizi engelleyen bir damgalama veya etiketleme var gibi görünüyor. Ancak hiç kimse birer satış görevlisi olduğumuz gerçeğini yadsıyamaz.

Belki de satış görevlisi terimini 1970’li yıllara ait bir takım elbise ve tüyler ürpertici bir bıyık ile spor otomobil satmaya çalışan kişiler ile özdeşleştiriyoruz. Ya da kapı kapı dolaşarak pazarlama yapan satış elemanları geliyor aklımıza. Belki nedeni kartvizitimizde “satış uzmanı” yazdığında bizimle çalışmak istemeyeceklerini düşünmemizdir. Sonuçta çoğu insanın kafasında benzer bir imge mevcut.

Sebebi her ne olursa olsun aslına bakarsanız yaptığımız işin adını değiştirmemize gerek olmadığını düşünüyoruz. Sanırız satış işi yaptığımız gerçeğini yansıtmak için kariyerlerimiz hakkında düşünme biçimimizi değiştirmeye ihtiyacımız var. Nerede olursak olalım ve ne yapıyorsak yapalım sonuçta geldiğimiz nokta satıştır. Kendimizi gayrimenkul profesyonelleri olarak satmalıyız ve gün boyunca başarılı bir profesyonel mesleği icra ettiğimiz imajını sürekli olarak desteklemeliyiz.

Satış Uzmanı Olduğunuzu Dürüstçe İfade Edin

Peki, bunu nasıl yapacağız? Şu kolay stratejiyi takip edebilirsiniz. İşletmenizde, dışarıda veya randevular sırasında unvanınızı gururla söylemekten çekinmeyin. Bu konuyla ilgili size ne kadar çok kişinin soru soracağına şaşırırsınız. Sonuç olarak ne iş yaptığınızı merak eden çok sayıda insan olacaktır. Kendinizi ve unvanınızı değiştirmenize veya gizlemenize gerek yok. Emlak işi gizlilik ile yürütülebilecek bir iş değildir. Bu yüzden insanlar size ne yaptığınızı sorduğunda ondan bahsedin. Birisi size yaptığınız şeyi sorduğunda onu hevesle ve istek içinde anlatın. Onlara gayrimenkul sattığınızı ve onların gayrimenkul ihtiyaçlarının hepsini karşılamaktan memnun olacağınızı söyleyin.

Bu noktada diğer bir önemli nokta ise unvanınızı saklamamanın yanı sıra işinizin içeriğini de net şekilde belirtmeniz gerektiğidir. Satış sırasında tam olarak ne yaptığınız konusunda müşteriyi bilgilendirmeniz, taşıdığınız unvanın insanlar tarafından saygı görmesi adına çok önemlidir. Sahnenin arkasında ne yaptığınızı onlara bildirin.

Onlara evini pazarlamak için ne yaptığını söylemezseniz sizin aslında hiçbir şey yapmadığınızı varsayarlar. Bunun için mal sahipleri ile çalışırken önce onlarla birlikte oturup bir pazarlama planı ortaya koyabilirsiniz. En başından düzenleyeceğiniz etkinlikleri ve pazarlama yöntemlerini belirleyin ve bunları tek tek müşteriye anlatın. Aynı şekilde her uygulamanızın ardından mal sahibini bilgilendirmeyi ihmal etmeyin.

Alıcı müşterilerle çalışırken de aynı yöntemi izlemelisiniz. İsminizin, unvanınızın ve işinizin değerini onlara göstermenin en iyi yolu, onları ev gösterimine götürmeden önce ofisinizde ağırlamanızdır. Bu görüşme sırasında onlara bir ev satın alma işlemini açıklayabilir ve onlara yerel pazar hakkında bilgi verebilirsiniz. Bu sayede işlem süresince ne tür beklentiler içinde olması gerektiğini bilerek hareket edecektir. Piyasa alıcı pazarına mı satıcı pazarına mı yakın? Piyasadaki envanter durumu düşük mü ve çoklu teklifler için fırsat yaratıyor mu? Bu gibi soruların cevapları, sürpriz durumlar karşısında çıkacak sorunları engelleyebilir.

Son olarak görüşme sonrasında müşterilerinizin aklında kalabilecek sorular olması ihtimaline karşılık sık sorulan soruların ve cevaplarının olduğu bir listeyi onlara sunabilirsiniz. Müşteriler, sizin satış konusunda ne kadar detaylı bilgilere hâkim olduğunuzu bilmelidir.

Diğer Satış Uzmanlarından Farklısınız

Peki, tüm bunlar sizin satış uzmanı titrini taşımak isteyip istememenize nasıl bir fayda sağlayacak? Müşterilerin satış konusunda sizin tam bir uzman olduğunuzu düşünmesi, “satış uzmanı” unvanınıza saygı duyması açısından çok önemlidir. Emlak işinde satışın her şey demek olduğunu ve sizin de satış konusunda her detaya hakim olduğunuzu hissettirdiğiniz müşteri, sizi diğer sektörlerdeki satış uzmanlarından ayıracaktır. Sadece satışa odaklanmış ve tüm derdi para olan satış elemanlarından farklı olarak sizi işini layığı ile yapan saygıdeğer bir satış uzmanı olarak göreceklerdir. Böylece bu unvanı gururla taşıyabileceksiniz.

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Başarının Anahtarı: Okumak!

okumak


Dünyanın en başarılı CEO’ları başarının anahtarını, okumak olarak betimliyor. Eğer gerçekten başarının anahtarı okumak ise bizim daha fazla okumaya gücümüz yetmez mi? Fast Company’ye göre, ortalama bir CEO yılda yaklaşık 60 kitap okuyor. Onlar, dünyanın en iyi ve en parlak akılları, fikir süngerleri oldukları için dünyanın en iyi özelliklerinden biri olan kurgusallığı yok ediyorlar ve bilgeliklerini kendi yaşamlarına ve kariyerlerine uyguluyorlar. Bu dünyanın Arianna Huffingtons ve Mark Zuckerbergs gibi isimleri arasında kendinizi saymak ister misiniz? Bu sizi motive ederek okuma, saflarına katılmanıza yardımcı olabilir.

Dünyanın en başarılı insanlarına baktığınızda en tepeye nasıl geldiklerini düşünüyor musunuz? Motivasyon? Elbette. Şans? Bolca. Ancak, hiper başarılı insanların çoğu, başarılarını büyük bir alışkanlık haline getirmektedir. Bunlardan biri de okumaktır! Warren Buffett, Amerika’nın en başarılı yatırımcısı oldu çünkü endüstri hakkında bilinmesi gereken her şeyi öğrenmek için sesli okuma alışkanlığını kullandı.

Her gün 500 sayfa okuyun. Bilgi böyle işler. Bileşik faiz gibi inşa edilir. Hepiniz yapabilir ama çoğunuzun yapacağını garanti ederim. ”- Warren Buffett

Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, kendisi ve başkaları iki haftada bir kitap okumaya devam edebilsin diye 2015 yılında kendi kitap kulübünü oluşturdu.

Dönüşümsel bir alışkanlık olarak okumayı ve tanımayı seven insanlar bir tek onlar değiller. Çoğu CEO yılda 60 kitap okuyor, bu ayda 5 kitap demek! Peki neden? Çünkü karşılaştıkları her bir sorun ile bir başkasının daha önce karşılaştığını biliyorlar. Birisi bir yerde çözümü buldu ve yazdı. Başarılı CEO’lar, kitapların en iyi işletme okulu olduğunu bilecek kadar zekidir ve büyük bir değişiklik yapmak için tekerleği yeniden icat etmek zorunda kalmazlar.

Mark Zuckerberg

Kitaplar bir konuyu tam olarak keşfetmenize ve kendinizi bugünkü medyanın çoğundan daha derin bir şekilde keşfetmenize izin veriyor.” – Mark Zuckerberg

Mali açıdan başarılı kişilerin% 88’i günde en az 30 dakika okuyor!

Tom Corley, Change Your Habits, Change Your Life adlı kitabında günlük alışkanlıklar hakkında bir dizi insanla birçok röportaj yaptı. Zengin katılımcılarının %88’i, her gün okuma ve kendini eğitme konusuna en az 30 dakika ayırdıklarını bildirmişlerdir. Elbette bir suç romanının sonunu öğrenmek için meraktan kıvranmadılar! Bu insanlar kurgusal olmayan, başlıca biyografileri, geçmişi barından veya kendilerine yardım edecek kitapları okumaya zaman ayırdılar. Bu kitaplardan aldıkları dersler, hayatlarını her gün biraz daha iyi yaşamalarına ve sonuç olarak başarılı olmalarına yardımcı oluyor. Efsanevi yatırımcı Warren Buffett, geliştirdiği ve sürdürdüğü en iyi alışkanlığın okuma olduğunu savunuyor. Zamanının %80’ini okumaya ayırdı ve kariyerine yatırım yaparak başlamayı seçti. Sonuç olarak geniş bir endüstri dizisi ile meslektaşlarının karşısına çıktı.

Okumak en basiti ve en güzeli… Üstelik başarı da garanti!

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Danışmanların Ofis Seçerken Sorması Gereken Sorular Nelerdir?

DANIŞMANLARIN OFİSE SORMASI GEREKEN SORULAR

  • Paylaşım oranları nedir ve bu oranlar kişiye göre, ciro bazında ya da koşullara göre değişiyor mu?

  • Ofis eğitim giderlerini karşılıyor mu?

  • Ofis içinde eğitim var mı?

  • Sizi hemen danışman olarak sahaya mı sürecekler yoksa bir ön hazırlık yapmanıza yardımcı olacaklar mı?

  • Ofisin hedefi ne? (Bu hedefi tanımlarken yuvarlak cümleler mi kullanıyorlar yoksa net belirgin bir hedef mi söylüyorlar mutlaka dikkat edin)

  • Bu hedefe ulaşmak için uyulması gereken bir plan var mı?

  • Danışmanlardan ne bekleniyor? (Bu beklentiler gerçekçi mi?)

  • Ofis kadrosu kaç kişiden oluşuyor?

  • Ofis profesyonel ihtiyaçları karşılayacak destek kadroya sahip mi? (Asistan, hizmetli, ofis müdür, muhasebe servisi, hukuk danışmanı var mı?)

  • Bir sorun olduğunda kimin yardımcı olacağı belli mi?

  • Bir “Danışman rehberi” var mı? Yani tüm sorduğunuz soruların yanıtları bir yerde yazılı mı? Biliyorsunuz “söz uçar, yazı kalır”

  • Danışman destek paketi var mı? Varsa neleri içeriyor? (Yakıt yardımı, branda, kartvizit, broşür, desteği veren ofisler var)

  • Ofisin bir CRM altyapısı var mı? (yani müşteri bilgilerini herkes kendine mi saklıyor yoksa bir havuzda mı toplanıyor)

  • Ofisin desteklediği bir sosyal sorumluluk projesi var mı?

  • Vergi kaydı açmanızı şart koşuyorlar mı? (Zaten açmanız gerekiyor ama bazı ofisler sizi bir süre sigortalı gösterip priminizi ödemeyi kabul edebiliyor. İkisine de gerek yok diyen ofise pek de güvenmeyin)

 

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Mesleğiniz Yerine Kendinizi Nasıl Ön Plana Çıkarabilirsiniz?

Tanışırken ilk duyduğunuz soru hiç, “Mesleğin ne?” oldu mu?
Günümüzde, sosyal çevreler içerisindeki etkileşimlerin çoğu kim olduğunuz yerine, ne yaptığınızla alakalı.

Peki bu durumu tersine çevirip verdiğiniz kartvizit yerine doğuştan kartvizitli nasıl olabilirsiniz?

1) Kendinizi mesleğinizin dışında tanıtmanın bir yolunu bulun.

Kişilerden kendilerini mesleklerinden (veya ne görevde olduklarından) bahsetmeden anlatmalarını istediğimizde cevabı o kadar kolay alamadığımızı görüyoruz. Kendini meslekten bağımsız tanımlamak, kulağa kolay gelen, ancak aslında göründüğünden daha zor olan bir iş. “Kollarınızı normaldekinden ters şekilde kavuşturun” gibi, zor olmadığını düşündüğümüz ama bir kere yapmaya başladığımızda “alışkanlıkların” aynı derecede gelişmiş olmadığını fark ettiğimiz durumlardan.

2) Meslek/Kimlik yapışmasını bölün.

İnsanın kendisini mesleğinden bahsetmeden tanıtması zor.

Buyurun, siz de deneyin. (Öğrenciyseniz de kendinizi okuduğunuz bölümü söylemeden.) Bir dakikada, sizi anlatan, nelerle uğraştığınızla ilgili fikir veren, söylemekten de memnun olacağınız bir konuşma yapın.

Yaşadığı hayatta mutlu ve tatmini yüksek olan kişiler bunu daha kolaylıkla başarıyor. Görece daha az mutlu olan kişiler ise, yaptıkları işte çok başarılı olsalar, iyi kazansalar ve iyi bir kıdemde olsalar bile tıkanıyorlar. Meslekleri ve unvanları kendi kişisel kimlikleri içerisinde o kadar büyük bir yer tutmuş ki, onu çıkarınca, anlatacak bir şey bulamıyorlar.

3) Deneyimlerinizi genişletin.

İş hayatında başarılı olmak istiyoruz tabi ki. Ama çoğu insanın kaçırdığı önemli bir nokta var. İş hayatında ve iyi bir kariyer yolculuğunda başarılı olmak için sadece çok çalışmanız, hayatınızı işininiz yapmanız, kendinizi ve tüm enerjinizi işinize vermeniz yeterli değil!

Mesleğin dışında kimsin sorusunu duyduğunuzda söyleyecek ne kadar çok şeyiniz varsa, işinize katacağınız şey de o kadar çok olur.”

Başarı için aynı zamanda çok yaşamanız, çok öğrenmeniz, çok denemeniz ve yanılmanız, farklı kimlikler edinmeniz, farklı ortamlarda bulunmanız gerek. Mesleğin dışında kimsin sorusunu duyduğunuzda söyleyecek ne kadar çok şeyiniz varsa, işinize katacağınız şey de o kadar çok olur. İşinize ne kadar çok katma değer ve farklı bakış açısı getirirseniz de o kadar başarılı olursunuz. Üstelik başarı derken bir pozisyon terfi etmekten değil, dikkat çekecek derecede kariyer başarısına sahip olmaktan bahsediyoruz.

Sihirli kelime, “deneyim zenginliği”.

Unutmayın; insanı büyüten bir deneyimi tekrar tekrar kaç defa yaşadığı değil, ne kadar farklı deneyimler yaşadığıdır.

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlak İşinde Nasıl Güven Sağlanır?

images

Yalan söylemeyin. Ne kendinize ne de başkasına

  1. Aldatmayın

  2. Mış gibi yapmayın. Neyseniz o olun

  3. Manipüle etmeyin. Kendi menfaatiniz için kimsenin üzerinde gücünüzü kullanarak istemedikleri bir şey yapmaları için onları yönlendirmeyin

  4. Gerçekleri gizlemeyin

  5. Ne demek istiyorsanız onu söyleyin

  6. Verdiğiniz sözü tutun

  7. Güvenin

  8. Kararlarınızın sebebini karşı tarafa açıklayın

  9. Niyetinizi belli edin

  10. Samimiyetsiz davranmayın, samimiyetsizliği kimseye karşı savunmayın

 

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlak İşinizdeki İlk Yılınızda Neleri Düşünmelisiniz?

Artık bir emlak lisansınız var. Peki, şimdi ne olacak? Emlak sektöründeki ilk yılınızda neler yapmalısınız? Hangi konular üzerine eğilmelisiniz ve nasıl bir strateji izlemelisiniz? Emlak işinizin ilk yılında size rehber olacak tüm bilgileri inceleme fırsatı sunuyoruz.

Özgünlük

Bu işte özgün olmanız, yani kendiniz olmanız çok önemlidir. Çünkü bu işi yaparken kendinize özgü bir iletişim ile müşterilerinizi kazanmanız gerekir. Eğer telefonda müşterileri ikna etmeye çalışan bir satış yeteneğine sahip olduğunuza inanmıyorsanız, o zaman bu işte satış elemanı olmayı tercih etmeniz doğru olmaz. Daha teknik ve analitik bir zekâya mı sahipsiniz? O zaman işinize bu açıdan yaklaşın. Veya işletme bilgileriniz mi fazla? O zaman gayrimenkul işletmeniz için gerekenleri yapın. Kendinizi iyi değerlendirin ve güçlü yanlarınızı kullanmasını bilin. Zayıf yönlerinizi ise diğer alternatifler ile kapatmaya çalışın.

Bütçe

Temelde yapacağınız masrafları, hedeflediğiniz net geliri, bu hedefe ulaşmak için ne kadar sürede en az kaç tane satış yapmanız gerektiğini bilmelisiniz. Biraz matematik yapın ve işinizi bir profesyonel gibi planlayın.

Koçluk

Öğrenme eğrinizi yükseltin ve bir antrenör edinin. Onun deneyimlerinden ve fikirlerinden faydalanarak kendinizi geliştirin.

Veri Tabanı

Potansiyel ve mevcut müşteriler ile temasta kalmak için bir veri tabanı her şey demektir. Veri tabanınıza önem verin ve onu sürekli güncel tutun. Onu genişletmek için haftalık veya aylık olarak düzenli çalışmalar yapın.

Enerji

Satış ile ilgili bir işin içindesiniz. Doğal enerjiniz nasıl? Satışta başarılı emlakçıların çoğunluğu hem içe kapanık hem dışa dönük kişilik özelliklerini bir arada barındıranlardır. Ardından sadece dışa dönük olanlar gelir. Ama bu sıralamada en geride olanlar sadece içine kapanık olanlardır. Hedefinize odaklanın ve hiçbir şeyin bu yolda engel olmasına izin vermeyin.

Hedefler

Belirleyeceğiniz hedefler, gitmekte olduğunuz yolu size gösteren GPS sistemi gibidir. İşinize ve size rehberlik ederler.

Mutluluk

Şaka değil. Mutluluk, iş ilkelerinden biridir. Eğer mutlu değilseniz veya mutlu olmanıza rağmen öyle olduğunuzu yansıtmıyorsanız, müşterileri çekme ve güven verme konusunda sorun yaşarsınız.

Bağımsızlık

Çoğu emlak profesyoneli işinde bağımsızdır. Bu, kendi patronunuz olacağınız anlamına gelir. Daha önce hiç kendinize patronluk ettiniz mi? Kendinizi yönettiniz ve bir plana uymak zorunda hissettirdiniz mi?

Girişkenlik

Eğer işin başlangıcında ne yapacağınızı bilemez halde korkak davranırsanız çok geç kalırsınız ve kaybedersiniz. Kendinize yardımcı olacak insanlarla çevrenizi kuşatın ve harekete geçin. Hızlı bir şekilde müşteriler bulmaya çalışın.

Bilgi Ağı

Bilgi ağınızı olabildiğince çabuk oluşturun. Sözleşmeler, satış kapama süreci, piyasa istatistikleri, mahalleler ve okullar, sunumlarda neler söyleyeceğiniz, çalışacağınız senaryolar… Tüm bunları mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde oluşturmalısınız.

Müşteri Kazanma ve Takibi

Potansiyel müşteri kazanmak ve onları takip etmek, muhtemelen işinizdeki en önemli iki şeydir. Bunların her ikisi içinde belirli sistemler ve stratejiler belirleyin. Bu, başarılı bir emlak işinin temelini oluşturur.

Anneyi Aramak

Müşteri kanalları sandığınızdan daha yakında olabilir. Telefonunuzu alın ve ailenizi, arkadaşlarınızı, akrabalarınızı aramaya başlayın. Eski meslektaşlarınız, futbol maçı yaptığınız arkadaşlarınız ve çevrenizde bulunan herkes sizin için birer müşteri veya referans olabilir.

Hayır Demek

Bazı durumlarda hayır demeyi öğrenmelisiniz. Herkese ve her duruma 7/24 yardımcı olmanız mümkün değildir. Örneğin sadece bir alıcı müşteriye 50 ev birden gösteremezsiniz. Evinin değerinin 2 katı fiyat isteyen bir satıcıya da aynı şekilde hayır demesini bilmelisiniz.

Soru Sormak

Müşteriler ile iletişim kurarken onlara sorular sorarak yönelin. Soru soran taraf her zaman için daha ön plandadır. Alıcılara ve satıcılara sorabileceğiniz 20’şer soruyu önceden hazırlayın.

Satış Yönetimi

Gayrimenkul işinizin satış müdürü sizsiniz. Bir satış müdürü ne yapar? Satış ekibi için hedefler belirler ve onların bu hedeflere ulaşabilmesi için yardımcı olacak ekipmanı hazırlar.

Konuşmak

Gayrimenkul ile ilgili insanlarla konuşmanız gerekiyor. En çok konuşan kazanır! Ama onları dinlemeyi de unutmayın.

Anlayışlı Olmak

Müşterilerinizin ihtiyaçlarını anlamalısınız. Onların ne istediklerini anlamanızı sağlayacak sorular yöneltin ve onları çözümlemeye çalışın.

Deneyim

İlk altı müşterinizi mümkün olan en kısa sürede edinin. İlk birkaç işleminizde deneyimli bir emlak profesyoneli ile ortak çalışmayı düşünebilirsiniz.

Büyük Amaç

Neden gayrimenkul sektörüne girdiniz? Neden bağımsız ilerlemek istiyorsunuz? Bu işi başarmak için sizi motive eden şey nedir? Para mı, bağımsızlık mı, kendinizi kanıtlamak mı?

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlak Markanız İçin Halkla İlişkiler Stratejisi Nasıl Oluşturabilirsiniz?

Marka bilinirliği, medya yansıması ve öykü anlatımı… Bunların hepsinin önemli kavramlar olduğunu biliyorsunuz. Ancak çoğu zaman zihninizde sadece birer kavram olarak kalıyorlar. Bununla birlikte işinde başarılı olan emlak brokerlar ve emlak profesyonelleri, bu kavramları somut ve ölçülebilir sonuçlara dönüştüren birer plana çevirmeyi bilirler.

Eğer bu sektörde başarılı olmak istiyorsanız sağlıklı bir medya ilişkileri yönetmeniz ve pazarlama, reklamcılık alanlarında güvenilir bir bilgi kaynağı olduğunuzu insanlara yansıtmanız gerekiyor. Biz buna PR (Public Relations) yani halkla ilişkiler diyoruz. O zaman konunun derinliklerine inme vaktimiz geldi.

Görünürlüğü Teyit Etmek

İyi bir halkla ilişkiler ağına sahip olabilmeniz için öncelikle bulunabilir, görünür ve ulaşılabilir olduğunuzdan emin olmalısınız.

Halkla ilişkiler konusunda, hedef kitlenize ulaşmanızdan iş hedeflerinizi desteklemeye ve tutarlı bir online varlık üretmeye kadar çok sayıda düşünmeniz gereken şey vardır. Bu da emlak işletmenizin markasını ve misyonunu yansıtan modern bir web sitesine ihtiyacınız olduğu anlamına geliyor.

Bu sizin stratejinizin ana üssü olacaktır. Blog sayfanız bu site üzerinden olacak ve sosyal medya yayınlarınızın duyurusu bu sitede var olacaktır. İnsanlar e-posta kampanyalarınıza ve e-bültenlerinize bu site üzerinden ulaşabileceklerdir. Ücretli reklamlarınız bu site üzerinden trafik çekecek ve potansiyel müşterilere ulaşacaktır. Ve tabii ki marka adınız ile sunduğunuz hizmetler hakkında bu site sayesinde bilgi alınabilecektir.

Bu yüzden web sitenize son derece önem verin. Bu, halkla ilişkilerin ilk adımıdır.

İlgi Uyandıran İçerikler Hazırlamak

Hedef kitle ile alakalı ve yeni içerik hazırladığınız zaman, dijital pazarlama kampanyalarınıza adeta yakıt kazandırmış olursunuz ve yeni ziyaretçiler çekebilirsiniz. Geleneksel halkla ilişkiler fikirlerinin ardından e-posta, sosyal medya ve diğer kanallar aracılığı ile markanızı ve işletmenizi insanlara daha etkili bir şekilde sunabilirsiniz.

Artık adeta kendi yayınevinize sahipsiniz! Halkla ilişkiler stratejinizi yürütecek içerik türleri için okumaya devam etmenizi tavsiye ederiz.

E-posta Kampanyaları

Belki veri tabanınızdaki kişilere bir haber bülteni gönderiyor, belki potansiyel müşterilere yönelik seri e-posta kampanyaları düzenliyor olabilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun e-posta göndermek her zaman için çok önemlidir. Konut piyasası hakkında ipuçları içeren bir e-posta göndermek veya yeni satılık listeleri vurgulamak bazen size çok şey kazandırabilir.

Blog ve Web site Kaynak Sayfaları

Web siteniz olduğunda yaptığınız iş ile ilgili tüm bilgileri yayınlayabilir ve ücretli reklamlar alabilirsiniz. Bu işi yaparken onlarla alakalı, eğitici ve yararlı olmaya dikkat edin. Uzmanlaştığınız semtler, piyasa haberleri, müşteri referansları, alıcı ve satıcılara yönelik kaynaklar ve iletişim bilgileri gibi pek çok farklı alanda içerik üretebilirsiniz.

Sosyal Medya Paylaşımları

Blogta yayınladığınız makaleleri, şirket hakkındaki güncellenen bilgileri, duyuruları ve yardımcı içerikleri sosyal medyanızda paylaşabilirsiniz. Ve bu işi, kesik kesik değil düzenli aralıklarla istikrarlı bir şekilde yapmanız gerekir.

Medya İlişkileri Oluşturmak

Medya ilişkileri, halkla ilişkiler stratejinizin büyük bölümünü oluşturur. Şirketinizi diğer insanlara ve ağlarına yönlendirmek, şirketinizi göze çarpacak şekilde konumlandırmak ve kendinizi bir uzman olarak pazarlamak için medya ilişkileri çok önemlidir.

Peki, araştırmaya nereden başlamalıyız?

  • Gazeteciler ve muhabirler

  • Blogcular ve dergi yazarları

  • Yeni site yazarları ve editörleri

  • Endüstri önderleri

İçeriğinizi dağıtmak ve haberlerinizi yayınlamak için yukarıdaki gibi bir hedef listesi oluşturmaya başlayın. Medya ile başarılı ilişkiler kurmanın sırrı buradan geçer. Şunu unutmayın: Medya profesyonellerinin görevi, takipçilerine içerik sağlamaktır. Siz kendinizi ilginç bir içerik olarak onlara sunarsanız, sizi insanlara tanıtmak onların işine gelir. Eğer sosyal medya geniş bir içeriği sahip olursanız sizi değerli görürler. Okuyucuların beğenecekleri içerikleriniz varsa sizi değerli görürler.

Mükemmel Bir Sunum Planı Hazırlamak

Satış zihniyetinizi belirleyin. Hedef listenizi oluşturduktan sonra bazı sosyal yardımlara başlayarak şirketiniz için bir kapsam oluşturabilirsiniz. İyi düşünülmüş basın bültenleri ve sunumlar bu aşamada son derece önemlidir.

Ödevinizi Yapın

Kişilerinizi konulara göre organize edin. Böylelikle alanınızdaki kişilere ve konulara işaret ettiğinizden emin olabilirsiniz. Daha büyük yayınlar için editör takvimlerini öğrenin ve onların hedef kitlelerine sunabileceğiniz içerikleri hazırladığınızdan emin olun.

Tüm Gerçeklikleri Hazırlayın

Bir medya profesyoneli ile iletişim kurduğunuzda yalnızca temel bilgileri vermemeli, aynı zamanda şirket bilgilerinizden kişi bilgilerinize kadar her şeyi verdiğinizden emin olun. Basın bültenlerinde yer almak için kısa bir özet hazırlayın. Bu basın bültenlerinde, misyonunuz, vizyonunuz, amacınız, şirket kültürünüz ve size üst düzey bakılmasını sağlayacak olan her şey yazılı olsun.

Mesajınızı Kişiselleştirin

Medya potansiyelini, emlak işindeki müşteri potansiyeliniz gibi düşünün. Onlara sizinle çalışmayı kabul ettirmek için samimi ve içten olun. Konu satırlarını spam olmayacak şekilde kişiselleştirin.

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Z Kuşağından Sonra Onlar Gelecek; Alfa Kuşağı


yb9f8c - Z Kuşağından Sonra Onlar Gelecek: 9 Maddede Alfa Kuşağı

Kurallara uyan, aidiyet duygusu yüksek, otoriteye saygılı, sadık, çalışkan olmaya da önem veren bir kuşak olarak tanımlanan X kuşağından sonra, özgür ve dahil edildiğini hissetmekte zorlanan, çok yönlü, kolay anlaşılabilen ve şeffaf yaklaşımıyla öne çıkan Y kuşağının, ardından da günümüzde ekonomileri büyük oranda etkilemeye başlayan, internet ve mobil teknolojileriyle iç içe yaşayan, internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih eden Z kuşağının geldiğini belirten Erdör, bu kuşaklardan hemen sonra tüm kuşaklardan bazı özellikler taşıyacak olmalarına rağmen, birçok yönüyle tamamen farklılaşacak Alfa Kuşağı’nın sosyal yaşamı ve ekonomiyi dönüştüreceğini ifade etti.

Murat Erdör, bu kuşağın bazı özelliklerini şu şekilde sıraladı:

1) Teknolojinin içine doğan bu kuşak, dünyayı fiziksel sınırları olmayan bir yer olarak görecek.

2) Hemen hemen her türlü içeriğe, bilgiye erişme gücüne diğer kuşaklara göre daha fazla sahip olacaklar.

zjzp02 - Z Kuşağından Sonra Onlar Gelecek: 9 Maddede Alfa Kuşağı

3) Sahip oldukları ve hayatlarına entegre ettikleri tüm teknolojileri kişiselleştirebilecek ve teknolojiyi diğer tüm kuşaklara göre daha merkeze koyacaklar.

4) Telefon ve sanal gerçeklik hayatlarının bir parçası olacak, hatta sıradan unsurlar olarak hayatlarında yerini alacak.

5) Hayatın daha erken dönemlerinde bilgiye ve kaynaklara ulaşabileceklerinden, Alfa jenerasyonu en girişimci nesil olacak.

6) Çevrimiçi alışveriş yapacaklar ve önceki nesillere göre daha az insanla temas etmek öncelikleri olacak.

r4i0rg - Z Kuşağından Sonra Onlar Gelecek: 9 Maddede Alfa Kuşağı

7) Çevrimiçi öğrenme yoluyla günümüzdekinden farklı bir eğitim alacaklar. Aynı zamanda kendi öğrenme yollarını, yöntemlerini tasarlayabilecekler.

8) Robot arkadaşlarla ya da yardımcılarla oynamak, ders çalışmak, sohbet etmek, vakit geçirmek hayatlarının bir parçası olacak.

9) Diğer nesillere göre daha az konuşacaklar, etraflarındaki diğer bireylerle sohbetleri oldukça kısıtlı olacak ve gerekmedikçe fiziksel buluşmalardan kaçınacaklar.

 

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Atatürk’ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Şu Çılgın Çocuk Mustafa

stnulg - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Kendi çocukluğunu şartlar gereği yaşayamamış, devri ve devrinin ilerisindeki çocuklara 23 Nisan’ı armağan etmiş lider Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğraflarını, çocukluk çizimlerine harika bir şekilde dönüştüren The Sanat, geleneğini bozmadı ve bu 23 Nisan için de şahane bir projeye imza attı. Projenin Genel sanat yönetmenliğini Ali Ömür Ulusoy, sanat yönetmenliğini ise Nesli Meriç Sanioğlu üstlenmiş.

19. Tümeni ziyareti esnasında, Conkbayırı, 17 Haziran 1915

2tlgln - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Murat Gürdal Akkoç

Sivas Kongresi günlerinde, 06.09.1919

u428ya - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Ebru Kuduoğlu Çetinkol

Ertuğrul Yatı’nda, 1 Temmuz 1927

k3unyz - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Şahan Noyan

Büyük Taarruz sabahı, Afyon-Kocatepe, 26.08.1922

1t7ul0 - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Zeynep Zeze

Atatürk Orman Çiftliği’nin kuruluş aşamalarında traktör Kullanıyor. 14 Temmuz 1929

k4gpos - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Şengül Altınok

Ege Vapuru’nun güvertesinde, 28 Kasım 1930

zsyh9o - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Gonca Mine Çelik

Moda Deniz Yarışlarını izlerken, 5 Ağustos 1927

0ngagz - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Yasin Yıldıran

Dikmen sırtlarında, 12 Şubat 1921

6lcneb - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Emre Karacan

Atatürk Orman Çiftliği’nde (AOÇ) kahvesini içerken, 1932

4r6lk3 - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Sernur Işık

Türk Harf Devrimi, 1 Kasım 1928

914i5v - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Esra İlter Demirbilek

Cumhuriyet Bayramı’nda, 29 Ekim 1925

bdnchu - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Çağrı Odabaşı

Çorlu Çerkezköy yakınlarında Trakya Manevraları’nda, 20.08.1937

ar5uoz - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Murat Kara

Florya Sahili’nde kürek çekerken, 17 Temmuz 1937

d3gzfr - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Kürşat Çetiner

Ankara yakınlarında I. Ordu Manevraları’nda, 8 Ekim 1926

k3pj97 - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Şahin Buyruk

Manevi Kızı Nebile’nin düğün töreninde, 17 Ocak 1929

zy9tti - Atatürk'ün Çocukluk Çizimleriyle Gerçekleştirilen Proje: Şu Çılgın Çocuk Mustafa

Eser: Zeynep Zeze

Projenin kaynağına The Sanat’ın internet sitesinden erişebilirsiniz.

Steve Jobs: ‘Eğer Bugün Hayatımın Son Günü Olsaydı…’ (video)

17 yaşımda iken, “Her günü son gününüzdeymiş gibi yaşıyorsanız, bir gün mutlaka haklı çıkarsınız.” şeklinde bir yazı gördüm. Okuduktan sonra oldukça derin bir etki bıraktı bende. O zamandan beri geçen 33 yıl boyunca her sabah, aynada kendime “Bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapacağım şeyleri gerçekten de yapmak ister miydim?” sorusunu sordum.

Cevaplarım hemen hemen her gün “hayır” olmaya başladıkça, bir şeyler değiştirmem gerektiğini farkettim. Yakın zamanda ölebileceğimi hatırlamak, hayattaki en büyük seçimleri yaparken sağlayan önemli bir araç oldu.

Çünkü hemen hemen her şey, beklentileriniz, gurur yaptığınız her şey, tüm utanç ve başarısızlık korkuları… Her biri ölüm karşısında anlamını yitirerek yalnızca ama yalnızca gerçekten önemli olanı geride bırakıyorlar.

Ölebileceğini hatırlamak, kaybedecek bir şeyin olduğu düşüncesinden kurtulmanın en güzel yolu. Kalbini takip etmemen için bir sebep yok.

Elbette kimse ölmek istemez. Cennete girmek isteyen insanlar bile oraya gitmek istemezler. Ama yine de ölüm, hepimizin paylaştığı ortak son. Hiç kimse de ondan kaçmayı başaramadı. Ve olması gerektiği gibi ölüm, hayatın en iyi icadıdır. Hayattaki değişimin temsilcisidir. Yeniye yol açmak için eskiyi temizler. Şu anda yeni olan sensin. Ancak bugünden çok da uzak olmayan bir gün, sen de eski olacaksın ve sen de temizleneceksin. Çok dramatik olduğum için üzgünüm ama bunlar gerçekler. Unutmayın:

Zamanınız sınırlı; bu nedenle başkalarının hayatını yaşayarak harcamayın. “

https://youtu.be/IcHRnqs4FU4

 

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Emlak Kariyerinizi Geliştirmek İçin Kişisel Gelişim İlkeleri

Kariyerimize başladığımızda heyecan dolu harika bir sektöre adım atmanın heyecanını taşırız ve maddi kazanç elde ederek başarıya ulaşacağımıza inanırız. Kendimize bir danışman seçeriz ve beceri setimizi geliştirmek için eğitimimize nereden başlayacağımız konusunda rehberlik etmesini isteriz.

Çoğu firma, bir bakıma faydalı olabileceğini düşündüğümüz “ev içi” eğitim programlarına sahiptir. Sektör, emlak firmalarına ve danışmanlara yeni iş, yeni sistem, yeni strateji oluşturabilmeleri için yardımcı olacak çok sayıda eğitmen ve danışman ile doludur.

Peki, o zaman neden sektörde bu kadar çok emlak danışmanı mücadele ediyor? Neden asgari ücret ile ülke standartlarının altında çalışan çok sayıda emlak çalışanı var? Neden sektöre giren emlak firmaları, ilk 3 yıl içinde yok olup gidiyor?

Belki de araştırmamız gereken şey, bir sonraki işi bulmak için çözüm üretmek değil, kişisel gelişime ve kendini fark etmeye yönelik fark yaratmaya olan bağlılığı oluşturmaktır. İşte gayrimenkul kariyerinizi ilerletmek için kişisel gelişiminize katkıda bulunacak ilkeler…

Zamanınızı Kontrol Edin

Bir iş yürütmek” ile “en iyi hizmet üreticisi olmak” arasında büyük bir fark vardır. Yılda milyonlarca dolar kazanan emlak profesyonelleri ile karşılaşırız ve bu kişilerin çoğunun kariyerlerini bir iş gibi görerek yürütmediklerini fark ederiz. Başarılı olan emlak profesyonelleri, kişisel zamanlarını ve işe ayıracakları zamanı bir araya getiren ve bu yönetimi sağlıklı bir şekilde yapabilen emlakçılardır.

Zaman yönetimi demek, işinizde nereye en çok vakit ayırdığınızı ve nereye en az vakit ayırdığınızı bilerek hareket etmenizdir. Eğer vaktinizi hangi bölümlere daha çok ayırmanız gerektiğini belirleyebilirseniz, daha verimli bir çalışma ortaya çıkarabilirsiniz. Bunun için bir hafta boyunca vaktinizi nasıl kullandığınızı not edin ve ideal haftanızın neye benzemesi gerektiğini planlayın.

İş ile Hayat Amacınızı Ayırmasını Bilin

Hiç kimse, bu dünyadaki son gününe uyanacak olduğunu bilseydi, “Keşke bir tane daha ev satabilseydim” diye düşünmezdi. Sevdiği insanları ve sevdiğini insanlarla geçiremediği vakti düşünerek pişman olurdu.

Kendinize sürekli olarak bu işte çalışmayı ne kadar sevdiğinizi söylüyor olabilirsiniz ve bu gerçekten doğru olabilir. Ancak bunun asıl sebebini düşündüğünüzde, insanların hayatlarına kattığınız değerin sizi ne kadar memnun ettiği olduğunu fark edersiniz.

Emlak işi hayatınızda büyük bir öneme sahip olabilir, fakat hayatınızın asıl amacı değildir ve olmamalıdır. Emlak işinize ayırdığınız vakit, hayattaki isteklerinizi gerçekleştirmek için bir araçtır. İşinize bu açıdan bakarsanız, daha stressiz bir iş hayatınız olur.

Gerçeklere Direnmeyin

Karşı koyduğunuz şeyler devam ediyor. Neden mi bahsediyoruz? Tabi ki teknolojiden! Siz ondan kaçıyorsunuz ve geleneksel yöntemlerde ısrarlısınız. Ancak teknoloji olanca hızı ile emlak sektörüne de adapte olmaya başladı.

Geleneksel emlak modelinde, sınırlı eğitime sahipsinizdir ve kendinizi geliştirme imkânınız sınırlıdır. Bu nedenle size uygun olmayan stratejilerle boğuşmak zorunda kalırsınız. Oysa modern teknoloji, kendiniz için beceri setleri geliştirmenizi sağlar. Dünya hızla değişiyor ve siz de buna uyum sağlamalısınız.

İşletmenizi büyütmek için teknolojinin yöntemlerinden ve araçlarından faydalanın. Bu, kariyerinizde başarıyı sürdürmenizi sağlar ve ne yaptığınızı görmenin sevincini yaşarsınız.

Taviz Vermeyin

Farklı kişilerle ilişkiler geliştirmeniz gerekiyor, ancak çoğu zaman bu ilişkiler yaşam kalitenize olumsuz etki yapıyor. Yeni bir müşterinizi, sadece başka bir ev görmek zorunda olduğu için bir akşam yemeğine götürmek zorunda kaldınız mı?

Böyle şeyler elbette birer seçenektir, ancak müşterilerle anlaşma yapmak için hayatınızda engellediğiniz dönemleri de göz önüne almanız gerekir. Bunun için eğer başlangıç aşamasında değilseniz, müşterilerinizi seçmeniz önemli bir seçenektir.

Size üretim zamanınızı boşa harcamanıza neden olacak müşterileri es geçebilirsiniz. Haftada 5 gün olmak üzere, 2 saatinizi yeni müşteriler kazanmaya ayırıyorsanız, bu vakti baltalayan diğer kişileri bir kenara koyabilirsiniz.

Beden, Zihin ve Ruh

Kendinizi unutarak sadece emlak işinizin düzene girmesi için mücadele ediyorsanız, burada bir hata yapıyorsunuz demektir. Fiziksel ve fizyolojik açıdan son zamanlarda sağlığınızı kontrol ettiniz mi? İşinizle ilgili eğitim alıyorsunuz, ancak normal iş kapsamındaki kitapları da okuyor musunuz? Hayatınızın her alanında rahat mısınız? Her gün işinize ve kariyerinize önem vereceğiniz zihin rahatlığına sahip misiniz? Tam olarak ne yaptığınızı biliyor musunuz ve bunu nasıl yaptığınızdan emin misiniz?

Bu soruları kendinize sorun ve cevaplarını da dürüst bir şekilde verin. En yüksek başarıya ulaşmanızı ve mümkün olan en yüksek yaşam kalitesini elde etmenizi engelleyen şeyler neler? Sizi temin ederiz ki aslında müşteri kazanmada veya ev denetiminde başarısız değilsiniz. Eğer daha derine iner ve hayatınızdaki kişisel gelişim noktalarını araştırırsanız, sorunun nerede olduğunu daha iyi belirleyebilirsiniz.

Kendinizin farkında olmanız her şeyin önünde gelir.

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları Nedir?

buodn1 - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Sadece yaşadıkları dönemi değil, geleceği aydınlatan ve birçok isme ilham olmuş dehalar kesinlikle sıradan insanlar değillerdi. Onlar sadece eserleriyle değil, hayatlarıyla da araştırılan ve derinlerine inilen insanlardı. Araştırmacılar, benzersiz çalışmaları bulunan bu dehaların tuhaf alışkanlıklarına ışık tuttu.

1) Albert Einstein

vjevdh - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Rahatlığına düşkün olan Einstein kıyafetlerine özen göstermez, saçlarını taramayı ve çorap giymeyi sevmezmiş. Ergenlik döneminden itibaren çorap giymemeyi alışkanlık haline getiren deha, kuzenine yazdığı bir mektupta; “Gençlik yıllarımda giyerdim ancak başparmağım hep çorabı delip dışarı çıkardı. Sonunda vazgeçtim” diyor. Öyle ki Beyaz Saray’da katıldığı davete dahi çorapsız gitmiş.

2) Nikola Tesla

d3btlh - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Tuhaflıklarla dolu bir hayat sürmesiyle ünlü olan Tesla, sosyal yaşamdaki seçiciliği ile bilinir. Vaktinin çoğunu okuyarak ya da çalışarak geçiren dehanın etrafı, kendi seçtiği bir iki kişi ile sınırlı olurmuş. Hatta kadınlarla ilişki kurma çabasına girmez, bundan kaçarmış. “Yalnız kalabilmek yeter. İcatların sırrı bunda yatıyor.” diyen Tesla, toplumdan uzak hayatı sayesinde hiçbir zaman odaklanma sorunu yaşamamış.

3) Isaac Newton

8f07l2 - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Hayatı kitaplardan ibaret olan Newton’ın bilinen en önemli özelliği not alma alışkanlığı. Tuhaf karşılanacak derecede çok not alan deha, okuduğu ya da üzerinde çalıştığı kitapların sayfalarında boş alan bırakmaz ve kitap haricinde de sayfalarca not tutarmış. Aldığı tüm notlara daha kolay ulaşabilmek için tüm notlarını içeren bir dizin hazırlayan Newton, alfabetik sırayla ve konu başlıklarına göre çıkardığı bu dizinde kitapların sayfa numaralarıyla beraber ek bilgilere de yer vermiş.

4) Wolfgang Amadeus Mozart

3cfuk6 - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Einstein’ın tam tersi Mozart’ın en tuhaf özelliği görünümüne aşırı derecede önem vermesiymiş. Hayatı boyunca krallar, kraliçeler ve soylular huzurunda konser veren dehanın gösteriş merakı gayet anlaşılabilir bir durum.

5) Leonardo Da Vinci

dv4ib5 - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Da Vinci’nin en tuhaf alışkanlığı tıpkı Newton gibi aldığı notlar ve hiç yanından ayırmadığı defteri. Öyle ki defter; bilimsel çalışmaların ve çizimlerin yanı sıra şakalar, masallar, hayran olduğu kişiler hakkında gözlem ve fikirler, mali durumuna dair notlar, mektuplar, yaşadığı kişisel sorunlar hakkında aldığı kararlar, felsefi düşünceleri ve hatta kehanetlerini de içermekte.

Deha hakkında bir diğer tuhaf alışkanlık ise iki eliyle yazabiliyor olması ve sağdan sola yazdığı bazı notların ancak aynaya tutulduğu zaman okunabilir hale gelmesiymiş.

6) Ludwig Van Beethoven

mbdjfc - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Beethoven, kahveye olan düşkünlüğü kadar banyo alışkanlığı ile de ünlüdür. Banyoda vakit geçirmekten büyük zevk alan ve bunun hayatındaki en önemli şeylerden biri olduğunu dile getiren besteci, en önemli yapıtlarının bazılarını banyosunda yaratmış. Her gün, hiç atlamadan rutin haline getirdiği banyo alışkanlığının ardından sırılsıklam halde evin salonuna geçerek çalışmasına devam etmesinden dolayı ev sahipleri salonun zeminini çimento ile kapatmak zorunda kalmış.

7) Immanuel Kant

9c9eo1 - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Hayatının 40 yılını, her gün aynı saatte tam olarak aynı şeyleri yaparak geçiren Kant’ın hayatı başlı başına tuhaf bir alışkanlıkmış.

8) Salvador Dali

1uk39f - Bilimden Sanata Tarihe Damga Vurmuş 8 Dehanın Tuhaf Alışkanlıkları

Salvador Dali’nin tuhaf karşılanmayan çok az sayıda davranışı ve alışkanlığı varmış. Tam anlamı ile bir şovmen olarak nitelendirilen sanatçı, dikkatlerin üzerinde olmasından hoşlanır ve çevresindekileri eğlendirmeyi severmiş. Bir keresinde konuşmacı olarak katılacağı bir konferansa dalgıç kıyafeti ile giden deha, bu gibi tuhaf tavırlarını pazarlama tekniğine de dönüştürmüş. Manhattan’da ünlü bir kitapevinde gerçekleşen kitap tanıtımında, başında bekleyen sahte bir doktor ve hemşirelerin gözetimi altında beyin dalgalarını ölçen makinelere bağlı yatarken, kitabı alan herkese bu makineden çıkan beyin ölçümlerini hediye etmiş.

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…


Karşınızdaki İnsanı Okumanın Temeli Nedir?

4d9oyy - Karşınızdaki İnsanı Okumanın 5 Temel Psikolojik Detayı

İnsanların davranışlarını ve o an ne düşündüklerini tahmin edebilmek bir sihirden ziyade, psikolojik gözleme dayanır. Dizilerde, filmlerde ya da gösterilerde gördüğümüz “zihin okuyucular” büyücü değil, başarılı gözlemcilerdir. Zihin okuyuculardan en bilineni ise Henrik Fexeus’dur. Kendisinin de gündelik hayatta kullandığı zihin okumanın 5 temelinde kendinizi geliştirirseniz, siz de zihin okuma konusunda ilerleme kaydedebilirsiniz:

1) Beden dili en önemli detaylardan biridir.

n7vzjp - Karşınızdaki İnsanı Okumanın 5 Temel Psikolojik Detayı

Karşınızdaki insanın vücut hareketleri sözsüz iletişim konusunda çok bariz mesajlar verebilir. Ayak uçlarının baktığı yönden ilgisinin nerede olduğunu, bacaklarını sallayışından stres ve kaygı seviyesini çıkartabilirsiniz. Duygu ve düşünceler çoğu zaman beden diline yansır.

2) Ses tonu ve kelimelerin nasıl söylendiği insanı ele verir.

pkbshu - Karşınızdaki İnsanı Okumanın 5 Temel Psikolojik Detayı

Ses tonunun karşılıklı iletişimde ne kadar önemli olduğunu konuşmaya gerek yok. Bazen dikkat sadece söylenen sözlere değil, onların nasıl söylendiğine de yönlendirilmelidir. Sesin titremesi, gereğinden yüksek çıkması gerçek hisleri gözler önüne serebilir. Burada önemli noktalardan birisi de karşıdaki insanın normal ses tonunu bilmek ve o anki ses tonuyla bir kıyas yaratabilmek. Olduğundan yavaş konuşan biri, aslında kelimelerini seçiyor ve sizden bir şey saklıyor olabilir. Ya da kendisine göre çok daha hızlı konuşan biri beyninize uğraşması gereken bir dizi kelime gönderiyor ve bilgi karmaşası yaratarak bir ikna süreci başlatıyor olabilir.

3) Karşınızdakinin soluk alıp verişi kontrol edilmesi en zor hareketlerden birisidir.

rhjt1m - Karşınızdaki İnsanı Okumanın 5 Temel Psikolojik Detayı

 Mimikler ve beden hareketlerinin kontrolü daha kolay olsa da, soluk almak kontrolü en zor hareketlerden birisidir. Bu yüzden insanların duygu durumlarını da ele verebilir. Eğer karşınızdaki derin olmayan bir şekilde nefes alıp veriyorsa stres içinde olduğunun bir göstergesi olabilir. Bir insanın psikolojik durumunu öğrenmek için, ne şekilde nefes alıp verdiğini gözlemleyin. Eğer kesik ve hızlı nefes alıp veriyorsa endişeli olduğu çıkarılabilir. Bir şeyler sakladığı anlamına da gelebilir. Eğer birisi rahat soluklanabiliyorsa psikolojik durumu stabildir ve bu da söylediklerinin genelde doğru olduğunu gösterir.

4) Göz bebekleri ve göz hareketleri tahmin edilenden daha çok şey anlatır.

ctt6ki - Karşınızdaki İnsanı Okumanın 5 Temel Psikolojik Detayı

Araştırmaların çoğu, yoğun düşüncelere daldığınızda göz bebeklerinizin büyüdüğünü söylemekte. İlginçtir ki, beyninize aşırı yüklendiğinizde de göz bebekleriniz oldukça büyür. Biriyle konuşurken göz bebekleri büyüyorsa, ardından küçülüyorsa o kişinin sizin söylediklerinizle pek ilgili olmadığı anlamına gelir. Fakat göz bebekleri büyük kalıyorsa size ve söylediklerinize karşı aşırı ilgili olduğunu gösterir. Göz bebeklerini gözlemlerken bulunduğunuz mekanı da göz önünde bulundurmalısınız. Bilindiği üzere göz bebekleri yetersiz ışıkta da büyür ve çok ışık aldığında küçülür.

5) Karşınızdakiyle bir ayna-yansıma ilişkisi içerisinde olduğunuzu unutmayın.

rh9e5r - Karşınızdaki İnsanı Okumanın 5 Temel Psikolojik Detayı

İletişim aynı zamanda bir alışveriştir. Karşınızdakinin enerjisi size, sizin enerjiniz karşınızdakine yansır ve bu bilinçsizce gerçekleşir. Bu, gözden kaçan çok önemli bir detaydır. İletişim kurduğunuz kişinin size yansıttığı enerjiyi yorumlamak karşınızdaki insanın duygusunu anlamanıza çok büyük yardımcı olacaktır. Enerjiyi gözlemleyin.

static_qr_code_without_logo 2

 

TANJU HAN

Siz değerli takipçilerimi de bu değişimin birer parçası olarak görüyorum.

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…