Haftanın Kitap Önerisi: “Hata Neredeydi? (What Went Wrong?)” Prof. Bernard Lewis

İslam tarihi ve Ortadoğu uzmanı Prof. Bernard Lewis’in The New York Times tarafından en çok satan olarak ilan edilen “Hata Neredeydi? (What Went Wrong?)”, batı ile doğu veya Hıristiyan dünyası ile İslam alemi arasındaki mücadeleyi irdeleyen bir başyapıt olma özelliğine sahip.

“İslam, tarih sahnesine çıktığı andan itibaren açık, güçlü, yaratıcı bir uygarlık oluşturdu ve bu anlamda ortaçağ karanlığındaki Avrupa’dan (ya da Hıristiyan aleminden) çok daha etkin bir kişilik sergiledi… Onlara karşı, her alanda, zafer üstüne zafer kazandı… Ancak, sonra, tarihin bir kıvrımında ne olduysa, her şey tersine döndü.”

Prof. Bernard Lewis, kitabında bu denklemi, yalnız tarihteki olaylarla kısıtlı kalarak değil, toplumların dini ve kültürel yapılarından da yola çıkarak, en ince ayrıntısına kadar inceliyor.

İslam, bir dinden öte, devletleşmiş siyasi kimliği ile güçler meydanında yerini almasından itibaren, sınırları ötesindeki her oluşumu “İnananlar / İnanmayanlar” mantığı içinde değerlendirir, oralarda olup bitenlere kayıtsız kalır… Ne Afrika, ne de Çin ve Hint coğrafyası ilgisini çekmez. Hele hele Hıristiyan dünyası ile ilgili fikirler o günkü şartlara uygun olarak o kadar olumsuzdur ki: Haçlıların püskürtülmesi, İslam’ın İspanyadaki altın çağı, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ile Bizans’ın erimesi süreci, İstanbul’un fethi, Rus steplerinin kontrol altına alınması gibi tarihin mihenk taşlarına imza atan böylesi aydınlık bir gücün, ortaçağın karanlığında kaybolmuş bir uygarlığa ne gibi bir gereksinimi olabilirdi?

İşte bu ana fikir tarih boyunca siyaseten İslam adına hareket edenlerin görüşlerine yön vermiş, gelişen şartları doğru şekilde analiz etme yeteneklerine adeta ipotek koymuştur.

Tarih kitaplarımız İstanbul’un fethinin “Yeni Çağ” olarak adlandırılan dönemi başlattığını, Avrupa’da görülen Rönesans’ın bu tarihten sonra ivme kazandığını söyler. Ancak bu böyle olsa bile, Rönesans ve Reform hareketlerinin Avrupa’da estirdiği rüzgârın doğuda algılanamadığını söylemek çok abartılı olmaz.

Dengenin Avrupalılar lehine bozulması öncelikle savaş alanında alınan sonuçlarla kendini hissettirmeye başlar. İslam’ın batı ülkeleri ile aynı sınırı paylaşan lideri Osmanlı İmparatorluğu, Fatih ile başlayan ve Kanuni ile son bulan dönemde askeri alanda birçok başarı kazanır, ele geçirdiği ülkeleri bir şekilde şemsiyesi altına almayı bilir. Ancak Viyana Kuşatmaları sonucu imza altına alınan Karlofça ve Pasarofça Anlaşmaları ile Osmanlılar ilk kez kendilerinden daha güçlü bir düşman tarafından yenildiklerini kabul ederler.

Bu anlaşmalar halife padişahın batılı hükümdarları, yine, ilk kez denk olarak kabul ettiği ve diplomasi dilinin kullanıldığı bir dizi uzun görüşme sonucu imzalanır. Ancak, Osmanlı’nın bu barış sürecini yönetme becerisi yoktur ve Avusturya’ya karşı yürütülen görüşmelerde İngiltere ve Hollanda’dan yardım istenmesi ancak ulemanın onayı ile olur. Böylece ilk kez ticaretin dışında devlet ile ilgili bir iş için “mümin olmayanlardan” destek alınır.

Lewis, bu aşamada İslam toplumlarının kendilerini sorgulamaya başladıklarını bazı alıntılar yaparak ifade ediyor. Kimi Ortadoğu toplumlarında “Bunu bize kim yaptı?” yollu sorular sorulmasına rağmen, Osmanlı idaresinin soruyu daha değişik bir şekilde formüle ettiğini belirtiyor: “Yanlış yaptığımız nedir?”…

Bu soru, kitabın başlığı ve ana fikri haline geliyor. Hemen ardından “Doğru yaptıkları ne?” ve “Onları nasıl yakalarız?” şeklinde bir soru dizisi ile dolaylı bir şekilde de olsa, bir itiraf “Gâvurlardan öğreneceğimiz çok şey var…” şeklinde ortaya konuyor.

1789 yılında, Fransız İhtilalı ile aynı dönemde, tahta çıkan III. Selim bu arayışı bir politika olarak benimser… Ancak açmazlar vardır…

“Batı, Müslümanlar için doğunun Hıristiyanlar için olduğundan çok daha gizemliydi” diye not düşüyor Lewis… Avrupa’ya seyahat şöyle dursun, batı dillerinin öğrenilmesine, konuşulmasına, birkaç bilimsel kitabın tercümesi dışında yayınların takibine, temsilciliklerin tahsis edilerek ilişkilerin geliştirilmesine gereksinim duyulmamıştı… O zaman “Batılının gücünü ne arttırdı?” sorusuna nasıl yanıt bulunacaktı? Yoksa bazı muhafazakârların o dönemden günümüze iddia ettikleri gibi köklere dönme miydi çare olan?

Lewis burada şu mantığın anlaşılması gerektiğini belirtiyor: İslam en son ortaya çıkan din olarak diğerlerine göre daha modern bir yapıya sahip. Dolayısı ile kendinden eski bir yapıdan alacağı yenilikler yok. Bu aşamada, politikalara yön verenler olsun, İslam bilginleri olsun bazı noktaları ıskalamaktadırlar Lewis’e göre…

Felsefe bunlardan biri. Gerçi İslam’ın çok derin bir din felsefesi vardır. Ancak Fransız Devrimi ile gelişen modern düşüncelerin sonucu oluşan yeni siyaset anlayışı devlet organizasyonu, bürokratik kadroların oluşması, beşeri ilişkilerden ziyade liyakata dayanan yönetim mekanizmalarının kurgulanması, İslam ülkelerinde bugün dahi olması gereken düzeyin bir hayli altında…

“Biraz daha ilerlemek gerekirse, Batı iyi yönetimi zulme karşı yaratılan özgürlükle ölçtü. Doğu ise özgürlüğü bir hukuk olarak gördü, bunu bir siyasi terim olarak algılamadı.

Esir olmayan özgürdür mantığı içinde doğu, Avrupa’da gelişen sosyal adaleti takip edememiştir” diyor Lewis!

İkinci konu ise ekonomik. Avrupa’nın imrenilen başarısı ve zenginliği sanayi devriminin iyi okunmasından ileri geliyor. Sağlam ekonomik yapı üretimde doğru yapılanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkar. Ancak bunun da takip edilemediği bugün dahi gözleniyor… Şöyle ki, zengin Ortadoğu ülkelerinin petrol dışı ihracat rakamları Dünya Bankası verilerine göre küçücük Finlandiya’dan bile daha az…

Osmanlı’ya dönersek, Abdülmecit döneminde Tanzimat Fermanı ile bu kez daha ciddi şekilde yinelenen batıya yönelme arzusunun temelinde çağı yakalamak kaygısı vardır. Yine de bu yolculuğun II. Abdülhamit döneminde sekteye uğradığını unutmamak gerek…

Bundan da öte Lewis toplumsal ve kültürel farklılıkların belirleyici olduğunun da altını çiziyor. İslam, eşitlik getiren ve her tür ayırımı ret eden bir dindir. İlk çıktığı dönemlerde, İran’daki feodal yapıyı, Hindistan’daki kast sistemini veya Avrupa’daki aristokrasiyi dikkate alırsak, bu tespit doğrudur. Bu anlamda zaten çok yeni bir geçmişe dek İslam Batı’dan daha ileri düzeyde oldu.

Ancak İslam’ın din hukukunda Tanrı’ya inanmayanlara, esirlere ve kadınlara de facto ayırımcılık var. Toplumda özgür olan mümin erkek çok büyük bir fırsat eşitliğinden yararlanır. Köle azat edilirse, Tanrı tanımaz tövbekâr olur Hak yoluna girerse aynı fırsatlardan yararlanır… Ancak burada kadın için işler çok kolay değildir.

Bir de zımmi teba olarak kabul edilen gayrimüslimlerin durumu vardır. Bu aşamada ayrışma şahsi olmaktan çok sosyal yapıdadır. Osmanlı’da görülen eğilim İslam’ın toplumun mihenk taşı konumunu devam ettirmektir. Özellikle XIX. yüzyıldan itibaren gelişen milliyetçilik akımlarına paralel olarak artan özgürlük talepleri “siyasi” özgürlükten söz eder ve Osmanlı yöneticilerinin bunu algılaması çok kolay olmamıştır. Bundan öte “eşit vatandaşlık” talebi Avrupa ülkeleri tarafından da İstanbul Hükümeti’ne her fırsatta hatırlatılan bir olgudur.

Lewis bu aşamada, gayrimüslim nüfusun emansipasyonu (azat etme) sürecine destek veren Avrupa ülkelerinin kadın haklarına sahip çıkmadıklarını ve muhtemelen bunu İslam ülkelerindeki sosyal yapının dengesini bozmamak adına yaptıklarını söyler.

Kitabın laiklikle ilgili bölümü ise, bugün özellikle Türkiye’de yaşananların köklerine ışık tutması açısından çok önemli tespitlerde bulunuyor. Her bir satırı ayrı bir bilgi ve görüş kırıntısı ile bezenmiş ilgili bölümü burada konu yapmak yer darlığından dolayı haksızlık olur.

Ancak buna rağmen Prof. Lewis’in bir iki tespitini aktarmadan geçmek de olanaksız…

  • Kilise, Hıristiyanlıkta kurumsal bir yapısı olan ve siyasi erki sık sık etkileyen bir güçtür. Oysa ne Yahudilik’teki sinagogun, ne de İslam’daki caminin benzer bir etkisi vardır… Dolayısıyla, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklinde basite indirgenerek ifade edilen laiklik, temelde Hıristiyan toplumlarının doğru çalışması için gerekli bir araçtır ve İslam’da buna ihtiyaç yoktur…
  • Hz. Muhammed dini, askeri ve siyasi kimliği olan bir lider olarak tarihteki yerini almıştır. Mirasını devam ettiren halifeler de benzer kimlikle İslam adına tasarruflarda bulunmuşlardır, İslam’ın siyasallaşması sürecinde dini kaynaklı bu erk bir olmazsa olmaz haline gelmiştir. Dolayısı ile İslam toplumlarının da laikliğe gereksinimi vardır.

“Hata Neredeydi?”, mimariden modaya, müzikten madeni para ve pula dek uzanan bir dizi yenilikle (özellikle Osmanlı’nın) nasıl başa çıktığını detaylı anlatıyor… Lewis, bir tarihçide olan bilimsellikle, kimseyi yargılamadan geldiği noktada, Fatih Sultan Mehmet gibi bir dehayı, Kanuni Sultan Süleyman gibi bir devlet adamını çıkaranların neden yenilikleri takipte bu denli tereddüt ettiklerini, neden pozitif şekilde davranamadıklarını sorguluyor… Cevaplar ise toplumun temelindeki yapı taşlarında gizli…

Kitaptan bir alıntı ile son noktayı koyalım.

İnsanlık tarihinin her döneminde modernite veya bunu ifade eden bazı terimler olmuştur. Bunlar yayılmacı ve baskıcı uygarlıkların normları ve yöntemleri olarak benimsenmişlerdir. Ancak batı uygarlığı tüm evreni kucaklayan ilk ve tek uygarlıktır. Modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün her alanda uyguladığı batılılaşma ve yüzünü döndüğü batılı standartları günümüzün modern yaşantısını tanımlar…”

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

10 ADIMDA KENTSEL DÖNÜŞÜM

10 ADIMDA KENTSEL DÖNÜŞÜM

Kentsel dönüşümle kaçak yapılaşmanın önüne geçilmesi, depreme dayanıklı olmayan, ekonomik ömrünü doldurmuş binaların yeniden yapılması planlanıyor. Peki kentsel dönüşüm süreci nasıl başlıyor? İşte merak edilen her şey…

6306 sayılı Afet Riskli Yapıların Yenilenmesi Hakkında Kanuna göre, kentteki afet riski taşıyan alanların belirlenip, sağlıklı ve de yaşanılabilir hale getiriliyor. Kanun kapsamında Türkiye’nin her tarafındaki kent ve köylerdeki ekonomik ömrünü tamamlamış, yıkılma riski taşıyan binaların devletin  sağladığı yapım kredisi, kira yardımı, belediye harç – vergi avantajlarını da kullanarak yeniden yapılmasını öngörülüyor.

Kentsel dönüşümle kaçak yapılaşmanın önüne geçilmesi, depreme dayanıklı olmayan, ekonomik ömrünü doldurmuş binaların yeniden yapılarak olası doğal afetler sonucu oluşacak zararların en aza indirilmesi amaçlanıyor. Peki kentsel dönüşüm süreci nasıl başlıyor? Riskli yapı nasıl tespit ediliyor? Yıkım süreci nasıl alınıyor? İşte tüm merak edilenler…

1- VATANDAŞIN RİSK TESPİTİ YAPTIRMASI

Vatandaşlar yapılarını, Bakanlık tarafından lisanslandırılmış kurum ve kuruluşlara riskli yapı tespitini yaptırabilir. Bu aşamada maliklerden birinin veya kanuni temsilcisinin müracaatı ile bu tespit yapılabilir. Riskli yapı tespiti talebi, elektronik yazılım sistemi üzerinden yapılır. 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmadığı için arsa paylı tapu var ise, arsa üzerinde fiilen bulunan yapının riskli yapı tespiti, yapının sahibi olan arsa payı sahibince yaptırılır. Arsa üzerindeki yapının başkasına ait olması ve bunun da tapu kütüğünde belirtilmiş olması halinde, riskli yapı tespiti lehine şerh olan tarafça yaptırılır. Riskli Yapılar, 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin Ek-2’sinde yer alan Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslara göre tespit edilir.

2- RİSKİ TESPİT EDİLEN YAPILAR

Yapılan tespitler neticesinde Riskli olduğu tespit edilen yapılar, tespiti yapan kurum ve kuruluşlar tarafından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne veya yetki verilmesi halinde İdareye bildirilir. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri veya İdareler raporları inceler, raporlarda eksik veyahut yanlış hususların bulunması halinde raporlar ilgilisine iade edilir, diğer uygun bulunan tespitlere ilişkin şerh bildirimi ilgili tapu müdürlüğüne iletilir.

3- MALİKLERE TEBLİGAT GÖNDERİMİ

İlgili tapu müdürlüğünce, tapu kütüğüne işlenen belirtmeler, riskli yapı tespitine karşı tebligat tarihinden itibaren onbeş gün içinde riskli yapının bulunduğu yerdeki Müdürlüğe dilekçe ile itiraz edilebileceği, aksi takdirde tebligat tarihinden itibaren İdarece altmış günden az olmamak üzere belirlenen süre içinde yapının yıktırılması gerektiği de belirtilmek suretiyle, aynî ve şahsî hak sahiplerine tebliğ edilir ve yapılan bu tebligat Müdürlüğe bildirilir.

4- RİSKLİ YAPI TESPİTİNE İTİRAZ

İtirazları inceleyecek olan teknik heyet, üniversitelerden bildirilen dört üye ile ikisi inşaat mühendisi ve biri de jeoloji veya jeofizik mühendisi olmak üzere, Bakanlık teşkilâtında görev yapan üç üyenin iştiraki ile yedi üyeli olarak teşkil edilir.

5- RİSKLİ YAPILARIN YIKTIRILMASI

Riskli yapı olarak tapu kütüğüne kaydedilen taşınmazların maliklerine, altmış günden az olmamak üzere süre verilerek riskli yapıların yıktırılması istenilir.

6- YIKIM SÜRECİ VE KONTROLÜ

Riskli yapıların altmış günlük süre içinde maliklerince yıktırılıp yıktırılmadığı, İdarece mahallinde kontrol edilir ve riskli yapı, malikleri tarafından yıktırılmamış ise, yapının idarî makamlarca yıktırılacağı belirtilerek ve otuz günden az olmak üzere ek süre verilerek tebligatta bulunulur. Bu süre sonunda da riskli yapıların maliklerince yıktırılmaması halinde, hak sahiplerinin de görüşü alınarak riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmemesi ve verilen hizmetlerin durdurulması ilgili kurum ve kuruluşlardan istenir. Riskli yapıların insandan ve eşyadan tahliyesi ve yıktırma işlemleri; mülkî amirler tarafından sağlanacak kolluk kuvveti desteği ile İdarece yapılır veya yaptırılır.

7- BAKANLIKÇA YIKIM KARARI

Müdürlük veya yetki devri yapılması durumunda İdare, yıktırılan riskli yapılara ilişkin bilgileri elektronik yazılım sistemine kaydeder. İdare, tahliye ve yıkım işlemleri gerçekleştirilemeyen riskli yapılara ilişkin bilgi ve belgeleri, ikişer aylık periyotlar hâlinde Müdürlüğe bildirir. Yıktırılamayan yapılar Bakanlıkça veya Müdürlükçe yıkılır veya yıktırılır. Malikler tarafından yıktırılmadığı için Bakanlık veya İdare tarafından yapılan veya yaptırılan tahliye ve yıkımın masraflarından malikler hisseleri oranında sorumludur. Yıktırma işleminin masrafı maliklerden 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilir.

8- YIKIM SONRASI UYGULAMA

Riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etapta veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde; yapıların yıktırılmış olması şartı aranmaksızın ve yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, taksim, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karar anlaşma şartlarını ihtiva eden teklif ile birlikte karara katılmayanlara noter vasıtasıyla veya 7201 sayılı Kanuna göre tebliğ edilir. Bu tebliğde, on beş gün içinde kararın ve teklifin kabul edilmemesi halinde arsa paylarının, Bakanlıkça tespit edilecek veya ettirilecek rayiç değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılacağı, paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında rayiç bedeli Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edileceği, riskli yapılarda ise anlaşma sağlayan diğer paydaşlara veya yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılmasını kabul etmek şartıyla üçüncü şahıslara satılacağı bildirilir.

9- NİTELİKLİ ÇOĞUNLUĞUN SAĞLANMASI

Riskli alanlar, rezerv yapı alanları ve riskli yapıların bulunduğu parsellerde hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile alınan karara katılmayan maliklerin arsa paylarının satışı için; maliklerin en az üçte iki çoğunlukla anlaştıklarına dair anlaşan maliklerce imzalı karar tutanağı veya anlaşan maliklere ait sözleşme veya vekâletname örnekleri gibi belgeler; maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile alınan kararın ve anlaşma şartlarını ihtiva eden teklifin noter vasıtasıyla veya 7201 sayılı Kanuna göre karara katılmayan malike bildirilerek kabulü için on beş gün süre verildiğine dair belgeler; üçte iki çoğunlukla alınan karara katılmayan maliklere ait taşınmazların Sermaye Piyasası Kuruluna kayıtlı olarak faaliyet gösteren lisanslı değerleme kuruluşlarına tespit ettirilen değerine ilişkin belgeler ve satışı yapılacak arsa paylarının maliklerinin tebligata elverişli adres bilgileri ile birlikte yazılı olarak Müdürlüğe veya Bakanlıkça yetki devri yapılması durumunda İdareye müracaatta bulunulur.

10- SATIŞ VE UYGULAMA İŞLEMLERİ

Hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile alınan karara katılmayan maliklerin arsa paylarının satış işlemi Müdürlük veya İdare tarafından, 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 15/A. maddesinde belirtilen usule göre gerçekleştirilir. Satış işlemleri sonlanınca uygulamaya geçilir.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Haftanın Kitap Önerisi: “Pazarlama 4.0 Gelenekten Dijitale Geçiş” Philip Kotler

Pazarlama 4.0 Gelenekten Dijitale Geçiş Philip Kotler

Pazarlama 3.0’da, ürün merkezli pazarlamadan (Pazarlama 1.0) tüketici merkezli pazarlamaya (Pazarlama 2.0) ve son olarak da insan merkezli pazarlamaya doğru yaşanan büyük değişimi anlatan yazarlar, aynı kitapta müşterilerin akılları, kalpleri ve ruhları ile tam birer insana dönüşümlerini ele almışlardı. Dolayısıyla pazarlamanın geleceğinin insani değerleri kucaklayan ve yansıtan ürünler, hizmetler ve şirket kültürleri oluşturmada yattığını savunuyorlardı.

Paylaşım ekonomisi, şimdi ekonomisi, omnichannel bütünleşmesi, içerik pazarlaması, sosyal müşteri ilişkileri vb. trendlerin yaşandığı bu geçiş döneminde ise yeni bir pazarlama yaklaşımı uygulamak gerektiğinden hareketle, Pazarlama 3.0’ın doğal sonucu olarak Pazarlama 4.0’ı kaleme almışlar. Yazarlar kitabın birinci kısmında içinde yaşadığımız dünyayla ilgili gözlemlerinin sonuçlarını, ikinci kısımda pazarlama uzmanlarının, müşterilerin dijital çağda izlediği yolları anlayarak verimliliği nasıl artırabileceklerini, üçüncü kısımda Pazarlama 4.0’ın temel taktiklerini ayrıntılarıyla ele alıyorlar.

Kitabın en önemli öncülü şudur: Pazarlama, dijital ekonomide müşterinin değişen yollarına uyum sağlamalıdır. Pazarlama uzmanlarının rolü, müşterilere, farkındalık konumundan yola çıkıp en sonunda savunuculuk konumuna gelecekleri yere kadar sürecek olan yolculuklarında rehberlik etmektir. 

Pazarlama 4.0, temel olarak, insan merkezli pazarlamanın müşterinin yolculuğunu kuşatmak için derinleşmesini ve genişlemesini tanımlamaktadır.

1- Güç, Bağlantılı Müşterilerin Eline Geçiyor: Pazarlama uzmanlarının daha yatay, daha kuşatıcı ve daha sosyal bir iş ortamını kucaklamaları gerekiyor. Pazar daha kuşatıcı bir hale geliyor. Sosyal medya, coğrafi ve demografik engelleri ortadan kaldırarak insanların bağlantı ve iletişim kurmalarına ve şirketlerin işbirliği içinde inovasyon yapmalarına olanak sağlıyor. Müşteriler daha yatay bir yönelime sahip hale geliyor, markaların pazarlama iletişimine gittikçe daha da ihtiyatlı yaklaşıyor ve bunun yerine f-faktörüne güveniyor. Son olarak, müşterilerin satın alma süreci, önceden olduğundan daha sosyal hale geliyor. Müşteriler karar verirken sosyal çevrelerine daha fazla dikkat ediyor. Hem internetteki hem de gerçek yaşamdaki tavsiye ve değerlendirmelere önem veriyorlar.

2- Bağlantılı Müşterilere Pazarlama Yapmanın Çelişkileri: Pazarın değişen manzarası, pazarlama uzmanlarının üstesinden gelmesini gerektiren bir dizi çelişki yaratıyor. Bunlardan biri online ve offline etkileşim. Her ikisinin bir arada var olması, birbirini tamamlaması ve ortak amaçlarının, daha üstün bir müşteri deneyimi sunmak olması gerekiyor. Ayrıca bir de bilgilenmiş ve kafası karışmış müşteri çelişkisi var. Bağlanabilirlik, bilgi bolluğu ile müşterilere güç katıyor olsa bile, müşteriler çoğu zaman kendi kişisel tercihlerinin önüne geçecek şekilde başkalarının görüşlerine aşırı bağımlı bir hale de geliyor. Son olarak, bağlanabilirlikle birlikte, markalar için olumlu savunucular kazanma konusunda büyük fırsatlar ortaya çıkıyor. Yine de markaların olumsuz savunucuları üzerlerine çekme olasılıkları da var. Bu her zaman kötü bir durum olmayabilir çünkü olumsuz savunuculuk çoğu zaman olumlu savunuculuğu etkin hale getirir.

3- Etkili Dijital Altkültürler: Gençler, kadınlar ve netandaşlar (internet vatandaşları), genellikle ayrı birer müşteri segmenti olarak şirketler tarafından uzun zamandır etraflıca araştırılmaktadır. Özellikle dijital çağın en etkili segmentleri olarak, bu grupların kolektif gücü yine de tam olarak araştırılmış değildir. Gençler yeni ürün ve hizmetleri erken benimseyen bir gruptur. Ayrıca trend belirleyici etkileri vardır ama izledikleri trendler açısından parçalı bir gruptur. Ve son olarak, oyun değiştirici işlevleri vardır. Bilgi toplayıcı ve bütünsel müşteriler olan kadınlar aynı zamanda ev halkının fiili yöneticileri, CFO’ları, satın alma müdürleri ve varlık yöneticileridir. Netandaşlar ise yoğun bir şekilde birbirleriyle bağlantı kurdukları, sohbet ettikleri ve iletişim kurdukları için sosyal bağlayıcılardır. Ayrıca etkili marka misyonerleri oldukları kadar online dünyaya içerik katkısı da sağlarlar. Gençler, kadınlar ve netandaşlar hep birlikte dijital ekonomide pazarlamanın anahtarını ellerinde tutmaktadır.

4- Dijital Ekonomide Pazarlama 4.0: Pazarlama 4.0, şirketler ile müşteriler arasındaki online ve offline etkileşimi birleştiren, marka geliştirmede stil ile özü harmanlayan ve en sonunda müşteri katılımını artırmak için makineden makineye bağlantıyı insandan insana bir dokunuşla tamamlayan bir pazarlama yaklaşımıdır. Pazarlama uzmanlarının, pazarlamanın kilit kavramlarını yeniden tanımlayan dijital ekonomiye geçişine yardımcı olur. Pazarlama 4.0’da dijital pazarlama ve geleneksel pazarlamanın bir arada var olması gerekir ve nihai amaç, müşterilerin savunuculuğunu kazanmaktır.

5- Yeni Müşteri Yolu: Dijital ekonomide, müşteri yolu beş A olarak (farkındalık, çekicilik, sorma, eylem ve savunma şeklinde) yeniden tanımlanmalıdır. Pazarlama 4.0 kavramının nihai amacı müşterileri farkındalık aşamasından savunuculuk aşamasına taşımaktır. Pazarlama uzmanları, bunu yapmak için üç ana etki kaynağından yararlanmalıdır; kendi etkisi, başkalarının etkisi ve dış etki. Bu, O bölgesi (O3) dediğimiz yararlı bir araçtır ve pazarlama uzmanlarının pazarlama çabalarını en uygun hale getirmelerine yardımcı olabilir.

6- Pazarlama Verimliliği Ölçüm Birimleri: Beş A’nın müşteri yoluyla uyumlu yeni bir dizi ölçüm birimi sunduk. Satın alma eylemi oranı (PAR) ve marka savunuculuğu oranı (BAR) adlı bu ölçüm birimleri, pazarlama uzmanlarının müşterileri farkındalık aşamasından eylem aşamasına ve en sonunda da savunuculuk aşamasına geçirmede ne kadar etkili olduklarını daha iyi ölçebilecektir. PAR ve Bar, temel olarak, pazarlama uzmanlarına, uyguladıkları pazarlama etkinliklerinin verimliliğini ölçme olanağı vermektedir.

7- Sektör Arketipleri ve En İyi Uygulamalar: Genel beş A çerçevesini analiz ederek ve farklı aşamalardaki dönüştürme oranlarını değerlendirerek çeşitli sektörler için dört büyük model belirledik: “kapı topuzu”, “kırmızı balık”, “trompet” ve “huni” modelleri. Çeşitli sektör türleri bu modellerden herhangi birine dahil olabilirler. Bu modellerin her birinin kendine özgü müşteri davranış biçimleri ve farklı zorlukları vardır. Ayrıca BAR istatistiklerine bağlı olarak dört farklı sektör grubu daha belirledik. Bu grupların her biri birtakım pazarlama uygulamalarının en iyi örneklerini temsil etmektedir. Örneğin marka yönetimi, kanal yönetimi, hizmet yönetimi ve satış yönetimi gibi.

8- Marka Çekiciliği İçin İnsan Merkezli Pazarlama: Markalar insan merkezli çağda müşterileri kendilerine çekebilmek için gün geçtikçe, daha fazla insani özellik benimsiyor. Bu, sosyal dinleme, netnografya (internete odaklanan etnografya) ve empatiye dayalı araştırmalar aracılığıyla müşterilerin gizli kaygı ve arzularının ortaya çıkarılmasını gerektiriyor. Pazarlama uzmanları, bu kaygı ve arzulara etkili bir şekilde hitap edebilmek için markalarının insani yönlerini geliştirmek zorunda. Markaların fiziksel olarak çekici, düşünsel olarak etkileyici, sosyal olarak bağlayıcı ve duygusal olarak cezbedici olmaları ve aynı zamanda güçlü bir cana yakınlık ve ahlak da sergilemeleri gerekiyor.

9- Marka Hakkında Merak Uyandırmak İçin İçerik Pazarlaması: Gittikçe daha fazla pazarlama uzmanı reklamdan içerik pazarlamasına geçiş yapıyor. Düşünce yapısında bir değişim şart. Pazarlamada, değer önerisi mesajları vermek yerine müşteriler için yararlı ve değerli içerikler dağıtılmalı. Pazarlamacılar içerik pazarlaması geliştirirken çoğu zaman içerik üretimi ve içerik dağıtımına odaklanıyor. Bununla birlikte, iyi bir içerik pazarlaması, üretim öncesi ve dağıtım sonrasında uygun etkinlikler gerektirir. Bu yüzden pazarlama uzmanlarının müşterilerle sohbet başlatmak için içerik pazarlamasında uyması gereken sekiz ana adım vardır.

10- Marka Yükümlülüğü İçin Omnichannel Pazarlama: Müşteriler bir kanaldan diğerine atlayıp pürüzsüz ve tutarlı bir deneyim beklentisi içinde olurlar. Pazarlama uzmanları bu yeni gerçekliğe hitap edebilmek için online ve offline kanalları bütünleştirerek satın almaya giden yol boyunca müşterileri teşvik etmeye çalışıyorlar. Pazarlamacılar aynı zamanda bu iki dünyanın en iyi yönlerini (online kanalların çabukluğunu ve offline kanalların içtenliğini) birleştirmeyi de hedeflemeli. Bunu etkili bir şekilde yapabilmek için gerçekten önem taşıyan temas noktaları ve kanallar üzerine odaklanmalı ve şirketteki çalışanların omnichannel pazarlama stratejisini desteklemelerini sağlamalı.

11- Markaya Duygusal Yakınlık Sağlamak İçin Katılım Pazarlaması: Pazarlama uzmanları müşterileri satın alma aşamasından savunuculuk aşamasına ulaştırmak için bir dizi müşteri katılımını sağlama taktiği uygulamak zorundadır. Dijital çağda katılımı artırdığı kanıtlanmış üç yaygın teknik vardır. İlk olarak, pazarlamacılar dijital müşteri deneyimini zenginleştirmek için mobil uygulamaları kullanabilirler. İkinci olarak, müşterilerin sosyal medyadaki sohbetlere katılımını artırmak ve çözümler sunmak için sosyal MİY’i kullanabilirler. Ve son olarak, arzulanan müşteri davranışlarını teşvik etmek için oyunlaştırma tekniğini kullanabilirler.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

İZMİR’DE GAYRİMENKUL YATIRIMI YAPACAKLAR İÇİN BÖLGE RAPORU

İzmir’de satılık ve kiralık ev yatları ne kadar? Belirli bir bölgede gayrimenkul yatırım yapmak, gayrimenkul satın almak ya da sahip olduğu gayrimenkulü satmak isteyenler için bölge raporu emlak endeksi oldukça önemlidir. Bölge raporu, bir gayrimenkulün bulunduğu konum hakkında birçok detayı müşteriye sunar. Emlak analizcileri ve gayrimenkul rmalar tarafından hazırlanan bu raporlar bölgedeki kiralık ve satılık dairelerin minimum, maksimum ve ortalama yatları hakkında bilgi verir. Bunun yanı sıra; bölgenin demograk bilgileri, konutların amortisman süreleri ve son bir ayda konut yatlarının ne kadar artıp azaldığı bilgilerini de sunar. İzmir, emlak yatırımı yapmak isteyenlerin bölge raporu emlak endeksini en çok merak ettikleri şehirlerden biridir. İzmir’de konut yatırımı yapmak isteyenler için önemli bilgiler… 

İzmir, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2018 yılı verilerine göre 4 milyon 320 bin 519 nüfus yoğunluğundan oluşur. İzmir’de; Buca, Karabağlar, Bornova, Konak, Karşıyaka, Bayraklı, Çiğli, Torbalı, Menemen, Gaziemir, Ödemiş, Kemalpaşa, Bergama, Aliağa, Menderes, Tire, Balçova, Urla, Narlıdere, Dikili, Kiraz, Seferihisar, Çeşme, Bayındır, Selçuk, Foça, Güzelbahçe, Kınık, Beydağ ve Karaburun olmak üzere toplam 30 ilçe yer alır. Konak, şehrin merkez ilçesi olarak bilinir. 

Kumsalları, tarihi yapıları ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı birçok turistin uğrak yeri olmayı başarır. Gayrimenkul yatırımcıların da ilgi odağı olmayı başaran İzmir’de, herkesin bütçesine uygun kiralık ve satılık ev bulmak mümkündür. Peki, İzmir’de gayrimenkul yatırım yapmak isteyenler için en ideal semtler neresidir? İzmir’de kiralık ve satılık daire yatları ne kadardan başlar? İzmir’in en kalabalık semtinin bölge raporu ve emlak endeksi verileri nasıldır? İzmir’in konutta kazandıran ilçesinin bölge raporu emlak endeksi analizi nedir? İşte, İzmir’de emlak yatırımı yapmak isteyenlerin en çok merak ettiği sorular ve cevapları… 

İzmir’in bölge raporu emlak endeksi verileri Emlak sektöründe adından oldukça söz ettiren İzmir, yerli ve yabancı gayrimenkul yatırımcılara ev sahipliğı yapıyor. Zingat.com İzmir Bölge Raporu Emlak Endeksi Aralık ayı verilerine göre, İzmir satılık konut piyasasında son bir ayda satılık konut yatları yüzde 0.96 artış gösterdi. İzmir şehrinde ortalama konut metrekare yatları 3 bin 128 TL olurken, geri dönüş süresi 18 yıl olarak hesaplanmaktadır. 

2019 yılı emlak endeksi ve bölge raporunda İzmir şehrinde satın alınan yüz metrekarelik bir konutun ortalama yatı 312 bin 750 TL olarak bilinir. Bölgedeki ortalama yüz metrekare büyüklüğe sahip konutların minimum yatı 324 bin 563 TL iken, maksimum yatların 390 bin 938 TL olduğu bilinmektedir. İzmir’deki konut satış yatlarındaki değişim incelendiğinde satılık konut yatlarının son üç yılda yüzde 40.7, son beş yılda yüzde 91.7 oranında artış gösterdiği tespit edilmiştir. 

İzmir’de kiralık ev arayanlar için bölge raporu emlak endeksi verileri şu şekildedir; Ortalama yüz metrekare büyüklüğe sahip dairelerin ortalama kira yatları 1.425 TL’dir. Bölgedeki yüz metrekare büyüklüğe sahip kiralık evler minimum 1.069 TL iken, maksimum kiralık daire yatlarının 1.781 TL olduğu görülür. İzmir’deki konut kira yatlarındaki değişim incelendiğinde; son üç yılda yüzde 38.8, son beş yılda ise yüzde 92.3 oranında yatların arttığı görülür.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

01 OCAK 2020 TAPU’DA YENİ DÖNEM BAŞLADI!

Tapuda Yeni Dönem

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Taşınmaz Değerleme Sistemi’nin kurulması ve gayrimenkul envanterinin tamamlanmasına yönelik kapsamlı bir çalışma yürütüyor. Yeni düzenleme 1 Ocak itibarıyla yürürlüğe girdi. Kademeli geçişin öngörüldüğü değerleme sistemiyle gayrimenkullerin vergilendirilmesi, tapu harçları ve emlak vergilerinin gerçek değerleri üzerinden alınması sağlanacak.

Konutun değeri belirlenirken malzemeden konuma kadar bir çok değişken dikkate alınacak. Satış bedeli, emlak vergisinin yanı sıra Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün belirleyeceği değerin altında olmayacak. Değerleme tutarına karşı iki kez daha rapor alma hakkı bulunuyor.

Konut alım satımında tarafların farklı tapu müdürlükleri veya yurt dışı teşkilatında bulunması durumunda da artık tapu devri yapılabiliyor. Bunun için tarafların imza aşamasında aynı anda ilgili tapu müdürlüklerinde hazır bulunmaları gerekiyor.

Kademeli geçişin öngörüldüğü değerleme sistemi ile gayrimenkullerin vergilendirilmesi, tapu harçları ve emlak vergilerinin gerçek değerleri üzerinden hesaplanarak alınması sağlanacak. Emlak vergisi bugüne kadar, değerinden az olmamak üzere beyan edilen değer üzerinden hesaplanıyordu. Yeni düzenlemeyle gayrimenkulün devir bedeli emlak vergisi değeriyle beraber Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün belirleyeceği değerin altında olamayacak. Gayrimenkulünü satmak isteyenler tapuya başvurup değerleme uzmanı isteyecek. Yeni sistemde değerleme sistemi 2 günde tamamlanacak, raporlar 1 yıl geçerli olacak.

RAPOR ÜCRETİ HARÇTAN DÜŞECEK

Harç emlak vergisi, değerinden az olmamak üzere beyan edilen değer üzerinden hesaplanıyor. Yeni düzenlemeyle gayrimenkulün devir bedeli, emlak vergisi değeriyle beraber Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün belirleyeceği değerin altında olmayacak. Değerleme hizmeti bedelinin bankaların ekspertiz ücretinin altında 400 lira civarında olması öngörülüyor. Değerleme raporu için ödenecek tutarın harçtan düşürülmesi için de bir çalışma yapılıyor. 

AYRI İLDE OLSA DA DEVİR YAPILIYOR

Konut alım satımında tarafların farklı tapu müdürlükleri veya yurt dışı teşkilatında bulunması durumunda artık tapu devri yapılabiliyor. Bunun için taraflarının imza aşamasında aynı anda ilgili tapu müdürlüklerinde hazır bulunmaları gerekiyor. Alıcı ve satıcının aynı anda ilgili birimlerde bulunup bulunmadığı görüntülü ve sesli araçlar ile teyit ediliyor. Aynı anda birimlerde hazır bulunmamaları halinde imzalar alınmıyor, tamamlandıktan sonra görevli personel tarafından elektronik imza ile resmi senedi hazırlayan birime gönderiliyor.

DEĞERLEME İKİ GÜNDE BİTECEK

Gayrimenkulünü satmak isteyenler tapuya başvurup değerleme uzmanı isteyecek. Yeni sistemle değer tespiti iki günde tamamlanacak, raporlar bir yıl geçerli olacak.Konutun değeri belirlenirken malzemeden konuma kadar birçok değişken dikkate alınacak. Satış bedeli emlak vergisi değerinin yanı sıra Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün belirleyeceği değerin altında olmayacak. Değerleme tutarına karşı iki kez daha rapor alma hakkı bulunuyor.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Tapu Kayıtlarında Çıkabilecek Şerhler ve Kısıtlamalar (Takyidatlar) Nelerdir?

Tapu kayıtlarında çıkabilecek serhler ve kısıtlamalar: 

1.Aile Konutu Şerhi:

Aile konutu, ailenin devamlı olarak ikametine ayrılan konuttur. Medeni Kanunun 19. Maddesinde aile konutunun bulunduğu yere “yerleşim yeri” adı verilmistir.Buna göre; yerleşim yeri, bir ailenin sürekli kalmak niyetiyle oturduğu yerdir. Bir ailenin aynı zamanda birden fazla yerlesim yeri olamaz. Demek ki, bir ailenin birden fazla aile konutu olamaz. Medeni Kanunun 19. Maddesinde sözü edilen yerlesim yerindeki konut, “aile konutudur.” Bir aile pek çok yerde konut sahibi olabilir, ancak bunlardan sadece birisi medeni 
kanunun aradığı anlamda aile konutudur. 

2.Aile Yurdu:

Bir kimsenin bir evi veya tarıma veya sanayiye elverişli tasınmazları eklentileri ile beraber ailesine tahsis ederek ailesini koruyucu bir tesis (yurt) olusturmasıdır. Aile yurdu kurulduğu tapu kütüğünün şerhler sütununa yazılır (MK.386). 

3.Askeri Yasak Bölge:

Yurt savunması bakımından hayati önem tasıyan askeri tesis ve bölgelerin çevresinde Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen sınırlar içerisinde kalan bölgedir (2565 sy As.Ys. Bl. K.m3,5) Askeri yasak bölgeler 1 inci ve 2 inci askeri yasak bölgeler olmak üzere ikiye ayrılır. 1 inci derece askeri yasak bölgeler içerisindeki tasınmaz mallar kamulastırılır. 2 inci derecedeki askeri yasak bölgelerde yabancı uyruklu kimseler tasınmaz edinemezler, edinmişlerse tasfiye edilir (md.9) Yabancılar izin almadan bu bölgede tasınmaz kiralayamazlar. Bu hükümlere aykırı hareket edenler cezalandırılır (md.26). Yetkili komutanlıkça izin verilmeyen her türlü inşaat durdurulur (md.9). 

4.Ayırma (İfraz):

Ayırma (ifraz) tapu kütüğünde tek parsel olarak kayıtlı bulunan bir tasınmaz malın düzenlenen haritalara göre birden çok parçaya ayrılarak tapu kütüğüne tescil edilmesi işlemidir 

5.Bağışlama Vaadi:

Bağışlama vaadi ilerideki bir tarihte bir malı bağıslamayı taahhüt niteliğinde önakitdir (BK.22, TST.55/c). Bağıslama vaadi sözlesmeleri noterlerce düzenlenir. İstem halinde ilgili tapu kütüğünün serhler sütununa serh edilmesi mümkündür. Satış vaadini her iki taraf da şerh ettirebildiği halde, bağışlama vaadi konusunda açık yetki olmadığından gayrimenkul malikinin şerh isteminde bulunması veya bağışlama vaadi sözlesmesinde bağış lehdarına şerh ettirebilme yetkisini vermiş olması gerekir. 

6.Bağıştan Rücu Edilerek Tasınmazın Geri Dönmesi:

Rücu (vazgeçebilme) şartıyla bağış yapılması mümkündür. Rücu sartlı bağısta tasınmaz malın mülkiyeti bağışı kabul eden kimse adına tescil edilmekle beraber, şerhler sütununa rücu sartının varlığı işaret edilir (BK.242,TST.55). 

Buradaki rücu şartı sadece bir tek şart olabilir. O da bağısı kabul edenin bağışlayandan önce ölmesi halinde taşınmazın bağışlayana geri döneceği sartıdır. Bunun dışında bir şartla taşınmaz geri dönmez (TST.11). Ancak bir tüzel kişi lehine rücu şartlı bağış yapılmış olup da 
tüzel kişilik son bulursa bu da bir bağıştan dönüş (vazgeçme) sebebidir. 

7.Birleştirme (Tevhit):

Birleştirme, tapu sicilinde ayrı ayrı kayıtlı birbirine bitisik birden fazla taşınmaz malın tek bir tapuya bağlanarak, tek bir parsel halini almasıdır. 

8.Cebri İcra Satışının Tescili:

Cebri icra satışı, borçlulara ait tasınmaz malın borcu tahsil amacıyla icra müdürlüğü kanalıyla satılarak tapuya ihale alıcısı adına tescili islemidir. 

9.Cins Değişikliği:

Cins değişikliği, bir taşınmaz malın cinsinin, yapısız iken yapılı veya yapılı iken yapısız hale; bağ, bahçe, tarla vb. iken arsaya; arsa veya arazi iken, bağ, bahçe ve benzeri duruma dönüstürmek için paftasında ve tapu sicilinde yapılan işlemdir. 

10.Geçici Tescil Şerhi:

Geçici tescil, bir tasınmaz malla ilgili olarak ayni bir hak iddiasında bulunanların haklarını ispat edebilmeleri için veya bir tapu işlemi yaptıracakların eksik belgeleri bulunması halinde bu eksik belgelerini tamamlamaları için kendilerine süre verilerek, kesin tescil yapılıncaya kadar mal sahibi veya ilgililerin istemi veya mahkeme kararıyla serhler sütununa yapılan geçici bir belirtmedir 

11.Hükmen Kamulaştırma:

Tebliğ edilen kamulaştırma işlemine karşı idare ve adli yargıya başvurulmadığı veya bu konuda açılan davaların kesin olarak sonuçlandığı, ancak taşınmaz mal sahibinin tapu sicil müdürlüğüne gelerek düzenlenecek resmi senedi imzaya yanaşmadığı (ferağ vermediği) hallerde, takdir edilen ve artırılan bedelin tamamı milli bankalardan birine yatırılarak makbuzu ilgili belge örnekleriyle birlikte, kamulaştırırcı idare tarafından mahkemeye verilir. Mahkeme, belgeleri inceleyerek; kamulastırma usulüne uygun sekilde tamamlanmıs ise, taşınmaz malın kamulaştırmayı yapan idare adına tesciline karar verir ve tapu dairesine bildirir 

12.İntifa Hakkı:

Bir maldan tamamıyla yararlanma, onu kullanma hakkıdır. 

13.İzale-i Suyu Satışının Tescili:

İzale-i suyu, ortaklığın giderilmesi demektir. İştirak halinde veya müşterek mülkiyet esaslarına göre birden çok kimse adına kayıtlı bulunan taşınmaz malların taksimi konusunda, hissedarların anlaşamaması halinde mahkeme kararı ile tasınmaz malın ihaleyle satılması anlamına gelir. İhale hissedarlar arasında veya üçüncü kisilere açık olarak yapılabilir.

14.Kat İrtifakı:

Bir arsa üzerinde yapılmakta veya ilerde yapılacak olan bir veya birden çok yapının bağımsız bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, o arsanın maliki veya paydasları tarafından arsa payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkına kat irtifakı denir. 

15.Kat Mülkiyeti:

Bir arsa üzerinde yapılmakta veya ilerde yapılacak olan bir veya birden çok yapının bağımsız bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, o arsanın maliki veya paydasları tarafından arsa payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkına kat irtifakı denir. 

16.Kira Serhi:

Kira serhi, bir taşınmaz malın maliki ile kiracı arasında düzenlenmis kira sözlesmesinin tapu kütüğünün şerhler sütununa islenmesidir. Böyle bir serhin yaptırılması zorunlu değildir. Ancak serh yaptırılırsa kiracının, kira hakkı daha güvence altında olur. Tasınmaz malın satılması halinde, yeni malik kiracıyı kira süresi dolmadan tahliye ettiremez. Bu serhi tasınmaz malın maliki isteyebilir. 

17.Şatıs Vaadinin Şerhi:

Şatıs vaadi, ilerideki bir tarihte bir malın satışını taahhüt niteliğinde ön akitdir (BK.22). Satış vaadi sözleşmeleri noterlerce düzenlenir. İstem halinde ilgili tapu kütüğünün serhler sütununa şerh edilmesi mümkündür. Serh tarihinden itibaren bes yıl geçtikten sonra üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Ancak taraflar arasında on sene süreyle hüküm ve sonuç doğurmaya devam eder. 

18.Sufa Hakkı:

Sufa hakkı, bir tasınmaz malın satılması halinde, onu diğer alıcılara nazaran öncelikle satın alabilme hakkıdır 

19.İştira (Alım) Hakkı:

Bir taşınmaz malı belli bir bedelle belli bir süre içinde malikinden satın alabilmek hakkıdır (MK.736). Bu niteliği ile satış vaadine benzer. Ancak satış vaadinin azami süresi beş yıl olduğu halde bu hak şerh tarihinden itibaren on sene süreyle hüküm ve 
sonuç doğurur. Bu süre sonunda malikin talebi ile terkin edilebilir 

20.Vefa (Geri Alım) Hakkı:

Vefa hakkı satanın, sattığı taşınmaz malı müsteriden geri satın alma hakkını saklı tutmasıdır (MK.736). Bu hakkın azami etki süresi de şerh tarihinden itibaren on yıldır. Bu sürenin sonunda malikin talebi ile terkin edilebilir 

21.Terefruatın Yazımı İstemi:

Gayrimenkul maliki isterse, gayrimenkulüne tahsis ettiği menkul eşyaları teferruat olarak tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazdırabilir. Bir seyin bir gayrimenkulün teferruatı sayılabilmesi için; 

– Menkul esya olması, 
– Bir seyin isletilmesine, korunmasına, o seyden yararlanmaya elverisli olması, 
– Bir seye daimi bir sekilde tahsis edilmesi ve kullanımda o seye tabi tutulması veya takılması veya onunla birlestirilmesi gerekir. Bir seyin teferruat olup olmadığı o yörenin mahalli örf ve adetlerine veya gayrimenkul malikinin açık iradesine göre belirlenir.

Asıl seyin haczi, satısı, rehni istisna edilmedikçe teferruatı da kapsar. Ancak malik satış veya rehin yaparken beyanlarda yazılı teferruatları resmi senette ayrı tutabilir. 

22.Geçit Hakkı:

Geçit hakkı, baskasının arazisinden geçmek hakkıdır. Bu hak Medeni Kanunun 748. maddesine göre bir irtifak hakkı olarak tapu siciline tescil olunabilir. 

23.İpotek:

İpotek, doğmus veya ileride doğması muhtemel bir borç için bir tasınmaz malın teminat gösterilmesidir 

24.Kaynak Hakkı:

Kaynak, kaynayan su demektir. Medeni Kanun kaynağın ayrı bir mülkiyeti olamayacağını, kaynadığı arazinin bütünleyici parçası (mütemmim cüzü) olduğunu kabul etmistir. Arazinin sahibi olan kimse kaynağın da sahibi sayılır. Kaynak araziden ayrı olarak iktisap edilemez. Ancak bir kimse arazisinden kaynayan sudan baskalarının yararlanmasına izin verebilir. Bu izin ancak bir irtifak hakkı seklinde yapılabilir ve bu irtifak hakkına kaynak hakkı denir. 

25.Sükna (Oturma ) Hakkı:

Medeni Kanunun 823. maddesine göre, “Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir. Oturma hakkı baskasına devredilemez ve mirasçılara geçmez 

26.Ölünceye Kadar Bakma Akdi:

Bir tasınmaz malın mülkiyetinin devri karsılığında bir kimsenin diğer birini ölünceye kadar bakıp görüp gözetmeyi taahhüt etmesidir (BK.511). Ölünceye kadar bakma akdi tapu sicil müdürlüğünde resmi senet seklinde yapılabilir. 

27.Su, gaz, elektrik ve bunun gibi mecralar:

Su, gaz, elektrik ve benzerlerinin mecraları (akımları) için irtifak hakkı tesis edilebilir. Kanun “ve benzerleri” demekle bu mecraların (akımlıkların) su, gaz ve elektrik ile sınırlı olmadığını ifade etmek istemistir. Teknolojik gelismenin getirdiği akımlıklar ile zamanla ortaya çıkacak tel, boru ve benzeri araçlarla arazi üzerinden veya altından geçirilecek nesneler için mecra (akımlık) irtifakı kurulabilir. Bu mecralar açıkta ise tapu siciline kaydı sart değildir. Ancak talep edilirse kaydolunur. Yeraltından geçiyorsa tapuya kaydı ayni hak olarak tesisi için sarttır. 

28.Taşınmaz Yükü:

Taşınmaz mal mükellefiyeti, borçlusuna kişisel bir borç yüklemeyen, bunun yerine taşınmazı yükümlülük altına sokan esyaya bağlı bir borçtur 

29.Üst (İnsaat) Hakkı:

Üst hakkı başkasına ait bir arsanın altında veya üstünde inşaat yapmak veya mevcut inşaatı yerinde tutmak hakkını veren bir irtifak hakkıdır (MK.726, 826). Üst (inşaat) hakkı üçe ayrılır. 

a) Bir arsanın üstünde inşaat yapma hakkı (üsthakkı). 
b) Bir arsanın altında inşaat yapma hakkı (althakkı) 
c) Önceden yapılmış bir inşaatı yerinde tutma hakkı (ipka-muhafaza- hakkı) 

30.Finansal Kiralama:

Kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kisiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasıdır. 
Finansal kiralama tapu kütüğüne şerh edilir. 

31.Satışa Arz Serhi (İİK.m150/c):

İpotek borcunun ödenmemesinin sonucu ipoteğin paraya çevrilmesidir. Alacaklı gayrimenkulü icra kanalı ile sattırarak satış bedelinden alacağını alır (MK.873). İcra ve İflas Kanunun 150/C maddesi, icra müdürünü, ipoteğin paraya çevrilmesi hakkındaki takibin başladığını tapu sicil müdürlüğüne haber vermeye mecbur tutmuş ve bu hususun gayrimenkulün kütük sayfasına şerh verilmesini öngörmüstür. 

32.Haciz:

Haciz, kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini sağlamak amacıyla borçluya ait ve haczi caiz bulunan mallara icra müdürlüğünün el koyması islemidir. Tapu sistemi açısından biri icrai haciz (icra müdürlüğünden gelen haciz) diğeri kamu haczi (kamu idarelerinden gelen haciz) olmak üzere iki tür haciz islemi vardır. İcra ve İflas Kanununun 91. maddesi “Gayrimenkulün haczi ile tasarruf hakkı, Medeni Kanunun 1010. maddesi anlamında kısıtlanmış olur. Tapu siciline kaydedilmek üzere haciz keyfiyeti ve 
ne miktar meblağ için yapıldığı icra dairesi tarafından tapuya bildirilir (İİK.102 Hacze yeni alacaklılar istirak eder (İİK.100-101) veya haciz kalkarsa (İİK.110) bu hususlar da yukarıda adı geçen dairelere haber verilir.” hükmünü içermektedir.

İcrai haciz; tasınmaz malın 
tedavülüne (devrine) ve üzerinde hak kurulmasına engel değildir. Yani hacizli bir tasınmazın satıs, bağıs, trampa, ölünceye kadar bakma akdi gibi islemlere konu olması ve bu yolla mülkiyetinin baskasına geçirilmesi mümkündür. Ayrıca; rehin, irtifak hakkı, kira gibi işlemlere de konu olabilir. 

33.İhtiyati Tedbir:

Mahkeme dava konusu olan (veya dava konusu yapılacak olan) ve aynı (mülkiyeti) taraflar arasında çekişmeli bulunan bir tasınmazın, dava sırasında baskasına devredilmesini önlemek için, taşınmazın baskasına devrinin yasaklanmasına (ferağdan men’ine) karar verebilir. Çünkü ihtiyati tedbir konmazsa veya mahkeme böyle bir kararı vermekte gecikirse dava konusu taşınmaz mal el değistirebilir. İhtiyati tedbir kararının tapu siciline kaydedilmesinden sonra, artık davalı, bu tasınmazı başkasına devredemez. 

34.İhtiyati Haciz:

İhtiyati hacze mahkeme tarafından karar verilir (İİK.258). Bu mahkeme kararına istinaden icra müdürlüğünce tapuya ihtiyati haciz müzekkeresi yazılır. İhtiyati haczin hüküm ve sonuçları icrai hacizlerde olduğu gibidir. Tasınmazın tedavülüne (el değistirmesine) ve üzerinde hak kurulmasına engel değildir. 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

DEĞERLİ KONUT VERGİSİ HAKKINDA BİLGİLENDİRME

7 Aralık 2019 tarihinde 30971 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan 7194 Sayılı Kanun ile değeri 5.000.000 TL’nin üzerindeki konutlar için Değerli Konut Vergisi adında bir vergi yükümlülüğü getirilmiştir.

Son günlerde pek çok kardeşimizden gelen sorulara istinaden ve gelecekte oldukça fazla soruya ve soruna sebep olacak bu yeni yasal gelişme ile bilgilendirmede bulunmak istedim.



1) Bu Verginin Mükellefi Kimdir?


5 milyon TL ve üzeri değerdeki mesken nitelikli taşınmazın sahibi, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa mesken nitelikli taşınmaza malik gibi tasarruf eden, paylı mülkiyet hâlinde ise malik olanlar hisseleri oranında vergiden sorumludur ( Mülkiyetin mirasen intikal etmiş olması halinde de vergi mükellefiyeti doğmaktadır)
.


MUAFİYETLER
Genel ve özel bütçeli idarelerin, belediyelerin ve üniversitelerin; yabancı ülkelerin elçilik ve konsoloslukları ve milletlerarası kuruluşlar ile bunların mensuplarının sahip olduğu taşınmazlar bu vergiden muaftır.Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmaza sahip olmak kaydıyla, kendisine bakmakla mükellef kimsesi olup on sekiz yaşını doldurmamış olanlar hariç olmak üzere, hiçbir geliri olmadığını belgeleyenler ve yine aynı şartla gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların sahip olduğu mesken nitelikli taşınmazlar vergiden muaf tutulmaktadır.Esas faaliyet konusu bina inşası olanların satmak üzere inşa ettiği, ancak henüz ilk satışa, devir ve temlike konu edilmemiş yeni mesken nitelikli taşınmazlar da, sahipleri bakımından bir servet unsuru değil işletmeye kayıtlı mamul olmaları hasebiyle, vergiden muaf tutulmakta, bu taşınmazların kiraya verilmesi veya sair surette kullanılması durumunda muafiyetin sona ermesi öngörülmektedir.

2) Verginin Oranı nedir?

Değerli konut vergisine tabi mesken nitelikli taşınmazlardan değeri;
5 milyon TL ile 7,5 milyon TL arasında olanlar binde 3,
7,5 milyon 1 TL ile 10 milyon TL arasında olanlar binde 6,
10 milyon 1 TL’yi aşanlar binde 10 oranında vergi tahakkuku gerçekleştirilecektir.



3) Tapu ve Kadastro Müdürlüklerinin Tahakkuk İşlemi:


Kanunun uygulamasına ilişkin hiçbir yönetmelik vb. norm henüz yayınlanmamış olmasına rağmen Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirme yapılarak belirlenen değeri 5 milyon TL üstünde takdir edilen ve mesken olarak kullanılan taşınmazlar değerli konut vergisine tabi tutulmaya başlanmıştır.



4) Tahakkuka Karşı İtiraz Yolu:


Kanun metninde “Bu tebligatın tebliğ tarihinden itibaren on beşinci günün sonuna kadar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne (Ankara) itiraz edilmeyen mesken nitelikli taşınmaz değeri kesinleşir” ibaresi ile 15 günlük itiraz süresine dikkat çekilmiştir. Bu süreye dikkat edilmesi önem arz etmektedir, aksi durum hak kaybına sebep olacaktır. Süresinde yapılan itirazların ise on beş gün içinde değerlendirilerek sonuçlandırılacağı ve kesinleşen değerin yine ilgilisine tebliğ edileceği bildirilmiştir. Bu aşamadan sonra yapılan itirazların reddi halinde mesken sahiplerinin süresinde, tebligattan itibaren 30 gün içinde Vergi Mahkemesi’ne başvurması gerekmektedir.



 YORUMLAR


Yapılan düzenleme Anayasa’da düzenlenen hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırıdır. Vergi yükünü̈ adaletli ve dengeli dağıtmamıştır.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (TKGM), yeni yıl öncesi, süratle gönderdiği tebligatta, konut sahiplerinin taşınmaz bedellerini ne şekilde, hangi bilimsel çalışma ile belirlediğini belirtmemiştir. Bu durum bile başlı başına itiraz sebebidir.Mesken niteliğindeki taşınmazlar için yapılan bu düzenleme, mesken dışındaki yerleri kapsamı dışına almıştır. Ancak eşitlik ilkesi gereği, 5 milyon TL değerinde ev sahibi olan ile 5 milyon TL değerinde iş yeri sahibi olanın hakları ve yükümlülükleri aynı olmalıdır.Yine bu düzenleme ile 5 milyon TL değerinde tek bir taşınmazı bulunan bir kişi bu vergiye tabi iken, 2,5 milyon TL değerinde 2 adet toplam 5 milyon TL’lik taşınmazı olan bir kişi bu vergiye tabi olmayacaktır. Bu durum da eşitlik ilkesine aykırıdır, vergilendirmenin temel ilkeleri ile çelişmektedir.Değerli Konut Vergisine tabi tutulan taşınmaz sahipleri hem Emlak Vergisi hem de Değerli Konut Vergisi ödemek zorunda bırakılarak aynı malvarlığından dolayı mükerrer vergilendirilmiş olmaktadır.Uygulamaya ilişkin herhangi bir yönetmelik veya hukuki norma dayanılmadan yapılan tespitlerin ne derece sağlıklı olacağı ve gerçek değeri yansıtacağı ise son derece tartışmalıdır. Şahsi kanaatimce bu durum bile başlı başına bir itiraz sebebi oluşturmaktadır.


Bazı müşterilerimize gelen TKGM tarafından gönderilen tebligatları incelediğimde de yapılan değerlemeye ilişkin hiçbir vasıfsal bilginin bulunmadığını gördüm. Bu sebeple şayet diğer kardeşlerime de bu kanun kapsamında bir tebligat gelirse ivedilikle itiraz etmelerini tavsiye etmekteyim.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Enerji Kimlik Belgesi Nedir?

http://www.tanjuhan.com

Enerji kimlik belgesi olmayan binalarda satış yasak! Enerji Kimlik Belgesi nedir?

Enerji kaynaklarının verimli kullanılmasını, enerji israfının önlenmesini sağlamak için çıkarılan enerji kimlik belgesi 2020 yılı itibariyle zorunlu hale getirilecek. Binalarda kiralama, alım ve satım işlerinde enerji kimlik kartı kullanılacak.

ENERJİ KİMLİK BELGESİ

Enerji kaynaklarının verimli kullanılmasını, enerji israfının önlenmesini sağlamak için 5627 Sayılı Enerji Verimliliği Kanunu ve buna bağlı olarak çıkartılan Enerji Kimlik Belgesi 1 Ocak 2011 zorunlu hale getirildi.

Enerji Kimlik Belgesi nedir sorusunun yanıtını merak eden vatandaşlar için EKB kısaca; Buzdolabı, çamaşır makineleri gibi beyaz eşyalardaki ya da klimalarda var olan enerji performans sınıflandırmaları artık binalar için de olacak. Yani tıpkı beyaz eşyalarımızda var olan A sınıfı enerji verimliği ibaresi gibi binalarda da olacak. Binalarda da aynı şekilde A sınıfı en verimli seviyeyi belirtirken, G sınıfı en düşük verimli seviyeyi belirtecek.

Düzenlemeye enerji kimlik belgesi sınıfı en düşük C sınıfında olacak. C sınıfından daha düşük seviyede çıkan yeni yapılacak veya yapılmakta olan binalar kanunen iskan ruhsatı alamayacak.

EKB İÇİN SON TARİH NE ZAMAN?

1 Ocak 2011 tarihinden sonra yapı ruhsatı almış binaların (yeni binalar), yapı kullanma izin belgesi (iskan ruhsatı) alınması aşamasında Enerji Kimlik Belgesini ilgili idareye (belediye) sunması gerekmektedir. Aksi takdirde, yapı kullanma izin belgesi kanunen verilmemektedir.

Mevcut binalar ve 1 Ocak 2011 tarihinden önce yapı ruhsatı almış ve inşaatı devam edip henüz yapı kullanım izni almamış binalar için Enerji Verimliliği Kanununun yayımı tarihinden itibaren on yıl içinde Enerji Kimlik Belgesi düzenlenir. 2 Mayıs 2017 tarihinde sona eren tarih 1 Ocak 2020’ye kadar uzatıldı.


Karbondioksit salınımı ve enerji tüketimi gibi değerlerin puanlandırıldığı belgenin düzenlenmediği binalarda oturma izni verilmeyecek, satış ve kiralama işlemi yapılmayacak.

Ne Zamana Kadar EKB Alınmalı?

“Enerji Kimlik Belgesi” uygulaması için Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinin Geçici 4. maddesinin birinci fıkrası gereğince 01 Ocak 2011 tarihinden sonra yapı ruhsatı alan binalar yeni bina, bu tarihten önce yapı ruhsatı alan binalar mevcut bina olarak değerlendirilmektedir.

Bu tanıma istinaden 1 Ocak 2011 tarihinden sonra yapı ruhsatı almış binaların (yeni binalar), yapı kullanma izin belgesi (iskan ruhsatı) alınması aşamasında Enerji Kimlik Belgesini ilgili idareye (belediye) sunması gerekmektedir. Aksi takdirde, yapı kullanma izin belgesi kanunen verilmemektedir.

Mevcut binalar ve 1 Ocak 2011 tarihinden önce yapı ruhsatı almış ve inşaatı devam edip henüz yapı kullanım izni almamış binalar için Enerji Verimliliği Kanununun yayımı tarihinden itibaren on yıl içinde Enerji Kimlik Belgesi düzenlenir. Kısaca, mevcut binalar kanunen 2 Mayıs 2017 tarihine kadar Enerji Kimlik Belgesi almak zorundadır.

EKB Nasıl Alınır?

Enerji kimlik belgesi düzenlemek üzere yetki belgesi almış olan ve meslek odalarından alınmış SMM belgesine sahip mühendisler veya mimarlar ya da bünyesinde bu vasıflara haiz mühendis veya mimar bulunduran tüzel kişiler yeni yapılacak olan binalara Enerji Kimlik Belgesi (EKB) vermeye Yetkili Kuruluş sayılır.

Bünyesinde EKB Uzmanı mühendis veya mimar bulunduran Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından yetkilendirilmiş Enerji Verimlilik Danışmanlık (EVD) Şirketleri, mevcut binalara Enerji Kimlik Belgesi (EKB) vermeye Yetkili Kuruluş sayılır.

enerjikimlikbelgesi.com, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından yetkilendirilmiş Enerji Verimlilik Danışmanlık (EVD) Şirketi olan BES Enerji Danışmanlık bünyesindeki EKB Uzmanları ve SMM belgesine sahip mühendisler vasıtasıyla hem mevcut hem yeni binalar için Enerji Kimlik Belgesi (EKB) düzenleme hizmetleri sunmaktadır.

ENERJİ KİMLİK BELGESİ DÜZENLEMEK İÇİN GEREKLİ EVRAKLAR;

Mimari proje, ısı yalıtım projesi, mekanik tesisat projesi ve elektrik projesi gerekmektedir.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Ev Almak Mı Kirada Oturmak Mı Avantajlı

Ev almak mı kirada oturmak mı avantajlı

Konut kredi faizlerinin düşmesiyle birlikte ev satın almak isteyenlerin sayısı arttı. Kira öder gibi ev sahibi olabilme imkanını kaçırmak istemeyenler kredi başvurularını yaptı.

‘Kirada oturmak mı, yoksa ev sahibi olmak için bir adım atmak mı?’ sorusu sürekli kafamızı meşgul ediyor. Son günlerde konut kredisi faizleri düşünce, konuta olan talep arttı. Ev almak isteyenler de birikimlerini yavaş yavaş mevduattan çekmeye başladı. Peki kredi çekip kiradan kurtulmak mı, mevduatta kalıp kiracı olmak mı daha avantajlı?

KİRA KADAR TAKSİT

Kiracılar, peşinatları varsa ödedikleri aylık kira bedelinin üzerine bir miktar daha ekleyerek kredi taksitlerini ödeyebilir. Parası mevduat hesabında olanlar ise faizden elde ettikleri gelirle kiralarını ödeyebilir. Böylece anaparaları sabit kalırken, her ayın kirası bedavaya geliyor. Ancak mevduat faizleri yani aylık getiri de gerilemeye başladı.

Rakamlarla açıklayacak olursak, ortalama 2 bin lira kira ödediğinizi ve 100 bin lira birikmiş paranızın olduğunu varsayalım. Bu parayı peşinat yapıp 300 bin liralık bir ev almak istediğinizde, 200 bin lira kredi çekeceksiniz. Kamu bankalarından yüzde 0.99 oranla 10 yıllık kredi çektiğinizde aylık taksitleriniz 2 bin 855 lira olur. Kirayla arada çok fark yok.

Bu durumda kiranıza bir miktar daha ekleyerek 10 yıl boyunca ödemelerinizi kendi eviniz için yapabilirsiniz. 10 yıl sonunda kredi geri ödemeniz 342 bin 667 lira olacak. Ancak 10 yıl boyunca kira ödemeye devam ederseniz, kiranız da yılda yüzde 10 zamlanırsa yaklaşık 330 bin liralık masrafınız  olacak. Neredeyse krediyle aynı. Hem de bu para geri dönmeyecek!

ÖDEME GÜCÜNE GÖRE

Aynı şartlardaki krediyi yüzde 1.17 oranla özel bankalardan çektiğinizde ise aylık ödemeleriniz 3 bin 110 lira oluyor. Bu rakam fazla gelebilir ama ödeme gücünüz varsa kendi evinizin sahibi olacağınızı unutmayın. Bundan sonra kredi ya da kira derdi bitecek. Önemli olan kiranın üzerine ne kadar daha ekleme yapabileceğiniz.

GETİRİSİ DÜŞTÜ

Yine ortalama 2 bin lira kira ödediğinizi ve 100 bin lira paranızın mevduatta olduğunu varsayalım. Bankalar şu anda mevduata yüzde 12 ile 16 arasında değişen oranlar sunuyor. Bu durumda, aylık net kazancınız 1230 lira ile 894 lira arasında değişir. Bu getiri, kirayı karşılayacak noktada değil. Faizler de düşme eğiliminde olduğunu için getiriniz her geçen ay daha da azalacak.

Konut Kredisi Rehberi

http://www.tanjuhan.com

Kredi kelimesi anlam olarak alacaklı ve borçlu olarak tanımlanan taraflar arası nakit ihtiyacını karşılamak için yapılan uzun vadede faizli geri ödemesi olan borç alma yöntemidir. Latince kökenli olan kredi kelimesi, inanma ve güvenme anlamı taşıyan “credere” sözcüğünden gelmektedir. Günümüzde bireysel veya tüzel kişilerin nakit ihtiyaçlarını karşılamak için ihtiyaç özelinde geliştirilmiş çeşitli krediler bulunmaktadır. İhtiyaçlara göre değişen kredi türlerinde ihtiyacın türüne bağlı olarak kredi miktarı, faiz oranı ve geri ödeme süresi değişmektedir. Kredi kullanımında krediyi kullanacak kişinin geliri, serveti, borç durumu, yaşı ve tüm bu değişkenlerin değerlendirilmesi ile ortaya çıkan kredi puanı etkilidir. Kredi puanına ve kredi türüne göre borç, faiz, ödeme süresi ve diğer koşullar değişkenlik gösterebilir. Konut kredisi de ev almak için sağlanan nakit kaynağı ifade etmek için kullanılır.

Konut Kredisi Nedir?

Ev satın alma işlemlerinde satın alınması söz konusu olan mülkün üzerine kredi sağlayıcısı tarafından ipotek konulması şartıyla alınabilen kredi türüne konut kredisi adı verilmektedir. Kredi sağlayıcılığı yapan kuruluşlar genellikle bankalar olsa da bazı aracı finans kuruluşları da yüksek kredi notlarını kullanarak konut kredisi verebilirler. Konut kredisi kullanımında kredi ile alınacak evin değerinin ekspertizler tarafından ölçülmesi ve kredi sağlayıcı tarafından tapunun incelenmesi gerekir. İpotek yapılacak mülkün üzerinden herhangi bir ipotek ya da borç bulunmaması, yapının kaçak olmaması ve tapuda kredi sağlayıcıya iletilen bilgilerin doğruluğunun kanıtlanması konut kredisi almanın temel koşulları arasında yer alır.

Günümüzde konut kredisi ev sahibi olmak isteyenlere tavsiye edilen bir kredi türüdür. Mülkün toplam nakit bedeline sahip olunsa da ufak bir miktarı için kısa vadeli ve düşük faizli bir kredi çekmek o mülkün kredi sağlayıcısı tarafından detaylı bir şekilde incelenmesini sağlar. Bu inceleme doğrudan uzman kişiler tarafından yapıldığı için satın alma sürecinde herhangi bir aksilik yaşanmasının, dolandırıcılığın önüne geçilebilir. Hem nakit ihtiyacı hem de alınacak mülkün oturma ruhsatı, tapu durumu ve diğer yasal bilgilerinin en doğru şekilde alınabilmesi için konut kredisi kullanımı tavsiye edilmektedir.

Mortgage Nedir? Konut Kredisi ile Ne Farkı Vardır?

Mortgage olarak bilinen ve temelde konut kredisi ile benzer şartlara sahip olan kredi türü aslında ülkemizde 2007 yılında kaldırılmış olan bir borçlanma yöntemidir. Hem konut kredisi hem de mortgage ev sahibi olmak isteyenlerin başvurduğu bir nakit sağlama yöntemidir. Aralarındaki fark ise 2007 yılı öncesine bakıldığında net bir şekilde görülebilir. Konut kredilerinin 2007 öncesinde günümüze göre daha kısa vadeli kullanılabilmesi ve ödeme şartlarının ağır olması mortgage kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Mortgage ile konut alırken geri ödeme vadesi 20 yıla kadar çıkabilir ve bu uzun vade imkanı “kira öder gibi ev sahibi olun” sloganı ile pazarlanmıştır. 2007 sonrasında yapılan düzenlemeler sonrasında konut kredilerinde vade süresi 240 aya kadar uzatılmış ve mortgage kavramı ortadan kalkmıştır. Şu an ülkemizde mortgage ve konut kredisi kavramlarını aynı anlamda kullanmak iki kredinin de şartlarının eşitlenmesi ile mümkündür.

Konut Kredisi Şartları Nelerdir?

Konut kredisi başvurusu yapmadan önce kredinin şartlarının detaylı incelenmesi gerekir. Ev satın alma kararı ile birlikte bu şartları masaya yatırmak doğru yatırımı yapma olacağı sağlar. Konut kredisi ile ev satın almak isteyenlerin öncelikli olarak bilmesi gereken konut değerinin en fazla %80’ini kadar kredi çekebilecekleridir. Örnek vermek gerekirse 1.000.000 TL değerinde bir ev satın almak için en fazla 800.000 TL değerinde konut kredisi kullanılabilir. Elbette %80’lik değerlenmenin üst sınır olduğu unutulmamalıdır. 1.000.000 TL’ye satışa çıkarılan bir konut için bankanın ekspertizi 850.000 TL değer biçerse bu değerleme sonucunda çekilebilecek maksimum kredi miktarı 680.000 TL’ye düşer. Bu da satın alma sürecinde gerekecek nakit miktarının neredeyse 1,5 katına çıkması anlamına gelir ve satın alımı yapacak kişinin planlarına uymayabilir. Bu nedenle konut sahibi olmaya karar verme süresince nakit ödenecek miktarın %20’nin üzerinde olması olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına engel olur.

Konut kredisi kullanım şartlarında ilk öncelik evin ipotek değerinin belirlenmesi ve buna bağlı olarak kredi miktarının hesaplanması olsa da sonrasında kredinin onaylanabilmesi için farklı unsurların da incelenmesi gerekir. Konut kredisi alacak kişinin, hane halkının gelir miktarı ve kredi başvurusu yapan bireyin kredi notu süreci doğrudan etkiler. Konut değerinin %70’ini nakit verebilecek bir kişi riskli kredi notu ve düzenli geliri olmaması sebebiyle konut kredisi alamayabilir.

Konut Kredisi Alırken Çıkan Maliyetler

Konut kredisi alırken hem kredi alma işlemlerinde gerekli belgeleri hem de bu kredi özelinde gereken belgeleri hazırlamak zorundasınız.

1.Dosya Masrafı

Finansal Tüketiciden Alınacak Ücretler Yönetmeliği kapsamında en fazla toplam kredi tutarının %0,5 kadarı olacak şekilde tahsil edilen bir kredi maliyetidir. Dosya masrafı yerine kredi tahsis ücreti olarak da adlandırılabilir. 

2. Ekspertiz Ücreti

Konut kredisi kapsamında alınacak mülkün vasfı, brüt metrekaresine ve konumuna göre değişiklik gösteren, ekspertiz hizmeti için ödemem ve kredi kullanıcısından tahsil edilen bir ücrettir ve BSMV’den muaftır. Ekspertiz ücreti konuta göre değişiklik gösterse de minimum 750 TL tutarındadır.

3. İpotek Tesis Ücreti

Konut kredisinin anapara ve faizlerinin tamamının ödeneceği süre boyunca söz konusu konut kredi sağlayıcıya ipotekli kalır. İpotek işlemi sırasında kredi sağlayıcının rehin tesisi işlemi için aracı kuruma ödediği bedeldir ve kredi kullanıcısından tahsis edilir. Bu ücret konut kredisi veren kuruma göre farklılık göstermektedir.

4. İpotek Fekki Ücreti

Konut kredisinin bitmesi ile birlikte krediye konu olan konutun üzerindeki ipoteğin kaldırılması, tapuya ipotek fekkinin bildirilmesi gerekir. Bu işlem için bankadan kredi borcunun bitimine istinaden düzenlenmiş bir belge alımın ve bu belge tapuya teslim edilir. Bu işlemi yaparken kredi sağlayıcı ipotek tesisi kadar bir ücretlendirme yapabilir ancak bazı kurumlarda bu işlem ücretsizdir. Ek olarak tapu dairesinde de söz konusu işlem için bir miktar ödeme yapılması gerekebilir.

5. ZDS (Zorunlu Deprem Sigortası), DASK

Günümüzde konut satışı yada kiralanması söz konusu olduğunda zorunlu olarak yapılması gereken bu sigorta yıllık olarak yenilenmektedir. Konut kredisi işlemleri içerisinde de 1 yıllık süre ile yapılan bu sigorta yasal olarak zorunludur. Bu sigorta DASK tarafından yapılmaktadır.

6. Konut Sigortası

Konut kredisi kapsamında yasal olarak zorunluluğu olmasa da bankalar tarafından zorunlu olarak gösterilen bu sigorta evde meydana gelebilecek hasarların teminat altına almasını sağlıyor. İpotek altına alınan konut ile ilgili riskleri en aza indirmek isteyen bankalar, konut sigortası dahil kredi paketlerine daha düşük faiz uygulayarak bu sigortayı mecburen tercih edilebilir kılmaktadırlar. Konut sigortası için bankanın zorunlu kıldığı seçenekleri tercih etmek istemeyen kişiler dilerlerse kendi istedikleri bir sigorta şirketi üzerinden bu sigortayı yaptırabilirler.

7. Hayat Sigortası

Kredi kullanan kişinin vefatı durumunda kalan kredi borcunun sigortadan tahsis edilmesi için yapılan bu sigorta kredi kullanımında bankalar tarafından zorunlu tutulmaktadır. Hayat sigortası yapılmadan kullanılabilen krediler düşük miktarda ve yüksek faizli olduğu için konut kredisinde dezavantaj sağlar. Hayat sigortası kişinin yaşına ve çalıştığı işe göre değişiklik gösterebilir ve 70 ila 80 yaşın üzerinde olan kişiler hayat sigortası kapsamı dışındadır.

8. Ferdi Kaza Sigortası

İsteğe bağlı olarak yapılabilen, bazı bankalar tarafından daha düşük faiz oranları ile teşvik edilen bu sigorta kredi kullanıcısının uğradığı bir kaza sonucunda tedavi masraflarını da kapsayan bir sigorta türüdür. Bu sigortanın kapsamına göre kaza sonrasında kişinin iş göremez olduğu süre boyunca kredi ödemesi sigorta tarafından karşılanır.

Konut Kredisinde Erken Ödeme Cezası

İhtiyaç kredisi kullanımında erken ödeme faiz indirimi almak mümkün olsa da konut kredilerinden bu durum tam tersi olabilir. Eğer konut kredisinin tüm taksitleri vadeleri gelmeden tek bir seferde ödenmek istenirse bu durumda ödeme yapılacak toplam tutarın %2’si kadar ceza ödemesi istenebilir. Erken ödeme cezası kredi sağlayıcının belirleyeceği bir miktardır ve değişkenlik gösterebilir.

Konut Kredisine Uygun Olan Konutlar Nelerdir

Ev sahibi olmak isteyenlerin büyük bir kısmı konut kredisi kullanarak ev almayı tercih ediyor. Bu tercih iki temel sebebi bulunuyor. Nakit ihtiyacı konut kredisi kullanımında en büyük etmenken alınan konut ile ilgili yasal araştırmanın bir finans kuruluşu tarafından yapılması da ev sahibi olmak isteyenler tarafından tercih ediliyor. Bir evin konut kredisine uygun olması evin değerinin de artmasına neden oluyor.

Konut satın almaya karar veren ve bu süreçte konut kredisi ile nakit desteği almak isteyenlerin mutlaka başlangıçta evin krediye uygun olup olmadığını araştırması gerekiyor. Bu araştırma yapılmaksızın konut kredisine başvurulursa ekspertiz ataması yapılır ve daha önce bahsetmiş olduğumuz ekspertiz ödemesi krediye başvuran kişiden tahsis edilir. Konutun krediye uygun olmaması durumunda ödenen ekspertiz ücreti geri iade edilmez.

Bir evin konut kredisine uygun olup olmadığını bu alanda özel olarak çalışmayan bir insanın anlaması zordur. Eğer gayrimenkul yatırımı ile alakalı bir uzmanlığınız yoksa konut kredisi uygunluğunda en az riski almak için yapılabilecek bazı incelemeleri bilmek gerekir. Kurumsallaşmış bir gayrimenkul firması ile çalışmak konut kredisi sürecinde ciddi anlamda zaman ve para tasarrufu elde etmenize olanak sağlasa da yüksek marka gücü yüksek komisyon ödemesi gerektirdiği için pek çok insan daha piyasaya yakın emlakçıları tercih etmektedir. Bu noktada evin kredi uygunluğunu kişinin kendisinin ölçmeye çalışması daha güvenilir bir sonuç almasını sağlar.

Konut kredisi başvurusunda kredi uygunluğunu araştırırken iki farklı mülk tipi olduğu unutulmamalıdır. Yeni yani sıfır yapılar için gerekli olan uygunluk kriterleri ile eski yani ikinci el yapılar için gerekli olan uygunluk kriterleri farklıdır.

Yeni Tamamlanmış, İlk Satışı Yapılacak Konutların Krediye Uygunluğu

Konut kredisi uygunsuzluğu yeni yapılmış konutlarda ikinci el konutlara göre çok daha nadir görülür. Bunun en temel nedeni konutu yapan kişinin bunu bir yatırım ve gelir beklentisi ile yapıyor olması ve ülkemizde konut kredisi kullanım oranının da %40’ı geçmiş olmasıdır. Pek çok müteahhit konut kredisine uygunsuzluk riskini göze alarak %40’ın üzerinde bir hedef kitlesi kaybı yaşamak istemez. Yine de tedbiri elden bırakmadan yeni tamamlanmış ve ilk satışı yapılacak konutlarda konut kredisi uygunluğu için gerekli şartları gözden geçirmek gerekir.

Yeni Konut Tamamlama Oranı

Yeni yapılmış bir konut için kredi başvurusu yapılırken ekspertizin inceleme yaptığı anda söz konusu konutun en az %80’inin tamamlanmış olması gerekir. Bu konu yeni başlayacak proje ve tamamlanmayan konutlar için kredi kapsamında yeniden ele alacağımız bir konu olsa da eğer bir proje kapsamında anlaşmalı bir kredi sağlayıcı üzerinden konut kredisi alınmayacaksa mutlaka satın alınacak mülkün en az %80’lik kısmının tamamlanmış olduğuna dikkat edilmesi gerekir.

Çok Katlı (Dubleks, Tripleks) Dairelerin Kullanım Şekli

Konut kredisi kullanılacak olan mülk dubleks yada tripleks ise kısacası çok katlı ise bu konutun kaç girişinin olduğu kredinin onaylanması açısından çok önemlidir. Söz konusu daire tek bir daire şeklinde kullanıma uygun değilse, her kat için ayrı bir giriş kapısı bulunuyorsa ve her kat bu giriş kapıları sayesinde çeşitli müdahaleler ile bağımsız kullanılabilir hale geliyorsa bu konutlara kredi kullanılması mümkün değildir.

Ortak Kullanım Alanları

Kredi başvurusuna konu olacak konutun apartmanın ortak kullanım alanları ile herhangi bir bağı varsa bu konuta oldukça az bir miktarda konut kredisi verilir ya da hiç verilmez. Bunun temel sebebi ortak kullanım alanlarının daireye dahil olduğu durumlarda kat maliklerinin şikayetleri sonucunda konut üzerinde hak sahibi olma ihtimalleridir. Bu noktada krediden bağımsız olarak bu riski taşıyan konutlarda gerekli yasal önlemler alınmadan satın alma işlemi yapılmamalıdır. Otopark, depo ya da çatı gibi ortak alanların olduğu apartmanlarda bu konu dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Örneğin terası olan bir çatı katı dubleks dairenin teras kısmının devamı ortak kullanım alanı, çatı depolama alanı gibi bir kullanıma açıldıysa bu daire yüksek risk grubu içerisinde sayılabilir.

Mesken Olma Zorunluluğu

Konut kredisi başvurusu yaparken üzerine kredi alınacak konutun tapuda mesken olarak kayıtlı olması gerekir. Bu durum oldukça normal gözükse de bazı konutların özellikle de giriş katta yer alan konutların dükkan olarak kayıtlı olması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle konut kredisine başvurulacak konutun tapusunu önceden görmek olumsuz bir durum yaşama ihtimalini en aza indirir.

İkinci El Konutların Krediye Uygunluğu

İkinci el konutların krediye daha çok uygun olacağı düşünülse de bu aslında temel bir hatadır. Konutun ilk satışından itibaren geçen sürede konutun krediye uygun olmayan değişimlere uğramış olma ihtimali her zaman vardır. Kullanımda olan bir konutun krediye uygunluğu konusunda ikna olmadan ya da bir şekilde ikna edilmeden önce mutlaka bazı hususlar konusunda bilgi sahibi olmak gerekir.

Tapu İncelemesi

Bir konutun kredi verilmeye uygun olması için kat irtifakı ya kat mülkiyeti bulunmalıdır.  Bunlar konutun yasalara uygun olarak yapıldığını gösterir. Kat mülkiyeti, söz konusu konutun belediyeye sunulan projeye uygun olarak yapılmış olduğunu gösterir. Elbette bunların olması konutun krediye %100 uygun olduğu anlamına gelmez. Konutun ilk satışından itibaren geçen süre zarfında konutun projesine aykırı değişimlere uğramış olduğunu ancak ekspertiz tarafından anlaşılabilir, yine de bu belgeleri incelemek riski azaltır.

Buna ek olarak tapuda belirtilen konut niteliğinin mutlaka mesken olmalıdır. Aksi durumda söz konusu konut kredi için uygun değildir. Konut kredisi için olmazsa olmaz bu bilgiler konuta ait tapu senedi üzerinde yer alırlar. Bu nedenle konut kredisine başvuru yapmadan önce tapuyu görmeyi talep ederek uygunluktaki ilk adımı tamamlamak mümkündür.

Ortak Kullanım Alanları

Tıpkı yeni yapılan konutlarda olduğu gibi eski konutlarda da ortak kullanım alanlarına bağlı olarak kredi uygunsuzluğu ortaya çıkabilir. Bu nedenle konutun ilk projesinin onayından sonra binaya herhangi bir ekleme yapılıp yapılmadığı sorgulanabilir. Terası olan bir konutta teras alanının aslında ortak kullanımdan sayılması ve tapuya dahil edilmemesi konut kredisinde sorun yaşanmasına neden olabilir.

Haciz Durumu

Satın alınmak istenen konutun üzerinde ipotek ya da haciz varsa konut krediniz riske girer. Konutun üzerinde ipotek olduğu durumlarda ipotek yapan banka satış işlemlerinde bu kısmı tahsil eder ya da bu konut için kredi alınması mümkün olmayabilir. Eğer söz konusu konut üzerinde haciz varsa kredi kesinlikte alınamaz.

Konut Kredisine Uygun Olan Gayrimenkuller

Bir gayrimenkulün konut kredisine uygun olup olmadığının nasıl anlaşılacağı ile ilgili detaylı bilgilerden sonra farklı durumlara sahip olan konutların kredi için uygunluğuna bakmamız gerekir. İpotek durumu, proje aşamasındaki konutlar için farklı kuralları olduğundan bu durumları tek tek ele almak ve doğru kararı vermek önemlidir.

Hisse Tapulu Gayrimenkuller

Konut kredisi alınmak istenen bir gayrimenkulde birden fazla hisse olması durumunda konut kredisi onayının çok zor olacağı bilinmelidir. Bu durum genellikle miras konularında ortaya çıkar. Örneğin bir evin 6 kişiye miras kalması durumunda mirasçılardan birisi evin 3 hissesini daha satın almak ve bu işlemi yaparken konut kredisi kullanmak isterse kredi sağlayıcı konutun tamamına ipotek koyamayacağı için konut kredisi vermeyebilir. Hisseli tapularla ilgili bir başvuru yapmadan önce bankanın kredi uzmanıyla görüşmek zaman ve para kaybına engel olacaktır.

İpotekli Konutlar

Satın alınacak konutun üzerinde ipotek bulunması durumunda konutun satışının yapılabilmesi mümkündür. Ancak bu satışın yapılabilmesi için ipotek koyucuların mutlaka öncelikli olarak borçlarını tahsil etmesi gerekir. Haciz durumu yoksa sadece konut üzerinde devam eden bir ipotek varsa satış aşamasında öncelikle ipotek edenin borcunun kapanması sonrasında kalan miktarın tapu sahibine verilmesi gerekir. Bu şekilde anlaşma sağlanarak konutun satışı yapılabilir. Bu tür durumlarda konut kredisi için ipotek koyan banka ile çalışmak sürecin daha kolay ilerlemesi açısından fayda sağlayabilir.

Proje Aşamasındaki Konutlar

Henüz yapımı başlamamış ve proje halindeki konutlar için konut kredisi kullanabilir. Ancak bu kredinin kullanılabilmesi için proje sahibi firma ile banka arasında anlaşma yapılması gerekir. Eğer proje sahibinin bu tür bir anlaşması varsa konut tamamlanmadan da kredi kullanılması mümkündür. Konut kredisi kullanımında söz konusu konutun %80’inin tamamlanması şartı sadece bu tür anlaşma durumlarında görmezden gelinir. Bu tür anlaşmalarda süreç konut kredisinin proje sahibine banka tarafından blokeli olarak aktarılması ve konutun tamamlanması ve kredi kullanan kişiye devredilmesi ile birlikte banka koymuş olduğu blokeyi kaldırır.

Konut Kredisi Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Konut kredisi kullanmadan önce uzun vadeli planlamalar yapılması gerekir. 240 aya varan vadelerle kullanılabilen bu kredi kişinin hayatının 20 yılında ödemesi gereken bir borç olacağı için doğru karar çok önemlidir.

Maksimum Peşinat

Konut kredisi kullanmadan önce istenilen ev için maksimum peşinat ödenmesi her zaman faydalıdır. Maksimum ödeme yapılması ya vade süresini azaltır ya da ödeme miktarını bu iki durumda uzun dönemde kişinin kendini psikolojik olarak daha rahat hissetmesi için önemlidir.

Acil Durum Planı

Konut kredisi ödeme planı hesaplanırken bankalar hane halkının gelirinin %50’sini geçmeyecek şekilde aylık ödeme tutarı hesaplarlar. Bu durum hane halkında yaşanan bir gelir değişiminin kredi ödemesini aksatmaması için yapılır ancak yine de ev halkından birinin ayrılması, boşanma ya da vefat durumu, işsiz kalma gibi olumsuz olaylarda kredi ödemelerinin aksamaması gerekir. Bu tür durumlarda ödemelerin devam edebilmesi için ufak da olsa bir maddi birikimin olması gerekir.

Doğru Kredi Seçimi

Konut kredisi almadan önce tüm bankaların kredilerini detaylı bir şekilde incelemek gerekir. Aynı miktar ve vadede her bankanın sunduğu teklifleri bir araya koyup incelemek daha doğru sonucu elde etmek için gereklidir. Bu noktada konut kredilerindeki değişim sağlayacak unsurları öğrenmek ve seçimi doğru yapmak önemlidir.

Konut Kredisinde Önemli Değişkenler

Vade

Konut kredilerinde vade hesaplaması 2007 yılından beri oldukça uygun yapılabiliyor. Eskiden 5 yıla kadar vadesi olan konut kredileri yapılan düzenlemeler ile 240 aya yani 20 yıla kadar uzayabiliyor. Vadenin uzaması ile birlikte ödenmesi gereken faiz miktarı artsa da ev sahibi olmak isteyenler doğru hesaplama ile kendileri için en uygun vadeyi bulabilirler. Konut kredisi için en uygun vade hesaplamasını mevcut durumda ödenen kira üzerinden yapmak mümkündür. Temel bir ihtiyaç olan barınmayı karşılamak için ödenen kira bedeli konut kredisi ödemesi için planlama yapmayı kolaylaştırır. Kira bedelinin her yıl artış alacağını da hesaba katarak her yeni yılda ödenecek kirayı hesaplayıp, kredi vadesini planlamak mümkündür. Bu tür bir planlamayı kredi ödemesine yansıtmak için de artan ödemeli konut kredisi çeşidinden yararlanılabilir.

Faiz

Konut kredisi kullanacaklar için 2 farklı faiz seçeceği vardır. Sabit ve değişken faiz olarak sunulan bu seçenekler hem kişinin hem de piyasanın durumuna göre incelenmelidir. Faizlerin çok yüksek olduğu bir koşulda sabit faizli konut kredisi kullanmak uzun dönemde masraflı bir seçim olacaktır. Eğer böyle bir karar vermek istenirse bankaların sunduğu refinans olarak adlandırılan daha ucuza kredi çekme imkanı düşünülmelidir. Ancak bu durumda da mevcut sabit faizli kredinin erken ödeme cezasını da göz önünde bulundurmak gerekir.

Değişken faizli konut kredisi seçeneğinde belirli bir dönem sabit faiz uygulandıktan sonra kredi kullanım sürecinde belirlenen dönemlerde faiz güncellemesi yapılır. Bu hem avantajlı hem de dezavantajlı olabilir. Faizlerin yüksek olduğu bir dönemde kredi kullanıldığında değişken faiz çok yararlı olabilir. Yine de bu tür bir konut kredisi kullanmadan önce üst faiz limiti olan bir seçenek tercih etmek daha güvenilir olacaktır.

Konut Kredisi Çeşitleri

Sabit Faizli Konut Kredisi: 

Sabit faizli olarak kullanılabilen bu konut kredisi genel olarak herkesin bildiği, ödemelerin yıllar içerisinde değişmediği kredi çeşididir. Bu kredi genellikle uzun vadeli planlama yapmak isteyenler için uygundur. Faiz hesabını mevcut durumda yaptığı zaman bütçesine uygun bulan, uzun vadede aylık ödeme miktarının değişmesini istemeyen kişiler bu krediyi tercih edebilir.

Azalan Taksitli Konut Kredisi: 

Bu konut kredisi türünde faiz ödemesinin azaltılması mümkündür. Konut kredisinin ilk yıllarında yüksek aylık ödemeler yapılarak faiz ödemesinin süresi azaltılır ve sonraki dönemlerde ana para ödemesi yapılır. Mevcut işinden ve gelirinden memnun olan, gelecekte oluşabilecek olumsuz durumlara karşı önlem almak isteyenler bu konut kredisini tercih edebilirler.

Ara Ödemeli Konut Kredisi: 

Konut kredisine başvuran kişinin belirli dönemlerde aldığı ara ödemeler varsa bu kredi türü tercih edilebilir. Kişinin belirlediği sıklıklarda ara dönem ödemeleri yaparak taksitlerini azaltabilir. Bu şekilde anlaşılan kredilerde ara ödeme yapılması erken ödeme cezasına tabi tutulmaz. Prim ya da ikramiye alan, yıllık düzenli bir ek geliri olan ya da birikimlerini düzenli olarak kredi ödemesini azaltmak için kullanmak isteyenler bu kredi tipini tercih edebilirler.

Artan Taksitli Konut Kredisi: 

Kira öder gibi ev sahibi olma fikri ile ortaya çıkan bu konut kredisi tipinde kira artış oranına bağlı olarak kredi ödemeleri artar. Konut kredisi kullanacak kişinin ödediği kira miktarı ya da ödeyebileceği kira miktarı ile başlayan ödemeler her yıl kira zammı gibi belirli bir oranda artırılır ve bu artış ile kira ödeme mantısı ile kredi ödemesi yapılarak ev sahibi olunabilir.

Faiz Değişimli Konut Kredisi: 

Hayallerindeki konutu bulan ancak mevcut piyasa durumu sebebiyle yüksek faiz ödemek istemeyenler tarafından tercih edilen konut kredisi türüdür. Bu konut kredisinde belirli dönemlerde Tüketici Fiyatları Endeksine göre faiz değişimi hesaplanır. Bu hesaplama ile faizlerde yaşanan dalgalanmalara göre kredinin durumu güncellenir ve faiz düşüşlerinde kredinin ödemesi azalır. Faizlerin yüksek olduğu dönemde konut sahibi olmak isteyenler için bu konut kredisi türü istedikleri evi kaçırmamaları için önemli bir fırsattır.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Ankara İstanbul İzmir

Cemal Süreya’nın “üç şehir”, yani Ankara, İstanbul ve İzmir hakkında yazdıkları…

“Ankara; iyi kalpli üvey ana… Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım. Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana olan Ankara.

Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerliğin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.

Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su sanırlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara’nın göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkâr ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir. Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. İnsanlar Ankara’da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.“

“İstanbul’da ise durum daha vahimdir. Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibidir. Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul. Ama hayat eli çabuk davranır. Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar gider.

Bu yüzden hırsla kovalarlar hayatı İstanbullular. Beklediği şeyin belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya rağmen Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır ama İstanbullunun hırslı kovalamacasında ne huzur vardır, ne de tatmin.

Dünyanın en güzel şehri hemen kol mesafesindeyken kendilerini yiyip yutan bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler. Hayat kaçar, onlar kovalar.”

“Ama İzmir… İzmir’de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir. Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız.

Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar. ‘Ey hayat, biz Çeşme’ye gidiyoruz sen de arkadan gel’ der, İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider.

Uçak biletinin üzerinde adımın hemen yanında yazan İZM harflerine sevgiyle bakıyorum. Sabırsızım, sevgilisine kavuşacak aşıklar kadar.”

Yukarıda ki gönderiye katkı:

Antalyada bir tıp kongresi programı akşamüstü biterken;

Ankaralı doktorlar, televizyona koşarlar, hükümet ne olmuş , kim bakan olmuş diye.

İstanbullu doktorlar bilgisayar başına koşarlar borsa verilerine bakmak için.

İzmir li doktorlar yerel görevlilere sorar; Güneşin batışı en güzel nereden izlenir ?

Haftanın Kitap Önerisi: “Görünmeyeni Satmak” Harry Beckwith


Onları göremezsiniz – peki onları nasıl satarsınız?

Hizmet satışı ile ilgili sorun da budur.

Bu zorluğu, bundan ondört yıl önce, bir hizmetle ilgili ilk reklamımı yazmaya çalışırken fark ettim. Bir ürün değildi. O nedenle hizmeti, virajlı yollarda ilerlerken çizemezdim. Ya da Cindy Crawford’un üstünde veya pahalı porselenlerle sunulurken… Hizmeti, hiç bir şey yaparken çizemezdim, çünkü hizmetler görünmezdir; hizmetler, birilerinin bir şey yapacakları ile ilgili verilen sözlerdir. Bunu nasıl satarsınız?

Çoğu insan, “pazarlama” sözcüğünü, satış ve reklamcılıkla bir tutacaktır. Bu yaklaşıma göre pazarlama, elinizdeki şeyi alıp, müşterinin boğazından aşağıya dökmektir. “Daha iyi pazarlama yapmalıyız” ifadesi, reklamlar, halkla ilişkiler ve e-posta kampanyalarıyla “Sesimizi dışarıya duyurmalıyız” demektir.

Ne yazık ki, “dışarı” ifadesi, şirketlerin dikkatini “içeriden” dağıtır ve hizmet pazarlamasının ilk kuralı, dikkatlerden kaçar: Hizmet pazarlamasının esası, hizmetin kendisidir.

Size daha iyi bir hizmet sunarsanız, bütün dünya kapınızda birikecektir demiyorum. Bir çok iyi hizmet, kötü pazarlama yüzünden başarılı olamamıştır. Ama, dışarıda duyulmanın da tek başına yeterli olduğunu söylemiyorum. Bir hizmet şirketini yok etmenin en etkili yolu, dışarıda sesini duyurarak, insanları sorunlu bir hizmete çekmektir.

Hizmet kalitesi gittikçe kötüleşmektedir. Telefonda dakikalarca beklemeye alınmanız, banka işlemlerindeki yavaşlık, söz verip de gelmeyen tamirciler, hep bu kötü hizmetin sık karşılaştığımız örnekleridir. Hizmet kalitesi o kadar düşmüştür ki, kimse hizmetinizle ilgili şikayette bulunmuyorsa, kendinizi iyi hissetmeyin. Çoğu kimse, şikayet etmekten, epey zaman önce vazgeçmiş bulunuyor.

Peki hizmet sektörü neden bu kadar kötüleşti?

Bunun ana nedeni, şirketlerin çalışan sayısı, verilen eğitimler ve ücretler gibi konularda maliyet tasarrufuna gitmeleridir. Karlılıklarını arttırmak amacıyla şirketler – ta ki bir müşterin olay çıkarana kadar – tüm maliyetlerini kısmaktadırlar. Oysa şirketlerin anlaması gereken şey, memnun müşterinin daha fazla para harcayacağıdır.

O nedenle, reklam kampanyanızı başlatmadan önce, hizmet kalitenizi düzeltin.

Lake Wobegon Etkisi: Kendinizi Kendi Gözünüzde Büyütmek

Bizler, olduğumuzdan daha iyi olduğumuzu düşünürüz.

Araştırmacılar, öğrencilere sorduklarında, yüzde altmışından aldıkları cevap, diğerleriyle iyi geçinme konusunda, kendilerini en üst yüzde onluk dilim içinde gördükleri şeklindeydi.

Üniversite profesörlerinin yüzde doksan dördü, ortalama bir meslektaşından daha iyi iş çıkardığını söylemektedir. Çoğu erkek, yakışıklı olduğunu düşünür.

Üstünlük illüzyonumuz o kadar yaygındır ki, psikologlar bu duruma bir isim bile vermişlerdir. Garrison Kellor’un ünlü radyo programında yer alan hayali kasabanın adından esinlenerek, bu duruma, Lake Wobegon Sendromu diyorlar. Lake Wobegon kasabasında, bütün kadınlar güçlüdür, bütün erkekler yakışıklıdır ve bütün çocuklar ortalamanın üstündedir.

Bir insan olarak, şirketinizdeki herkes, Lake Wobegon etkisi altındadır. Unutmayın ki, siz de olduğunuzdan daha iyi olduğunuzu düşünmektesiniz ve verdiğiniz hizmetin de olduğundan daha iyi olduğuna inanıyorsunuz…

Üstelik, hizmet sektörünün genel performansı o kadar düşük ki, siz ortalamanın üstünde olsanız dahi, kötü bir hizmet veriyor olabilirsiniz.

Hizmetinizin kötü olduğunu varsayın. Bunun bir zararı olmaz, sadece sizi onu sürekli geliştirmeye teşvik eder.

Standartlarınızı Müşterileriniz Belirlesin

Bir çok hizmet işinde, kaliteyi müşteriler değil de, sektör tanımlar. Örnek olarak, reklamcılık ve mimarlığı düşünebilirsiniz.

Reklamcılıkta, çoğu yaratıcı kişi “Bu cidden de iyi bir reklam” dediğinde, söyledikleri şey o reklamın, müşterinin işini geliştirmesine destek olacağı değildir. İfade etmek istedikleri, reklamın görselinin ve başlığının havalı olduğudur.

Bir çok mimar, içinde yaşayan ya da çalışan insanlar için, inanılmaz kullanışsız olan binalar tasarlarlar. Yine de mimarlar bu binalara, muhteşem eserler diyebilirler. Bunun nedeni, standartları kendilerinin belirlemesidir.

Sizin standartlarınızı kim belirliyor? Sektörünüz mü, egonuz mu yoksa müşterileriniz mi?

Reklam Yazımında Asid Testi

Bir reklamcı olarak rahatlıkla şunu ifade edebilirim: Reklamı hazırlamakta gerçekten zorlanıyorsanız, büyük ihtimalle o ürün kusurludur. Siz de hizmetiniz için müşterilerinize vaat edeceğiniz şeyi bulmakta zorlanıyorsanız, hizmetinizin düzeltilmeye gereksinimi var demektir.

Hizmetinizle ilgili bir reklam yazın. Ama yayınlamayın. Bir hafta sonra, bu reklamın yeterince güçlü olmadığını düşünüyorsanız, reklam üzerinde çalışmayı bırakıp, hizmetiniz üzerinde çalışmaya başlayın.

Pazarlama Planının İlk Kuralı

Farklı bir uyarı almadıkları takdirde, bir hizmetin pazarlamasından sorumlu kişiler, işe pazarlamayla ilgili son bıraktıkları yerden başlayacaklardır.

Herkes, şirketinin doğru işte olduğunu düşünür. Doğru şekilde organize olduğunu ve gerektiği gibi kadrolaştığına inanır. Ufak tefek geliştirmeler haricinde, her şey olması gerektiği gibidir.

Ve herkesin pazarlama ile ilgili o yılki odağı, “Bunu nasıl satarız?” şeklindedir.

Bunun yerine, herkes sıfır noktasından başlamalıdır. Sormaları gereken sorular : “Bu hala geçerli midir?” ve “Sunduğumuz şey, dünyanın istediği şey midir?” olmalıdır.

Yeni pazarlara hizmet vermemize olanak tanıyacak şekilde, yetkinlik ve becerilerimizi geliştirdik mi? Yeni yetkinlik ve beceriler edinmeli miyiz? Ya da, faaliyet alanımızı daraltıp uzmanlık gerektiren hizmetlere mi odaklanmalıyız?

Hangi soruyu sorarsanız sorun, pazarlama planlamasının ilk kuralını izlemeniz gerekir:

Her zaman sıfır noktasından başlayın.

En İyi Arkadaşlarınız dahi Size Söylemeyecektir

Dün, değerli bir hizmet sunan bir kişi beni telefonla aradı ve bana pazarlama dersi vermeye kalktı. Planındaki her öğenin, pazarlama karışımının bir parçası olduğunu tam üç kez tekrar etti. Duyduğum en kötü satış konuşmalarından birini yaptı.

Ben kolay alınan bir kişi olabilirim ama, müşterilerimin hiç bir zaman onun hizmetine gereksinim duymayacaklarını ümit ettim. Üstelik, gerçekten de değerli bir hizmet sunuyordu.

O satışçı bana satış yapamamaktan daha fazlasını gerçekleştirdi. Bana satış yapmakla ilgili gelecekteki tüm şansını da yitirdi.

Satış konuşmasının, ne kadar kötü olduğunu ona söyledim mi? Hayır, söylemedim. Hem konuşmayı uzatmaya değmezdi, hem de onu kırmak istemedim.

Peki, bir sonraki müşteri adayına ne anlatacak? Aynı şeyleri…

İnsanlar size neyi yanlış yaptığınızı söylemezler.

Müşteri adaylarınız da söylemeyecek.

Müşterileriniz de söylemeyecek.

Bazen, eşiniz dahi söylemeyecek.

O zaman hizmetinizi geliştirmek için ne yapmanız gerekiyor?

Sorun…

Ama Arkanızdan Konuşurlar

Geçenlerde bir müşterimle yaptığım konuşma, beni çok şaşırttı. Ona, “Bir hizmeti pazarlamaya başlamanın ilk adımı, hizmeti düzgün biçimde verebilmektir. O nedenle, bunu yapıp yapmadığınızı öğrenin. Müşterilerinize sorun.” dedim.

Verdiği cevaba hazırlık değildim:

“Bunu yapmak istemiyorum. Ne düşündüklerini öğrenmekten korkuyorum” dedi.

Aslında müşterilerinin ne düşündüklerini duymak istememesi, iyi bir şeydi çünkü anketleri onun göndermesini istemiyordum. Anketleri, bağımsız bir kuruluşun göndermesini tercih ediyordum.

Yaşamla ilgili basit bir prensip, müşteri araştırmaları için de geçerlidir:

En iyi arkadaşlarınız dahi yüzünüze söylemezler ama, arkanızdan konuşurlar.

Müşterilerinizin, arkanızdan konuşmasını sağlayın ve ne dediklerini öğrenin. Doldurdukları anketleri, üçüncü bir tarafa göndermelerini isteyin. İsterlerse isimlerini boş bırakabilirler ya da isimlerinin açıklanmayacağı garantisi verilebilir. Bu durumda, müşterileriniz çok daha samimi yanıtlar vereceklerdir.

Neden Araştırma?

Müşterileriniz bunu takdir edeceklerdir. Sizin hizmetinizi geliştirmeye çalıştığınızı göreceklerdir. Son zamanlarda yapılan araştırmalardan birinde, bir müşteri şöyle demişti: “Bu araştırma, bu şirketi neden kullanıyor olduğumun iyi bir örneğidir. Her zaman bana daha iyi hizmet verecek yolları araştırıyorlar.”

Müşterilerinizin sizi farklı açılardan değerlendirmelerini isteyebilir, daha sonra ise yüksek puanlarınızı, pazarlama malzemenizde yayınlayabilirsiniz. Bu, hizmet kalitenizle ilgili söylemlerinize saygınlık kazandırır.

Araştırmalar, müşteri ile temasta kalmanıza yardımcı olur.

Hatalarınızdan öğrenmenize olanak sağlar.

Olası sorunlu alanları ve sorun yaşayan müşterileri fark etmenizi kolaylaştırır.

Nerede hata yaptığınızı merak etmekten kurtarır.

Araştırmalar size, müşterilerinizin sizden gerçekte ne almakta olduklarını gösterir.

Araştırın, araştırın, araştırın…

“Hizmetimiz ya da Şirketimizle ilgili neyi sevmiyorsunuz?”

Bunu sormayın.

Birinden, sizin şirketinizi seçmekle kötü bir seçim yaptığı konusunda itirafta bulunmasını istiyorsunuz. İnsanlar bunu yapmazlar. İnsanlar zeki görünmeyi severler.

Hiç bir zaman “Neyi beğenmiyorsunuz?” diye sormayın.

Odak Grupları İşe Yaramıyor

Tipik bir konuşma:

“Bazı bilgilere ihtiyacımız var.”

“Tamam, o zaman bir focus grup (odak grubu) çalışması yapalım”

Focus gruplarla çalışmanın çekiciliği vardır. Anket çalışması yapmaktansa, odak grup çalışmaları, daha kolay ve anlamlı gelmektedir.

Ancak, gruplara değil de, bireylere satış yapmaktasınız. Focus gruplar, size daha ziyade pazar dinamikleri hakkında bilgi verir. Odak grup çalışmaları esnasında, baskın tipler konuşmayı ele geçirerek diğerlerini ikna etmeye çalışırlar. Akıllı ancak sessiz tipler ise, sakin bir şekilde oturarak zamanın dolmasını beklerler. İnsanların görüşleri ve bakış açıları, diğerlerinden etkilenir ve değişebilir.

Bireylere satıyorsanız, bireylerle görüşün…

Pazarlama Bir Departman Değildir

Kurumsal satış yapan bir şirketin güçlü satış danışmanları, ödüllü bir satış yöneticisi ve bir de problemi vardı:

Şirket, satış ve pazarlamanın, yalnızca satışçı ve pazarlamacıların işi olduğunu düşünüyordu.

Oysa ki, şirketimizdeki herkes, şirketin pazarlamasından sorumludur.

Yapılan her hatanın bir maliyeti vardır.

Japon firmalarının yarısından fazlası, bir pazarlama departmanı kurmakla uğraşmazlar, çünkü onlar, şirkette çalışan herkesin, pazarlamanın bir parçası olduğuna inanırlar.

Pazarlama bir departman değildir. O, sizin işinizdir.

Kitaptan İnciler…

  • Pazarlamacılar giderek karmaşıklaşan dünyamızda basitlikten daha etkili bir şey olmadığının farkına varıyorlar.
  • Hizmet pazarlamacılığının özü hizmetin kendisidir.
  • Hizmetiniz için, hedef kitleniz için cazip bir vaadi olan makul bir reklam yazamıyorsanız, o zaman sunduğunuz hizmeti düzeltmeniz gerekiyor demektir.
  • Pazarlama bir departman değildir. İşin kendisidir.
  • Pazarlamanızı düşünürken yalnız işi düşünmeyin. Becerilerinizi de düşünün.
  • “Müşteriyi” memnun etmeden önce, içindeki insanı anlayın ve memnun edin.
  • Hizmet pazarlaması büyük ölçüde bir popülerlik yarışmasıdır.
  • Müşterilerin çoğu bir hizmet firmasını seçerken onun referanslarını, ürününü ya da sektördeki pazar payını satın almaz. Onlar, tıpkı yaşamımız boyunca olmaya devam ettiğimiz liseliler gibi, kişilik satın alırlar.
  • Hizmet işi ilişkidir. İlişkide duyguya bağlıdır. İyi ilişkilerde duygu iyidir, kötü ilişkilerde ise kötü.
  • Profesyonel olun ama daha da önemlisi; cana yakın olsun.
  • Ne yapacaksanız şimdi yapın. İş dünyasının ölüm ilan sayfaları beklemeyi seçen planlamacılarla dolu.
  • “Olgulara” güvenmeyin. Planlamaya kesin bir bilim olarak yaklaşmayın. Planlama kesin olmayan bir sanattır.
  • Başarısız olmaya başlayın ki, başarıya yaklaşabilesiniz.
  • Eğer olası bir müşterinin yalnızca mantığına hitap derseniz, boşa hitap etmişsiniz demektir.
  • Hizmetinizi en kaliteli düzeye yükseltin, ama onu n az riskli hale de getirin.
  • Bir müşteri için yapabileceğiniz en iyi şey onun korkusunu ortadan kaldırmaktır.
  • İnsanlar aldıkları kararları kendilerine haklı gösterme gereği hissederler.  Bu yüzden de, kararlarını dayandırabilecekleri farklılık ararlar.
  • Seslendirdiğiniz kesimi genişletmek istiyorsanız, konumunuzu daraltın.
  • Her hizmet farklıdır. Bu farklılıkları saptamak, ortaya koymak ve yenilerini yaratmak başarılı bir pazarlamanın merkezinde yer alır.
  • Birçok kişiye birden birçok şey vermek kimse için, işkolunun en yenilikçi ve en kayda değer şirketi için bile, mümkün değildir.
  • Marka, paradır.
  • Markanızı oluşturmak için milyonlar gerekmez. Hayal gücü gerekir.
  • İyi bir misyon bildirimi bugünü değil geleceği tarif eder; müşteriler ise şu anda sizin kim olduğunuzu öğrenmek ister. Bir misyon bildirimi yazın, ama sizde kalsın.
  • Her şeyden önce mutluluk satın.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

En İyi Gayrimenkul Yatırımı Hangisi?

Endeks (3).jpg

 

 

Birikimlerini değerlendirmek isteyenler için emlak yatırımı yapmak her daim tercih edilen seçeneklerden biridir. Gayrimenkul yatırımı uzun vadeli düşünüldüğünde de kısa vadeli hedefler doğrultusunda planlandığında da kendine has avantajları ile en zorlu ekonomik koşullarda bile önemini sürdürür.

Alım Satım Amacı ile Emlak Yatırımları

Emlak yatırımı yapmak tercihinin farklı gayeleri olabilir. Genellikle orta ve uzun vadeli kazanç sağlayacağı düşünülse de alım satım amacı ile yapılan emlak yatırımları sahiplerine kısa vadede getiri sunabilir. Alım satım amacı ile emlak yatırımları iki farklı gayrimenkul türü özelinde gerçekleştirilir.

Alım Satım Amacı ile Arsa Yatırımları

Nüfusun giderek artması, şehirlerin genişlemeyi sürdürmesi ve konut ihtiyacının hız kesmeden devam etmesi arsa yatırımlarını çok karlı gayrimenkul yatırımları arasında konumlandırır. Özellikle orta vadeli kazanç hedefleyen yatırımcıların gözdesi olan arsa yatırımları dikkatli bir şekilde planlanmalıdır. Her arsanın imar izninin bulunmaması, bazı arsaların kısa sürede imara açılabilecek statüde olması, arsanın çevresindeki kentleşmenin seyri gibi unsurlar yatırımcılar tarafından değerlendirilmelidir. Bu şekilde henüz imara açılmayan arsalar uygun fiyatlarla satın alınabilir ve sonrasında yüksek fiyatlara satılabilir.

Alım Satım Amacı ile Konut Yatırımları

Alım satım amacı ile konut yatırımı yapacak olanların konut için ayırdıkları sermayeden daha fazlasına sahip olmaları önerilir. Bu şekilde merkezi yerlerde tadilata ihtiyaç duyan konutlar bulunarak harcama yapıldığında yüksek karlılık bırakabilir. Kısa vadede para kazanmak için önerilen konut yatırımları için izlenen strateji değer yükselmesinin beklenmesi olduğunda karlılık için bir süre sabredilmesi gerekir. “Ev almak mantıklı mı?” sorusunun yanıtı da haliyle beklentilere göre değişebilir. Doğru tercih yapıldığında ev almak en karlı yatırım amaçlarından birine dönüşebilir.

Kira Getirisi Amacıyla Emlak Yatırımları

“En çok hangi emlak kira getirir?” tüm yatırımcıların merak ettiği soruların başında gelir. Kira geliri elde etmek için yatırım yapmayı düşünenler genellikle dükkan yatırımları ve sanayi yapıları yatırımları arasında kararsızlık yaşayabilir. Tıpkı emlak yatırımlarında olduğu gibi birikimlerin korunmasını sağlayan ve kira getirisi sunabilen işyeri yatırımları sahiplerinin yüzünü güldürebilir.

Kira Getirisi için Dükkan Yatırımları

İşlek caddelerde küçük bir dükkan sahibi olmak dahi yatırımcıların süreklilik arz eden bir kira getirisine sahip olmak anlamına gelir. Cadde üzeri dükkanların boş kalma ihtimalinin neredeyse hiç olmaması, kira getirilerinin yüksekliği ve artan değerleri yatırımcıların karlılığını fazlalaştırır. Kira getirisi için dükkan yatırımlarına karar veren yatırımcılar tadilat gereksinimini, lokasyonu, dükkanın iç özelliklerini göz önünde bulundururlarsa uzun vade kendilerini güvence altına alan tercihler yapabilirler.

Kira Getirisi İçin Sanayi Yapıları Yatırımları

Yüksek sermayeye sahip olan yatırımcılar için sanayi yapıları yatırımları ön plana çıkar. Uzun vadede çok ciddi gelir sunabilen sanayi yapıları yatırımları sürekli değer kazanmaları ile avantajlarını arttırır. Sanayi yapılarını kiralayan işletmelerin faaliyetlerine devam ettiği süre boyunca yatırımcılara gelir sunan sanayi yatırımları da diğer tüm gayrimenkul yatırımları gibi ince elenip sık dokunmalıdır.

Sonuç olarak, gayrimenkul yatırımları çeşitli amaçlara hizmet eden karlı yatırım araçları arasındaki yerlerini koruyor. Siz de karlı bir yatırım yapmak isterseniz ve konu hakkında kapsamlı bilginiz bulunmuyor ise, alanında uzman gayrimenkul danışmanları ile iletişime geçerek en doğru kararı verebilirsiniz.

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Haftanın Kitap Önerisi: “Prens” Niccolo Machiavelli

Haftanın Kitabı (1).png

 

 

Niccolo Machiavelli (Makyavel) ve Prens Kitabı

Principe (Prens), Floransalı yazar Niccolo Machiavelli tarafından yazılmış politika hakkında bilimsel bir incelemedir. Asıl adı “De Principatibus” (Prenslikler Hakkında) olup 1513 yılında yazılmasına rağmen 1532’ye kadar, yani Machiavelli’nin ölümünden 5 yıl sonrasına kadar basılamamıştır. Yaşadığı süre boyunca yayımlanmamasına rağmen Machiavelli’in en bilinen eseri sayılır ve daha sonra ortaya atılan “Makyavelist düşünce” teriminin temelini oluşturur.

 

Prens’in Özeti

Prens’te anlatılan görüşler okuyana uç noktalarda gelebilir, fakat eserin Floransa’da süren kargaşa sırasında yazılmasından dolayı Makyavel ancak mutlak güç sahibi kararlı bir yöneticinin bütün sorunları aşabileceğini düşünür.

Prens’te dile getirilen görüşler genellikle bir hükümdarın saltanatını ayakta nasıl tutabileceği ve hükümdarlığını nasıl daha da güçlendirebileceği üzerinedir. Makyavel’e göre ahlaki ilkeler her özel durumun ihtiyaçlarına tamamen teslim olmalıdır. Bu yüzden, Prens gücünü koruyabilmek için gerekirse her şeyi yapmaktan çekinmemelidir. Makyavel, bir hükümdarın asıl gücünü sevilmekten çok korkutmaktan alması gerektiğini söylerken gene de kendinden nefret ettirmemesini öğütler.

Prens açılış bölümünde, çeşitli prenslikleri (yeni kurulmuş ya da babadan oğula geçmiş) yönetmeyi sağlayacak etkin yöntemleri anlatır. Floransa aristokrasisinden olan Makyavel bir devleti ele geçirmenin, yönetmenin ve korumanın en iyi yollarını okuyucuya anlatır. Bu bakımdan yöntemler savaşı ve acımasızlığı telkin eder.

Daha sonra, Cesare Borgia’nın ilham kaynağı olduğu ideal prensin sahip olması gereken özellikleri anlatır. Günümüzde yazılan modern liderlik metinlerinin birçoğu bu bölüme gönderme yapmaktadır.

Etkili bir politik liderin özellikleri şöyle sıralanabilir:

– Büyük liderleri kendine örnek almaya istekli olmak. Özellikle Antik Roma’dan.

– Hükümetin halkın yaşam kalitesini yükseltmek için ne kadar gerekli olduğunu göstermek. Örnek olarak: Herhangi bir birey veya kurum üzerindeki kontrollü baskıyı geçici olarak gevşetmenin neticesinde oluşacak kaos ortamının etkilerini göstermek.

– Savaş sanatına hakim olmak.

– Var olan acımasızlığın ve ahlaksızlığın gücü ve dengeyi koruyabilmek için gerekli olabileceğini anlamak.

– Kaba ve ahlaksız sanılmamak için dindar görünmeye çalışmak. Makyavel, İspanya kralı Ferdinand’ın İtalya’ya dini bahane ederek saldırmasını över.

– Gerektiği yerde öğüt ve tavsiye dinleyecek kadar erdemli olmak.

– Makyavel’in etik ve politika arasında kurulacak bağlantıya fazla aldırış etmediği görünür, bu da çağdaşlarından tepki toplar. Prens merhametli, güvenilir, karşısındakini anlayan, dürüst ve güvenilir görünmeye çalışmalıdır. Fakat aslında Prens’in kudreti onun gerçekten merhametli olmasına çok az izin vermelidir.

Son bölümler İtalya’nın o zamanki durumuyla ilgili duyulan endişeleri dile getirir (İtalya’nın barbarlardan kurtarılması için teşvik edilmesi gibi..)

Prens Kitabının Girişi ve İçindekiler Bölümü

Prens’in politika hakkında yazılmış en etkileyici kitap olduğu kabul edilir. Beş yüz yıl öncesinde yaptığı insanlığın halleriyle ilgili gözlemleri bugün için de geçerli sayılabilir. Bu kitabı güç kazanması ve bu gücü tutması için Medici Ailesi’ne yazmıştır. Günümüzde “Prens” kelimesi insanları tarafından sevilen görkemli bir adam çağrışımı yapsa da, Makyavel’in prensleri bu anlamda romantik değillerdir ve gücünü korumak için sürekli savaşan kişilerdir. Prens’te anlatılan yöntemlerin birçoğu zamanında olduğu gibi günümüzde de uygulandığı görünmektedir.

Prenslikler ve Krallıklar

En başta, Makyavel var olan bütün devletlerin ve idarelerin ya Prenslik ya da Cumhuriyetle yönetildiğini söyler. Prens’te sadece Prenslik konusuyla ilgilenmiş, Cumhuriyet kısmını diğer eserlerinden birinde (Discourses) incelemiştir. Prensliklerin ilk türünün halihazırda var olan ve babadan oğula geçen, ikinci türünün de yeni kurulmuş ya da geniş bir büyüme göstererek Karma halini almış olanlar olduğunu söyler.

Babadan Oğula Geçen Prenslikler

Prenslik, hükümdarının prens olduğu servet ya da güçle elde edilen bir devlettir. Bütün prenslik türleri içinde uzun yıllar babadan oğula geçen prenslikler, geçmişte kazanılan bir aile başarısı taşıdığından yönetmesi en kolay olanıdır. Kalıtsal prensliklerde insanlar kendiliğinden prense bağlı olacaklardır, çünkü o geçmişten gelen bir soyu temsil etmektedir ve insanlar onun soyadına alışmıştır, bu yüzden halk ona doğal bir eğilim gösterecektir. Eğer dışardan bir güç tehdit ederse, güç kolayca toparlanabilir çünkü insanların yöneten aileyle ortak bir geçmişi vardır.

Sevilmek mi Daha İyidir, Yoksa Korkulmak mı?

Yazarın kitabındaki düşüncesi “Korkulan” ama nefret edilmeyen bir hükümdar olmaktır.Detaylı bir şekilde tarihsel örneklerle açıklamalara yer verdiği konu,kesinlikle üzerinde vakit ayırılması gerekli bir konu başlığıdır.

“..Ve insanlar kendisini sevdiren birinden çok,kendisinden korkulan birine zarar vermeyi pek göze alamazlar…”

Prens’in Şöhreti

Prens dünyaya yön veren bir kitaptır. İtalyan yöneticilerden sonra diğer Avrupa ülkelerine de bir düşünce akımı yaymıştır ve hala önemli devlet eleştirilerinin arasına girmektedir.

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Haftanın Kitap Önerisi: “Ulysses” James Joyce

Haftanın Kitabı.png

 

“HUKUKUN DÜSTURUDUR BU. MASUM BİR İNSANIN NAHAK YERE MAHKUM EDİLMESİNDENSE DOKSAN DOKUZ SUÇLUNUN SERBEST BIRAKILMASI DAHA EVLADIR.”

Yayımlanmasının üzerinden geçen yüz yıl boyunca hakkında yığınla efsane türetildi, daha çok tercümesinin zorluğu ve kavranmasının imkânsız oluşuyla anıldı, yazarı James Joyce’u bir bakıma ulaşılmaz yazar mertebesine taşıdı. “İçine o kadar çok bilmece- bulmaca ve zekâ oyunu koydum ki, profesörler yüzyıllarca ne demek istediğimi tartışacaklar, insanın ölümsüzlüğü garantilemesinin tek yolu da budur,” diyen Joyce hedefine çoktan ulaştı. Fakat okur katında işlerin o kadar parlak olduğunu söylemek zor. Çünkü Ulysses denince, ister istemez sözcük oyunlarının izini sürmekten perişan olmuş, göndermelerin şiddetinden bitip tükenmiş ya da daha çok ikinci sayfayı bile göremeden lanetler okuyarak kitabı elinden atmış bir okur profili geliyor insanın gözü önüne.

Ulysses’i okumak demek mutlaka göndermelerin tamamına vâkıf olmak demek değil asla. Ayrıca Joyce’un kast ettiği ve romanına dâhil ettiği bilmece-bulmacaların, mesela Oulipo’cuların romanlarında sıklıkla rastlanan şifreli, oyunlu, oyuncaklı anlayışla üretilmiş örneklerden çok farklı olduğunu söylemeliyiz.

Bu hususta enseyi karartıp Ulysses’in hükmüne boyun eğmek; bugüne dek yapılageldiği şekilde erişilemez bir derinliğe sahip olduğunu kabullenerek hakkında türetilen efsanelerden, çevirmenin takdire şayan başarısından, Joyce’un biyografisinin dikkat çekici taraflarından bahseden yazılara ve “Olay Dublin’de geçiyor”un çok da ötesine geçmeyen yorumlara kanaat etmek zorunda değiliz aslında. Ulysses’in derin, okurdan sabır isteyen ve fazladan bir okuma- araştırma uğraşı talep eden bir metin olduğu elbette açık; ancak romanda yapılan göndermelerin karşılığını, hangi metnin temel ya da model alınarak ve ne maksatla kullanıldığını, nereyi işaret ettiğini araştırıp bulmak, bu uğurda kılavuzların, ansiklopedilerin ya da Shakespeare ve Homeros’un yapıtlarının satır aralarında gezinerek şifreler çözmek ne kadar saygı duyulası bir uğraş olsa da apayrı bir disiplin olarak görülmeli ve olmazsa olmaz bir gereklilik değil okuma zevkini artırmak yönünde bir heves biçiminde algılanmalı sadece. Çünkü Ulysses’i okumak demek mutlaka göndermelerin tamamına vâkıf olmak demek değil asla. Ayrıca Joyce’un kast ettiği ve romanına dâhil ettiği bilmece-bulmacaların, mesela Oulipo’cuların romanlarında sıklıkla rastlanan şifreli, oyunlu, oyuncaklı anlayışla üretilmiş örneklerden çok farklı olduğunu söylemeliyiz. Zaten okuru da içine alan, kurguda hayati görev üstlenen oyunlar tasarlamak ve varlığını oyunlara borçlu romanlar kaleme almak Joyce’a çok uzak bir anlayış.

Kısacası kendimizi gönderme ve çağrışımlardan kutsallık veya yüce nedensellikler devşirmek zorunda hissetmediğimiz durumda Ulysses’i bir roman olarak anlama şansımız daha yüksek olur. Bu yüzden, ağırlığıyla nam salmış bir metnin, öncelikle iyi roman okuru açısından gerçek değerini ve roman tarihi içindeki yerini sorgulamak, kavranamaz oluşundan ziyade bir roman olarak nasıl bir anlayışla kaleme alındığını, nerede durduğunu araştırmak ve çağdaşlarıyla arasındaki benzerlik ya da farklılıklara eğilmek Ulysseshakkında daha sağlıklı ve ferasetli sonuçlara ulaşmamızı sağlar.

Özünde Yahudi, Protestan kilisesinin öğretilerine inanmayan, sonradan Katolik olan, ama evrime inanan Bloom; Tanrı, inanç, Hristiyanlık ve kilise kavramlarına her zaman mesafeli ve alaylı yaklaşan biridir. Bloom’un zihni aracılığıyla Joyce, başta öte dünya anlayışı olmak üzere tüm dinî değerleri ve ritüeli acımasızca yargılar.

“Zor bulursun bütün parçalarını o sabah”

Aslında basit sayılabilir bir öyküye sahip olan Ulysses, 1904 yılının Haziran ayının onaltısı, bir perşembe günü evinden çıkan Leopold Bloom’un Dublin sokaklarında geçirdiği bir günü yatay bir kurguyla ve bilinç akışı tekniğiyle nakleder. Romanın birden fazla anlatıcısı olsa da; Bloom dışında Tanrı anlatıcı, Stephen Dedalus, Gerty ve Molly bazı bölümlerde devreye girseler de; yine de sanki her şey Bloom’un zihninde yaşanır gibidir. En büyük ideali, gelip geçenlerin hayran olacakları bir afiş tasarlamak olan Bloom, atık kâğıtların, lağım farelerinin postlarının, kimyasal özelliklere sahip olan insan dışkısının ekonomik olarak değerlendirilmesi ve sabahları süt dağıtmak için köpek ya da keçi kuvvetiyle çekilen arabalar kullanmak benzeri projeler yumurtlayan bir reklamcıdır. O gün evden çıkışının birden fazla sebebi vardır; ancak muhtemelen bunlar içinde en önemlisi kalp sektesinden merhum olan Dignam’ın cenazesine katılmaktır. Bu cenaze, romanın bütününde fonda yer alarak inanca dair sorgulamaların hareket noktasını oluşturur. Özünde Yahudi, Protestan kilisesinin öğretilerine inanmayan, sonradan Katolik olan, ama evrime inanan Bloom; Tanrı, inanç, Hristiyanlık ve kilise kavramlarına her zaman mesafeli ve alaylı yaklaşan biridir. Bloom’un zihni aracılığıyla Joyce, başta öte dünya anlayışı olmak üzere tüm dinî değerleri ve ritüeli acımasızca yargılar.

-Kıyamet ve hayat benim. Nasıl insanın kalbine dokunuyor bu sözler.

Senin kalbine dokunuyor belki de iki seksen uzanıp ayaklarını papatyalara dayamış adamcağıza ne faydası var? Ona dokunması zor biraz. Duyguların makamı. Kırık kalp. Epi topu bir pompa, her gün binlerce galon kan pompalıyor. Günlerden bir gün arıza yapıveriyor, al bakalım, kendini burada buluyorsun. Etrafımızda bir sürüsü gömülü duruyor: akciğerler, kalpler, karaciğerler. Eskimiş, paslı pompalar: başka hiçbir şey değil valla. Kıyamet ve hayat. Öldün mü ölüyorsun. Şu ahiret günü inancı. Hepsini mezarlarından çekip çıkaracaklarmış. Lazar, dışarı gel! Lazar da dışarı geldi ve korundular. Ayaklanın! Ahiret günü! Sonra bütün millet kendi karaciğerini, akciğerlerini ve diğer sakatatını aramaya başlayacak. Zor bulursun bütün parçalarını o sabah. Şahane bir organizasyon şüphesiz, saat gibi işliyor. Günah çıkarma. Herkes istiyor. Sonra size her şeyi anlatacağım. Kefaret. Cezalandırın beni, ne olur. Ellerinde müthiş bir silah var. Doktordan, avukattan daha güçlüler. Kadınlar bayılıyor… Pişmanlık dediğin tamamen göstermelik. Utanmak da pek yakışıyor. Sunakta dua ediyor. Ey Meryem, Kutsal Meryem. Çiçekler, buhur, eriyen mumlar. Yüzünün kızarmasını saklıyor. Salvation Army, düpedüz taklit etmiş. Doğru yolu bulmuş hayat kadını toplantımızda konuşacak. Nasıl Rabbi buldum. Roma’dakiler pek uyanık herifler olmalı: bütün bu gösteriyi onlar sahneliyor. Çuvalla parayı da cebellezi etmiyorlar mı? Millet mirasını da bırakıyor onlara: mahallemizin şu andaki papazına, tamamen kendi takdirine bırakılmış olarak.

Kadir-i mutlak dediğiniz öyle on paralık baldır bacak şovlarına benzemez. Ben size söylüyorum, dörtdörtlüktür kendisi ve onunla ticaretin en kralı yapılır. Gelmiş geçmiş en muhteşem şey odur sakın unutmayasınız bunu. Kral İsa’ya kavuştum kurtuldum diye bağırın. Sabahın köründe kalkmaya başlaman gerekecek, evet sen, oradaki günahkâr, eğer Kadir-i Mutlak Allah’ın keyfini gıdıklamak istiyorsan. Daa dii! Aynen öyle. Rabbin arka cebinde öyle bir öksürük şurubu var ki bir yudum içtin mi ne olduğunu şaşarsın, dostum. Denemesi bedava.

Önce bir kasaba uğrayan Bloom kahvaltılık böbrek alarak evine döner; kahvaltı edip yeniden dışarıya çıkar. Sonra roman boyunca labirentin içinde dolaşıp duran fare gibi Dublin’i arşınlar ve sırasıyla, postaneye, kiliseye, mezarlığa, gazete idarehanesine, kütüphaneye, bara ve hastaneye gider. O gün yapması gereken bir diğer iş, karısı Marion Bloom, yani Molly’ye kitap almaktır ve bu yüzden kütüphanede karısının tercih ettiği bazı ‘arzulu’ romansların sayfaları arasında gezinmek durumunda kalır. Bu vesileyle Joyce, günümüzde de popülaritesini devam ettiren, hatta son zamanlarda tam bir çılgınlığa dönüşen erotik romans furyasıyla ağır biçimde dalgasını geçer. Bunu taklit bir dil üreterek, yani o kurmacaların bir benzerini yazarak yapar.

Kocasının kendisine verdiği tüm papeller mağazalardaki en şahane elbiselere, en pahalı dantelli çamaşırlara gidiyordu. Hepsi o adam içindi. Raoul için! Ağzı adamın dudaklarına şehvetli ve dolgun bir öpüşle yapışırken adamın elleri kadının deshabille’sinin içinden cömert kıvrımlarını yokluyordu.

– Geciktin, dedi adam hırıltılı bir sesle, ona şüpheyle ve dik bir nazarla baktı. Güzel kadın kenarları siyah kürklü pelerinini atıp sultanlara layık güzel omuzlarını ve nefesiyle inip kalkan gerdanını gösterdi. Kusursuz dudaklarının çevresinde varla yok arası bir tebessüm oynaşırken sakince yüzünü adama döndü.

Burada Joyce’un maksadı, erotik metin yazarlarının yöntemiyle ıslak cümleler kurarak okurda şehvet uyandırmak değil elbette; tam aksine o, “kabartma tozu” işlevi gören bu türdeki mamulleri sarakaya almak uğraşında. Mr Bloom, Molly’nin zevkle okuyabileceği bir şeyler aranırken, Rahibe Maria’nın Feci İtirafları türünde cömert kitaplar arasında bolca gezinir ve sonunda Zinanın Zevkleri adında, yukarıdaki şehvetli anlatımların da yer aldığı bir kitapta karar kılar.

Ulysses’in kitap olarak ilk yayımlandığı yıl, 1922; ancak 1914 yılından itibaren yazılmaya başlanmış. Bu tarihler, Rahibe Maria’nın Feci İtirafları veya Zinanın Zevkleri gibi metinlerin yalnız şu yaşadığımız dönemde değil, geçmişte de fevkalade, Joyce’u da çileden çıkaracak derecede ilgi gördüğünün basit ve kronolojik bir kanıtı. Bunun yüzyıllar öncesi de var elbette, Joyce’u da aşar mertebede; bu tür kitapların gelecekte, yüzyıllar sonrasında da milyonları cezbedeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

“Ödüllü hikâye için fikir”

Ulysses baştan sona mimetik bir öz üzerine kuruludur; Homeros’un Odysseia destanı şekilsel olarak romana altyapı sağlar. ‘Ulysses’ adı, Odysseus’un Latince kanalıyla İngilizceye geçmiş halidir. Ulysses’in baş karakteri Bloom sembolik olarak Odysseus’u (Ulysses’i) temsil eder. Odysseia’nın Penelopeia’sının Ulysses’teki karşılığı ise Bloom’un karısı Molly’dir. Romanda yer alan karakterler kişilikleriyle de Homeros’un kahramanlarına benzerler. Ancak romanını Homeros’un Odysseia’sı paralelinde karşıtlıklar ve koşutluklar kurarak oluşturması Joyce’un epik metinlere saygı göstereceği anlamına gelmez. Çünkü Joyce’un destan formunu yankılaması, geleneksel metinlere methiye düzmek için değil, bu türde anlatıların ipini çekmek gayesiyledir.

…seyyah Leopold oraya şifa bulmaya gelmiş idi korkunç ve ürkünç bir ejderhanın ona sapladığı bir kargı ile bağrı pek fena yaralanmış olduğu için yarasına nışadır kaymağı ile pelesenkten bir merhem yaparak elinden geldiğince deva olmuştu.

…hepsi birden cümleten Aziz Zekeriya üzerine yemin ederek dediler ki asıl ondaki alet ve edevat öyle idi ki bir adamın yapması beklenen her türlü vazifenin her birini bihakkın ifa edebilir idi. Bunun üzerine hepsi pek hakiki bir neşe ile güldüler yalnız genç Stephen ile sir Leopold hariç sir Leopold ki hiçbir vakit çok belli ederek gülmez idi çünki onda tuhaf bir ahlat var idi onu belli etmek istemez idi ve ayrıca nerede ve kim olursa olsun doğum yatağındaki kadına karşı merhamet besler idi.

Diğer bütün modernist yazarlarda olduğu gibi Joyce, tezgâhını hikâyenin bittiği yere açar. Ulysses’te Buck Mulligan’ın kendi zihni adına sarf ettiği şu söz, aslında bir yanıyla modern romanı da özetler: “Ne? Nerede? Ben hiçbir şeyi hatırlayamam ki. Yalnızca fikirleri ve hisleri hatırlarım.” Kahramanlıkların bitişini duyuran Cervantes’ten 400 yıl kadar sonra Joyce, bildiğimiz anlamda olay akışı, hikâye ve düz aktarımın bitişini duyururken hislerin, fikirlerin ve eğretilemelerin hâkimiyetindeki modern romanı müjdeler. Zaten fotoğraf ve sinemanın icadından sonra her şeyin eskisi gibi olması beklenemez. Roman sanatı, bir korunma refleksi olarak fotoğrafı çekilemeyen, filme alınamayan, hatta röportajla nakledilemeyen bir metnin izini sürer ve bu sebeple dönüşüm geçirir. Roman tarihi dediğimiz şey de bir bakıma, dönüştürme gücüne sahip yazarlar eliyle romanın kendini korumaya ve ayrıştırmaya çalışmasının tarihidir. Artık bildiğimiz romanın aynı roman olarak devam etmesi, ısrarla devam ettirilmeye çalışılması, günümüzde de sık sık karşılaştığımız “Nerede o eski romanlar?” ve “Bizi alıp götürecek romanlar yazılmıyor artık” türünde yakınmalarla eski romanın ruhunun çağrılması bir tutum olarak kolaycı, konformist, muhafazakâr ve çağdışı kalır.

Bildiğimiz anlamda romanın bitişini en keskin hamlelerle duyuran Joyce, zihinde yaşanan temsiller ve taklide dayalı temaşalarla maddesel olarak gerçekleştiği şüphe götürür, bütünüyle sembolik olay ve durumlardan bir kurgu çatar ve bunu zapt edilemez bir dil ve bölük pörçük bir zihnin dizginlenemez çağrışımlarıyla ve yoğun bir alayla bezer.

1918 yılında tefrika edilmeye başlanan Ulysses’i, Joyce’un 1914 yılında yazmaya başladığı bilinir. Buddenbrooklar’ı modern romanlar arasında saymazsak (ki saymamak için elimizde çok sayıda geçerli neden var) Thomas Mann’ın Tonio Kröger’i 1903, Venedik’te Ölüm’ü 1912’de, Robert Musil’in Genç Törless’i 1906’da, Proust’un Swan’ların Tarafı 1913’te yayımlanmıştır. Bu tarihlerde Kafka’nın eserlerinin büyük kısmının yazılmış ama daha yayımlanmamış olduğu iddia edilir. Saydığımız romanlar, her ne kadar modern romanın tarihi için vazgeçilmez öneme haiz de olsalar, klasik anlatılara karşı Ulysses çapında bir yıkıcılık içermezler. Bildiğimiz anlamda romanın bitişini en keskin hamlelerle duyuran Joyce, zihinde yaşanan temsiller ve taklide dayalı temaşalarla maddesel olarak gerçekleştiği şüphe götürür, bütünüyle sembolik olay ve durumlardan bir kurgu çatar ve bunu zapt edilemez bir dil ve bölük pörçük bir zihnin dizginlenemez çağrışımlarıyla ve yoğun bir alayla bezer. Joyce’un itirazı elbette sadece erotik romanslar ya da epik metinlerle sınırlı olmadığından polisiye de dâhil olmak üzere tüm ucuz, hazır ve kolaycı üretimler bu alaydan nasibini alır.

Kurutma kâğıdını öbürünün üzerinden de geçireyim ki okuyamasın. Bak ödüllü hikâye için fikir. Dedektif kurutma kâğıdının üzerinden bir şey okuyor. Sütun başına bir gine altını ödül.

“Yaşadığımız şu dünyanın minyatür bir portresi”

“Kurutma kâğıdını öbürünün üzerinden de geçireyim ki okuyamasın,” cümlesi aslında Bloom’un karısından gizlediği bir mektuba ilişkin söylenir. Aldatma olgusu, romanda iki yönlü yaşanır; karısını aldatma çabalarından asla vazgeçmeyen ve bunun çok da büyütülmemesi gerektiğini düşünen Bloom, cebinde Molly’ye aldığı Zinanın Zevkleri adlı kitapla Dublin’i boydan boya turlarken, karısının onu Blazes Boylan’la aldatıyor olma ihtimalini kafasında taşıyarak ıstırap çeker. Doğum hastanesinin bekleme salonunda Stephen Dedalus ve arkadaşlarına takılır, aralarında yoğun tartışmalar yaşanır.

Takip eden tartışma kapsamı ve gidişatıyla hayat macerasının bir özeti gibiydi. Ne mekânın ne de meclisin vakarında bir noksan vardı. Tartışmacılar memleketin en keskin zekâlılarıydı, ele aldıkları konu da konuların en yücesi ve en hayati olanıydı.

Buna bir de tesadüfen rastlaşmaları, dans, arbede, haydan gelip huya gidergillerden denizci eskisi, gece kuşları, tüm bu vakalar galaksisi, hepsi birden eklenince karşımıza yaşadığımız şu dünyanın minyatür bir portresi çıkıveriyordu.

Stephen Dedalus, romanda Odysseus’un oğlu Telemakhos ile özdeşleştirilir ve her geçen sayfa roman içindeki ağırlığı artar. İkisinin birlikte gerçekleştirdikleri yolculuk, Odysseia’ya yapılan göndermeleri bir kenara bıraksak da, simgesel anlamda önemlidir. Çünkü babası 70 yaşında bir otel odasında zehir içerek intihar eden, hayatının sonraki bölümlerinde babasının ölüsünün yüzü sık sık gözlerinin önüne gelen, kendi oğlu doğumdan birkaç gün sonra ölen ve erkek evlat özlemini daim içinde yaşatan Bloom, önce bir meyhaneye, sonra da geneleve giden ve kendisi için erkek evladı simgeleyen Stephen Dedalus’un peşine bir biçimde takılmış sayılır (Bloom’un kendi kızı Milly romanda hiç görünmez, sadece zihinde ve aktarımlarda belirir). Konuştukları konuların kaydını tutmak imkân dahilinde değildir. Burada yer alan soru- cevap kısmında yazılmış olan uzun bölüm, röportaj romana bir gönderme olarak da okunabilir.

Güzergâhları esnasında eşbaşkanların eşeledikleri meseleler nelerdi?

Müzik, edebiyat, İrlanda, Dublin, Paris, dostluk, kadın, fuhuş, beslenme, gaz ışığının yahut ark lambalarıyla ampullerin yanıbaşlarındaki parahelyotropik bitkilerin boy atmaları üzerindeki etkisi, belediye tarafından acil durumlarda kullanılmak üzere ortalık yere konabilecek çöp kovaları, Roma Katolik kilisesi, papazların evlenmemesi, İrlanda milleti, cizvit eğitimi, kariyerler, tıp tedrisi, geçirdikleri gün, şabat arifesinin muzır etkisi, Stephen’ın düşüp bayılması.

Sarhoş ve asabi Dedalus genelevde olay çıkarır, sonra da bir İngiliz askerine sataşır. Bu çocuklukları yaparken koruyucu kollayıcı misyonla yanında gerçek babası değil, simgesel babası Bloom yer alır, ona destek olur. Ancak Bloom’un o kadar da gönülden ve iyi niyetli olduğunu söylemek için biraz erkendir, çünkü bir yandan da Stephen üzerine ticari planlar kurgular.

Böylesine fenomen derecesinde güzel bir tenor ses nimetlerin en enderiydi, Bloom daha ilk notayı duyar duymaz değerini anlamıştı bu sesin… olması gerektiği gibi işlenirse bir de nota okumayı bildiğini de hesaba katarsak artık ne fiyat isterse çekebilirdi böyle bir sesle çünkü baritonların bini bir paraydı.

Sonunda Bloom, Stephen Dedalus’u evine götürür. Bu, bir babanın oğlunu tehlikelerden koruyup eve çağırmasına benzetilebilir. Sonunda ayrılırlar ve Bloom karısının yanına yatmaya gider. Diğer modernist yazarlarda da görüldüğü üzere Joyce, günlük olaylara ve sıradan eylemlere bilimsel bir çerçeveden bakar. Bu çok bildik bir modern tutumdur; Musil’de en keskin ve belirgin biçimde kendini hissettiren bu tutum, Svevo, Proust ve Broch’un metinlerinde de yaygın olarak gözlenir.

Ayrılık esnasında, her biri yekdiğeriyle, nasıl vedalaştı?

Aynı kapıda dikey olarak ve kapı tabanının değişik taraflarında durarak, veda için uzanmış kollarının çizgileri herhangi bir noktada kesişerek ve iki adet dik açının toplamından daha az olan herhangi bir açıyı yaparak.

Leopold Bloom karısının yanına uzanır ve bundan sonra Mrs Marion Bloom, yani Molly’nin uzun ve noktasız iç monoloğu ile roman sonlanır.

Evrenselliği konusunda herhalde kimsenin şüphe duymayacağı Ulysses tamamen yerel, kopmamacasına kendi toprağına ve insanına bağlı bir anlatı. Ulysses’in evrenselliğinin alâmeti, aslında tam da yerel olması.

“Vazife çağırınca İrlanda bugün her adamdan”

Daim tartışılır durur; bir yapıtın evrenselliği ne ile ölçülür? Coğrafyamızda evrensellik, ekseriyetle başka milletlerle kurulan münasebetler ya da maddesel bağlarla ilişkilendirilir. Evrensel olma iddiasındaki metinlerde çokluk mekân, memleket ve coğrafya değişir, akıştan bağımsız kıta aşırı hadiseler cereyan eder. Peki, seyahat halindeki karakterlerin veya gözü kulağı dışarıda bir anlatıcının varlığı bir romanın evrenselliğinin teminatı mıdır? Ulysses’le birlikte bu soruyu tekrar sormakta yarar var. Evrenselliği konusunda herhalde kimsenin şüphe duymayacağı Ulysses tamamen yerel, kopmamacasına kendi toprağına ve insanına bağlı bir anlatı. Ulysses’in evrenselliğinin alâmeti, aslında tam da yerel olması. Bu yerellik, inandırıcılık ekseninde de önemli; çünkü kendi toprağının ve insanının çelişkilerini aktaran birinin transfer edilen dertlerden mustarip birine göre daha konsantre, inandırıcı ve donanımlı olması beklenir. Bu açıdan Ulysses, bir Ulusal Ses olarak da okunabilir. İrlanda’nın bağımsızlığı sorunu, topyekûn yaşanan bir aşağılık kompleksi, yerel özgürlük mücadelesi yöntemleri, İrlanda’ya has hastalıkların nesillerce taşınması vesaire salt İrlanda’ya dair olmaktan çıkar, bir yerden sonra bütün memleketlerin anladığı, anlamaya çalıştığı, kısmen yaşadığı olgulara dönüşür.

aynı şu cehennem fikri gibi, piyango ve sigorta da öyle, tıpatıp birbirinin aynı prensipler üzerine kuruluydu bunlar da, zaten başka hiçbir neden olmasa da işte bu nedenle şu cankurtaran pazarları kurumunu takdir etmek gerekiyordu, ülkenin iç tarafları ya da kıyıları fark etmez, nerede yaşarsa yaşasın, tüm kamuoyunun bu şekilde ayaklarına getirilen bu hizmete minnettar kalmaları gerekiyordu, ayrıca liman yöneticilerine ve sahil güvenlik servisine de, onlar da yelken mekanizmalarına adam koyup doğa koşullarına maruz kalarak çıkıp gezmek zorunda kalıyorlardı, mevsim ne olursa olsun, vazife çağırınca İrlanda bugün her adamdan vesaire.

Düşünürsen sırf birileri yan sokakta yaşıyorlar ve başka bir lisan konuşuyorlar diye onlardan nefret etmek de saçmalığın daniskası. Bloom.

Tüm bu sefil tartışmalar, naçizane kanaatince, tüm bu düşmanlık tohumu ekmeler, -artık insan kafasındaki hırçınlık çıkıntısı yüzünden midir yoksa bir bezenin salgısı mıdır o tarafını bilemiyordu fakat bunların falanca şeref meselesinin ıncığının cıncığından ya da vatan millet bayrak meselelerinden çıktığını sananlar yanılıyordu- hepsinin dönüp dolaşıp bağlandığı yer yine para meselesiydi her şeyin arkasında bu vardı, açgözlülük ve tamah vardı, insanlar hiç nerde durmaları gerektiğini bilmiyorlardı.

Ulysses’i yorumlamak, aslında biraz kutsal kitapları yorumlamak gibidir. Anlam her tarafa çekilebilir, göndermeler arasında edebî, tarihî, dinî ve sosyal sayısız bağlantı tespit edilebilir. Zaten genelde modern romancılar kutsal metin yazımında peygamber olduğunu iddia eden kişilerle yarışacak düzeyde ve kıvamdadırlar. Modern yazarlar, bir açıdan Tanrı’ya şirk koşarlar; sıfırdan, bütünlüklü, bireye özgü ve zihinde yaşayan bir dünyayı tasavvur ederler, anlatımlar çoklukla semboliktir. Ancak burada bahsi geçen “kutsallık” vurgusunun tamamen yazarın kendi eserine bakışına dair bir vurgu olduğunu öncelikle belirtmekte yarar var. Zira Joyce ve diğer modernler, kutsal anlatıların, dinî kıssaların da çoğu kez taklidini üreterek mizahını yapacak kadar kutsallığa değer atfetmekten uzak yazarlardır.

Joyce’un metninde modernizm adına bir sorun olarak algılanabilecek şey, “eğer bir gün Dublin yok olursa, onu benim romanıma bakarak tekrar inşa edebilirler,” şeklindeki kendi açıklamasında da görülebildiği gibi, bir haritacı iştahıyla sokakların, caddelerin arşınlanması ve sabırla, uzun uzun not edilmesidir. Romanın bazı bölümlerinde bu tavır, fikirlerin ve hislerin de üzerinde bir egemenlikle yer alır ve asla bir taklit eğiliminden kaynaklanmaz. Sokaklar, caddeler, boyuna, boyunca, kadar yürümeler, oradan, buradan, bir köşeden, bir caddeden aşmalar, dönmeler, tepmeler, geçmeler bir yerden sonra can sıkmaya başlar. Ayrıca mesela Musil’in Niteliksiz Adam’ına bakarak Viyana’nın tek bir çeşmesini bile yerli yerine koyamazsınız. Zaten modern romanda böyledir; taşlarla, kemerlerle, eylemlerle ya da duygu selleriyle değil fikirlerle yazılan modern romana bakarak değil kent kıytırık bir sokak lambası bile dikemezsiniz.

Siz fazla aldırmayın Ulysses’in asık suratlı, ciddi bir roman olduğunu iddia edenlere. Öyle de olsa, her göndermenin, her çağrışımın profesörü olmak zorunda değil kimse.

Bugüne kadar UluSes ya da UlviSes türünde ses benzetmeleri ışığında çok ağır bir metin, anlaşılamaz bir roman, asla kavranamaz bir göndermeler bütünü şeklinde yansıtılan Ulysses’e yaklaşmak için, Armağan Ekici’nin güncel argolarla bezeli şahane çevirisi, aslında çok iyi bir fırsat. Siz fazla aldırmayın Ulysses’in asık suratlı, ciddi bir roman olduğunu iddia edenlere. Öyle de olsa, her göndermenin, her çağrışımın profesörü olmak zorunda değil kimse. Dinî kurumların ticari mekanizmalarını teşhir eden, kolaycı üretimlerin ipliğini pazara çıkaran, ulusal hastalıkları serip döken, cinsiyete özgü yalpalamaları denetimsiz yansıtan, en önemlisi klasik gerçekçi romanın bitişini duyuran ve bütün bunları yaparken de muzip muzip gülümseyen bu fevkalade eğlenceli, oyunlu, müstehcen, mizahi, edepsiz ve zapt edilemez metni okumanın zevkinden kendinizi mahrum etmeyin. Yazıktır.

 

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Haftanın Kitap Önerisi: “Düşüş” Albert Camus

Happy World Book Day!.png

 

 

“İNSANLAR GÖSTERDİĞİNİZ NEDENLERE, İÇTENLİĞİNİZE VE ACILARINIZIN AĞIRLIĞINA ANCAK SİZ ÖLDÜĞÜNÜZDE İNANIRLAR. HAYATTA OLDUĞUNUZ SÜRECE DURUMUNUZ KUŞKULUDUR, ANCAK ONLARIN KUŞKUCULUĞUNU HAK EDERSİNİZ.”

Düşüş ya da orijinal adıyla La Chute, Albert Camus’nün 1956 yılında yayımlanan romanıdır. Aslında kitap için roman demek pek doğru değil daha çok Camus’nün insan varlığının absürtlüğünü anlattığı 99 sayfalık bir monologdur. Düşüş’ü incelemek, Albert Camus’nün bu kitabı neden yazdığını anlamak için Albert Camus’nün ortaya koyduğu “absürtlük” konusunda bilgi sahibi olmak, Camus’nün temsil ettiği felsefi akımı iyi sindirmiş olmak gerek ki bu da epey zor bir iş. O yüzden bu yazının aslında bir inceleme mahiyeti taşıyacak kadar iddialı olmadığını söyleyerek söze başlamakta fayda var.

Kitapta bir olay örgüsünden söz etmek pek mümkün değil. Kısaca Jean Baptiste Clemence isimli karakterin Amsterdam’da bir barda geçmişiyle hesaplaşması, yaşadıklarını ve düşüncelerini karşısına çıkan bir (ya da birkaç) kişiye aktarması şeklindeki monologlar üzerine dönen bir eser Düşüş. Clemence karakterinin temsil ettiği “modern insan” ve Clemence’in kendiyle ve modern insanla hesaplaşması kitabın ana eksenini oluşturuyor ve Camus Clemence’in ağzından sıkça Avrupa’nın modern insanını “Onlar gazete okurlar ve zina yaparlar.” gibi cümlelerle eleştiriyor.

Clemence, kendini başlarda iyi niyetli, yardımsever ve dost canlısı olarak tanımlarken, kitabın sonlarına doğru kendine ve etrafına ne kadar yabancılaşmış olduğunu görüyoruz. Clemence’in iyi bir insan olup olmadığı hakkında net bir yargıya varmak zor zira hepimizin zaman zaman yaşadığı, olaylar karşısında aldığı duruş, Clemence’in karakteri konusunda bu yargıya varmamızı engelliyor, doğru ve yanlış arasındaki sınırı okuyucu kendi belirliyor.

Albert Camus’nün bu noktada Clemence’in mesleğini avukatlık olarak seçmesi elbette tesadüfi bir şey değil. Clemence’in başlarda geçmişini anımsarken yaptığı savunmalar, doğru ile yanlış arasındaki keskin fikirleri ve yargı meselesi kitapta önemli bir yere sahip. Savunduğu iyi ve kötü insanları hatırlarken Clemence, zaman geçtikçe kendi başarılarının ve iyiliklerinin, başarısızlığa ve kötülüğe dönüştüğünü görür fakat doğru­yanlış ayrımında etrafındaki bütün insanlar hakkında yargıda bulunmaktan geri durmaz. Kendi üzerinde yapılan yargılamalar konusunda ise başlarda umursamaz gibidir fakat sonlara doğru bu yargılardan kaçmanın yollarını arar.

Yargılama meselesi Düşüş’ün temel meselelerinden biri. Daha evvel de belirttiğim üzere, Clemence’in bir avukat oluşu, yargılamanın kitapta ne kadar önemli bir yerde olduğunu kanıtlar nitelikte. Clemence karakteri, insanın amacının yargılamak olduğunu ve yargılamadan kaçmanın yalnızca başkasını yargılamaktan ya da ölümden geçtiğini bize açıkça gösteriyor. Clemence yargılamayı seçmiştir fakat yargılama ile ölüm arasında bocalamaktadır. Paris’te bir köprü üzerinde şahit olduğu bir intihar eylemi, “Düşüş” kavramının kitaptaki önemli tezahürlerinden biri olduğu gibi Clemence’in de bocalayışını ve varoluşun anlamsızlığını göstermektedir.

Öte yandan “Düşüş”, Clemence’in de belirttiği üzere Ortaçağ’daki boğuntu hücrelerinde insanın yaşadığı bir deneyime benzer. Uyanıklık bir çömelme ise uyku bir düşüştür. İnsan, varoluşu karşısında hiçbir zaman rahat değildir. Sartre’ın da belirttiği gibi arkada sırıtan bir palyaçodur, hayatın bütünü anlamsızdır. Burada şunu soran sesleri duyar gibiyim: “Madem hayat bir kaos ve yaşam anlamsız, o zaman neden ölmüyoruz?”. Camus bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Ölüm de yaşamın kendisi kadar anlamsız olduğu için insanın kendi eliyle hayatına son vermesi de anlamsızdır.”. Yani Camus’nün felsefenin en temel problemi olarak tanımladığı “intihar” kavramı da hayatın kendisi kadar anlamsızdır ve bu sebeple insan yaşamı seçmeye zorunludur.

Clemence’in, insanlara karşı takındığı tavır riyakâr bir tavırdır. İnsanın hayatta dostları olması gerektiğini söylerken, sonunda “Dostlarım yoktur benim yalnızca yardakçılarım vardır.” der ve öldükten sonra onu kimin hatırlayacağı konusunda düşünür ve bir süre sonra varoluşunun unutulacak olduğu sonucuna vararak şunu ekler : “Ölülere karşı neden daha dürüst ve cömertizdir? Nedeni basit, çünkü onlara karşı yükümlülüğümüz yoktur.”.

Camus’nün bu eserinde şu yargıya vardığını söylemek gerek: “Ölüm yalnız başına olur. Kölelik ise ortaklaşadır.”. Modern insan ölüme kadar topluma bağlıdır, toplumun değer yargıları karşısında çıplaktır ve köleleştirilmiştir. Kitap yalnızca bir modern insan ve modern hayat eleştirisidir: “Evet, cehennem böyle olmalı: Tabelalı caddeler ve düşüncesini anlatma olanaksızlığı. İnsan kesin olarak sınıflandırılmıştır.”. İnsan, çözülmeyen ve çözülmesi de mümkün görünmeyen bir davanın peşinde Joseph K. gibi koşturup durur. K, gibi Şato’ya ulaşmaya çabalar ve Gregor Samsa gibi her sabah başka bir kimlikle uyanır. İşte Camus ile Kafka arasındaki ortak nokta, modern insanın yaşadığı bu “Korku Çağı”nı tüm gerçekliğiyle insanın yüzüne vurmaları olarak tanımlanabilir. Bu açıdan bakıldığında Camus de Kafka gibi önümüze cevaptan çok soru koymaktadır.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Site Yönetimleri Hakkında Merak Edilenler!

Günaydın... Kopyası Kopyası.png

 

  1.    Site yönetimlerinin tüzel kişiliği yoktur.  Siteler Vergi Usul Kanuna ve /veya Türkiye Muhasebe Standartlarına tabi değildir.  Siteler şirket, dernek, kooperatif vb. organizasyonların mevzuatına tabi değildir de site yönetimlerinin  temel bir mevzuatı da yoktur. Site yönetimlerine yukarıda sayılan organizasyonların mevzuatını yamamakla oluşan bohça mahkemelerimizi boş yere oyalamakta, özel hayatın temel güvenlik hissi olan komşuluk ilişkilerine zarar vermektedir.
  1.    Siteler çok sahiplilikten dolayı, sahipsizdir.Oysa siteleri kişiler değil mevzuatlar yönetir, kişiler sitelere ancak ve sadece hizmet edebilir.  Bu mevzuat da profesyonel ve saha tecrübesi ile akademik süreç geçirmiş danışman-yöneticilerce hazırlanacak veya revize edilecek yönetim planının yanında site yaşam rehberi ile mümkün olabilmektedir.
  1.    Site yönetimlerinin oturum senaryosuna endeksli profesyonel tasarımı yapılmazsa , yöneticiler asıl görevlerini yönetmek, denetiçilerde denetlemek sanırlar.Oysa akıllıca tasarlanmış teknik aletlerin adların da olduğu gibi, bu pozisyonların isimleri de amacı değil, amaca (vizyona) aracılığı (misyonu) anlatırlar. Site yönetimlerinin amacı, site emlak değeri ve sakinler memnuniyetini artırmak, denetiçilerin görevi ise bu amaca hukuki-mali-idari-sosyal kaygılarla alınmış kat malikleri kurulu karalarına (malik iradesine) sadık olarak ulaşılmasını takip etmek ve raporlamaktır.
  1.    Siteleri, yöneticiler yönetmez; kat malikleri değil, kat malikleri kurulu yönetir.Siteleri denetiçiler denetlemez, kat malikleri kurulları denetler. Sitelerde tek karar mercisi  kat malikleri kuruludur. Kat malikleri kurulu, yetkilendirdiği yöneticiler(vekiller) üzerinden yalnızca hizmetleri taşere edebilirler, yönetim  sorumluluğunu kimseye bırakamazlar. Ülkemizde, KMK madde 34 hükmü anlamında yalnızca bir yönetim firması vardır.
  1.    Çünkü; site yönetimi; 634 sayılı kat mülkiyeti kanunu ve bu kanuna endeksli olarak hazırlanmış Yönetim Planı / bu kanunun atıf yaptığı diğer kanun ve yönetmelikler çerçevesinde atanmış veya seçilmiş , Yönetici/Yönetim Kurulları-Denetici/Denetim Kurulları,Kat Malikleri Genel Kurulları vb. Organlar üzerinden tanımlı alanlarda, hukuki-mali-idari-sosyal boyutlu bir yapıda, personel-malzeme-eğitim-prosedür dörtgeninde; güvenlik-temizlik-teknik –idari işlerden oluşan dört temel hizmeti sakinler memnuniyeti ve emlak değerini artırıcı vizyon üzerinden idari ve saha hizmetlerini tahmini bütçe yaklaşımı ile hakimin müdahalesine açık, gerçekleştirme sürecidir.   
  2. Site yönetimlerinin vizyonu, tam da Kat Mülkiyet Kanunu’na uygun,  uzlaşmacı hukuki- şeffaf mali- verimli idari ve zengin sosyal bir yapısalda, ekip-ekipman-eğitim-prosedür dörtgenindeki organizasyonla, sakinlerin kendilerini özel hissedebileceği daha güvenli- daha bakımlı- daha temiz yaşam alanları oluşturarak sürdürülebilir emlak değeri artışı ve sakinler memnuniyeti sağlamak amaç ve vizyonunda olan yönetici-denetiçi ve yönetim profesyonellere büyük faydalar sağlayacak şekilde olmalıdır.
  3.    Kanun koyucunun, tüzel kişiliksiz olarak tanımlayıp, her türlü hukuki desteği verdiği ve kat malikleri kurulu iradesini yetkilendirdiği tek organizasyon olan site yönetimleri hakkında bazı resmi otoritelerden özel-resmi bir mevzuat beklemek  site yönetim kültürü ve disiplinine haksızlık olacaktır. İleri bazı ülkeler gibi, site yönetim gönüllülerinin kendi özel standartlarda kültü-mevzuat oluşturulması yakındır.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Veraset ve İntikal Vergisi Nedir?

Günaydın... Kopyası.png

 

 

Veraset ve İntikal Vergisi Nedir?

Veraset ve intikal vergisi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilere ait mallar ile Türkiye’de yer alan malların veraset yoluyla ya da ivazsız olarak herhangi bir şekilde bir kişiden diğer kişiye intikal etmesi (geçmesi) sonucu ödenmesi gereken vergi türüdür. Ayrıca Türk vatandaşlığı olan herkesin yurt içi ya da yurt dışı olduğuna bakılmaksızın aynı yollar ile mal edinmesi de bu vergi kapsamı içine girer.

Veraset ve İntikal Vergisi Muafiyet Durumları

 

  • Miras yoluyla geçen ev eşyaları veya aile hatırası olarak kabul edilen mallar
  • Çocuklar ile eşten her birine düşen miras paylarının 2019 yılı itibariyle 250 bin 125 TL’si, yalnızca eş olması durumunda miras payının 500 bin 557 TL’si, (Şehit yakınlarına bu tutarının bir katı daha fazla istisna tutarı sağlanır)
  • Karşılıksız, hibe yoluyla verilen intikallerin ve şans oyunlarında kazanılan ikramiyelerin 5 bin 760 TL’si
  • Sadakalar
  • Örf ve adetlere uygun olarak verilen hediye ve cihazlar (gayrimenkuller hariç)
  • Dul ve yetimlere bağlanan aylıklar, toptan yapılan ödemeler ve ikramiyeler
  • Emekli ikramiyeleri
  • Bakanlar Kurulunca sağlanan muafiyetler (Ticari plaka sahiplerine dağıtılan tutarlar, vergi muafiyeti tanınan vakıflara sağlanan mallar vb.) en önemli istisnaları oluşturur.

 

Veraset ve İntikal Vergisi 2019 Oranları

Matrah Veraset Vergi Oranı İvazsız Vergi Oranı
İlk 290 bin TL için %1 %10
Sonra gelen 700 bin TL için %3 %15
Sonra gelen 1 milyon 500 bin TL için %5 %20
Sonra gelen 2 milyon 700 bin TL için %7 %25
Matrahın 5 milyon 190 bin TL’yi aşan bölümü için %10 %30

 

Veraset ve İntikal Vergisi Ne Zaman Ödenir?

Veraset ve intikal vergisi birinci taksit ödemeleri 1 Mayıs 2019 tarihi itibariyle başladı. Birinci taksit ödemeleri Mayıs ayı sonuna kadar devam edecek. Veraset ve intikal vergisi ikinci taksit ödemeleri ise 1 Kasım 2019 tarihinde başlayarak Kasım ayı boyunca devam edecek.

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Kabul Gören Gayrimenkul Danışmanlarının Özellikleri!

Endeks (4).png

 

En iyi performans gösteren gayrimenkul danışmanları,  her kesimden insanla iletişim kurma konusunda rahattır, faaliyet gösterdikleri alanı derinlemesine kavrar ve iddialarını desteklemek için güçlü bir satış geçmişine sahiptir. Aynı zamanda her satışın aynı olmadığını kabul ederek, yaklaşımını müşterilerinin özel ihtiyaçlarına göre uyarlar.

İşte tecrübeli, doğru iletişim kurabilen ve sevilen gayrimenkul danışmanlarının özellikleri…

İyi bir iletişimcidir

Ev almak yada satmak isteyen potansiyel bir müşteri için iyi iletişim kuramayan bir gayrimenkul danışmanı ile çalışmak stresli olabilir. Emlak piyasası zamana duyarlıdır, bu yüzden mevcut durum hakkında müşterinizi sürekli olarak bilgilendiren bir gayrimenkul danışmanı olmanız önemli.

İletişimin gücünü kullanabilme yeteneği hem yüksek müşteri memnuniyetinin hem de daha çok emlak satışı ve kiralamasının garantisidir. Emlak sektöründe iletişim kurmak olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bu sebeple etkili iletişim, pazarlama gibi konularda uzman olmalısınız. Müşterilerinizle iletişim kurarken güvenilir ve kibar olmaya dikkat etmelisiniz.

Motive eder

Ev satın alma ya da satma süreci zorlu olabilir ancak müşteri, gayrimenkul danışmanının kendisini desteklediğini hissederse karar verme süreci hızlanır. Müşterinizin verdiği karardan sonra mutlu hissetmesini sağlamak, sizin de iş motivasyonunuzu artıracaktır.

Her durumda pozitif olmayı başarırsanız, çevrenize de bu olumlu enerjinin yayılacağından şüpheniz olmasın. Pozitif tavrınız müşterilerin kararlarını olumlu yönde etkileyecektir.

Gayrimenkul danışmanları için müşterilerini gayrimenkulle ilgili her konuda bilgilendirmek, nazik ve olumlu bir iletişim dili kullanmak önemli bir ayrıntı. Bu şekilde daha uzun ömürlü ve sağlıklı bir iletişim kurabilirsiniz.

Bölgesinde uzmandır

Sevilen gayrimenkul danışmanları öncelikle bölgeyle ilgili konulara hâkimdir. Hizmet verdiğiniz bölgede son aylarda en çok hangi konut tipinin ilgi gördüğünü, konut satış ve kira değerlerinin ortalama fiyat bilgilerini müşterilerinize sunmalısınız.

Özellikle konut yatırımı yapmak isteyecek müşterilerinizi yönlendirmek için yeni konut projelerinden kültürel-sosyal yatırımlara, yakın gelecekle ilgili nüfus yoğunluğu tahminlerinden ulaşım alanında önümüzdeki beş yılı kapsayan gelişmeleri takip etmeniz de bölgenizde uzman olduğunuzu gösterir.

Müşterilerinin zamanlamasını bilir

Müşterilerinizin gayrimenkul satışı yapmak veya satın almak için acelesi olup olmadığını bilmeniz gerekir. Yakın zamanda yerleşmek için ev satın alıyorlarsa kısa zamanda daha sık iletişim kurmalısınız. Eğer müşterinizin acelesi yoksa portföyünüzdeki alternatifleri sunabilir, aradığı gibi bir gayrimenkul bulmak için uygun zaman konusunda bilgilendirebilirsiniz.

Referans vermekten çekinmez

Hizmet verdiğiniz bir müşteriniz sizi çevresindeki birçok kişiye önerebilir. Sevilen bir gayrimenkul danışmanı olmak aynı zamanda güven vermektir. Müşterilerinizle güçlü bağlantılar kurmak, başarıyı da sürdürülebilir kılar. Potansiyel müşterilerinize, mutlu müşterinizi referans göstermeniz, güvenilir bir gayrimenkul danışmanı olduğunuzun da ispatıdır.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Rusların Türkiye’den Gayrimenkul Satın Alma Nedenleri!

Endeks (3).png

 

Rus basını, Rusya vatandaşlarının Türkiye’den kitlesel halde gayrimenkul satın almaya başladıklarını yazdı. İşte Rusların Türkiye’den gayrimenkul satın alma nedenleri…

Rus basını, Rusya vatandaşlarının Türkiye’den kitleler halde gayrimenkul satın almaya başladıklarını yazdı. Kommersant FM radyosuna göre Rusların gayrimenkul satın alma tercihleri arasında Türkiye’nin ilk sırada yer almasının birkaç nedeni bulunuyor.

Sputnik’te yer alan habere göre; ülke dışından mülk satın almak isteyenler için hizmet eden Rusya merkezli Distant Property emlak şirketinin genel müdürü Natalya Zavalişina, Türkiye’den mülk satın almak isteyen Rus vatandaşların deniz kenarında çok pahalı olmayan konutları tercih ettiklerini ifade etti.

‘KİRAYA VERİP HARCADIKLARININ YÜZDE 10’UNU BİR YIL İÇİNDE GERİ ALIYORLAR’

Rusların bu konutları satın aldıktan sonra kiraya verdiklerini sözlerine ekleyen Zavalişina, bu yolla bir yıl içinde konutu satın aldıkları fiyatın yüzde 10’unu geri alabildiklerini kaydetti.

RAHAT APARTMAN DAİRELERİ VE LÜKS ÇATI KATLARI, TERCİHLERİNİN İLK SIRALARINDA

Ayrıca Zavalişina, Rusların satın alma tercihleri bakımından deniz kenarındaki konutları, rahat apartman daireleri ve lüks çatı katlarının izlediğini kaydediyor.

Kommersant FM’in haberine göre, Rusların Türkiye’den kitlesel olarak gayrimenkul satın almalarının birkaç nedeni bulunuyor. Bunlardan birisinin, Türk lirasının önemli ölçüde değer kaybetmiş olması olduğu ifade edildi.

‘LİRA DEĞER KAYBETTİ, MÜLK SAHİPLERİ İNDİRİM DE YAPIYOR’

Rusya merkezli uluslararası emlak sitesi Trania.ru’nun Türkiye satış yöneticisi Mariya Jaraya, bir gayrimenkulun eskiden 100 bin dolara tekabül eden fiyatının şu anda 60 bin dolara denk geldiğini yani, neredeyse yarı yarıya ucuzladığını ifade ediyor. Ayrıca, Türkiye’deki gayrimenkul sahiplerinin yüzde 10-15 oranında indirim sunuluyor.

‘ÇOCUKLARININ GELECEĞİ İÇİN YATIRIM’

Rusya Büyükelçiliği: Vize kararı muadil önlemler alındıktan sonra yürürlüğe girecek Jaraya, çocuklarının eğitim görmesi için daha sonra Türkiye’ye yerleşmeyi planlayan Rus ailelerin sıklıkla İstanbul,  Ankara ve İzmir’den gayrimenkul satın aldıklarını da vurguladı.

‘TÜRK VATANDAŞLIĞINA HAK KAZANMAK KOLAYLAŞTI’

Kommersant FM’e göre, Rusların gayrimenkul satın alma tercihlerinde Türkiye’nin öne çıkmış olmasının bir diğer nedeni de, bu ülkeden vatandaşlık alma sürecinde kolaylıklar sağlanmış olması. Türkiye vatandaşı olabilme hakkı kazanmak için eskiden gayrimenkule 1 milyon dolar yatırım yapmak gerekiyor iken, geçen sonbaharda çıkarılan bir kararla bu yatırım miktarı 250 bin dolara kadar düşüyor.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Haftanın Kitap Önerisi: “Her Şey Seninle Başlar” Mümin Sekman

Happy World Book Day! (2)

 

Bir insanın bir başarılı olmasını engelleyen başlıca sebepler;

Atalet, eylemsizlik halidir. Fizikten bildiğimiz üzere nesneler sabit duruyorsa hareket etmek istemez, hareket ediyorsa durmak istemez. İnsanlar da harekete geçmek kendilerini motive edemiyorlarsa ve dışarıdan da bir motivasyon edici etken bulunmuyorsa harekete geçmezler. Dış etkenler belki de bizi hiçbir zaman motive etmeyeceği düşünüldüğünde, kendi kendini motive etmenin önemi anlaşılmaktadır.

Cam Tavan Sendromu; bilim adamları bir grup pireyi cam bir fanus içine koyar ve üstünü bir cam kapak ile kapatır. Fanus yüksekliği 30 cm’dir. Zemin yavaş yavaş ısıtılmaya başlanır, ısıdan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır. Fakat anlamadıkları bir şeye (üstteki cam kapağa) çarpıp yere düşerler, tekrar ısı nedeniyle zıplar ve yine çarpıp düşerler. Bir süre sonra kapak kaldırılır, fakat pireler fanustan kurtulamazlar. Çünkü ne olduklarını anlayamadıkları cam kapağa çarpa çarpa 30 cm’den daha az zıplamayı öğrenmişlerdir. Bizler de hayatımız boyunca yaptığımız işlerde benzer şekilde ne olduğunu anlayamadığımız sorunlar yaşayabiliriz, fakat biz de pireler gibi davranıp anlayamadığımız şeyleri öylece kabul edersek olduğumuz yerde sayarız.

Öğrenilmiş Çaresizlik; bir insanın bir konu üzerinde çalışıp, sürekli başarısız olması sonucunda sonucu değiştirebileceğine olan inancını kaybetmesidir. Çaresizliği öğrenmiş kişi içinde bulunduğu durumdan rahatsız olsa dahi, bu durumdan kurtulmak için hiç bir şey yapmaz. Anne, baba, aile akraba gibi kişinin çevresindekilerin kişiyi içinde bulundukları durumun değişmez olduğuna inandırması durumuna ise öğretilmiş çaresizlik denilebilir.

– Hedeflerinizi yüksek tutun.

– Çaresizseniz, çare sizsiniz.

– İç engelleri aşmak dış engelleri aşmaktan daha zordur, çünkü iç engellerimizi göremeyiz.

– Dünya her gün yeniden kurulur, her sabah şartlar yeniden oluşur, her gece kader ihtimalleri yeniden düzenler.

– Başarısızlığı kendimize açıklama biçimimiz başarı limitimizi belirler. Eğer başarısız olmamızı yanlış nedenlere bağladıysak, o nedenler ortadan kalktığında harekete geçip başarılı olamayız.

– Deneyen kaybedebilir ama denemeyen zaten kaybetmiştir.

– Bugün kontrol edemediğimiz şartları belki yarın kontrol edebiliriz.

– Problem, çözümü görememekten doğar.

– Güneşin doğduğu her ufukta, umuda giden bir yol bulunur.

– Yaptıkların ve yapıyor olduğun şeyler hakkında düşün. Yaptıkların sana tecrübe sağlar. Yapıyor olduğun şeylerin farkında olmak ise nereye ulaşacağını gösterir. İstediğin sonuca götürecek şeyler yapmıyorsan, yaptığın şeylerin sonucuna gideceğinden emin olabilirsin.

– Bugün yapmadıklarınızın gelecekteki sonuçlarının neler olacağını düşünün.

– Zirvelerin tanrısı huzur değil hareket, saadet değil görkem, samimiyet değil profesyonellik ister.

– Geçmişten ders al, bugün için çalış, gelecek için hayal kur.

– Şimdi harekete geçin, olduğunuz yerde durmayın.

– Üşenme, erteleme, vazgeçme!

– Disiplinli olun!

– En büyük bilgelik; neyi ihmal etmemek gerektiğini bilmektir.

– Başarmak; amaca uygun sonuç almaktır.

– Amacımız; imkansızı mümkün, mümkünü kolay, kolayı da zarif ve zevkli yapmanın yollarını bulmaktır.

– Engeller, hak edenlerle etmeyenleri, yeterli olanlarla olmayanları ayırmaya yarar.

– Hiç bir şeye sahip olmadığınız halde, her türlü engele rağmen yapmanız gerekenleri yapmalısınız.

– Kendine güvenmenin ötesinde bir şey vardır; kendini bilmek! Kendi bilgi ve yeteneklerinizi doğru olarak biliyorsanız, neleri yapıp neleri yapamayacağınızı da bilirsiniz. Kendinizi olduğunuzdan aşağıda görürseniz, olabileceğinizden daha kötü durumlarda yaşarsınız. Kendinizi abartılı olarak yüksekte görüyorsanız bu seferde başarmanıza imkan olmayan işlere kalkışıp zararlı çıkabilirsiniz.

* * *

Sadece geleceği planlamakla kalmamalı, eyleme de geçmelisiniz. Gereken zamanda ve gereken yerde kararlılık gösterebilmelisiniz. İnsanlar üzerindeki etkinize ve kişisel imaj yönetimine özen göstermelisiniz. Mesleğiniz ne olursa olsun, başarınız büyük oranda insanlar üzerinden yürür.

Bir işi tanıdığınız herkesten iyi yapmayı öğrenmelisiniz. Umutlarınızı yüksek, sabit giderlerinizi düşük tutabilmelisiniz. Büyük başarıları küçük aktivitelere, önemli işleri acil işlere kurban etmemelisiniz. İç disiplinle yaşamayı ve profesyonel iş kültürüne uymayı öğrenmelisiniz.

Olaylar karşısında önce düşünmeli, sonra bir şeyler yapmalısınız. Yaptığınız işi sevmeli ya da sevdiğiniz işi yapmalısınız. Önünüze çıkacak engeller karşısında bazen yılmadan yola devam etmeyi bazen de acele etmeden, sabırla beklemeyi bilmelisiniz.

Başaramadığınız denemelerden ders çıkardığınız gibi başardığınız her işten sonra da “neyi doğru yaptım?” diye düşünmelisiniz.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

Gayrimenkul Danışmanlarının Neden Bir Ofise İhtiyacı Var?

2019 Yılı Kentsel Dönüşüm Kira Yardımı Şartları Nelerdir_ (2).png

 

Gelişen teknoloji sayesinde gayrimenkul danışmanları ofis dışında da çalışabiliyor. Müşteri görüşmelerini, yazışmaları ve ev ziyaretlerini gerçekleştirmek için ofis ortamında olmak gerekmiyor. Özellikle yoğun dönemler sahada daha fazla zaman geçirilmesine neden olsa da ofis ortamının gayrimenkul danışmanlarının başarısına pek çok faydası bulunuyor. İş yeri hedef belirleme sürecine dahil olmak, geri bildirimde bulunmak, performans incelemelerine katılmak, gayrimenkul danışmanlarının daha verimli olmasını sağladığı bir gerçek.

İşte gayrimenkul danışmanları için ofis çalışmasının faydaları…

Ekip ruhu

* Ekip olmak, başarı için önemli bir avantaj. Ekip liderlerine, ekip ruhunu oluşturmada büyük bir görev düşüyor.

* Pozitif bir çalışma ortamı yaratmak, herkesin işini severek yapmasını sağlıyor.

* Ekip çalışmasında en önemli unsur ise doğru bir iletişim stratejisini belirleyerek ilerlemek.

* Belirli periyotlarda birlikte strateji belirlemek ve yapılan işlerin sonuçlarını gözden geçirmek faydalı olacaktır.

* Ekip ruhu, performans artışı ve motivasyonu da beraberinde getiriyor.

Eğitim

* Emlak sektörü sürekli gelişiyor, bu nedenle eğitim konusunda kararlı adımlar atılması gerekiyor.

* Ekibin ihtiyacı olan eğitimler belirlenerek, bu eğitimlerin alınması konusunda disiplinli olunursa, eksiklikler giderilir ve sürekli gelişim sağlanır.

* Örneğin; sosyal medyanın etkili kullanılması, hızlı satış yolları, müşteri memnuniyeti sağlayabilmenin yolları gibi konularda eğitim olanakları oluşturulabilir.

* Gayrimenkul eğitimleri, çalışanların hedeflerine ulaşmasını önemli ölçüde kolaylaştıracaktır.

Toplantı

* Düzenli toplantı yapmak kadar önemli olan diğer konu ise gerçekleştirilen toplantının hem ofis hem de her bir danışman için verimli olması.

* Belirli aralıklarla toplantı yapmak; hedefleri paylaşmak, planlama yapabilmek, güçlenmek ve motive olmak adına oldukça önemli.

* Birbiriyle koordineli çalışan, ekip ruhunu taşıyan çalışanlar kısa sürede daha çok kazanç elde edebiliyor.

* Uzun süren toplantılar fazla zaman harcamanıza neden oluyorsa 10-15 dakika süren verimli toplantılar düzenleyebilirsiniz. Böylelikle danışmanların daha fazla aktif ve verimli olmasını sağlayabilirsiniz.

Planlı hareket etmek

* Çoğunlukla ofis dışında geçirilen zaman bir süre sonra plansız çalışmaya neden olabilir. Bu da iş yükünü artıracağı gibi organize olmayı zorlaştırır.

* İş planı yapmak ve bu plan doğrultusunda hareket etmek, gayrimenkul sektörünün olmazsa olmazı. Planlı çalışmak hem gayrimenkul ofisleri hem de emlak danışmanları için başarıda son derece belirleyici bir etken.

*  Günü  daha iyi değerlendirmek için ekip olarak, fikir alışverişinde bulunarak planlama yapmak en iyi sonucu verecektir.

* Hedefler; çalışanları motive ederek ortaya daha iyi bir performans koymalarını sağlar. Ancak ekipteki herkese özel ve gerçekçi hedefler konulmalıdır.

* Planlı hareket edildiğinde belirsizliklerden kaynaklı stres de ortadan kaybolacaktır.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Yabancı Uyrukluların Konut Kiralamasında Elektrik Su Abonelikleri Nasıl Olmalı?

 

2019 Yılı Kentsel Dönüşüm Kira Yardımı Şartları Nelerdir_ (1).png

Yabancı uyruklu ülke vatandaşlarının ev kiralamalarında ödemek zorunda oldukları elektrik, su, doğalgaz gibi abonelikleri nasıl yapmaları gerekiyor. Mülk sahibi bu durumda nasıl bir tavır almalı ve abonelikler kimin üzerine olmalıdır. Mal sahibi ve yabancı uyruklu ülke vatandaşlarının abonelik konusundaki sorumlulukları önemli. Faturanın mal sahibinin üzerine olması durumunda kullanılan elektrik, su gibi abonelikler sorun yaratıyor mu?

Yabancı uyruklu ülke vatandaşlarının artması ile beraberinde kiralık ev kullanımı da arttı. Özellikle İstanbul, Ankara, Antalya gibi yabancıların yoğun olduğu büyükşehirlerde yabancı uyruklu vatandaşlar eğitim, iş gibi nedenlerden dolayı ev kiralaması yapıyorlar.Yabancıların ev kiralaması durumunda abonelikleri üzerine alabilme imkanı var mı? Böyle bir durumda mülk sahibi nasıl bir yol izlemeli?

Yabancı uyruklu ülke vatandaşlarının ev kiralamaların genel olarak abonelikler mülk sahibinin üzerine kalıyor. Kiracı yabancı olduğundan mülk sahibi kendi adına olan faturaların ödemesini kiracıdan alarak kendisi ödüyor. Böyle bir durumda ödenmeyen faturaların tamamından mülk sahibi kendisi sorumlu olacaktır.

Yabancı uyruklu ülke vatandaşlarının konut kiraladıklarında elektrik, su, doğalgaz gibi tüm abonelik işlemlerini kendi adına yapabilirler ancak yabancı oldukların bu işleri kendileri yapmakta zorlandıklarını düşündüklerinden yapmayı tercih etmemektedirler.

Aboneliklerin mülk sahibinin üzerinde olması, faturalar düzenli ödendiği takdirde hiçbir sorun yaratmıyor.Kiracının yabancı olması bu durumu değiştirmez kaçak kullanım durumu yaratmaz.

Elektrik aboneliğinin mülk sahibinin üzerinde olması durumunda kiracının yabancı veya Türk olması fark etmiyor. Önemli olan faturanın ödeniyor olması. Kiracı böyle bir durumda mülk sahibine yapmadığı fatura ödemelerinden dolayı mülk sahibi bu faturaları ödemekten imtina edemez. Sorumluluk kendisine ait olduğundan faturaları ödemek zorundadır. Abonelik sözleşmesi olan konutta kullanılan enerji usulsüz elektrik kullanımında değildir. Yasal kullanımdır, ceza söz konusu olmaz.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Haftanın Kitap Önerisi: “Ütopya” Thomas Moore

Happy World Book Day! (2).png

“MİLYONLARCA ÇOCUĞU BOZUCU, KÖRELTİCİ BİR EĞİTİMİN PENÇESİNDE BIRAKIYORSUNUZ. ERDEM ÇİÇEKLERİ AÇABİLECEK BU KÖRPE FİDANLAR GÖZLERİNİZİN ÖNÜNDE KURTLANIYOR; BÜYÜYÜP SUÇ İŞLEDİKLERİ ZAMAN, YANİ İÇLERİNE ÇOCUKLUKTAN GİREN KÖTÜLÜK TOHUMLARI ACI MEYVELERİNİ VERDİĞİ ZAMAN ÖLÜM CEZASINA ÇARPTIRIYOR SUNUZ ONLARI. SİZİN YAPTIĞINIZ NEDİR, BİLİYOR MUSUNUZ? ASMA ZEVKİNİ TADABİLMEK İÇİN HIRSIZLIK YARATMAK.”

Thomas Moore, Ütopya

 

Thomas Moore’un Ütopya’sı bizlere yeni bir toplum ve devlet düzenini anlatmaktadır. Ütopya’da ideal bir düzen anlatılmaktadır. Bu kısımda ise Thomas Moore eğitimin nasıl sistemin bir parçası haline getirildiğini ve aslında bunun ne kadar yanlış olduğunu anlatmaktadır. Ütopya’da aslında fikirler tartışılmaktadır. Kitabın karakteri Raphael ile eski toplumda nelerin yanlış olduğu ve Ütopya’da nelerin daha iyi olduğu ortaya konmaktadır. Thomas Moore’un Ütopyası’nda aslında bozuk olan düzen devlet, eğitim ya da başka bir şey değil aristokrasidir. Aristokrasi bozuk düzenin baş sorumlusudur çünkü eşitsizlik, aristokrasiden kaynaklanmaktadır. Ütopya için düzen ile eşitlik arasında derinden bir bağlantı bulunmaktadır ve bunun sağlanması gerekmektedir.

 

ÖZETLE;

Ütopya Thomas More’un yeni bir toplum ve devlet düzenini arayışının kitabı. Bu kitaba bugün baktığımızda Ütopya demek biraz güç. Yazıda Ütopya denilen bu kurgu ülkenin bazı özellikleri yer alacak. Önce Ütopya’nın kısa bir özetini yapmak faydalı olabilir. Zaten bir konusu olmadığı için kitabın konusunu yazmak yeterli olacak.

Raphael isimli bir denizci (Coğrafi keşifler döneminde) beş yıl yaşayıp etkilendiği İran yakınlarındaki Polylerit’lerde gördüklerini yazara ve çevresindekilere anlatır. Anlattığı yer yepyeni bir toplum düzeni öngörmektedir. Kitapta bu fikirler tartışılır. Raphael’e itiraz edilir ve Raphael bu itirazlara cevap verir. Bu konuşmalar eski toplum düzeninde nelerin kötü olduğu ve Ütopya’da nelerin iyi olduğu hakkındadır.

Öncelikle Ütopya Raphael’i neden bu kadar etkilemiştir? Eski düzenin nesi vardır ki yeni bir düzene ihtiyaç vardır. Kitap eski düzenin kötü yanlarından bahisle başlar. Krallık yönetiminin doğası gereği halkın fakir kalmasını sağlamaya çalışacaktır.

Devlet paranın değerini verirken artırsın, alırken indirsin. Böylelikle kral hem borçlarını kolayca öder, hem de hazinesini hemen doldurur. Bir başkası, yalancıktan bir savaş ihtimalinden söz edip yeni bir vergi koyalım, der: Paralar toplandıktan sonra kral barıştan yana olduğunu söyler ve bu mutlu kararın kiliselerde büyük törenlerle kutlanmasını ister. Halk bayram eder, halkının kanı dökülmesin diye savaştan vazgeçen merhametli kralını göklere çıkarır. Bir başkası krala çok eskiden konmuş, ama unutulup gitmiş, küf tutmuş bir yasayı hatırlatır: Kimse bu yasayı bilmediği için herkes çiğnemektedir. Ona uygun olarak yeniden cezalar yerine getirilmeye başlandı mı, bir gelir kaynağı, hem de şerefli bir kaynak sağlandı demektir.

Bir başkası şöyle bir yolu daha kazançlı görür: Yüksekçe para cezaları isteyen yeni yasaklar çıkaralım; bu yasakların çoğu halkın yararına olsun. Kral bu yasaklardan çıkarlarına zarar gelecek kişilere büyük paralar karşılığı olarak kaçamak yolları versin. Böylece hem halkın duası kazanılır, hem de yasağı çiğneyenlerle yasaktan kurtulmak isteyen imtiyazlılardan bol bol para koparılır. İşin güzel yanı da şu ki, yasaktan kurtulmak isteyenlerden ne kadar çok para alınırsa kral o ölçüde halkın saygı ve sevgisini kazanır: Bakın, derler, ne kadar iyi yürekli bir kral: Sevdiği insanları korumuyor, halka zarar verme hakkını pek pahalıya satıyor onlara!

Monarşilerde Politika Ahlakı

Politika ahlakının ilkeleri şunlardır ve devleti yönetenler bunlarda anlaşmışlardır: ‘Bir ordu besleyen kralın ne kadar parası olsa azdır.’ ‘Kral, istese bile, haksızlık edemez.’ ‘Kral uyruklarının ve mallarının ortaksız sahibidir: Uyruklar herhangi bir şeyden, kralın keyfi istediği ölçüde yararlanabilir.’ ‘Halkın yoksulluğu kralın varlığını korur.’ ‘Zenginlik ve özgürlük devlete baş kaldırmaya, hor bakmaya götürür. Özgür ve zengin adam haksızlığa, zorbalığa kolay katlanamaz.’ ‘Yoksulluk ve açlık yürekleri çökertir, ruhları körletir, insanları acı çekmeye, köle olarak yaşamaya alıştırır: Öylesine ezer ki onları, boyunduruklarını sarsmaya güçleri kalmaz.’

Aristokrasi de bu bozuk düzenden sorumludur. Çünkü o eşitsizliğin kaynağıdır.

Halkın yoksulluğa düşmesinin baş nedeni aristokratların çokluğudur. Bu yararsız, bu bal vermez arılar başkalarının alın teriyle geçinmekte, topraklarında çalışanlardan daha fazla yararlanabilmek için onları derisine kadar yüzmekte, bunun dışında başka gelir kaynağı bilmemektedirler.

Toplum düzeni suçun en önemli nedenidir. İnsanları suça iten sistemin onları bu kadar sert cezalandırmasına itiraz vardır.

Hırsızların nasıl onar yirmişer şurada burada darağaçlarına asıldığını sevine sevine anlatıyordu: ‘Böyleyken ne iştir anlamıyorum,’ dedi; ‘sadece birkaç hırsız asılmaktan zor paçasını kurtardığı halde, bugün İngiltere’de yine de hırsızdan geçilmiyor.’

Böyle doymak bilmez cimrinin biri binlerce dönümlük yeri kuşatıveriyor. İçindeki namuslu çiftçileri evlerinden çıkarıyor: Kimini yalan dolanla, kimini zorla, kimini de türlü yollardan tedirgin edip yerlerini satmak zorunda bırakarak. Doyuracak karınları paralarından çok fazla olan bu köylüler (tarım çok kol isteyen bir iştir çünkü) çoluk çocukları, dulları, yetimleri, ana babaları ve torunlarıyla yollara düşerler. Doğdukları evden, karınlarını doyuran topraktan ağlayarak uzaklaşır zavallılar ve barınacak yer bulamazlar. O zaman kap kaçaklarını, pılılarını pırtılarım yok pahasına satarlar. Onlar da bitince ne kalır yapılacak: Çalmak ve Tanrı buyruğuyla asılmak.

Ütopya’da sert cezalar yerine daha makul cezalar önerilse de bugün bakıldığında kabul etmesi zor fikirlerdir.

İnsanları yönetmekte pek ileri gitmiş olan Romalıların ceza sistemini bilirsiniz. Onlar ağır suçluları süresiz köleliğe, taş ocaklarında, madenlerde zorla çalışmaya mahkum ederlerdi. Bu ceza yolu adaletle halkın yararını uzlaştırmış oluyor. Ütopya’da hırsızlığın ağırlaştırıcı nedenleri yoksa suçlu ne zindana atılır, ne zincire vurulur; serbest olarak çalıştırılır. Tembellik edeni ya da ayak direyeni dövmekle yetinirler.

Bütün mahkumlar giydikleri bir örnek elbisenin rengiyle hemen tanınırlar. Saçları toptan değil kulaklarının biraz üstüne kadar tıraş edilir. Kulaklarından biri de ucundan kesilir. Kölelerin birleşip devlete karşı gelmeleri de olacak şey değildir. Böyle bir işi başarabilmek için elebaşıların başka illerdeki köleleri de kazanmaları gerekir. Oysa bu yol da iyice kapalıdır. Toplanmaları, konuşmaları, hatta selamlaşmaları ölüm cezası getirecek.

Ütopya’nın Bazı Yasaları ve Uygulamaları

1- Ütopya’nın komşusu olan Makaria’da kral tahta oturduğu gün tanrıya kurbanlar keser ve hazinesinde hiçbir zaman bin altın lira ve o değerde gümüş paradan fazlasını bulundurmayacağına yemin eder. Bu geleneği, milyonlar biriktirmekten çok halkını rahat ettirmeye çalışan bir kral kurmuştu.

2- Ütopya’da bütün mallar mülkler ortaktır. Bir kişinin elde edebileceği toprak ve para sınırlandırılır. Özel mülk düşüncesini kökünden yok etmek için her on yılda bir ev değiştirirler ve herkesin oturacağı ev kura ile belli olur.

Malın mülkün kişisel bir hak olduğu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşemez. Büyük çoğunluk yoksulluk içinde kıvranırken doymak bilmez bir avuç insana memleketin bütün zenginliklerini sömüren bir devlet mutlu olabilir derseniz o başka. Orada herkes türlü yollarla kazanabildiği kadar kazanmakta haklı görür kendini ve ulusun zenginliği ne kadar büyük olursa olsun, eninde sonunda başkalarının yoksulluğuna göz yumacak küçük bir azınlığın eline geçer.

3- Ütopya’da yasalar sayıca çok azdır. Başka yerlerde binlerce yasa çıkarılır yine de ne herkes ev sahibi olur, ne kimsenin mülkü korunabilir, ne de başkasınınkinden kolayca ayrılabilir. Her gün sürüyle açılan ve bir türlü bitmek bilmeyen davalara bakın.

4- Bir Utopia şehrini bilen, hepsini bilir. Çünkü, bölge özellikleri dışında, bütün şehirler birbirine benzer. Kendi başına şehrinin sınırlarını aşan kimse suçlu sayılır. Elinde başkanın izin kâğıdı yoksa bir kaçak olarak geri getirilir ve ağır cezaya çarptırılır. Hatta suçu yeniden işlerse, özgürlüğünü yitirir.

5- Kurultay ve büyük halk toplantıları dışında, bir araya gelip memleket işlerini konuşmak ölümle cezalandırılan bir suçtur. Bu da, başkanla tranibore’lerin kolayca bir araya gelip, halkı zorbaca yasalarla ezmeye ve rejimi değiştirmeye kalkışmalarını önlemek için olsa gerektir.

6- Yirmi dört saatin yalnız altı saati işe ayrılmıştır: Üç saat öğleden önce yemeğe kadar; üç saat de, iki saatlik dinlenmeden sonra, akşam yemeğine kadar.

7- Ütopya’lılar özgür yurttaşlarına hayvan kestirmezler. Çünkü hayvan öldüre öldüre, insan huyunun en tatlı yanı olan acıma duygusunun, yavaş yavaş körleşip yok olacağını düşünürler.

8- Evlenemeyecek kadar küçük olan bütün kız ve erkek çocuklar sofrada hizmet ederler. Eğer bunu yapamayacak yaşta iseler, uslu uslu sofranın çevresinde ayakta dururlar. Sofradan kendilerine verilenleri yerler. Bunun dışında, ayrıca bir yemek saatleri yoktur onların. Çocukların ve gençlerin eğitimi ve öğretimi rahiplere bırakılmıştır. Okul kendilerine bilimden çok erdem ve ahlak vermeye çalışır.

9- Ütopya’da ne meyhane vardır, ne zina yeri, ne baştan çıkma fırsatı, ne de gizli kapaklı toplantı yeri. Herkes her an herkesin gözü önündedir; memleketin yasalarına ve törelerine göre çalışmak ve dinlenip eğlenmek zorundadır.

10- Ütopya’da altın ve gümüş değersizdir. Ticaret aracı olarak kullanılmaz. İnsanlar kaba saba ve bir örnek giyinirler.

11- Birisi çaresiz, dayanılmaz bir hastalığa yakalanırsa ölüme razı olması için, hastaya öğütler verilir. Böylece hasta yüreklenerek, bir zindan, bir işkence olan belalı hayatından, ya kendi eliyle kurtulur, ya da başka birisinin bu işi yapmasına bile bile katlanır. Rahiplerle yöneticiler kurulunun iznini almadan kendini öldüren ise, gömülme ya da yakılma haklarını yitirir. Ölüsünü pis bir bataklığa atıverirler.

12- Kadınlar on sekiz yaşından, erkekler yirmi iki yaşından önce evlenemezler. Ütopya’da ancak ölüm son verir evliliğe. Ama karı-koca birbirini aldatırsa, ya da eşlerden biri dayanılmayacak kadar huysuzsa, durum değişir. Böyle bir derde düşen evliler, yöneticiler kurulunun izniyle, eski eşlerini bırakıp, bir yenisini alabilirler. Ama suçlu olan eş, hem ömrünün sonuna kadar rezil olur herkesin gözünde, hem de bir daha hiç evlenemez.

13- Ağır suçlar genel olarak kölelikle cezalandırılır. Utopia’lılara göre, böylelerini çarçabuk öldürüp ortadan kaldırmaktansa, bu yolu seçmek, hem suçlulara daha uygun bir ceza, hem de topluma daha yararlıdır.

14- Ütopya’da kötü bir şey yapmaya niyetlenen, bu kötülüğü gerçekten yapmış kadar tehlikeye girer. Çünkü Utopia’lılara göre, bir suçu tasarlamak, o suçu işlemekten farksızdır. Kötülük yapmak isteyen, sadece karşısına bir engel çıktığı için bu kötülüğü yapamamışsa, niçin suçlu sayılmasın?

15- Ütopya’da ne yoksula rastlanır ne dilenciye. Kimsenin hiçbir şeyi olmadığı halde, herkes zengindir.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Haftanın Kitap Önerisi: “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev” Etienne de La Boétie

Happy World Book Day! (1).png

 

“Nasıl olurda çoğunluk tek bir kişiye boyun eğer, yalnızca boyun eğmekle kalmaz hizmet eder, yalnızca hizmet etmekle kalmaz ona hizmet etmeyi ister?” Etienne de La Boétie, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev

Etienne de La Boétie, bu kitabı ile siyasal düşünce tarihine yeni bir bakış açısı getirmiştir. İktidar ve yönetilen ilişkilerine bir siyaset olgusu getiren yazar Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev ile bir hegemonyayı, onu oluşturan dinamikleri, bu hegemonyayı oluşturan kitlenin zaman içerisinde nasıl bir değişime uğradığını anlatır. La Boétie’nin daha 18 yaşındayken yazdığı bu kitapta verilen örneklere günümüzde bile rastlanmaktadır. La Boétie’ye göre iktidar bir heykeldir, halk da bu heykeli taşıyan kaide. Ancak halk bugünün farkında değildir ve sürekli olarak iktidarın altında kalmaktadır. Ünlü Fransız düşünürü Montaigne’e göre La Boétie’ye çağımızın en büyük insanıdır.

 

Semanur ULU*

Siyasal iktidar nasıl olmalıdır ve nedir sorusu arasında tercihini bundan beş yüz yıl önce ikincisinden yana kullanan Machiavelli bu kararı sayesinde modern siyaset biliminin kurucusu unvanının da sahibi olmuştur. Ondan kırk yıl sonra ortaya çıkan bir isim olan Etienne de La Boétie bu tercihinde onu takip etti. Zira onun sağlığında basılmayan Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev adlı eseri olması gereken siyasal iktidarı değil siyasal iktidarın ne olduğunu ve nasıl pratiğe döküldüğünü inceliyor. La Boétie 1530 yılında Fransa’da kostüm soylusu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Daha sonra Orléans Üniversitesinde hukuk öğrenimi görerek 1554’te Bordeaux Parlementosu’nda danışman olarak göreve başlamıştır. Bordeaux La Boétie’nin dönemin ünlü düşünürlerinden Montaigne ile tanıştığı yerdir. La Boétie otuz üç yaşına girmeden 1563 yılında ölmüştür. Montaigne el yazmasına sahip olduğu “Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev”i “Denemeler” adlı yapıtında kullanmak istese de kitabı Huguenotların bir şekilde ele geçirip yayımlamasıyla bu isteğinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Kitap monarkomaklardan başlayarak pek çok radikal akım tarafından dönem dönem ortaya çıkarılmış ve militanlara el kitabı olarak okutulmuştur. Bu kitabın adeta özgürlüğün manifestosu gibi algılanarak bu denli rağbet görmesinin pek çok nedeni var. Ancak hem dönemine hem de içinde bulunduğumuz döneme göre oldukça radikal düşünceler dile getirmesi onu cazip kılan başlıca etken olabilir.

Eserin merkezinde siyasal iktidar meselesi konumlanmış durumda. La Boétie siyasal iktidar deyimini hiç kullanmasa da onun güç ve gönüllü kulluk arasında kurduğu bağdan kast ettiği şeyin siyasal iktidar olduğunu anlıyoruz.[1] Hatta biraz daha ileriye gidersek onun siyasal iktidar derken o günlerde Fransa’da belirmeye başlayan modern devlet olgusunu kast ettiğini de söyleyebiliriz. Eserin temelinde her türlü siyasal iktidarın kötü olduğu ve biçimce nasıl olursa olsun özce hepsinin tiranlık olduğu fikri yer alıyor. Siyasal iktidar denilen şey halkı yönetenler ve yönetilenler olarak ikiye ayırdığı gibi onu bir hükmetme-boyun eğme ilişkisi içine sokuyor. Ancak hükmetme ve boyun eğme ilişkisi siyasal iktidarın kurulması için elzem olmakla beraber onu devam ettirebilecek niteliği haiz değildir. Siyasal iktidar devam edebilmesini ikinci aşama olan buyurma-onama ilişkisine borçludur. Yani yönetilenler yönetenlerce yapılan eylemleri ve alınan kararları onadıkça siyasal iktidar devam edecektir. Oysa La Boétie’ye göre insanın doğası özgürlüktür. Özgür olarak doğan insan bu özgürlüğünü korumak ister. Ama insanlar kendilerine öyle yabancılaşmıştır ki artık özgürlüğü hatırlamaz bile. Peki ona göre bu kötülüğün yani siyasal iktidarın kökeninde ne vardır? Ne olmuştur da insanlar doğalarını terk ederek siyasal iktidarı tercih yahut icat etmişlerdir. Buna net bir cevap vermez La Boétie bunun bir kaza olduğunu söyleyerek iddiasının bu bölümünü karanlık bırakır. Ancak bildiği bir şey vardır o da siyasal iktidarı onun deyişiyle gönüllü kulluğu var eden neden insanın çeşitli şekillerde ikinci bir doğa kazanmasıdır. İnsan birinci doğasını koruyamamıştır. Onun koruyamadığı doğasının yerine ise alışkanlık ve eğitim yoluyla ikinci bir doğa konulmuştur. Bu ikinci doğa köleliktir. İkinci doğayı insanlara kazandıran güç/iktidar bu kadarla kalmaz. Halka doğasını sevdirmek için onu hegemonize eder. Böylece gönüllü kulluk eden insanlar adeta özgürlüğü için savaşırmış gibi siyasal iktidar için canını seve seve feda eder. Ancak siyasal iktidarın sürmesi için bu gönüllüğü kulluğun sürekli yeniden üretilmesi gerekir. Bu yüzden de tiranlar insanlara gönüllü kulluğu sevdirecek bazı yöntemler izlerler. Mehmet Ali Ağaoğulları eserde bahsedilen üç yöntem olduğunu belirtir ve bunları şöyle sıralar:

  • Halkın zevk ve eğlenceye düşürülmesi. Boş şeylerle uğraşmasının sağlanması: bu şekilde yaşamaya alışan insanlar siyasal iktidar nasıl olmasını istiyorsa öyle olurlar. Onlar bu şekilde meşgul edildikçe edilgen ve efemine bir hal alırlar. La Boetie buna örnek olarak Lidya’nın başkenti Sardes’i ele geçiren Kyros’u gösterir. O kendisine karşı ayaklanan halkı öldürmek ve şehri yakıp yıkmak yerine şehirde genelevler, tavernalar ve eğlence mekânları kurulması ve kent sakinlerinin bunları kullanması doğrultusunda emir verir. Böylece Sardes garnizonu rahata erişir.[2] Daha yakın dönemden buna örnek olarak Portekizli diktatör Salazar’ın halkı oyalamak için başvurduğu “3F” yani “Fado, Futbol, Fiesta” politikası gösterilebilir.
  • İktidarın paternalist-popülist politikalar izlemesi ve halka belli maddi çıkarlar sağlaması: Romalı tiranların “her şeyden çok midesinin zevkine önem verip kendini koyuveren bu ayak takımını aldatmak için sık sık” askeri birliklere ziyafet çektiğini söyleyen La Boétie bunlardan en zekisinin bile özgürlük için bir tas çorbayı terk etmediğini de ekler.[3] Oysa yazara göre bu bir lütuf değildir. La Boétie’nin görüşü meşhur bir Türk deyimini anımsatacak niteliktedir. Ona göre tiran hakkı olmadan kepçeyle aldığını kaşıkla geri vermektedir. Günümüzde de paternalist-popülist politikaların pabucu dama atılmış değildir. Latin Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya dünyanın pek çok yerinde hala siyasal partileri iktidara taşıyan söylemler paternalist ve popülist söylemlerdir. Üstelik La Boétie döneminde de muhtemelen var olan ama adı henüz konmamış “clientalism” belası da bu başlık altında ele alınabilir. Nihayetinde halkın kısa vadedeki çıkarları uğruna özgürlüklerinden vazgeçtiklerini iddia eder La Boétie. La Boétie’nin gönüllü kulluk dediği ve I. Kant’ın ergin olmayış hali diye nitelendirdiği bu durumu İskender Öksüz de zekâ seviyesinin düşüklüğü ile açıklamaktadır.[4]Nitekim kısa vadeli çıkarlar somut oysa uzun vadeli çıkarlar soyuttur. Bugün için makarna ile karnının doyması, ısınmak somut, bundan birkaç kuşak sonraki nesillere özgürce yaşayabilecekleri, ihtiyaçlarını karşılama sıkıntısı çekmeyecekleri bir ülke bırakma amacı soyuttur. Soyutların kavranabilmesi için belirli bir zekâ seviyesi şarttır.
  • Halk kültürünün cehaleti yaygınlaştırıcı bir nitelik taşıması: Tiranlar karşılarındaki en büyük tehdidin bilgelik olduğunu bilirler ve bu yüzden cehaleti bilgeliğe yeğlerler. Bilgiyi de kendi amaçlarına hizmet edebilir hüviyette tutabilmek için kendi yandaşı olan aydınlardan yararlanırlar. Burada La Boétie döneminin en güçlü devletlerinden biri olan Osmanlı’ya değinerek şöyle der: “Büyük Türk**, her şeyden çok kitap ve doktrinlerin, insanların kendilerini tanımalarına ve tiranlıktan nefret etmelerine yardımcı olduğunu çok iyi anlamıştır. Topraklarında, onun istemediğinden fazla bilge kişinin bulunmadığını duydum.”[5] Halkı cehalete itekleyen en önemli etmen olarak -hiçbir zaman “kilise” kelimesini kullanmasa da- hurafeleri yayan din adamlarını sayar ve bunları iktidarla beraber iş tutmakla suçlar. [6]

La Boétie herkesten farksız iki gözü, iki eli, iki kulağı olduğunu söylediği tirana insanların kendilerini ezmesi için sağladığı üstünlükten bahseder ve bu iddiasını şöyle açıklar:

“Eğer siz vermediyseniz sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bunları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir?”[7]

La Boétie’nin dile getirdiği soru bir bakıma da tiranın tek başına bu kadar kişiyi nasıl yönettiğidir. Burada devreye devlet aygıtı girer. Machiavelli’den tamamen farklı bir fikir öne sürerek tiranın hükmetme gücünün onun kişisel yeteneğinden değil arkasındaki devlet aygıtından kaynaklandığını söyler.[8] Tiran heykelse devlet aygıtı onun mermer kaidesidir. Bu kaide de ona itaat edenlerce ayakta tutulur. Devlet erki itaat ilişkilerini piramit şeklinde örerek tüm topluma yayar.[9] Bu piramidin tepesinde tiran bulunur. Onun altında sırasıyla tiranın yardakçıları ve halk yer alır.

Herkes kendini tiranla özdeşleştirir ve bir başkası üzerinde iktidar kurabilmek için üzerinde iktidar kurulmasına razı olur. Böylece pek çok küçük tiran çıkar ortaya.

Günümüzde de La Boétie’nin bahsettiği siyasal iktidarın ve itaat ilişkilerinin modern biçimiyle karşı karşıyayız. Tıpkı onun söylediği gibi “birlik” masalıyla “bir”liğimizi kaybediyoruz. Ne kadar allanıp pullansa da, makyaj yapılsa da siyasal iktidar özce aynıdır. Üstelik La Boétie karamsar bir düşünürdür. Bu bataklıktan kurtuluşun mümkün olmadığını, devlet bir kez kuruldu mu artık devletsiz olunamayacağını söyler. Özgürlükten elden bir kez kaçtı mı bir daha dönmeyecek bir kuş gibi bahseder. Burada akla bazı sorular düşer, düşmelidir de. Çünkü insanı yaşatan umuttur. Hala yaşıyorsak ve yaşamak azmindeysek sorulması gereken sorular var. Bu kadar karamsar olunmalı mıdır? Devletin varlığı ikinci bir doğayla açıklanmak zorunda mıdır ve bu aygıta tapınma derecesinde bağlılıktan kurtulmak gerçekten de imkansız mıdır? Tanrı’nın sözünün ve Türk’ün töresinin tüm bağlılıkların önünde olması ve gerçek özgürlüğe yalnızca Tanrı’ya imanla ulaşılması bir hayalden mi ibarettir?

Dipnotlar

* Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Lisans Öğrencisi, ulusemanur@gmail.com

[1] Etienne de La Boétie, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, Çev. Ve Yorum: Mehmet Ali Ağaoğulları, İmge Kitabevi, 4. Baskı, Ankara, 2014, s. 69

[2] A.g.e , s.43-44

[3] A.g.e. , s.45

[4] İskender Öksüz, Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler, Panama Yayınları, 2017

** Osmanlı padişahı

[5] La Boétie, A.g.e. s. 39

[6] A.g.e. , s. 101-104

[7] A.g.e. , s. 25

[8] A.g.e. , s. 111

[9] A.g.e.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Konut Satış Hedefi Nasıl Belirlenir?

2019 Yılı Kentsel Dönüşüm Kira Yardımı Şartları Nelerdir_.png

 

Gayrimenkul sektöründe belirlediğiniz hedefleri gerçekleştirmek kazancınızı artıracağı gibi iş motivasyonunuzun da gelişmesini sağlar. Ancak bu noktada önemli olan konut satış hedefini doğru belirlemektir. Hedeflerinizi gereğinden çok ve herhangi bir veriye dayandırmadan yüksek tutmak motivasyonunuzu düşürebilir. Aynı zamanda satış potansiyelinizi düşürerek, hedef belirlemek de kazancınızın azalmasına neden olur. Peki gayrimenkul danışmanları ve liderleri satış hedefini nasıl belirlemeli?

İşte daha çok kazanmak için konut satış hedefini belirlemenin püf noktaları…

 

Emlak piyasasını takip edin

Türkiye ekonomisi ve gayrimenkul sektörü oldukça dinamik ilerliyor. Konut projelerini, bankaların konut kredisi faiz oranlarını, kampanyaları, ulaşım projelerini, kentsel dönüşüm projelerini takip etmek hedeflerinizi güncel tutmanızı sağlayacaktır.

Bölgenizde uzman bir gayrimenkul danışmanı olduğunuzdan emin olun

Hizmet verdiğiniz bölgedeki demografik yapıyı ve yıllara göre fiyat analizlerini Zingat.com Bölge Raporu sayfasında kolayca bulabilir, güncel verileri takip edebilirsiniz. Ev satış hızı artıyor mu, azalıyor mu, bölgenin değerini yükseltecek okul, hastane, yol, metro vb. çalışmalar var mı? Tüm bu bilgiler çalıştığınız bölgenin uzmanı olduğunuzu kanıtladığı gibi konut satış hedefinizi belirlemenizde de en büyük yardımcınız olacaktır.

Portföyünüzdeki gayrimenkullerin fiyatlarını kontrol edin

Beklenen sürede satışı yapılamayan bir konut söz konusu olduğunda da akıllara gelen ilk yanıt evin satış fiyatından kaynaklandığı oluyor. Emlak için fiyat önemli bir unsur. Bu nedenle bir gayrimenkulün pazarlamasına geçilmeden önce fiyat stratejisinin doğru belirlenmesi gerekiyor. Gayrimenkulün ilk listeye çıktığında doğru bir fiyat stratejisi belirlerseniz, satış sürecini hızlandırabilirsiniz.

Ekibinizin performansını izleyin

Satış tahmini yaparken, ekibinizdeki danışmanların performansını ölçebilirsiniz. Hedeflerine ulaşmak için ekstra motivasyona ihtiyaç duyan danışmanlar için günlük bir satış tahmini oluşturabilir ve tüm ekibinizin hedefine ulaşıp ulaşmadığını görmek için üç aylık bir tahmin yapabilirsiniz.

Rekabet ortamını analizi edin

Rekabet ortamını ölçümleyin. Bölgede kaç gayrimenkul ofisi var, başarıları ve hataları neler? Bu araştırma size hedeflerinizi belirlerken gereksinim duyduğunuz özellikleri ve yapmanız gerekenleri gösteren bir liste sunacaktır.

Müşterilerin satın alma alışkanlıklarını biliyor musunuz?

Gayrimenkul türüne ve geçmiş eğilimlere göre satış döngüsünün ortalama süresini tahmin etmek için satış öngörünüzü kullanabilirsiniz. Alıcılar çoğunlukla araştırmalarını web üzerinden yapıyor. Hangi ilanlarınızdan daha çok geri dönüş aldığınızı kontrol ederek, daha çok satış yapılan bölgeyi, konut tipini belirleyerek, sizi bekleyen mevcut fırsatları ve bu fırsatları nasıl değerlendireceğinizi planlayabilirsiniz.

Şimdi hedefleri belirleme zamanı!

Tüm bu aşamaları tamamladıysanız, ulaşılabilir hedeflerinizi oluşturabilirsiniz. Unutmayın, gerçekçi hedefler de ancak iyi bir iş planlamasıyla ortaya çıkar. Tüm veri ve analizlere ulaştıktan sonra üç aylık bir plan oluşturup, bu üç ay için ana hedefinizi belirlemek için hazırsınız.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Kira Sözleşmesinin Sona Erme Sebepleri!

2019 Yılı Kentsel Dönüşüm Kira Yardımı Şartları Nelerdir_ (1).png

 

Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmak ile birlikte ondan yararlanmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmesi belirli ve belirli olmayan bir süre için yapılabilir. Uygulamada en çok karşılaşılan sorunlardan biri kira sözleşmesinin sona erme sebepleridir.

 

1-Genel Hükümlere Göre Kira Sözleşmenin Sona Erme Sebepleri Nelerdir?

Kira sözleşmesine genel hükümlerinde düzenlenen sona erme sebepleri, aksine düzenleme olmadıkça konut veya çatılı işyeri kiralarında da uygulanır. Bu sebepler şunlardır;

Kira süresinin sona ermesi: Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse, kira sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona erer.

Ayıp nedeniyle fesih: Kiraya veren; kira konusu şeyi, kullanıma ve amacına uygun olarak kiracıya vermekle yükümlüdür. Kiracı, kiralanandaki ayıbın uygun bir sürede giderilmesini kiraya verenden isteyebilir. Verilen sürede ayıp giderilmezse kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına giderebilir ve bundan doğan alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir. ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma elverişliliğini ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen sürede giderilmemesi halinde ise kiracı, sözleşmeyi feshedebilir.

Kiracının temerrüdü sebebiyle fesih: Kiracı, kira sözleşmesi ile yüklenmiş olduğu kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu yerine getirmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlamaktadır.

Özen borcuna aykırılık sebebiyle fesih: Kiracı, kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması halinde, kiraya verenin, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedileceği hususunda yazılı bir ihtarda bulunması gerekir. Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez hale gelmesi durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi beklemeksizin hemen feshedebilir.

Olağanüstü sebeplerle fesih: Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hale getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Kiracının iflası ve ölümü de olağanüstü fesih sebepleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

2-Kira Sözleşmesinin Bildirim Yoluyla Feshi

Konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Belirli süreli kira sözleşmelerinde: Belirli süreli kira sözleşmesini sona erdirme olanağı kural olarak sadece kiracıya aittir. Sözleşmede kararlaştırılan sürenin bitiminden en az 15 gün önce kiracı, kira ilişkisini sona erdirdiğine dair yazılı olarak kiraya verene bildirimde bulunmadığı takdirde sözleşme aynı koşullarla 1 yıl daha uzamış sayılacaktır. Kiraya veren ise ancak, on yıllık uzama süresi sonunda, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeyi sona erdirebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde: Kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.

3-Kira Sözleşmesinin Dava Yoluyla Feshi

Kiraya veren ile kiracıdan kaynaklanan sebepler nedeniyle sözleşmenin feshi için dava açılabilir.

4-Kiraya Verenden Kaynaklanan Sebepler Nelerdir?

Gereksinim, yeniden inşa ve imar: Kiraya veren, kira sözleşmesini; 1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, 2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkansız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.

Yeni malikin gereksinimi: İçinde kiracı bulunan konutun satışı gerçekleşmişse ve yeni malikin gereksinimi mevcut ise; kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.

5-Kiracıdan Kaynaklanan Sebepler Nelerdir?

Tahliye taahhüdü: Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği halde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.

İki haklı ihtar: Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa, kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.

Kiracının veya eşinin mevcut konutu sebebiyle: Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

 

Projeden Daire Alırken Dikkat Edilecek Noktalar!

ÖNERİ.png

 

Projeden ev almak isteyenlere uyarılar…

 

  1. Müteahhiti ve Tapuyu Araştırın

Projeden konut alırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus konutu alacağınız şirkettir.  Müteahhiti muhakkak araştırmalı, finansal durumu nedir, bankalar nezdindeki kredibilitesi nedir bunları öğrenmelisiniz.  Örneğin, müteahhitin size satmayı vadettiği gayrimenkule ilişkin arsa tapusunu incelemelisiniz. Tapuda eğer ipotek var ise bu müteahhitin finansal anlamda sıkıntıda olduğu ya da kredi ile proje yaptığı anlamına gelebilir.  Olası bir kriz ya da ekonomik dalgalanmada bu tarz müteahhitlerin vadettiği konutu teslim etmeme ihtimali çok yüksektir. Dolayısıyla, henüz proje olduğu için bağımsız bölümlerin tapusu çıkmasa da arsa tapusunun detaylarını araştırın.

  1. Noterde Yapılacak Ön Ödemeli Konut Satış Sözleşmesini  İnceleyin

Ön ödemeli konut satış sözleşmesi; sizin aldığınız konutun size nasıl teslim edileceği ve satış şartlarını içeren sözleşmedir. Kesinlikle adi yazılı sözleşme ile konut almayın. Sözleşmenizi mutlaka noterde resmi şekilde yapmalı ve kat irtifakları kurulduğunda tapuya şerh etmelisiniz. Projeden daire aldığınız ve henüz tapu almadığınız için bu sözleşmeyi iyi incelemeli ve özellikle;

– net brüt metrekare ayrımı,

– cezai şartlar,

– teslim ve diğer süreler,

– tapu devri ve devir ücretlerinin ödenmesine ilişkin maddeler,

– Aldığınız dairenin, kat,konum ve diğer yer bilgileri

ve diğer tüm maddeleri detaylıca analiz etmelisiniz. Bu noktada sözleşmenin bir avukat tarafından incelenmesi daha sağlıklı olacaktır.

  1. Verdiğiniz Vekaletnamelere ve Senetlere Dikkat Edin

Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri ile beraber kat irtifakı ve diğer işlemler için müteahhitler sizden bir vekaletname isterler. Bu vekaletnamelerde ki yazılanları detaylıca incelemelisiniz. Zira sizden alınmaması gereken bir yetkiyi alarak, aleyhinizde işlemlerde bulunabilir.

Senet noktasında ise; 6502 sy. Tüketici Yasasına göre, sizden alınan senetler nama yazılı olmak zorunda aksi halde geçersiz sayılırlar. Fakat müteahhitler ısrarla “işbu nama…. DEĞİLDE  “işbu emre … diye başlayan senetleri sizden almak isterse kesinlikle vermeyin. Zira emre yazılı senetler başkalarına devredilebilir, bir faktoring şirketine verilebilir. O vakit, müteahhit binayı yapmadığı ya da geciktiği zaman ben de senetleri ödemiyorum diyemezsiniz. Hem mağdur olur belki evinizi alamazsınız hem de senetleri 3. kişilere ödemek durumunda kalabilirsiniz. Yasa senetlerin geçersizliğinden bahsetse de her senet için dava açmanız, ödemezlik defi ileri sürmeniz ama en nihayetinde icra baskısı ile 3. kişilere ödemeleri yapıp yıllar sonra almanız söz konusu. Bu nedenle baştan önleminizi alın ve asla “işbu emre yazılı…. diye başlayan emre yazılı senet vermeyin.

  1. Krediye Uygun Projeleri Tercih Edin

Projeden daire alırken, krediye uygun projeleri tercih etmelisiniz. Eğer bir proje krediye uygunsa ve henüz proje aşamasında kredi ile satılabiliyorsa bu durum; banka finansal olarak müteahhite itibar etmiş anlamına gelir. Zira, ön ödemeli konut satışlarında, bankaların kredili satış yaptırması halinde, projenin bitmemesi halinde kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere tamamlama yükümlülükleri vardır. Bir diğer ihtimalde;  müteahhit bina tamamlama sigortası yaptırmıştır ve bu şekilde banka da kredi ile satışa onay vermiştir. Binanızın tamamlanmama riskine karşı bu önlemi almanız olası mağduriyetlerin önüne geçecektir

  1. Ne Vaad Ediyorsa Onu Yapan Müteahhiti Seçin

Şimdilerde yapılacak projelere ilişkin  sanat eseri sayabileceğimiz broşürler, tanıtım materyalleri hazırlanıyor. Ama konut teslimine geldiği zaman aldığınız evin size vaad edilenden çok farklı olduğu ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle gerçekten daha önce ne vaat ettiyse onu yapmış olan, yapabilmiş olan müteahhitlerle çalışmak önemlidir. Mağduriyet yaşamanız halinde hukuki haklarınız var tabiki. Zira müteahhitlerin vaat ettiği şeyi yapma sorumlulukları ve sizin de aksi durumda dava açma hakkınız mevcut. Fakat bu gibi durumlarla muhatap olmamak için baştan önlem almakta fayda var.

 

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Gayrimenkul Danışmanlarının “Hızlı ve Yavaş Düşünmek” Kitabından Öğreneceği Çok Şey Var!

Happy World Book Day!

 

Nobel Ekonomi Ödüllü yazar Daniel Kahneman’ın Hızlı ve Yavaş Düşünme isimli kitabı (kitap 2011 yılının New York Times en iyi satanları arasındaydı) insanın kendisine sunulan bilgiyi nasıl algıladığına dair değerli çıkarımları ele alıyor.

Bilişsel psikoloji alanı geniş skalalı bir konudur. Çünkü içinde insanın en gizemli işlevi yatar; düşünmek! Bu konuda biraz daha bilgi sahibi olmak gayrimenkul danışmanlarını bir adım ileriye taşıyacaktır. “Neden bu şekilde tepki aldım?” veya “O kadar güzel sunum yapmıştım, neden kabul görmedi?” gibi sorular aklınızı kurcalıyorsa yazının devamını okumak size büyük fayda sağlayacaktır.

Kafamızdaki Sistemler…

Kahnemann, verdiğimiz kararların son derece rasyonel ve mantıklı olmadığını savunur. O da ne? Yoksa siz bu durumu kabul etmiyor musunuz? Ancak yapılan araştırmalar hiç de öyle olmadığını ispatlar niteliktedir.

Kahneman’a göre beynimizin iki sistemden oluştuğu var sayılır.

Sistem 1; çok hızlı kararlar alan, Sistem 2; var olan verileri daha dikkatli inceleyen, yavaş çalışan ve hesap yapma konusunda işlerliği olan bir sistemdir. Bu iki sistem hayatımızda verdiğimiz kararları ve sergilediğimiz davranışları etkilemektedir. Sistem 1’in daha sezgisel olması kısa yoldan yargıya varmamızı sağlar. Hiç düşünmeden kısa sürede kararlar almamıza ön ayak olur. Günlük işlerimizde sık sık yaptığımız eylemler Sistem 1’in ürünüdür. Sistem 2’de analiz yapar, ölçer biçer ve zor kararlar veririz. Aldığımız kararların sonucunda genelde yorgun ve bitkin hissetmemizin nedeni Sistem 2’ye yoğun bir şekilde enerji harcamamızdır.

Müşteriler bir gayrimenkul satın almak istediklerinde sürekli iş birliğinde oldukları danışmanlarla çalışmayı tercih ediyorsa Sistem 1 ile karar veriyor demektir. Çünkü belli kişiye veya firmaya bağlı kalmak sadakatle ilgilidir, sadık olmak genelde farklı ve yeni denemelerden kaçınmayı gerektirir. Piyasadaki en güçlü firmalar Sistem 1’e odaklı çalışmalarını yürütürler; kazanılmış aidiyet duygusu zor değiştirilen bir karardır.

Müşterilerin gayrimenkul piyasasında yeni duyulan firmalar veya danışmanlarla çalışması için Sistem 2 ile düşünmelerini sağlamak gerekir. Müşterinin diğer firma veya danışmanlarla çalışmayı bırakması için Sistem 2’nin devreye girmesi gerekir.

Genel İstatistiklere Güvenmekten Kaçının

İstatistiklere aşırı şekilde bağlı kalmaktan kaçınmak gereklidir. Kitapta Kahnemann, önemli olan bir başka konudan da bahsetmektedir; küçük sayıların kanunu. İstatistik biliminin amacı basit tabirle eldeki verileri derleyip, bu verileri yorumlayıp sonuçlar doğrultusunda yargılara varmaktır. Ancak üstünde pek durulmadığı takdirde istatistiklerden yanlış ve yanıltıcı sonuçlar çıkarmak olasıdır. Kitapta verilen aşağıdaki alıntıya bir göz atalım:

… Gündelik hayatta mücadele ettiğimiz birçok istatistiksel durum inançlarımızı veya bireysel deneyimlerimizce şekillenen inançlarımızı değiştirmeyecektir. Diğer yandan, şaşırtıcı kişisel olaylar daha güçlü etkilere ve daha etkin uygulamalara yol açar.

Verdiğimiz kararların pişmanlık uyandırması kısa süreli düşünce sistemimize (Sistem 1) dayanıyorsa yavaş düşünme (Sistem 2) konusunda kendimizi geliştirmemiz gereklidir. Müşterilerin sezgisel hareketlerini de hesaba katıp Sistem 2 üzerinden düşünmeye yöneltmek için daha açık ve güvenilir olmakta fayda vardır. Sadakat düşüncesinden hareketle çelişkiye düşen insanların güvenini zedelemek onların daha çok kararlarına bağlı olmasına etki edebilecek riskli bir durumdur.

Kehanet Yanılgısı

Herhangi bir olayın sonucunda karmaşık ve bilinmez olan durumlar için düşünce sistemimiz kendince formül oluşturur. “X firma veya Y danışman … alanında çalışmalar yaptığı için başarılı ve güvenilir” tarzında çıkarımlarda bulunmak yanılgıya sebep olabilir. Kehanet açıklamaları her koşulda doğru sonuçları vermeyebilir. Müşterileri etkilemek adına ön yargılardan bağımsız tutarlı çalışmalar sergilemek bu yanılgıyı kırmaya küçük de olsa katkı sağlayacaktır.

Medyanın Aldatıcı Hikayeleri

Herhangi bir olayın düzgün ve mükemmel aktarılması onun gerçek olduğu anlamına gelmez. Hikayeler anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmak insanların hatalarından biridir ve bir şeyleri örtbas etmek, anlatılanları güzel kılmak için bir yol olarak görülür. Yapılan bu hatanın aslında bir hikaye oluşturma aşamasında tutarlı olmasından çok güçlü etkisinin olması önemli sayılıyor.

Medya, kendi sektöründe ses getirmek için çoğunlukla farklı gerçekleri birleştirip bir hikaye oluşturmaya çalışır. Medyanın çarpıtmaları dramatikleşerek aldatmaca yoluna gider. Örneğin ABD’de yapılan bir araştırmada kasırgaların astımdan daha çok ölüme yol açtığı düşünülüyordu. Durum tahmin edeceğiniz gibi tam tersiydi ve astım, kasırgadan 20 kat daha fazla insan öldürme gücüne sahipti.

Peki burada bizim algımız neden hatalı? Cevap şu ki; medyanın etkisi. İyi hikayeler ve sansasyon haberler oluşturma yoluna giden medyanın aldatıcı etkisi çok yüksek. Bundan kaçmak için şüpheyle haberlere bakmalı, tv izlerken “acaba?” sorusunu sürekli gündeme getirmeliyiz. Dünya yeterince karmaşık iken bilgi karmaşıklığına girmek, umutsuzluk ve yanılgı oranımızı arttırır.

Pazarlama yaparken de durum tam olarak böyle. Yanlış veya şişirilmiş medya haberlerine kendini inandırmış onlarca müşteriye satış yapmak imkansız hal alıyor. Sizin burada uğraşmanız gereken sorun, medyanın yanlış algı yaratmasına karşı doğru ve güncel bilgileri müşteriye benimsetmedir. İnsanların yargıları kolaylıkla değişmeyeceği için ikna kabiliyetinizde biraz daha stratejik davranmanız gerekir. Başarılı pazarlama için gündemden haberiniz olmasına özen gösterin ki müşteride uyandıracağınız etki kalıcı olsun.

Çapa Etkisi

Kahnemann, insanların beklentilerini önceki uyaranların etkisine maruz bırakarak “sabitlemenin üzerindeki etkileri” araştırdı. Çapa etkisine benzer bir sonuca varan Kahnemann, aktarıma maruz kalan insanların vermiş olduğu tepkiler tamamen mantıksız dahi olsa beklentilerine paralel olarak gerçekleşmiş olduğu sonucuna ulaştı.

Bu ne demek oluyor? Kısaca bir örnek üzerinden açıklayalım. Örneğin bir gayrimenkul alıcısı listelenen fiyatlarla karşılaştığında sonraki tepkilerini bu çapalanma çerçevesinde geliştirir. Sizin sunmuş olduğunuz fiyat kendisinin zihnine kodladığı listenin üstündeyse onu ikna etmeniz zorlaşır. Çünkü daha önce karşılaşmadığı bu meblağ ona ütopik gelir. Sizin sağladığınız hizmetin kalitesi veya güncel piyasa koşulları müşterinin pek fazla düşünmediği şeylerdendir.

Peki çapa etkisini nasıl ortadan kaldırırsınız?

Çapalama demek bir nevi ön yargıdır ve kolaylıkla değişmez. Siz işinizde profesyonel olduğunuzu düşünüyorsanız çapayı kaldırmak zorundasınız. Bu çapanın etkisini yıkmak için müşteriye karşı bir hakimiyet kurmanız gerekir. Müşteriye direkt karşı çıkmak yerine onlara kendi zorlu pazarlama süreçlerinizden bahsedin. Örneğin bir emlakta alacağınız komisyonun sadece size ait olmadığına müşteriyi inandırırsanız sizin için daha uyumlu sonuçlara ulaşırsınız.

Şu anda “En tanınmış” olmayabilirsiniz. Bu durumu değiştirmek için tüketici davranışlarıyla ilgili olmanız ve Sistem 2’yi önceleyen yaklaşımlarınız olması gerekebilir. En yavaş yöntem en sağlıklı ve doğru yöntemdir!

 

kaynak : http://www.ozetkitap.com/portfolio/items/hizli-dusunmek-yavas-dusunmek/

 

Kitap Özeti : hizli_dusunmek_pdf 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Kişilik Tipleri ve Özellikleri Nelerdir?

Sizin için en doğru lokasyon #TuryapAlkent ! (1)

 

Kişilik, psikolojide en önemli temel kavramlardan birisidir. İnsanların sahip oldukları kişilikler tüm dünyayı şekillendirir. İnsanların birbirlerine karşı olan yaklaşımlarını da şirketlerin bireylere özel hizmetleri de kişilik kavramları üzerinden hayata geçirilir. Rahatsızlık duyulan bir kişiye edilen hakaretlerde de sevilen bir kişiye bonkörce edilen iltifatlarda da kişilik hep ön plandadır. Çünkü “kişilik” olarak addedilen kavram bireyin sahip olduğu, kişisel, onu tanımlayan ve diğerlerinden ayıran hem manevi hem de ruhsal niteliklerin tamamıdır.

 

Kişilik Nedir?

Kişilik bir insanı diğerlerinden ayıran, farklı ve kendine özgü kılan özelliklerin bütünü olarak yorumlanabilir. Nitekim söz konusu kişilik kavramının tanımlanması olduğunda, herkes tarafından genel geçer kabul edilen tek bir açıklama bulunmaz. Kimilerine göre kişilik, bireylerin alışkanlıklarının toplamıdır, kimilerine göre kişilerin hayatları boyunca davranma, düşünme ve hissetme biçimidir.

Kişilik bir insanı diğerlerinden ayıran, farklı ve kendine özgü kılan özelliklerin bütünü olarak yorumlanabilir. Nitekim söz konusu kişilik kavramının tanımlanması olduğunda, herkes tarafından genel geçer kabul edilen tek bir açıklama bulunmaz. Kimilerine göre kişilik, bireylerin alışkanlıklarının toplamıdır, kimilerine göre kişilerin hayatları boyunca davranma, düşünme ve hissetme biçimidir.

Kişilik ve Karakter Arasındaki Fark Nedir?

Kişilik genel itibariyle bireyi özel kılan davranışları içerir, ama aynı zamanda toplumsal değer yargılarından da etkilenir. Kişiliğin çevre etkisiyle oluşan kısmı karakter olarak adlandırılır. Karakter kişinin toplumda ne kadar saygı göreceğine, ne kadar sevileceğine, ne kadar övüleceğine ya da toplumdan ne kadar dışlanacağına konu olandır. Yalan söylememe, dürüst olma, büyüklere saygı duyma, sözünü tutma gibi değerler doğrudan karakterle ilgilidir. Diğer bir deyişle “karakterli olmak” ahlaklı olmak ile eş tutulur. Bu nedenledir ki karakteri sağlam olmak yani toplumsal değer yargılarına bağlı olmak ile kişilik yani bir kişiyi ayırt eden davranış ya da düşünüş şekli aynı değildir. Karakter, kişiliğin bir parçasıdır fakat tek başına kişilik kadar geniş bir anlam içermez.

Kişilik Tipleri ve Özellikleri Nelerdir?

Kişilik tipleri ve bu tiplerin özellikleri ile ilgili birçok çalışma ve dolayısıyla farklı sınıflandırmalar bulunur. Çok uzun zamandır tartışılan ve günümüzde de tartışılmaya devam edilen kişilik kavramını standartlaştırmak haliyle kolay bir süreç değildir. Kişilik tipleri hakkında bilgi vermek için hali hazırda kabul gören belli başlı sınıflandırmaları aktaracağız.

Myers-Briggs Kişilik Tipleri ve Özellikleri

Ünlü psikiyatr Carl G. Jung tarafından gerçekleştirilen kişilik analizlerinden yola çıkılarak Katharina Cook Briggs ve Isabel Mayer tarafından hazırlanan Myers – Briggs Kişilik tipleri dünyada en çok kullanılan ve geçerliliği kabul edilen metodolojilerden biridir. Myers – Briggs Kişilik Tipleri insanların kişiliklerinin enerji kaynakları, bilgi toplama yöntemleri, karar alma süreçleri ve dış dünyaya yönelme yöntemleri olmak üzere dört temel süreçte ele alır. Bu dört süreç Myers Briggs Kişilik tipleri klasifikasyonunun temelidir.

  • Enerjilerin odaklanmasına göre Dışa dönük (E)/ İçe dönük (I)
  • Bilgi toplama şekillerine göre Duyusal (S)/ Sezgisel (N)
  • Karar verme süreçlerine göre Düşünen (T) / Hisseden (F)
  • Dış dünyaya yönelme yöntemlerine göre Yargısal (J) / Algısal (P)

Maddeler arasında belirtilen kişilik özelliklerinden her biri farklı harflerle ifade edilir (İngilizce kelimelerin baş harfleri). Myers – Briggs kişilik tipleri bu 8 temel özelliğin kombinasyonları ile yaratılır. Konunun daha iyi anlamlandırılması açısından öncelikle 8 kişilik özelliği daha sonra ise 16 kişilik tipi hakkında detaylar vereceğiz.

Dışa Dönük (E):

Bir kişiyi tanımlamak için kullanılabilecek temel özelliklerden biri olan dışa dönüklük Myers Briggs sınıflandırmasında da belirleyici niteliklerden biridir. Sınıflandırmaya göre dışa dönük kişilerin sahip olduğu davranış modelleri şu şekilde sıralanabilir; konuşkanlık, sosyallik, dışa odaklılık, girişkenlik, sosyal enerji yüksekliği, toplumda yandaş bulduğunda harekete geçme, yüzeysel ilişkiler kurma.

İçe Dönük (I):

İhtiyaçları olan enerjiyi iç dünyalarında arayan içe dönük kişiler sessiz, temkinli ve derin ilişkiler kurma eğiliminde olurlar. Enerjisini bulundukları ortamdakilere değil kendilerine saklayan bu kişiler harekete geçmek için farklı bireylere ihtiyaç duymazlar. Kendine dönük ve koruyucu davranışlar sergilerler.

Duyusal (S):

Oldukça keskin gözlemciler olan bu kişiler oldukça meraklıdır. Dünyanın tadına varmak isterler ve geçmişlerinde de tamamen sıyrılamazlar. Güncellikten yana olan, geçmişten ders çıkarıp geleceğe yönelen, ikna gücü yüksek olan duyusal kişiler içinde bulundukları zamanı en iyi şekilde değerlendirmek isterler.

Sezgisel (N):

Olasılıkları düşünebilen, yaratıcı ve kurguya açık olan sezgisel kişiler kararlarını hislerine göre alırlar. Soyut düşünceleri seven, gelecekten ilham alan, yaptıkları ile ilham veren ancak sürekli bir beklenti içinde bulunan sezgisel kişiler içlerine doğana göre hareket etmeyi tercih ederler.

Düşünen (T)

Objektif değerlendirmelerden hareket eden, prensiplerine ve kurallara bağlı, analiz yeteneği gelişkin, ölçen, tartan, mantıklı davranan düşünen kişiler, tarafsızlıktan yanadır. Kişisel yargılardan yola çıkmazlar, onlar için standartlar ve kalıplar önemlidir.

Hissedenler (F)

İnsanlarla yakınlık kuran, geçimli, samimi, yardımsever, duyarlı ve kendi yargılarına güvenen bu özellikteki kişiler, hassas yapıları ile bilinirler.

Yargısal (J)

Dominant bir kişilik özelliğine sahip olan yargısallar; konuları tekrara bağlar, sistematiktir, kurallar koyar, geleceğini dikkatle planlar, iş planlamasına önem verir, sonuç odaklıdır ve  temkinlidir. Tedbirle hareket eden yargısal kişiler aynı zamanda mükemmeliyetçi olma eğitimindedir.

Algısal (P)

Anı yaşayan, açık fikirli, telaşa yer vermeyen, oluruna bırakan ve rahat olarak tanımlayabileceğimiz algısal kişiler, yeni fikirler bulan ve alternatif arayışında olan kişiler olarak betimlenebilir.

Kişilik özelliklerini saydıktan sonra bu kişilik özelliklerinin farklı kombinasyonları sonucu ortaya çıkan 16 kişilik tipi ile ilgili de kısaca bilgi aktarmak istiyoruz.

A. Analizciler Grubu

  1. INTJ (Mimar Kişilik Tipi): Toplumda çok az kişi INTJ kişilik tipine sahiptir. Yaklaşık %2 oranında görülen bu kişilik tipi erkeklerde daha sık rastlanır. Hem hayalperest hem de kararlı olabilen, hem meraklı hem de enerjilerini verimli kullanan bu grup bilgiye aç olarak nitelendirilebilirler. Bildiklerini paylaşırlar ve bildikleri konularda tozu dumana katarlar.
  2. INTP (Mantıkçı Kişilik Tipi): Nüfusun yaklaşık %3’ünü oluşturan INTP kişilik tipi için sıradanlık başlarına gelebilecek en kötü şeylerden biridir. Yaratıcı olurlar, olayları farklı perspektiflerden ele alırlar, bilgi birikimlerini güçlendirir ve bilgi birikimleri ile gurur duyarlar. Tüm kişilik tipleri içerisinde en mantık odaklısı Mantıkçı kişilik tipi mensuplarıdır.
  3. ENTJ (Buyurucu Kişilik Tipi): Lider olunmaz doğulur! savının ispatı olan buyurucu kişilik tipi, lider karizmasına sahiptir. Meydan okuyan, meydan okumaktan heyecanlanan ve başarıya ise asla doyamayan bu kişiler uzun süre odaklanabilirler. Peşlerinden bir ordu sürükleyen kişilerin buyurucu kişilik tipine sahip olduğu düşünülebilir.
  4. ENTP (Tartışmacı Kişilik Tipi): Tartışmayı, argümanlar sunmayı ve yeri geldiğinde muhalefet etmeyi işin eğlencesi olarak kabul eden ENTP kişilik tipine sahip bireyler sivri dillidir ve laflarını esirgemezler. İcraattan çok fikir üretirler ve bu nedenle toplum tarafından da pek tasvip edilmezler.

B. Diplomatlar Grubu

  1. INFJ (Savunucu Kişilik Tipi): Nüfusun %1’inden azını oluşturan savunucular, iz bırakmak için doğarlar. Ahlaki değerlere önem verirler ve idealist bir kişilikleri vardır. Hayalperesttirler ancak hayallerini gerçekleştirmek için somut adımlar da atarlar. Adaletsizliğe karşı çıkarlar, yanlış gördüklerinde duruma müdahale ederler.
  2. INFP (Arabulucu Kişilik Tipi): Çekingen ve utangaç yapılarına rağmen yeri geldiğinde olayları iyileştirmek için yoğun çaba harcayan arabulucu kişilik tipi bireyleri dikkatlerini az konuya odaklamayı tercih ederler. Hayatlarında çok görünse de az kişi olur ve kibarlıkları ile büyük takdir görürler.
  3. ENFJ (Önder Kişilik Tipi): Doğuştan karizmatik lider olan kişilik tiplerinden biri ile karşınızdayız. Oldukça nadir görülen bu kişilik tipine sahip olanlar iyi şeyler yapmak ve dünyayı değiştirmek için hareket ederler. Çevrelerindeki insanların gelişimi için onları etkileyebilen önder kişilik tipi sahipleri başkalarına kılavuzluk etmeye bayılırlar.
  4. ENFP (Kampanyacı Kişilik Tipi): “Ben Özgürüm!” sloganları atarak çevrenizde dolanan birileri varsa işte onlar kampanyacı kişilik tipinin temsilcileridir. Girdikleri ortama hareket ve renk getirirler, büyüleyici bir enerjileri vardır. Yaratıcı olurlar ve özgürlüklerine aşırı düşkündürler.

C. Gözcüler Grubu

  1. ISTJ (Lojistikçi Kişilik Tipi): Belirli standartların sürdürülmesi gerektiği durumlarda canını dişine takan, kurallara uyulmasını sağlayan ve pratik bir mantığa sahip olan lojistikçi kişilik tipi mensupları sorumluluk almayı çok severler. Yaptıkları işlerden gurur duymak isterler ve onlar için bir görevi tam zamanında layığıyla yapmak çok önemlidir. Onlar bir şeyi yapacaklarını belirttiklerinde kendi çıkarlarına ters olsa dahi verdikleri sözü tutarlar. Gerçekliğe inanırlar ve başkalarına bağlı olmaktan hiç haz etmezler.
  2. ISFJ (Savunmacı Kişilik Tipi): En yakınlarını korumaları gerektiğinde savunmacı kişilik tipine sahip olanlar için akan sular durur. Normalde sessiz ve içe dönük yapıya sahip olsalar da yeri ve zamanı geldiğinde ortalığı kasıp kavurabilirler. Kendilerini işine adarlar, yardımcı olmaya bayılırlar ve dışarı karşı çok belli etmeseler de oldukça sevgi dolu olurlar.
  3. ESTJ (Yönetici Kişilik Tipi): Gelenek ve düzenin temsilcisi olan yönetici kişilik tipi mensupları dürüstlükten ve onurdan ödün vermezler. Önerileri ve yönlendirmeleri saygı duyulan bu kişiler ne yaparlarsa yapsınlar işlerinin hakkını verirler. Etrafında olanların fazlasıyla farkında olurlar, prensiplerine bağlıdırlar ve en zorlu işlerin dahi üstesinden kolay bir şekilde gelebilirler. Başarıları için farklı kişilerle birlikte çalışmaları gereken bu kişilik tipine sahip olanlar doğuştan liderlik ışığı taşırlar.
  4. ESFJ (Konsül Kişilik Tipi): Toplumun popüler kişileri genellikle konsül kişilik tipine sahip olanlardır. Girdikleri ortamlarda duruşları ve yaptıkları ile tüm gözleri üzerlerine çeviren bu kişiler cana yakındır ve arkadaşlarının her zaman yanındadır. En sosyal kişilik tiplerinden biri olan konsül kişilik tipi sahipleri çatışma hallerini hiç sevmezler. Onlar enerjilerini sosyal düzeni korumak için harcamayı tercih ederler ve herkesin birlikte zaman geçireceği aktivite fırsatları yaratmaya bayılırlar.

D. Kaşifler Grubu

  1. ISTP (Becerikli Kişilik Tipi): Sorun çözme, fikir  bulma, deneme ve yanılma yöntemlerinde doğuştan uzman olan becerikli kişi tipi mensupları değer verdikleri ve sevdikleri insanlara yardım etmekten büyük bir haz duyarlar. Nüfusun oldukça az bir kısmını oluştururlar ve genellikle erkeklerden oluşurlar. Anlaşılması kolay özelliklere sahip gibi görünürler ancak ortada gerçekten bir sorun olduğunda  çözülmelerinin oldukça güç olduğu gerçeği fark edilir. Empati kurmakta çok başarılı oldukları söylenemez ancak pratikliklerine de tek kelime edilemez.
  2. ISFP (Maceracı Kişilik Tipi): Doğuştan sanatçı olur bazıları ,işte onlar maceracı kişilik tipi temsilcileridir. Bakış açılarını sürekli değiştirebilir, keşifler yapabilir ve elde ettikleri sonuçlardan kendilerine yeni maceralar çıkarabilirler. Ne yapacakları kesin belli olmayan bu grup özünde içe dönüktür. Riskten çekinmezler, ekstrem sporlara merakları da tehlike barındıran alışkanlıkları da olabilir. Eleştirilmeye toleransları vardır fakat nezaket sınırları aşıldığında maceracı kişilik tipi bireyleri zıvanadan çıkabilir.
  3. ESFP (Eğlendirici Kişilik Tipi): Heyecanlı, duyarlı, paylaşımcı ve kesinlikle cömert olarak tanımlanabilen eğlendirici kişilik tipi mensupları ortam atmosferini anında değiştirme yeteneğine sahiptir. Onları her zaman ilgi merkezinde bulabilir ve bitmeyen enerjilerine hayranlık duyabilirsiniz. Estetik görüleri çok kuvvetlidir ve ön planda olmayı hak ettiklerine inanırlar.
  4. ESTP (Girişimci Kişilik Tipi): Gerçekçi bir espri yeteneğine sahip olan girişimci kişilik tipleri, ilginin merkezinde olmak için doğmuşlardır. Kalabalık ortamları bir anda etkileri altına alırlar, enerjik sohbetleri ile çevrelerindekileri dış dünyadan soyutlarlar. Kuralları çiğneyen ya da esneten, kendi bildiklerinden şaşmayan ve risk almaktan çekinmeyen girişimci kişilik tipi mensupları oldukça kuvvetli sezgilere sahiptirler.

Myers – Briggs kişilik tipleri hakkında detaylı bilgi verdik ancak elbette ki kişilik tipleri ile ilgili yapılan tek klasifikasyon bu değil. Bir diğer kişilik tipi ve kişilik özellikleri sınıflandırması Erich Fromm tarafından gerçekleştirilmiştir.

Erich Fromm Kişilik Tipleri ve Özellikleri

İnsanların özgür olma ve ait olma dürtülerinden hareketle kurgulanan Erich Fromm kişilik teorisi oldukça negatif izler taşıyor. Kişilik tipleri ona göre 5 ana kategoride toplanıyor.

Alıcı Kişilik Tip

Hep bana, hep bana diyen birileri varsa çevrenizde alıcı kişilik tipi örneği ile karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz. Sizden tavsiye, deneyim aktarımı ve öneri isterler ancak aldıklarının karşılığını bir türlü veremezler, vermeyi tercih de ettikleri söylenemez. Başkalarına yardım etmek de onların hayatını iyileştirmek de onlara göre değildir. Kendi kararlarını almakta zorlanırlar, sosyal olarak yeterince başarı gösteremezler ve kendi potansiyellerini fark edemezler.

Sömürücü Kişilik Tipi

Pragmatizmin zirvesinde yer alan sömürücü kişiler kurdukları tüm ilişkilerin belirli amaçlara hizmet etmesini isterler. Onlar için isteklerine ulaşmak adına yalan da söylenebilir tabiri caizse adam da satılabilir. Bu açıdan kendi çıkarlarından daha önemli hiçbir ahlaki değer onları bağlamaz. Çevrelerindeki insanları da bu doğrultuda seçerler ve farkındalığı az olan kişilerle samimi ilişkiler kurmayı tercih ederler.

Biriktirici Kişilik Tipi

Maddi varlıklara tutkun, eşyalara odaklı, mal ve mülk edinme takıntılı kişilik tipi biriktirici kişilik tipi olarak tanımlanır. Bir şeylere sahip olmak onların kendilerini güvende hissetmelerine yarar, maddiyat en önemli kişisel tatmin araçlarıdır. Ne zaman yeni bir ürün çıksa ilk gidip onlar almak ister, her şeyin en pahalısında hep onların gözleri vardır. Ne kadar paraları olsa da sonuç değişmez, her zaman ortada bir eksik olur. Erich Fromm bu tipleri özgüvensiz olarak niteler.

Pazarlamacı Kişilik Tipi

Çevresindeki insanları finansal beklentilerine göre seçen pazarlamacı kişilik tipi mensupları ahlaki olarak tasvip edilmeseler de genellikle gülen taraf olmayı başarırlar. Çıkarcıdırlar ve hedeflerine erişmek için her yolun mubah olduğunu düşünürler. Ticari düşündükleri ve kurdukları ilişkiler sayesinde prestij ve güç kazanmada tam birer uzmandırlar.

Verimli Kişilik Tipi

Erich Fromm kişilik tipleri, şimdiye dek saydıklarımız, hep negatif temeller ve özellikler üzerine inşa edilmiştir. İnsanların çıkarcı, pragmatist ve bencil doğalarına seslenen Fromm verimli kişilik tipi sınıflandırmasında pozitif bir yaklaşım belirler. Fromm’a göre verimli kişilik tipine sahip olanların temel amacı insan olmaya çalışmaktır. Olumsuz duygularla başa çıkan ve insanlarla ilişkilerinde karşılıklı fayda oluşmasına özen gösteren verimli kişilik tipleri dünyayı kurtaracak olanlardır.

Enneagram Kişilik Tipleri

İnsanların dünyayı nasıl algıladıkları, nasıl değerlendirdikleri ve nasıl tepki verdiklerine göre Enneagram Kişilik Tipleri 9 farklı kategoriye ayrılmıştır. Her bir kişilik tipinin güçlü ve zayıf yanları bulunur. Enneagram felsefesine göre insanlar iyi bir özle ve spesifik bir kişilik tipi ile doğarlar ancak çevresel unsurlara maruz kaldıkça özlerinden uzaklaşırlar. Gelin Enneagram kişilik tipleri hakkında kısa kısa bilgi edinelim.

Mükemmeliyetçi Kişilik Tipi

Detaylı ve kontrol meraklısı mükemmeliyetçi kişilik tipi mensupları kendilerini geliştirir, akılcı ve dürüst olurlar. Yaptıkları her şeyde mükemmel olmak isterler ve başkalarından da aynı özeni göstermesini beklerler. İnsanların mükemmeli yerine getiremedikleri durumlar ise onlar için tam bir hayal kırıklığına dönüşür. En iyisini yapamayan insanların onların çevresinde çok işi olmaz, çünkü başarısızlığa kesin tepkiler verirler.

Yardımsever Kişilik Tipi

İnsanları seven, değer veren, hassas ve insanların ihtiyaçlarına duyarlı olan yardımsever kişilik tipi mensupları başkalarını düşünmekten kendilerine yeterince zaman ayıramazlar. Diğer insanlarla ortak çalışmalarda grubun ahengine dönüşürler ve başkalarıyla kimi zaman gereksiz derecede fazla ilgilenirler. Yaptıkları tüm fedakarlıkların karşılığında ise takdir görmeyi beklerler ve nezaketi hak ettiklerine inanırlar.

Başarı Odaklı Kişilik Tipi

Hedef koyar ve hedeflerine ulaşmak için var gücüyle çalışırlar. Enerjik olurlar ve söz konusu hedeflerine ulaşmaksa enerjileri ile kendilerine hayran bırakırlar. Başkalarına ilham kaynağı olabilirler ancak işkolik olma ihtimalleri oldukça yüksektir. Gerektiğini duygularını kenara bırakırlar ve kariyerlerini özel hayatlarının önünde tutabilirler. Başarılı olmayı sevilmenin ön koşulu olarak değerlendirilirler. İşlerini yaparken rahatsız edilmedikleri ve gereksiz eleştirilmedikleri takdirde gazaplarından korunabilir.

Bireysel Kişilik Tipi

Duyarlı bir birey varsa çevrenizde büyük ihtimalle bireysel kişilik tipi temsilcisidir. Duygularını sanatsal olarak ifade edebilirler, duygusal dalgalanmaları sıklıkla yaşarlar, kendi dünyalarına odaklanırlar. Özel ve farklı olduklarını hissetmek onları fazlasıyla memnun eder. Sevdikleri kişiler tarafından değer verildiklerini hissetmek onlar için önemlidir.

Araştırmacı Kişilik Tipi

Oldukça entelektüel olurlar ve gerektiğinde kendilerini dış dünyadan soyutlarlar. Mantıklıdırlar ve düşüncelere önem verirler. Araştırmacı kişilik tipi mensupları araştırmaktan ve denemekten hoşlanırlar, sorumluluklarına ise sonuna kadar bağlıdırlar. Yalnız kalmak onlar için sorun değildir, insanlarla tüm mesafeleri kaldırmak istemezler; özel hayatlarına sokacakları kişileri titizlikle test ederler.

Sorgulayıcı Kişilik Tipi

Çevrelerinde bulunan sevdiklerinin güvenliğini sağlamak başlıca amaçlarıdır, oldukça şüpheci ve tetikte oldukları söylenebilir. Sempatiklik onların kanında vardır, aynı zamanda güvenilir, çalışkan ve biraz da kötümser olurlar. Risk almak onların mizaçlarına uygun değildir, işbirliklerini severler. Sorgulayıcı kişilik tipine sahip olanlar zor güvenirler, fakat güvendikten sonra kendilerini o kişiye adarlar.

Maceracı Kişilik Tipi

Karizmatik, sempatik ve oldukça iyimser olan maceracılar, bulundukları ortama enerji yayarlar. İlgi görmeyi severler, monotonluğa tahammül edemezler. İstedikleri şeylerle meşgul olduklarında oldukça çalışkan birine dönüşseler de sıkıcı bir iş yapmak zorunda olduklarında tembelleşebilirler. İnsanlarla iyi iletişim kurarlar ve çevrelerinde negatif kişilerin bulunmasını istemezler.

Meydan Okuyan Kişilik Tipi

Kendilerine güvenirler, kontrolü severler ve gerektiğinde başkalarıyla çatışmaktan çekinmezler. Ne istediklerini bilen meydan okuyucular doğuştan liderlik özellikleri ile donatılmışlardır. Stres altındayken hadlerini aşma eğilimi gösterirler ve verdikleri tepkilerle zaman zaman insan kaybedebilirler. Başkalarının vermeye cesaret dahi edemediği kararlar onların takip ettikleri yol olur.

Barışçı Kişilik tipi

İnsanlarla iyi ilişkiler kuran, başkalarına saygı duyan ve saygı duyulmayı bekleyen barışçı kişilik tipi mensupları oldukça uyumlu kişilerdir. Huzur onlar için hayat amacıdır, dolayısıyla pozitif yaklaşımları benimserler. Çevrelerindeki kişilerin hatalarını yüzlerine vurup onları yermek yerine gelişim alanları doğrultusunda onları desteklemek isterler. Fakat grup içerisinde görüşlerini söylemek istemezler ve tepkisiz kalmayı tercih ederler. Yoğun tartışmaların yaşandığı ortamlarda seslerini çıkarmazlar.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Bankalar Emlak Zengini Oldu!

Emlak Bilgi (7).png

 

Ekonomik kriz sebebiyle ipotek olarak gösterilen binlerce gayrimenkul birer birer bankaların eline geçiyor.

Borçları sebebiyle el konulan en fazla gayrimenkul 8 bin 454 adetle kamu bankalarında. Özel bankaların elinde ise 6 bin 296 gayrimenkul var. İnşaat sektöründe bir yılda batık kredi oranı yüzde 118 artış gösterdi.

13’ü özel, üçü kamu ve üçü de katılım bankası olmak üzere 19 bankanın elinde satışa hazır 15 bin 532 gayrimenkul bulunuyor.

Katılım bankalarının elinde ise 782 gayrimenkul mevcut. Satılık gayrimenkullerde kamu bankalarında Vakıfbank 3 bin 544 adetle, özel bankalarda İş Bankası 1.065 gayrimenkulle ve katılım bankalarında ise Türkiye Finans 375 gayrimenkulle ilk sırada yer alıyor.   2019 başında bankacılık sektörünün takipteki kredi miktarı yüzde 4’ün üzerine çıkarken toplam takipteki krediler bir önceki yıl ocak ayına göre yüzde 56 artışla yaklaşık 100 milyar TL olarak kaydedildi.

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Gayrimenkul Değerine Etki Eden Önemli Faktörler Nelerdir?

Tanju HAN (3).png

 

 

Doğru gayrimenkul değer tespiti yatırım, kiralama, alım-satım işlemlerinde çok önemli rol oynamaktadır. Doğru değer tespiti, yapılacak yatırımın kalitesini ve maliyet süresini azalmaktadır. Ayrıca gayrimenkulün değerine etki eden her bir faktörün değere etkisi farklı oranda olabilmektedir. Yani, hastaneye olan mesafe ile belediye hizmet binasına olan mesafenin gayrimenkul değerine olan etki oranları değişiklik gösterebilir. Bunlara ek olarak, değere etki eden unsurların sadece yazımda bahsedeceğim özellikler olmayıp binlerce faktörün dolaylı veya dolaysız yollarla gayrimenkul değerine etki edeceği bilinmelidir.  

Taşınmazın Konumu ve Çevre Özellikleri

İlk olarak herhangi bir emlak yatırım işleminde dikkat edilecek husus, taşınmazın konumu ve çevre özelliğidir. Gayrimenkulün bulunduğu yerin konumu, kentsel yapılaşma durumu, bitki örtüsü, iklim şartları, sosyal alanlara ve donatı alanlarına yakın olması, ulaşım, gürültü ve manzara durumu, alt yapı durumu vb. unsurlar değer üzerinde büyük rol oynamaktadır. Özellikle parsellerin yola olan cephe genişlikleri, parsel alanları, metro ve toplu taşımaya olan mesafesi ve çevresindeki diğer kamusal hizmetler gayrimenkulün değerine direk etkisi vardır.

Nüfus Etkisi

Nüfus artışı ile gayrimenkule olan talebin artması taşınmaz değerini pozitif yönde etkilenmektedir. Benzer şekilde bir bölgede nüfusun azalması gayrimenkule olan talebin azalmasına neden olabileceğinden bu durum emlak değerinde düşmeye neden olabilir. Özellikle bölgelerde yapılacak eğitim kurumları (üniversite, lise vb.) genç popülasyonun artmasına ve gayrimenkule olan talebin yükselmesine temel teşkil edebilmektedir.

Afetlere Karşı Korunma

Türkiye’de bölgesel olarak doğal afetlerde farklılıklar gözlenmektedir. Deprem kuşakları, sel, erozyon vb. faktörler yapılaşmaların niteliğini belirleyen başlıca faktörlerdendir. Doğal afetlere karşı korunma binanın tamamlanması ve sigorta kapsamına alınması süreci ile devam etmektedir. Ülkemizde doğal afet sigortaları kurumu (DASK) ile bu hizmet hızlanma göstermiştir. DASK doğal afetlerin niteliğini ve afet sonucu ödenecek miktarın belirlenmesinde önemli rol oynayacaktır.

Arsa (Konum, Alan ve Yapısı)

Arsa ve arazilerin konumu, eğimi, topolojisi, yapılaşma türü, cephesi vb. özellikleri değere oldukça önemli etkide bulunmaktadır. Bilindiği üzere her geçen gün arsa stoğu azalmakta olup arsa üretilemeyen ve sabit alana sahip olan toprak parçalarıdır. Bu sebepten günümüzdeki inşaat projelerinde arsa maliyetin projelerin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Yatırımcı arsa ve arazi yatırımı yaparken yapılaşma koşulları ve bölge analizini mutlaka yapmalıdır.

Güvenlik Tedbirleri

Şehirleşme arttıkça insanların güvenliğe olan ihtiyacı da artmaktadır. İnsanların eğitim ve yaşam kalitesindeki artışın yaşadıkları bölgelerde güvenlik tedbirlerini artırmalarına neden olmakta olup bunun ilk etkilerini gayrimenkul projelerinde görmekteyiz. Günümüze büyük parsellere yapılan projelerin büyük kısmında güvenlikli, kamera sistemli ve yüksek duvarlı siteler oluşturmakta olup yaşam alanları bu duvarlar arasına kurulmaktadır.

Ticaret Merkezlerine ve Sosyal Alana Uzaklık

Gayrimenkul değerlerinde ticaret merkezlerine ve sosyal alanlara uzaklık oldukça önemlidir. Bölgede kurulacak üniversite, hastane ya da alışveriş merkezi o bölgede gayrimenkul kira ve satış fiyatlarına olumlu yönde etkileyen unsurlardan biridir.

Bina Kalitesi

Bina kalitesi oldukça önemli bir koşuldur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenen inşaat türü (çelik karkas bina, betonarme karkas, y.kâgir bina, ahşap binalar, gecekondu tarzı bina, diğer basit binalar)  ve inşaat sınıfı (lüks inşaat, 1.sınıf inşaat, 2.sınıf inşaat, 3.sınıf inşaat) taşınmaz değeri üzerinde çok önemli bir faktördür.

Alt Yapı Hizmetlerinden Yararlanabilme

Gayrimenkul değerlerini etkileyen önemli faktörlerden biride alt yapı hizmetlerinden yararlanma oranıdır. Yeni yapılaşmaların olduğu bölgelerde altyapı hizmetlerinde eksiklikler görülmektedir. Örneğin ulaşım altyapısı, metro hattı, yol, teknik altyapı, yeni teknolojilerin bağlantı hatları gibi çeşitli eksiklikler gözlenmektedir. Bir bölgede yapılaşma başlamadan önce mutlaka altyapı hizmetleri getirilmelidir. Daha sonra bölge yapılaşmaya açılarak yaşanılacak mağduriyetin önüne geçilebilir.

 

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Kat İrtifakı Tapusu Nasıl Alınır?

Tanju HAN (2).png

 

Kat irtifakı en basit haliyle bir binanın üstüne kat yapma iznini veren haktır. Bir arsa üzerinde devam eden veya ileride yapılması planlanan yapının tek başına kullanılabilecek tüm bölümleri için arsa mülk sahibi ve paydaşları arasındaki Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre kurulan irtifak hakkı olarak tanımlanabilir.

Arsa payı kat irtifakından ayrı olarak devredilemez, miras yoluyla geçişi sağlanamaz ve başka bir hakla kısıtlanamaz. Arsa payı devredildiği takdirde ona bağlı kat irtifakı da devredilmiş olur.

Kat İrtifakı Tapusu Nedir? Kat İrtifakı Tapusu Nasıl Alınır?

Kat irtifakı tapusu, inşaat yapılacak veya yapılan arsa üzerinde sizin almak istediğiniz bağımsız bölümün (kat, daire, depo, işyeri) payına düşen arsa tapusu anlamına gelir. Henüz inşa edilmiş bir kat veya daire olmasa bile kat irtifakı tapusunda size ait bağımsız bölümün tüm detayları (kaçıncı katta olduğu, kapı numarası, adresi vb.) ve size ait arsa payının metrekaresi yazar.

Kat irtifakının kurulabilmesi için tapu siciline tescil yapılması gerekir. Tapu Müdürlüğünde arsa sahibi ve paydaşları arasında resmi senet düzenlenir. Kat irtifakı paydaşlar arasında gerçekleşmeyecek ise ve tek bir kişiye ait olacaksa senet yerine istem belgesi düzenlenir.

Kat irtifakının sorunsuz bir şekilde yapılabilmesi için:

  • Ana yapının henüz tamamlanmamış olması,
  • İnşa edilecek bölümlerin bağımsız olması,
  • Yapının tamamında kat irtifakının kurulması,
  • Maliklerin tamamının istemde bulunması,
  • Malik sayısına göre senet veya istem belgesinin düzenlenmesi gerekir.

Kat Mülkiyeti Tapusu Nedir? Kat Mülkiyeti Tapusu Nasıl Alınır?

Kat mülkiyeti tapusu ile inşa edilen yapıdan arsa cinsinden aldığınız payda daire, kat veya işyeri gibi mülk cins değişikliği yaparsınız. Henüz inşa aşamasındaki ana yapı tamamlandığında bir binaya dönüşür. Bu binada size ait bir daire varsa kat irtifakı tapusu ile aldığınız arsa payını kat mülkiyeti tapusu ile daire cinsine çevirirsiniz.

İnşası tamamlanan ana yapının içindeki her bir bağımsız bölüm için kat mülkiyeti tapusu alınabilir. Kat mülkiyeti tapusunun alınabilmesi için inşaatın tamamlanması ve oturma izninin alınmış olması gerekir. Kat mülkiyeti tapusu alabilmek için dilekçe ve gerekli belgeler ile Tapu Müdürlüğüne başvuru yapılması gerekir.

Kat mülkiyeti tapusu almak için gereken belgeler:

  • Yapı kullanma izni
  • Ana yapının ön ve arka ve yan cephelerini gösteren, en az 13×18 büyüklüğünde ve doğruluğu belediyece tasdikli bir fotoğraf
  • Her bir bağımsız bölümün arsa payının, kat, daire, iş bürosu gibi nevini ve bunların birden başlayıp sıra ile giden numarasını, varsa eklentisini gösteren ve ana yapının maliki veya bütün paydaşları tarafından imzalanmış noterden tasdikli liste
  • Bağımsız bölümlerin kullanım tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28’inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim planı

Kat İrtifakı Almak Zorunlu Mu?

Kat irtifakı tapusu almak da, kat mülkiyeti tapusu almak da zorunlu değil. Ancak inşa edilen gayrimenkulde sahip olduğunuz payın resmi kayıtlara geçebilmesi için önce kat irtifakı tapusu almalı daha sonra kat irtifakı tapusunu kat mülkiyeti tapusuna çevirmeniz gerekir.

Kat İrtifakı Almak Avantajlı Mı?

Kat irtifakı tapusu aldığınız zaman bir konut arsası veya arsa üzerine inşa edilecek veya inşa edilen ana gayrimenkulden payınıza düşen metrekaredeki arsanın tapusunu almış olursunuz. Anagayrimenkulün inşaatı tamamlandığında, daire, işyeri veya depo gibi size ait bağımsız bölüm ortaya çıktığında kat irtifakı tapusu ve gerekli belgeler ile Tapu Müdürlüğüne başvuru yaparak kat mülkiyeti tapusunu alabilirsiniz. Dolayısıyla kat irtifakı almak her zaman avantajlıdır.

Kat İrtifaklı Daire Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Kat irtifaklı daire alırken dairenin bulunduğu binanın iskanını kontrol ettirmelisiniz. İnşaat tamamlandığı halde bina için iskan alınmamış olabilir. İskansız bir binada tapunun kanunen geçerliliği iptal edilebilir.
  • Kat irtifaklı bir daire almadan önce kapsamlı bir risk analizi yaptırmalısınız.
  • Müteahhit, binayı belediyeye verilen konut projesi planına aykırı şekilde tamamlamış olabilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda belediye bina için yıkım kararı alabilir.
  • Kat irtifaklı dairelere banka kredisi verilmeyebilir. Daireyi satın almadan önce bu durumu araştırmalısınız.

Kat Mülkiyeti ile Kat İrtifakı Arasındaki Farklar

  • Kat irtifakı, inşaatın başlangıcından iskan alınması sürecine kadar kullanılan bir tapu türüdür. İskan alındıktan sonra kat mülkiyeti tapusuna geçiş yapılır.
  • Kat irtifakı tapusu ile arsa üzerinde belli bir miktara sahip olursunuz. Kat mülkiyeti tapusu ile arsa üzerine inşa edilen yapıdan daire, kat veya işyeri gibi bağımsız bir bölüme sahip olursunuz.
  • Kat mülkiyeti tapusu bulunan bir daire için rahatça banka kredisi çekebilir ve satılık daire ilanı verebilirsiniz. Kat irtifakı bulunan bir daire için banka kredisi çekmek ve satış işlemini gerçekleştirmek pek kolay değildir.

 

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Kira Stopajı Nasıl Hesaplanır?

Tanju HAN (1).png

 

Ön kesinti anlamına gelen stopaj, ticari gayrimenkullerde kiralanan taşınmaz için ödenen vergi anlamına gelir. Kira geliri mülk sahibine ulaşmadan önce stopaj adı verilen vergi kesintisi yapılır.

Kira Stopaj Vergisi Nedir?

Kira stopajı, ticari gayrimenkul (işyeri) amacıyla kiraya verilen alanların brüt kira bedelleri üzerinden alınan vergi türüdür. Kira stopaj vergisini ödemesi gereken taraf ise kiracıdır.

Kira Stopaj Vergisi Nasıl Hesaplanır?

Taraflar arasında yapılan kira sözleşmelerinde kira bedeli net veya brüt olarak belirtilir. Kira kontratında belirtilen net miktar kiracının mülk sahibine ödemesi gereken tutardır. Kiracının mülk sahibine ödeyeceği tutara kira stopaj kesintisi eklenerek brüt kira bedeli hesaplanabilir. Kira stopajı hesaplamak için birkaç farklı yol mevcut.

  1. Net kira tutarını biliyorsanız bu tutarı 0,80’e bölerek veya 1,25 ile çarparak brüt kira bedeline ulaşabilirsiniz. Brüt kira bedelinin yüzde 20’si stopaj oranını ele verir.
  2. Brüt kira tutarını biliyorsanız bunun yüzde 20’sini stopaj oranı olarak kenara ayırabilirsiniz. Brüt kira bedelinden yüzde 20’lik stopaj tutarını çıkardığınızda net kira bedeline ulaşmış olursunuz.
  3. Stopaj tutarını biliyorsanız bu tutarı 4 ile çarparak net kira bedelini, 5 ile çarparak ise brüt kira bedelini hesaplayabilirsiniz.

 

Kimler Kira Stopaj Vergisi Öder?

Bir işyeri kiralaması yapan tüm kiracılar kira stopaj vergisini ödemekle yükümlüdür. Mülk sahibinin kira stopaj vergisi için hiçbir sorumluluğu yoktur. Net kira bedeli 1.000 TL olan kiracının brüt kira bedeli 1.250 TL dır. Bu tutarın yüzde 20’si olan 250 TL ise stopaj vergisi olarak devlete ödenmelidir.

Kira Stopajı Ne Zaman Ödenir?

Kira stopajı ne zaman ödenir diye merak ediyor olabilirsiniz. Kira stopajı, kira bedeli üzerinden kesildiği için her ay düzenli olarak ödenir. Kira stopaj vergisi nereye ödenir konusuna gelirsek; kiralık işyeri kullanan tüm vatandaşların brüt kira bedelinin yüzde 20’sini her ay düzenli olarak vergi dairesine ödemesi gerekir.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Yengeç Sepeti Sendromu!

542a4b60-1d9e-47db-bceb-972281a9a54c-original.jpeg

 

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçmayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkânsızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, “Yengeç Sepeti Sendromu”nun çıkış noktasıdır.

Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur. Rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.

Yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar. Başkasına yardımcı olmak, kendimize yardımcı olmaktır aslında. “Love your neighbour as thyself.” (Komşunu kendin gibi sev) sözü aklınızda bulunsun.

Paylaştıkça çoğalır insan.

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Martenitsa’nın Hikayesi

 

Bulgaristan’ın Mart ayının ilk ziyaretinde göreceği kadar şanslıysanız, kırmızı ve beyaz yün ipliklerden yapılmış küçük jetonlarla (token) süslenmiş hemen hemen her insanı fark ettiğinizden emin olabilirsiniz.

Sonra, Mart ayının sonundan nisan ayının ortasına kadar, aynı sembollerle süslenmiş birçok meyve ağacı ve çalının farkına varacaksınız.

1 Mart, Bulgaristan’daki Baba Marta günü – Mart ayının ilk günü ve izleyen günlerde, bütün insanlar birbirlerine Pizho (erkek karakter) ve Penda (kadın karakter) adında kırmızı-beyaz şeritler veya küçük yünlü bebekler veriyorlar.

Geleneğe göre, Marta (Mart kelimesinin kadın varyasyonu) ruh halini hızla kötüden iyiye ve tekrar tekrar değiştiren kızgın bir yaşlı kadındır. Her yerinde Büyükanne Marta (Bulgar Baba Marta da) popüler.

Martenitsa’nın kırmızı-beyaz sembollerinin anlamı ile ilgili birçok inanç ve hikaye var.

En popüler olanı şu:

Yüzlerce yıl önce, proto-Bulgar hükümdarı Asparuh Han (Asparuh ya da Isperih, Bulgar atalarının bilinen en büyük komutanı. Bir Türk boyu olan Hazarların zoruyla batıya göç ederek Tuna havzasında Birinci Bulgar İmparatorluğu’nu kurmuştur) halkını yaşayabilecekleri verimli topraklar aramak için uzak Tibet Dağları’nda evini terk etti. Sonunda Slavların topraklarına ulaşana kadar kendisini ve halkını değerli konukları selamlayan birçok nehir ve dağlardan geçti. Beyaz kıyafetler giyen Slav kadınlar içecek getirdiler, masalar da yiyeceklerle doluydu – kutsanmış topraklarda yetişen her şey.

Fakat Han üzgündü ve hasretliydi, annesini ve sevgili kız kardeşi Kalina’yı özlüyordu.

Büyük nehrin yanına oturdu ve gözyaşlarının yanmasına neden oldu, tanrılara ve güneşe mucizenin gerçekleşmesi için dua etti.

Ve oldu! Omzuna bir kırlangıç ​​düştü ve Han bütün üzüntülerini ona paylaştı. Sonra kırlangıç ​​uçup gitti, Proto-Bulgarların geldiği topraklara geri döndü ve bir insan sesiyle Han’ın kız kardeşi Kalina’ya, erkek kardeşinin krallığı için yeni bir toprak bulduğunu ama onu çok özlediğini ve gönderdiğini söyledi…

Kalina bunu duyduğuna çok sevindi ve kardeşine haberi aldığı için bir token (jeton) göndermeye karar verdi. Yeşil bir çalılıktan küçük bir demet çıkardı, beyaz bir yün iplikle bağladı ve ipliğin sonunda bir tebrik işareti olarak düğümler yaptı – ve bu kırışı kardeşine geri götürmek için geri yolladı.

Kırlangıç ​​şimşek kadar hızlı uçtu ve çok geçmeden tekrar Han’ın omzuna indi. Ancak uzun uçuş nedeniyle kanadı kırıldı ve bazı kan damlaları beyaz yün ipliği boyandı. Han, yeşil salkımı gördüğüne çok sevindi, kız kardeşinin selamını yaptığı düğümlerle selamladı ve bunu göğsüne tutturdu.

Han, adamlarına her birine sağlık ve cennetten bir kutsama için her yıl o gün küçük bir beyaz bükümlü kırmızı-beyaz iplik koymalarını emretti.

Bu, Mart ayının ilk günü oldu ve o zamandan beri bir gelenek olarak kaldı.

Bulgar geleneği devam ederken, her sabah Mart ayının ilk günü, bahçede bol miktarda dumanlı bir ateşin başlatılması gerekiyor. Sonra, evde yaşayan herkes kötü ruhları temizlemek ve tüm hastalıkları uzak tutmak için ateşin üzerine üç kez atlar, yükselen güneşe bakar.

Sonra evin hanımı kırmızı kıyafetler ve kumaşlar çıkarır, onları ağaç dallarına ve çitlere asar.

Daha sonra küçük çocukları ve yenidoğan hayvanları, yün veya pamuk ipliklerinden hazırladığı Martenitsa ile süsledi.

 

https://www.inestravel.bg/tour_195.html

 

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens Kitabının Yazarı Yuval Noah Harari’den Değerli Alıntılar…

yuvalnoahharari1506a

Yuval Harari yazmış olduğu Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens, 21.Yüzyıl İçin 21 Ders ve Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi kitaplarıyla tüm dünyada adını duyurmayı başarabilen ender tarihçilerden. Doktorasını Oxford Üniversitesi’nde tamamlayan ve hala Kudüs İbrani Üniversitesi’nde Dünya Tarihi dersleri vermeye devam eden Harari, şüphesiz günümüzü ve geleceği tarihin ışığında değerlendirip yorumlamada en yetkin isimlerden biri.

Çalışmalarıyla oldukça bilgilendirici eserler ortaya koyan Harari’nin düşünmenizi sağlayacak ve bakış açınızı değiştirebilecek sözleri…

1) Bugün tüm insanlar itiraf etmek istemeseler bile giyim kuşamda, düşüncede, zevkte Avrupalıdır. Söylemde çok katı Avrupa karşıtı olabilirler ama gezegendeki neredeyse herkes siyaset, tıp, savaş ve ekonomiyi Avrupa’nın gözlerinden görüyor.

2) İnsanlar bilinmeyenden korktukları için değişimden kaçınırlar. Ancak tarihte değişmeyen tek şey, her şeyin değiştiğidir.

3) Modern insanlık bitmek tükenmek bilmeyen bir ‘fırsat kaçırma korkusu’ tarafından esir alınmış durumda. Hiç olmadığı kadar çok seçeneğimiz olmasına rağmen, tercihlerimize odaklanma yeteneğimizi kaybetmiş haldeyiz.

4) Tarihin en keskin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıktan bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.

5) Cehaletimiz dışında hiçbir şey bizi engelleyemez.

6) Anlamdan yoksun bir evrende modern yaşam, güç peşinde bitmek tükenmek bilmeyen bir koşudur.

7) Pek çok kişi bu duruma karşı çıksa da asıl problem çocuklarda değil eğitim sistemindedir.

8) Kendi üniversitemdeki psikoloji bölümünün müfredatta ilk zorunlu dersi, “psikolojik araştırmada istatistik ve metodolojiye giriş”tir. Psikoloji öğrencileri ikinci yıllarında ise “Psikolojik araştırmada istatistiksel yöntemler” dersini almak zorunda. Eğer insan zihnini anlamak ve hastalıkları iyileştirmek için önce istatistik okumanız gerektiğini söyleseydiniz Konfüçyüs, Buddha, İsa ve Muhammed hayrete düşerlerdi.

9) Erkeklerin ve kadınların rollerini, haklarını ve görevlerini biyolojiden ziyade mitler belirlediğinden, erkeklik ve kadınlık kavramları bir toplumdan öbürüne çok ciddi ölçüde değişiklik gösterir.

10) Tarih çok az insanın yaptığı, geri kalanların da tarla sürdüğü veya su kovaları taşıdığı bir şeydir.

11) Homo Sapiens, kendisinin de bir hayvan türü olduğu gerçeğini unutmak için elinden geleni yapıyor.

12) Geç modern çağdaki dünyamızın, tarihte ilk defa tüm insanların temel de eşit olduğunu iddia etmekle gururlanırken, tarihin en eşitsiz toplumunu kurma ihtimali çok yüksek.

13) Ayak izi rüzgarın olmadığı Ay’da bozulmamış halde duran Neil Armstrong, 30 bin yıl önce Chauvet Mağarası’nın duvarına el izini bırakan isimsiz avcı toplayıcıdan daha mutlu muydu?

14) Davranışı değiştirmeyen bilgi işe yaramaz.

15) Eşitlik mazide kaldı, bugünün modası ölümsüzlük.

16) Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur. Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı’nın sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz?

17) Kim bilir kaç üniversite mezunu genç çok çalışıp iyi paralar kazanacaklarını düşünerek büyük firmalara giriyor ve ancak otuz beş yaşından sonra bu işlerden ayrılarak gerçek istediklerini yapmaya çalışıyor?

18) Arzular acı çekmeye sebep olur, acı çekmekten tamamen kurtulmanın tek yolu da arzu duymaktan tamamen kurtulmaktır. Bunu yapmanın tek yolu da gerçekliği olduğu gibi yaşaması için zihni eğitmektir.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Boş Daireyi Gezerken Kontrol Etmeniz Gereken Özellikler!

indir (5)

 

Emlak sitesi adresinde aradığınız özelliklere uygun olduğunu düşündüğünüz dairelerden bazılarını yakından görmek istersiniz. İlgili gayrimenkul danışmanıyla telefonda görüştükten sonra uygun bir tarih ve saat belirleme ise bir sonraki adımdır. İlan fotoğraflarından etkilendiğiniz o daireleri yakından görme zamanı gelmiştir.

Peki satın almayı veya kiralamayı planladığınız bir daireyi ilk kez görmeye gittiğinizde nelere dikkat etmelisiniz?

“Bu dairede yaşayabilirim” demeden önce kontrol etmeniz gereken 15 özellik

İşte “Bu dairede yaşayabilirim” demeden önce emin olmanız gereken 15 önemli konu…

  1. Dairenin bulunduğu binanın yaşını öğrenin. Eğer genç bir bina değilse, siz masraf yapıp taşındıktan bir iki yıl sonra kentsel dönüşümle binanın yenilenmeyeceğini kim garanti edebilir?
  2. Yine dairenin bulunduğu binaya ait bir sağlamlık raporu olup olmadığını sormalısınız. Depreme dayanıklı binalardaki daireler belki bir miktar daha pahalı olabilir ama sağlam bir binada yaşamak size huzur verecektir.
  3. Dairenin giriş kapısının güvenli ve yeni olmasını önemseyin.
  4. Daireye adım atar atmaz önce burnunuzu çalıştırın. Nem var mı? Hele de ziyaret ettiğiniz daire kuzeye bakıyorsa, nem oranının yüksek olabileceğinin habercisidir. Belki de süpürgeliklerin etrafını ve tavanları daha dikkatli incelemelisiniz.
  5. Dairenin kat planını incelerken eşyalarınızı rahatlıkla sığdırabileceğinize emin olun. Odalar ihtiyaçlarınız için yeterince büyük mü? Depolama alanı, gömme dolap ya da kapalı balkon varsa bu sizin için olumlu bir sinyal olacaktır.
  6. Dış pencere çerçevelerinin durumu, evin durumunu gösteren harika bir göstergedir. Çift camlı pencere camları arasında yoğunlaşma varsa, bunların hatalı olduğu anlamına gelir.
  7. Su basıncını kontrol etmek için muslukları çalıştırmaktan çekinmeyin.
  8. Kombili bir evi geziyorsanız, kombinin bakımının yapılıp yapılmadığını sorun. Mümkünse çalıştırılmasını talep edip her şeyin yolunda olduğundan emin olun.
  9. Duvarlar ne kadar ses geçiriyor? İşte hayalinizdeki evi bulsanız dahi, taşındıktan sonra büyük pişmanlık yaşamamak için mutlaka anlamanız gereken sorular biri! Ses yalıtımını her zaman önemseyin.
  10. Bir başka önemli konuysa evin gün ışığı alıp almadığı… Çünkü aydınlık evler içinde yaşayan insanların ruh haline de olumlu etki yapar.
  11. Dairenin bulunduğu sokağın yakınlarında size keyifli vakitler vadedecek kafe, restoran, park gibi yerler ya da ulaşımını kolaylaştıracak toplu taşıma durakları, ana yollara yakınlık gibi avantajlar söz konusu mu?
  12. Binaya ait otopark asla atlamamanız gereken detaylardan! Otopark varsa, her dairenin kendine ait otopark alanı olup olmadığını sormalısınız.
  13. Satın almak için gezdiğiniz bir daire ise satış fiyatı ile beraber muhtemel masrafları da üzerine ekleyerek bir bütçe hesabı yapın. Eğer kiralamak için baktıysanız, depozitodan taşınma giderlerine, kira fiyatından olası ek masraflara kadar sizin için doğru tercih olup olmadığını, yani bütçenizi kontrol edin.
  14. Eğer birinci el yani yeni bir daireyse sorun yok ama ikinci el bir daireden söz ediyorsak, geçmişten kalan doğalgaz, elektrik, su vb. fatura ödemelerinin kalıp kalmadığını araştırın.
  15. Son olarak, eğer bu kontrol listesindeki tüm konular hakkında sizi mutlu edecek yanıtlar aldıysanız, yapmanız gereken son bir şey kaldı. Başka bir günün (mümkünse hafta sonu) farklı bir saati de bu daireyi tekrar gezmek için yeni bir randevu oluşturmak.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Kıbrıs’ta Ev Sahibi Olmak İçin 3 Neden!

indir (4)

 

Son dönemlerde Akdeniz’in popüler destinasyonu olan Kıbrıs’ın Türkiye’ye yakın olması, ada atmosferini ve doğasını sevenler için önemli bir avantaj sağlıyor. KKTC’nin 6 ilçesinden en kalabalık şehri başkent Lefkoşa, tatilcilerin en çok tercih ettiği yer ise Girne. Yaz aylarında Türkiyeli ve yabancı turistlerin gözdesi olan Kıbrıs, sosyo-ekonomik açıdan genç bir nüfusa sahip.

Kıbrıs, gelişen emlak piyasasıyla yatırımcılara da fırsat sunuyor. Son üç yılda hız kazanan konut projeleri ilgi görmeye devam ediyor. Konut ve arsaların uygun fiyatlı olması Kıbrıs’ta gayrimenkul yatırımı yapanların ve adaya yerleşmek için ev satın alanların sayısını artırıyor.

İşte doğası iklimi ve gelişen konut piyasasıyla ünlenen KKTC’de ev sahibi olmak için 3 neden…

1- Yatırım imkânı

Sakin doğası ve güzel plajlarıyla olduğu kadar, son yıllarda yurt dışından gelen gayrimenkul yatırımları ile de dikkat çekiyor. İmar yasasındaki değişiklik ile Kuzey Kıbrıs’taki en büyük emlak projelerinin hayata geçtiği Girne’de yatırım yapmak önem kazandı.

Konut piyasasında hem yerli hem yabancı yatırımcılar yer alıyor, KKTC‘de komşularına kıyasla ev fiyatlarının düşük olması da yabancı yatırımcılar açısından fırsat olarak görülüyor.

KKTC ilçelerinde, her ihtiyaca uygun konut bulunuyor. Lüks villa, yazlık ev ve  daireler sahiplerini bekliyor. Daireler genellikle 3+1, 2+1 ve 1+1 olarak inşa edilmiş. Lüks villa ve yazlık evlerin ise standartları değişiyor. Lefkoşa, Gazimağusa, İskele ve Girne’de 200 – 400 bin TL arası 1+1, 2+1 ve 3+1 satılık daire bulmak mümkün. En uygun villalar ise 600 – 800 bin TL aralığında İskele ilçesinde yer alıyor. Villa tipi konutların fiyatları tüm ilçelerde 1 milyon TL’den başlıyor, denize yaklaştıkça fiyatlar artış gösteriyor.

Kıbrıs’ta 1+1, 2+1, 3+1 daire kiralık daire fiyatları 1.800 TL ile 6 bin TL arasında değişiyor, bazı ev sahipleri kirayı yıllık olarak talep edebiliyor.

2- Doğası ve iklimi

Kıbrıs, plajlarıyla yaz aylarında tatilcilerin ilgisini çekiyor. Kıbrıs’ın en bilinen turistik bölgeleri; Lefkoşa, Gazimagusa, Girne, Güzelyurt ve İskele. Yaz aylarında ülkeyi ziyaret edenlerin sayısı da artıyor. Golf, su sporları ve tekne gezileri yapmak isteyenler için olanak sunuyor. Akdeniz kıyısındaki liman kenti Girne ise en popüler tatil beldesi ve aynı zamanda turizm yatırımlarının da en çok olduğu ilçe olarak biliniyor. Yazlık ev satın almak isteyenler, daha uygun konutların olduğu gelişmekte olan İskele ilçesini de tercih edebilir.

 

3- Türk vatandaşları için ev satın alma kolaylığı

Kıbrıs’ta satın alınan bir gayrimenkul için satış sözleşmesi imzalandıktan 21 gün içerisinde tapu dairesinde kaydedilmesi, taşınmaz malın KKTC’ de Bakanlar Kurulu’ndan satın alma izni alınması gerekiyor. Konut alan ve 90 günden fazla Kıbrıs’ta kalmak isteyen TC vatandaşları, oturma izni çıkartarak 1 yıl boyunca oturma izni elde edebiliyor. Oturma izninin her yıl yenilenmesi gerekiyor. Emekliler için oturma izni şartı aranmıyor.

Türk vatandaşları KKTC’de birden fazla gayrimenkul satın alamıyor, birden fazla taşınmaz satın alma için KKTC’de şirket kurmak gerekiyor.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Türkiye’de Gayrimenkul Sektörünün 2018 Yılı Özeti

indir

 

‘GYODER Gösterge’ Türkiye Gayrimenkul Sektörü 2018 raporu yayınlandı…

2018 yılında konut satışları, bir önceki yıla göre %2.41 oranında azalma göstererek 1 milyon 375 bin 398 adet seviyesinde kapandı. Yıl boyunca inşaat maliyetlerinde artış, konut kredisi faiz oranlarında artış, konut satışı ve konut fiyat endeksi artış oranında yavaşlama eğilimi, yabancı yatırımcıya yönelik düzenlemeler ve KDV indirimi konuları gündemin ana unsurları oldu.

2018 yılı 3. çeyreği sonu itibarıyla yüzölçümü bazında; yapı ruhsatı önceki yılın aynı dönemine göre %55.06 azaldı, yapı kullanma izin belgesi ise %1.57 arttı. Daire sayılarına göre yapı ruhsatı miktarı önceki yılın aynı dönemine göre %58.6 azalırken, yapı izin belgesi miktarı ise %3.78 oranında artış gösterdi.

2018 yıl sonu itibariyle ilk kez satılan konutlarda bir önceki yılın aynı dönemine göre  %1.23’lük, ikinci el satışlarda ise yaklaşık %3.44 seviyesinde daralma gerçekleşti. İpotekli satışlar ise %41.49 oranında azaldı. İpotekli satışların toplam satışlar içindeki payı ise 2017 yıl sonu itibarıyla %33.57 iken 2018 yılı aynı döneminde %20.13’e geriledi.

Yabancıya konut satışı 2018’de  %78.39 artarak 39 bin 663 adede çıktı

Yabancılara yapılan konut satışları, geçen yıla göre %78.39’luk büyüme ile 39 bin 663 adet seviyesine çıkarken, toplam satışlar içindeki payı %2.88 seviyesinde gerçekleşti. 3. çeyreğin sonunda gayrimenkul sahibi yabancılara sağlanan vatandaşlık hakkı için gerekli taşınmaz bedelinin 1 milyon dolardan 250 bin dolara düşürülmesi ile satışlardaki ivmelenme de rahat bir şekilde görülebilir. Satışlar özellikle son çeyrekte hareketlilik kazandı, yaklaşık %39’u bu dönemde gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 14 bin 270 adet konut ile İstanbul, ikinci sırayı 7 bin 938 adet konut ile Antalya alırken ülke uyruklarına göre konut satışlarına bakıldığında ise ilk sırada 8 bin 205 adet ile Irak vatandaşları, ikinci sırada 3 bin 652 adet ile İran vatandaşlarının yer aldığı görüldü.

Konut kredisi hacmi 188 milyar TL seviyelerinde

Haziran ayında başlayan konut kredisi faiz oranlarındaki yükseliş eğilimi Ekim ayı sonuna kadar devam ederken Kasım ayı ile birlikte konut kredisi faiz oranları gerilemeye başladı. 2018 yılı Ekim ayı sonunda %2.16 seviyesinde gerçekleşen konut kredisi faiz oranı 2018 Aralık ayı sonunda %2.04 seviyesine geriledi. 2018 yılı Aralık ayı sonunda konut kredisi hacmi 188 milyar TL seviyesine geldi. Takipteki konut kredilerinin toplam konut kredilerine oranı 2018 Ağustos başından itibaren artış trendine girerken 2018 Aralık ayı itibarıyla %0.52 olarak gerçekleşti.

2018 yılında ofis pazarı daralma göstermedi

2018 yılı 4. çeyrekte, İstanbul’da 92 bin 750 metrekare yeni ofis alanı pazara girerken, 2018’de ofis arzı 376 bin 631 metrekare arttı ve toplam arz 6.18 milyon metrekareye çıktı. 4. çeyrekte gerçekleşen kiralama işlemleri bir önceki yılın aynı dönemi ve geçen çeyreğe göre karşılaştırıldığında, Türk Parası Kıymetini Koruma hakkında tebliğlerin etkisiyle sırasıyla %7.78 ve %20.22 oranlarında düşüş göstererek 65 bin 564 metrekare olarak kaydedildi. 2018 yılı sonunda ofis boşluk oranı %24.68 olarak gerçekleşti. Gerçekleşen kiralama işlemlerinin, bir önceki yılla kıyaslandığında benzer seviyesini koruduğu görüldü. Beklenen talebin önümüzdeki dönemde artmaya devam edeceği öngörülüyor. Dolayısıyla bu durum, ofis pazarının, ekonomik koşullara rağmen daralma göstermediğini işaret ediyor.

AVM sayısı 2018 sonu itibarıyla 455’e ulaştı

Türkiye genelinde 2017 yılında 429 olan toplam AVM sayısı 2018 yılı sonu itibarıyla 455’e ulaştı. 2018 4. çeyrek sonu itibarıyla 64 ilde AVM bulunuyor. 17 il henüz AVM ile tanışmadı. Ancak önümüzdeki iki yıllık süreçte AVM ile tanışmayan illerin sayısının 16’ya düşmesi bekleniyor. En fazla alışveriş merkezine sahip iller, İstanbul (147), Ankara (39), İzmir (28) şeklinde sıralanıyor. Toplam kiralanabilir alan stoku 13 milyon 461 bin metrekare olurken, İstanbul toplam stokun yaklaşık %39’unu oluşturuyor.

Ülkemizi 11 ayda 37.5 milyon turist ziyaret etti, kişi başı harcama düştü

2018 yılının ilk 11 ayında Türkiye’ye gelen toplam yabancı ziyaretçi sayısı 37.5 milyon oldu. 2017 yılının aynı döneminde bu rakam 30.7 milyon kişiydi. 2018 yılının ilk 9 ayında Türkiye’ye gelen 30.6 milyon yabancı turistin yaptığı harcamalar kişi başı ortalama  608 dolar olarak belirtiliyor. 2017 yılının aynı döneminde bu rakamın 615 dolar olduğu göz önünde bulundurulduğunda, son yılda kişi başı harcamalarda düşüş yaşandığı görülüyor. 2018 yılının ilk 11 ayı içerisinde Türkiye’ye gelen 37,5 milyon yabancı turistin %32.8’i İstanbul’a, %32.5’i Antalya’ya, %7.2’si Muğla’ya geldi. Bu üç ili %1.5 ve %2.4’lük paylar ile Ankara ve İzmir izledi. Gelen turist sayıları 2017’nin ilk 11 ayı ile karşılaştırıldığında yaklaşık %22’lik bir artış yaşandığı görülüyor. 2016 yılında düşüşe geçen turizm sektörü, 2017 yılında başladığı toparlanma ivmesine hız kesmeden devam ediyor. İşletme Belgeli ve Yatırım Belgeli tesis sayıları incelendiğinde Türkiye genelinde toplam 463 bin 763 oda kapasitesi ile 3.905 işletme belgeli, 103 bin 823 oda kapasitesi ile 981 yatırım belgeli konaklama tesisi olduğu görülüyor. İşletme belgeli tesislerin şehir kırılmalarına bakıldığında ilk sırayı 790 tesis ve 209 bin 715 oda kapasitesi ile Antalya çekiyor, onu takiben 575 tesis ve 57 bin 536 oda kapasitesi ile İstanbul geliyor. 401 işletme belgeli tesise sahip olup, oda arzı 52 bin olan Muğla ise üçüncü sırada yer alıyor.

Sanayi ve lojistik tesislerinde kiralama talepleri azaldı

Mevcut veriler itibariyle, birincil lojistik pazarları olan İstanbul-Kocaeli bölgesinde yaklaşık 10.22 milyon metrekare toplam depo stoğunda 6.44 milyon metrekare ticari kullanım amaçlı lojistik arzı yer alıyor. 2018 sonu itibarıyla yaklaşık %12 oranında bir boşluk bulunuyor. 2017’nin son döneminde izlenmeye başlanan; 2018 yılının ilk yarısında ise yaygınlaşarak piyasanın işleyişinde yer bulan TL bazlı kiralama işlemleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yasalaştı. 2018 4. çeyrekte, TL ve ABD Doları bazında durağan seyreden kira seviyesi 27.50 TL ve 5.75 USD olarak kayıt altına alındı. Sanayi ve lojistik tesisi kiralama taleplerinde kayda değer bir azalma gözlenirken kiralama işlem hacmi geçtiğimiz yıla kıyasla %63 düşüş gösterdi. Diğer yandan satışa yönelik operasyonların piyasada ağırlık kazanmaya başladığı gözlendi.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Arazi Bankacılığı Uygulaması Başlıyor!

indir (2).jpeg

 

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından tarım ve arazilerin daha fazla boş kalmayıp işletmelerin büyümesi ve gelişmesi adına Antalya, Trabzon, Çorum, Bursa, Van, İzmir ve Şanlıurfa’da “Arazi Bankacılığı” uygulaması başlayacak.

Arazi Bankacılığı Başlıyor!

Boş kalan arazilerin değerlendirilmesi ve üretimde birtakım artış sağlanması için “Arazi Bankacılığı” faaliyete geçecek. 2019-2021 yılları arası tarım arazilerinde yaşanan sorunlara çözüm olmak için uygulama başlıyor. Bakanlık tarafından, bu yıl atıl tarım arazilerinin üretim göstermesi için tarımsal işletmelerin etkin çalışabilmesi için arazi edinim uygulamaları ve arazi bankacılığı uygulaması başlayacak.

Yapılan toplantı sırasında arazilerin verimli olduğu bölgelerde sulu tarım alanlarının daha değerli olduğu ve daha kolay bir şekilde kiralandığı belirtildi. Ancak verimsiz olan kuru bölgelerde ise durum tam tersi olarak ifade edildi.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Mirasçıların Dikkatine!

miras-vergisi-matrahı

 

Vergi dönemi geliyor!

Miras hukuku kapsamında yer alan bilgiler neticesinde, menkul yada gayrimenkullerin veraset yolu üzerinden herhangi bir şekilde intikal etmesi halinde mirasın da vergisini ödemek zorundayız. Bu yıl mirasçılar vergi ödeyecek. Peki mirasçılar ne kadar vergi ödüyor? İşte detaylar…

Herhangi bir kişi öldüğü zaman tüm mal varlığı mirasçılara kalıyor. Yinede tek ölüm sebebi olmadığı ve mal varlığı olan kişilerin, istediği kişiye karşılıksız bir şekilde vermesi üzerine miras durumu olarak kabul ediliyor.

Bu bakımdan mirasçılar sahip oldukları bu mallar için bir vergi ödemek zorunda kalıyor. Miras vergisi beyannamesinde yer alan bilgilerde ölüm durumu için kişi ülkemizde ölmüşse, ölüm tarihinden itibaren tam 4 ay içerisinde verilmesi gerekmekte. Ancak yurtdışında ölen bir yabancı için 6 ay içinde beyanname vermesi gerekiyor.

Veraset ve intikal vergileri 3 yıl boyunca ödenmekte. Bu verginin yılda 2 eşit taksit şeklinde ödendiğini belirtelim. Ödeme zamanları ise Mayıs ve Kasım ayı olarak ifade ediliyor. 1. vergi zamanı bu yıl 1 Mayıs’ta başlıyor ve 31 Mayıs’ta son ödeme günü oluyor. 2. ödeme ise 1 ve 30 Kasım tarihleri arasında olacak.

1 Ocak 2019 Tutarlar Ne Kadar?

Evlatlık dahil eşten füruğ ve eşinden her birine bırakılan miras hisselerinde  250.125 TL olurken, füruğ olmaması halinde eşe isabet eden miraslarda 500.557 TL olarak belirtiliyor. Ancak ivazsız bir şekilde meydana gelen durumlarda 5.760 TL ödenmesi gerekiyor. Milli piyango, şans oyunları gibi durumlarda ise 5.760 TL oluyor.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

 

Yapı Denetimin Önemi ve Firmalarının Sorumluluğu Nedir?

indir

 

Yapı Denetimin Önemi

Deprem gerçeği ile belirli aralıklarla yüzleşen ülkemizde, yeni yapıların  yeni yapılacak yapılara ve ihtiyaç halinde eski yapıların kontrol edilebilmesi adına Deprem Yönetmeliği ve Yapı Denetimi Hakkında Kanun yürürlüğe girdi.

Yapı denetimi hakkında kanun, “Bu Kanunun amacı; can ve mal güvenliğini teminen, imar plânına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”

(4708 sayılı Yapı Denetim Hakkındaki Kanun Madde 1)  Kanun kapsamında Yapı Denetim Firmalarının tanımı, kuruluş ve çalışma yöntemi, sorumluluk ve görevleri, yapılamayacak işler tanımlanmıştır.

Yeni yapımı planlanan her yapıda proje ve ruhsat aşamalarından başlamak üzere işyeri teslimi, inşaat süreci, tamamlanma ve işyeri bitirme tutanağı ve iskan aşamasına kadar projelerin uygunluğu, inşaatın projeye uygun yapılıp yapılmadığı, iş güvenliği ve işçi sağlığı vb. konular yapı denetim firmalarının sorumluluğundadır. Kanunla belirlenen yer ve bina türleri haricinde tüm yapılacak yapıların yapı denetim kontrol ve sorumluluğunda yapılması gerekmektedir.

Yapı denetim firmaları ortaklarının tamamının mimar, mühendis olması gerekmektedir. Firmalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilip kontrol edilmektedir.

Yapı Denetim Firmalarının Sorumluluğu

Yapı denetim firmaları ortaklarının tamamının mimar, mühendis olması gerektiği; firmaların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilip kontrol edildiğini belirten İnanç Esat: “Yapı denetim firmasının sorumluluğu taşıyıcı sistemden dolayı on beş yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlarda ise iki yıldır. Kanun kapsamında yapıda yapı kullanma izni alındıktan sonra ilgili idareden izin alınmadan yapılacak tadilattan doğan yapı hasarından, izinsiz tadilat yapan sorumludur.

Yapı denetim sadece yapı denetim firmasının sorumluluğunda olmayıp, yapı sahibi, müteahhit ve yapı denetim şirketi ile şantiye şefinin sorumluluğu altındadır.

Rant amaçlı yapılan ve genellikle inşaat bitimi, iskan sonrası eklenen kat, büyüme veya eklentilerin binayı statik olarak etkilediği bilinmelidir. Deprem kuşağında bulunduğumuz gerçeği ile yapıların kontrollü, projesine uygun ve gerekli teknik yöntemler ile yapılması gerekmektedir.” bilgisini aktardı.

Son dönemde kısmen yatırım, kısmen vatandaşlık işlemi için yabancıya gayrimenkul satışlarının arttığını belirten İnanç Esat, yerli veya yabancı yatırımcının güvenle yatırım yapabilmesi, sağlam ve kontrollü tüm denetimleri sağlıklı bir şekilde yapılarak üretilmiş yapılardan geçtiğinin altını çiziyor.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Anahtar Kelimeleri Doğru Kullanabiliyor Muyuz?

veronica-benavides-331238-unsplash.jpg

 

İnternet ortamının ayrıcalıklarından sürekli bahsediliyor olabilir; ancak bazen doğru olmayan bilgilerle de karşı karşıya kalındığını biliyoruz. Bu yüzden de kimi zaman hangi bilgi doğru, hangi bilgi yalan ya da doğru değil, anlamakta zorlanıyor ve bir kavram karmaşası yaşıyoruz. Nitekim böylesi olan durumlardan bir tanesi de blog yazanlar için devreye giriyor. Hepimizin çok iyi bildiği üzere son yılların en popüler kavramlarından bir tanesi de Blogger. Ve elbette Andy Warhol’un o çok meşhur sözünde olduğu gibi herkes 15 dakikalığına da olsa şöhret olmak istiyor. Şöhret olmanın en kolay yolları ise; bilinen ve çok tıklanan bir blogunuzun olması. Kişisel ya da kurumsal blog hesaplarının arama motorlarında üst sıralarda çıkması için anahtar kelimelerin  doğru kullanımı oldukça önemli.

Öncelikle,yazarken işin matematiğine takılmadan yazının bütünlüğünü bozmadan akıcı bir biçimde yazmak gerekiyor. Oysa yazılan yazıda şu kelime sayısına göre şu kadar anahtar kelime olma düşüncesi yazının ritmini etkiliyor. Dahası bu, kısaca SEO olarak belirtilen arama motoru optimizasyonlarında da çok fazla işe yaramıyor değil mi?

Şimdi biraz daha konunun detaylarına bakalım, var mısınız?

Anahtar Kelimeler Önemlidir

Arama motorlarının içeriğindeki anahtar kelimelerin amacına veya amacına karşı kullanılan anahtar kelimelere daha az önem vermeye başladığını öncelikle bilmek gerekiyor.  Evet, anahtar kelimeler önemlidir ama tek parametre bu değildir. İşin dinamiği, stratejisi unutulmadan yazılmalıdır.

Hadi bir örnek verelim! Kişi eğer arama motorunda boşanma avukatı aratıyorsa sizin kendi blogunuzda tonlarca boşanma avukatı anahtar kelimesi kullanmanıza gerek yoktur. İçeriğinin de dolu dolu olması ve keyword olarak da tabir edilen bu sözcük ile uyumlu olması gerekir.  Yani blogunuz için doğru bir strateji oluşturmazsanız gerisi nafile. Seçilen kelime, yazının genel ahengini bozmamalı ve yazı ile bütünleşmelidir. İçeriğe uygun bir kelime seçilmelidir.

Anahtar Kelime Araştırması Yapın!

Elbette bu sitelerde anahtar kelime kullanılmalıdır. İşe ilk başlayanlar bu kelimeyi doğru olarak tespit edemeyebilir; fakat geçen zaman içinde mutlaka öğreneceklerdir. Bu noktada Google tarafından bulabileceğiniz uygulamalar ile kolayca hangi anahtar kelimeleri yazınızda kullanacağınızı öğrenebilirsiniz.

Burada bilinmesi gereken bir önemli husus daha var. Anahtar kelime dediğimiz şey tek bir sözcükten oluşmayabilir. Kimi zaman birbiriyle bütünleşik kelimeler dizinleri de keyword olarak kullanılabilir.

Benzersiz Olun!

Şimdi gelelim işin diğer püf noktalarına.

Gerçekten fark yaratmak istiyorsanız kesinlikle benzersiz olmalısınız- ki bu da bir strateji işidir. Bu noktada yaratıcı ve tutarlı olmak son derece önemlidir. Bu durumun size ne kazandıracağına bakacak olursak şunlar söylenebilir:

  • Markanızın öne çıkmasına yardımcı olur.
  • Kullanıcılarınızın işletmenizin neyle ilgili olduğunu anlamasına yardım eder.
  • Sizi rakiplerinizden farklılaştırır.

Hedef Kitlenizin Kim Olduğunu Biliyor Musunuz?

Bir blog için en önemli olan konulardan bir tanesi de yazdığınız bu blogun kime hitap ettiğidir. Herkese hitap edemeyeceğinize göre belli bir hedef kitle seçmek durumunda olduğunuzu ve seçilen kitleye göre yazılar yazmanız gerektiğini unutmamalısınız. Seçtiğiniz hedef kitlenin de beklentilerini doğru bir biçimde bilmeniz gerektiğini unutmamalısınız.

Dönüşleri Artırın!

İster sitenize reklam alın ister sponsor ama mutlaka sitenizin dönüşümleri artırın. Burada önemli olan şey; interaktif iletişime olanak tanıyan bir yapı kurmak.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Konut Sektöründeki Arz Talep Dengesini Bize Ne Söylüyor?

2019-02-13_19-37-57

 

TC Merkez Bankası verilerine göre, Konut sektöründe oluşan stok birikimi hakkında bilgi veren arz-talep dengesi ile ilgili yapılan değerlendirme şu şekilde…

Bölgesel olarak bakıldığında, Türkiye’deki konut arz-talep farkının üç büyük şehirde yoğunlaştığı görülmekte. İncelenen dönemde arz fazlasında en büyük payın İstanbul’a ait olduğu gözleniyor. Özellikle, 2016 yılında yaklaşık 48 bin adet konut ile Türkiye genelinde oluşan konut arz fazlasının yüzde 40,6’sının İstanbul’da olduğu görülmekte.

2019-02-13_19-38-45

 

Bir diğer dikkat çekici nokta ise 2013-2016 döneminde Ankara’nın toplam arz fazlası içindeki payı sürekli azalırken, İzmir daha küçük bir il olmasına karşın payının kayda değer bir şekilde artması. Üç büyük il için yapılan konut arz-talep değerlendirmesi, birbirinden oldukça farklı sonuçlar ortaya koymakta.

Örneğin, İstanbul’da 2017 yılının üçüncü çeyreği dışındaki dönemlerde, İzmir’de tüm dönemlerde konut arz fazlası oluşmakta. Diğer taraftan, incelenen 2013-2017 döneminde Ankara’da oluşan konut arz fazlasının (yaklaşık 65 bin adet), İstanbul’a (yaklaşık 208 bin adet) ve İzmir’e (yaklaşık 75 bin adet) kıyasla daha az olduğu söylenebilir.

2019-02-13_19-39-06

 

Ayrıca, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde sunulan teşvik paketinin olumlu etkisinin özellikle Ankara ve İstanbul’da arz-talep farkının kapanmasına katkıda bulunduğu gözlenmekte. Bu analiz üç büyük il dışındaki iller için yapıldığında, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde arz ve talep arasında bir fark oluşmadığı, fakat yılın son çeyreğinde arz fazlasının hızla arttığı görülüyor. 3 büyük il için konut arz talep dengesi ve kira fiyat oranları ile ile ilgili diğer tüm rapor detayları için tıklayınız.

Raporda özetle şunlar açıklandı; Arz-talep dengesi bize konut sektöründe oluşan stok birikimi hakkında bilgi veriyor. İncelenen dönem için bu farkın yapı kullanım izin belgelerine oranı alındığında yaklaşık yüzde 21 oranına ulaşılıyor. Bu oran konut sektöründe faaliyet gösteren firmaların farklı sektörlerde yer alan firmalara kıyasla daha yüksek bir stok seviyesi ile çalıştıklarına işaret ediyor.

Örneğin, TCMB İktisadi Yönelim Anketi göstergeleri arasında yer alan mamul mal stok miktarı eğilimi bu dönemde çok daha düşük bir seviyede seyrediyor. Stok birikiminin artması konut sektöründeki firmaları finansal dalgalanmalara karşı daha hassas hale getirdiği için yakından takip edilmesi gerekiyor.

  1. Türkiye’de konut stokuna ilişkin veriler bulunmadığı için analizde arz-talep dengesi değerlendirmesini akım değişkenler kullanılarak yapabiliyoruz. Bu nedenle konut piyasasında geçmiş yıllarda meydana gelen stok birikimi dikkate alınamamıştır.
  2. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından konut satış verileri 2013 yılından itibaren aylık olarak yayınlanıyor. İlk satış, kat irtifakı/kat mülkiyeti almış bir konutun ev sahibi firma ya da kişi tarafından ilk defa satılmasıdır. İkinci el satış ise ilk satıştan ev alan kişinin bu konutu tekrar başka bir kişiye satması olarak tanımlanmaktadır.
  3. Yapı ruhsatı, yapımına başlanacak yapılar için alınması zorunlu bir belgedir. Yapı kullanma izin belgesi ise tamamen veya kısmen biten yapılar için alınması zorunlu oturma belgesidir. İkamet amaçlı yeni konutlar için verilen yapı kullanma izin belgeleri 2017 yılında yaklaşık 818 bin adet olarak gerçekleşerek bir önceki yıla göre yüzde 9,1 oranında artmıştır. 2018 yılının ilk dokuz aylık döneminde ise yaklaşık 591 bin adet olmuş ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,9 oranında artış sergilemiştir.
  4. 150 metrekarenin altındaki evler için tutarın yüzde 1’i, 150 metrekare ve üzeri evler için yüzde 8’i kadar KDV ödenmesine ilişkin düzenleme 8 Eylül 2016 tarihinden 30 Eylül 2017 tarihine kadar geçerli olmuştur. Ayrıca, konut ve işyerleri için binde 20 oranında alınan tapu harcı, Mart 2017 ile 30 Eylül 2017 arasında binde 15’e düşürülmüştü.
  5. Kentsel dönüşüme giren binalar için yapı kullanım izin belgesi alınmaktadır. Dolayısıyla, arz göstergesi olarak kullandığımız yapı kullanım izin belgeleri içinde yeni yapılan binaların yanı sıra kentsel dönüşüme girmiş binalar da bulunmaktadır. Bu durumun arz göstergesi üzerinde yukarı yönlü bir yanlılık yaratabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.  
  6. Bu çalışmada arz fazlasının yoğunlaştığı üç büyük il inceleniyor. Belirtilmesi gereken bir husus arz fazlasının coğrafi bölgelere göre farklılaşabildiği gibi konut özelliklerine göre de değişim gösterebileceği. Örneğin, arz fazlası lüks konutlarda yoğunlaşıyor olabilir. Ancak, bu detayda veri olmamasından dolayı bir değerlendirme yapılamıyor.  
  7. Literatürdeki geçmiş çalışmalar hanehalkının konut satın alma veya kiralama tercihleri üzerinde hem göreli konut ve kira fiyatlarının hem de sosyal ve demografik özelliklerinin etkili olduğunu gösteriyor (Goodman 1988 ve 1990). Yaptığımız hesaplamalar çerçevesinde Türkiye geneli için diğer değişkenler sabit tutulduğunda fiyat-kira oranı ile arz-talep farkı arasında uzun dönemde negatif yönlü fakat zayıf bir ilişki olduğu gözlenmiştir.  
  8. TÜİK tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) bir alt kalemi olan gerçek kira fiyat endeksini İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması 2. düzeyinde (İBBS2) yer alan 26 bölge için açıklıyor. Benzer şekilde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından konut fiyat endeksleri söz konusu 26 coğrafi bölge için açıklanmaktadır.
  9. Söz konusu durum konut yatırımı geri dönüş süresinin uzadığını göstermektedir.  

 

http://www.tcmbblog.org/

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Konut Kredisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler!

indir (2)

 

Kenarda birikmiş parası olmayan ancak ev almak isteyen vatandaşların sıkça konut kredisini tercih ediyor. İşte 5 soruda konut kredisi hakkında bilinmesi gerekenler…

Konut kredisi birçok kişinin duyduğu bir kredi türü. Peki hakkında tam olarak ne kadar bilgi sahibiyiz? Milliyet’in editörleri konut kredisi hakkında bilinmesi gerekenleri 5 başlıkta toplamış. İşte 5 soruda konut kredisi hakkında bilinmesi gerekenler;

1- Konut kredisi nedir?

Konut kredisi, satın alınması planlanan bir evin, teminat altına alınması koşuluyla bankalar tarafından verilen kredi türüne deniyor. Ev sahibi olmak ya da geleceğe yatırım yapmak isteyen ancak yeterli birikimi olmayan vatandaşlar konut kredisi yardımıyla önce borçlanıyor, ardından da hayallerini süsleyen eve ya da planlarına kavuşuyor. Konut kredisinde, kira öder gibi kredi ödüyor, bu yöntemle ev sahibi oluyorsunuz.

2- Konut kredisinin vadesi ne kadar olmalı?

Konut kredisinin vadesi genellikle sabit faiz oranlarıyla 5 ila 30 yıl arasında değişiyor. Ancak elbette satın almak istediğiniz konuta karar verdikten sonra kredi imkânları sunan bankaları iyi araştırmanız gerek. En uygun faiz oranlarını sunan bankaları başvurmanız avantaj.

3- Kredi başvurusundan sonra ne oluyor?

Kredi başvurusunda bulunduktan sonra onay bekliyorsunuz. Onay aldıktan sonra ise devreye gayrimenkul değerlendirme uzmanları giriyor. Bu uzmanlar, satın almayı istediğiniz evin değerini belirliyor. Bu evin değerinin dörtte birini peşin vermeniz gerekiyor. Yasalara göre, yüzde 70 ila 75 aralığına kadar konut kredisi verilebiliyor. Geri kalan yüzde 25-30’luk kısım için ise peşinatınızın olması şart.

4- Konut kredisi almak için hangi belgeler gerekli?

Kredi başvurusunda bulundunuz ve ön onay aldınız. O zaman gerekli belgelerle bankaya uğramanız gerek. Konut kredisi için bankalar, nüfus cüzdanı, ikametgah ve gelir beyanı talep ediyor. Daha önce kredi borcu nedeniyle haklarında banka takip kararı bulunan kişilerin kredi almaları zor. Şayet düzenli bir geliriniz varsa, o zaman başvurunuzun onaylanması yüksek bir ihtimal.

5- Krediyi kısa vadede ödemek neden önemli?

Konut kredisi, birçok vergiden muaf olduğu için avantajlı bir kredi türü. Buradaki püf nokta, kredi ödemenizin zaman aralığını gelir durumunuza göre belirlemek. Daha az faiz ödemek için, alacağınız krediyi kısa vadede ödemeniz önemli.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Tarihin En Çok Satan 5 Kitabından 5 Evrensel Hayat Dersi

 

Tarihin En Çok Satan 5 Kitabından 5 Evrensel Hayat Dersi

Kitaplar her zaman hayata dair öğütler bulabileceğimiz akıl hocalarımızdır. Biz farkına varmasak da bilinçaltımızda derin izler bırakırlar. Belki aldığımız büyük kararların arkasında o kitapların izi vardır. Şimdi o kitaplara ve bize verdikleri hayat derslerine bir göz atalım.

 

1) Harry Potter – J.K. Rowling

1

Arkadaşlığın, zorlukların üstesinden gelmenin, kalp kırıklarının, cesaretin ve kendini keşfetmenin hikayesi. J.K. Rowling’in dehası sayısız insana kendilerine dürüst kalırken de zorbalarla, derin kayıplarla, ergenliğin garip ve tehlikeli yanlarıyla baş edilebileceğini gösterdi.

Yazdığı kitap dışında Rowling hayattaki doğrularını eylemleriyle de gösterdi. O kadar çok bağış yaptı ki milyarder statüsünü kaybetti.

“Birinin nasıl bir insan olduğunu anlamak istediğinde altındaki insanlara nasıl davrandığına bak, emsallerine değil.”

 

2) Yüzüklerin Efendisi – J.R.R Tolkien

2

Harry Potter’da işlenen çoğu figürü Yüzüklerin Efendisi’nde daha yetişkinlere has bir temanın içinde görüyoruz. Bu şaheserin verdiği en önemli dersler merhametin gücü ve evreni kontrol edemiyor oluşumuzu kabul etmemiz gerektiği.

“Kimisi ölümü hak ederek yaşar kimi de yaşamı hak ederek ölür. Buna sen karar verebilir misin? O zaman ölüm dağıtmaya çok istekli olma. En bilgesi bile tüm sonları göremez.”

 

3) Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupery

3

“Yalnızca kalbinle baktığında doğruları görebilirsin, asıl anlamı gözler göremez.”

Saint-Exupery’nin kaleminin en büyük gücü çocuklara kolayca iyi bir insan olmayı öğretirken yetişkinlere de bunu hatırlatabilmesidir. Sağlıklı ilişkiler kurmanın önemi, kendine ve duygularına değer verme, sevdiklerimizin özgürlüğünü önemseme, var olanın ötesine bakabilme, acıyla yüzleşebilme gibi verdiği bir çok mesajla herkesi hayata hazırlıyor.

“İnsanların hiçbir şeyi anlamak için zamanı yok. Eşyaları mağazalardan alıyorlar ama arkadaşlığı alabilecekleri bir yer yok. Bu yüzden artık hiç arkadaşları yok.”

 

4) Narnia Günlükleri – C.S. Lewis

4

C.S. Lewis dindar bir ailede büyüyüp inancını kaybeden ve sonra yeniden kazanan biri. En ünlü eseri de bolca dini ve ruhsal tema barındırıyor. Eserinde inanç ve güvenin önemi, sorumluluk, eylemlerimizin sonuçlarıyla yüzleşebilme, affetmenin önemi ve barış gibi çoğu mesaj veriyor.

“Bir hain bile doğru yolu bulabilir. Bulan birini tanımıştım.”

 

5) Charlotte’un Sevgi Ağı – E.B. White

5

Gencine ve yaşlısına arkadaşlığın, sabrın, ikinci şansın, alçak gönüllülüğün, şükretmenin ve uyumun önemini anlatmakla kalmıyor ayrıca onları yüzeysellik,önyargının sonuçları ve anlama eksikliğinden doğan korku hakkında uyarıyor. Merhameti, hayal gücünü, arkadaşlığı kutluyor ve görünenin ötesine bakmaya, ihtiyaç duyduğu an yardım istemeye teşvik ediyor. Hepsinden önemlisi hayatı, çeşitliliği ve değişimi kucaklıyor.

“Benim arkadaşım oldun. Bu başlı başına harika bir şey. Sonuçta hayat ne ki? Doğar, biraz yaşar ve ölürüz. Belki sana yardım ederek hayatımı anlamsızlıktan kurtarmışımdır. Tanrı biliyor ya herhangi birinin hayatı bunun bir parçasıyla bile anlamlı hale gelebilirdi.”

 

Tarihin En Çok Satan 5 Kitabından 5 Evrensel Hayat Dersi

 

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Mobil Pazarlama Nedir?

indir

Girişimcilerin en çok merak ettiği sorulardan birisi olan “müşterileri cezbetmek ne demek?” sorusuna mobil pazarlama perspektifinden yanıt vereceğiz… Mobil cihaz kullanıcılarına hitap etmek isteyen şirketler, kişiler ya da kurum veya kuruluşlar tarafından farklı teknikler kullanılarak uygulanan pazarlama stratejilerinin tamamı mobil pazarlama olarak tanımlanabilir. Doğru bir şekilde kullanıldığında hedef kitleye kişiselleştirilmiş, zaman ve mekan odaklı deneyim sunan mobil pazarlama; şirketlerin potansiyel müşterilerine en etkili şekilde ulaşmalarını mümkün hale getirir.

Cep telefonları, tabletler, mobil cihazlar, web siteleri, e-mail servisleri, SMS ve MMS, sosyal medya veya uygulamalar aracılığı ile yürütülebilen mobil pazarlama stratejileri, mobil cihazların masa üstü bilgisayarlara olan üstünlüğünün netleşmesiyle giderek daha önemli hale gelmiştir.

Mobil pazarlama hakkındaki soru işaretlerini yanıtlayarak mobil pazarlamanın önemini sunabilmek için bu yazımızda en önemli kavramları ele aldık. “Mobil nedir?”, “Pazarlama nedir?”, “Mobil pazarlama ne demek?” gibi soruların yanıtları sizleri bekliyor.

Mobil Pazarlama Nedir?

Mobil pazarlama hakkında bilgi aktarmaya geçmeden önce “mobil nedir?”, “pazarlama nedir?” temel kavramlarını kısaca açıklamak istiyoruz. Mobil; taşınabilen anlamına gelir. Pazarlama ise bir ürünün ya da hizmetin satışını yükseltmek amacıyla gerçekleştirilen tüm stratejilerin bütünüdür. Bu temel kavramlardan yola çıkarak mobil pazarlamayı şu şekilde tanımlayabiliriz.

Mobil pazarlama; web siteleri, e-posta, sosyal medya, SMS, MMS ve mobil uygulamalar aracılığıyla akıllı telefonlar, tabletler ve / veya diğer mobil cihazları aracılığı ile hedef kitleye ulaşmayı hedefleyen çok kanallı bir dijital pazarlama stratejisidir.

Pazarlama Stratejileri Nasıl Planlanır?

Mobil pazarlama stratejileri hazırlanırken dikkat edilmesi gereken temel unsur, stratejilerin şirketlerin, markaların ve hedef kitlelerin beklentilerini karşılaması, benzersiz ve dikkat çekici olmasıdır.

Pazarlama stratejileri nelerdir sorusu bu anlamda bir tık değer kaybeder. Çünkü her markanın hitap ettiği kitle, hitap edilen kitlenin özellikleri ve marka mesajları kendine has özellikler taşır. Bu nedenle mobil pazarlama stratejileri belirlenirken adım adım ilerlemelidir.

  1. Hedef Kitlenizi Tanıyın

Mobil pazarlama strateji inşa etmenin en önemli aşaması hedef kitle analizinin yapılmasıdır. Hedef kitlenizin yaş aralığı, mesleği, yaşadıkları yer, demografik özellikleri ve gelirleri size mobil pazarlama stratejisi oluştururken önemli bir dayanak olacaktır. Hedef kitlenin alışkanlıkları mobil pazarlama yöntemleri seçiminde de oldukça kritik kararların verilmesini sağlayacaktır. Hedef kitlenizi anlamak ve tanımlamak için Google Analytics verilerini inceleyebilir, özel anketler düzenleyebilir, sosyal medya takipçilerinizin beğeni analizini çıkarabilirsiniz.

  1. Hedeflerinizi Belirleyin

Efektif bir strateji belirlemek isterseniz hedeflerinizin belli olması gerekir. Mobile platformları nasıl, hangi amaçla kullanacağınızı; hedef kitlenizin temel isteklerinin ne olduğunu, hangi mobil kanalları tercih edeceğinizi netleştirmelisiniz.

  1. Temel Performans Göstergelerinizi İnceleyin

Tüm pazarlama yöntemlerinde olduğu gibi mobil pazarlama çalışmalarınızı test etmeli ve gerekirse elde ettiğiniz veriler doğrultusunda optimize etmelisiniz. Ölçülebilir ve gerçekçi mobil kampanyalar düzenlediğinizden emin olmalısınız. Yoksa tüm emeğinizin boşa gideceğinden ve amaçlarınıza hizmet etmeyeceğinden emin olabilirsiniz.

  1. Mobil Verileri Takip Edin

Mobil içeriklerinizin hedef kitleye ne kadar ulaştığını, geri dönüşlerin ne kadarının size hedefinize yakınlaştırdığını belirlemelisiniz. Böylece farklı platformlardaki mobil kampanyalarınızın web site trafiğine ne kadar katkıda bulunduğunu da kestirebilirsiniz.

Mobil Pazarlamada Hangi Stratejileri Kullanabilirsiniz?

Şirketinizi mobil platformlarda tanıtmak, bilinirliğini arttırmak, marka değerinizi yükseltmek, hedef kitlenizle etkileşime girmek, müşteri sadakati sağlamak, potansiyel müşterilere erişip karlılığınızı arttırmak istiyorsanız uygulama tabanlı pazarlama, lokasyon tabanlı pazarlama, QR kodları, SMS, E-mail, mobil görsel reklamları gibi farklı stratejileri kullanabilirsiniz.

Bu noktada dikkat etmeniz gereken hangi stratejiyi ya da stratejileri tercih edeceğinizi doğru bir şekilde belirleyebilmektedir. SMS okumayan bir kitleye SMS pazarlaması ile erişmeye çalışmak mantıklı bir seçenek olmayacaktır. Unutmayın, son yıllar kesinlikle denenmemesi gereken pazarlama stratejileri örnekleri ile doludur. Siz de mobil pazarlamanın karlılığını yaşamak istiyorsanız, en başından işinizi sıkı tutmalısınız.

Mobil Pazarlamanın Önemi

Artık herkes, 7’den 77’ye mobil cihaz kullanıyor. Kimisi tablet kimisi akıllı cep telefonları ile internette gezinmeyi tercih ediyor. Dolayısıyla mobil pazarlama kendini hatırlatmak ve rekabet gücünü artırmak isteyen şirketler için hayati öneme sahip hale geliyor. Mobil pazarlama potansiyel ve mevcut müşterilere hızlı bir şekilde ulaşılmasını mümkün hale getiriyor. Anlık sonuç almak mobil pazarlama ile mümkün olurken, mobil pazarlama kampanyalarının kolay yönetilebilmesi de mobil pazarlama avantajlarını fazlalaştırıyor. Çoğunlukla atlanan ancak çok önemli olduğu gerçeği görmezden gelinemeyen bir durum da mobil pazarlamanın viral etki yaratabilme potansiyelidir. Çok geniş kitlelere erişme fırsatı sunan mobil pazarlama sistemli bir şekilde yürütüldüğünde firmaların marka imajlarını iyileştirir ve evet en nihayetinde karlılığını da yükseltir.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

 

Çifte Vatandaş Olmanın Yararları Nelerdir?

0.jpg


Şimdi her zamankinden daha fazla, bu küreselleşme dünyasında, vize kısıtlamaları olmadan özgürce seyahat edebilmek ve kendiniz ve aileniz için en iyi geleceği sağlayabilmek giderek önem kazanıyor. Çifte vatandaşlık almak, bugünlerde yapılabilecek en iyi eylemlerden biri olabilir. Vize içermeyen seyahatten yeni bir kültürün parçası olmak ve bir ülkeye daha “ev” deme şansını vermek, çifte vatandaşlık birçok fayda sağlar ve hatta bazıları için prestij sembolü olabilir.

Bir iş adamı, girişimci, sık sık seyahat etmeyi seven veya aileniz için daha iyi bir gelecek sağlamak isteyen bir kişi olmak, ikinci bir ülkeden vatandaşlık almak sizin için hayatı kolaylaştırabilir. Çifte vatandaşlık, özellikle çocuklu aileler tarafından tercih edilir, çünkü bu, gelecekte onlar için daha iyi eğitim ve daha fazla seçenek anlamına gelebilir. Çocuğunuz, sıkı bir vize başvuru sürecinden geçmek zorunda kalmadan nerede çalışmak, çalışmak ve yaşamak istediğini seçebilir. Seçeneklere sahip olmak her şeydir. Her iki ülkede de yaşama, her iki ülkede de mülk satın alma, her iki ülkede de okula gitme ve her iki ülkede de çalışma seçeneğine sahipsiniz.

Çifte vatandaşlığa sahip olmanın en iyi bölümlerinden biri de iki harika ülkeyi eve çağırmak. İki kültürün bir parçası olabilirsiniz ve bu şüphesiz hem sizin hem de aileniz için sayısız fayda sağlayacak. Özellikle çocuklarınız yeni çevrelere, yeni insanlara alışacak ve kendi üçüncü kültürlerini geliştireceklerdir. Vatandaşlığınızı çocuklarınıza ve bazı ülkelerde, çocuklarınızın çocuklarına bile aktarabilirsiniz.

Gördüğüm gibi ikinci bir vatandaşlık geleceğin için bir yatırım. Ne tür bir programa başvurmak istediğinize bağlı olarak, kesinlikle seçenekler var. Örneğin, doğrudan vatandaşlık başvurusu yapmak istiyorsanız, bazı ülkelerin yatırım programlarıyla vatandaşlığı vardır. Bu programlardan birkaçı, Karadağ, Dominika, Antigua ve Barbuda, St. Kitts ve Nevis, Grenada, Türkiye ve Malta’dır.

Yatırım türleri ve miktarları her ülke için farklıdır. Örneğin, Karadağ’ın programı henüz açıklanmış ve ülkedeki önceden belirlenmiş 4 veya 5 yıldızlı otellere yatırım yapacak yalnızca 2000 başvuru sahibine verilecek. Dominika ve Antigua ve Barbuda gibi ülkeler, ulusal kalkınma ve sosyal fonlara yatırım yapılmasını gerektirir. Malta ayrıca başvuru sahiplerinin Malta’nın ulusal kalkınma ve sosyal fonuna katkıda bulunmalarının yanı sıra Hükümet onaylı finansal araçlara yatırım yapma ve beş yıl boyunca sürdürülecek mülk alım veya kiralama işlemlerini yapmalarını ister. Her programın kendi yararları vardır, ancak ihtiyaçlarınızı özel olarak karşılayan bir program seçmeniz önemlidir.

Vatandaşlığa geçme yoluyla vatandaşlık, çoğu kişinin tercih ettiği bir seçenek. Bu, önce bir ülkenin ikametgahını kazanmak ve sonra vatandaşlık kazanmak için gereken kurallara ve yasalara uymakla geçer. Örneğin, Kanada, başvurudan önceki 5 yılda Kanada’da ikamet eden Daimi Sakinlere vatandaşlık verir. Bu davalardaki asıl zorluk ilk önce kalıcı ikamet almak. Bu ülkeler sizden birkaç yıl alabilen ve kalıcı ikamet ve nihayet vatandaşlıktan kaynaklanan bir göç sürecinden geçmenizi istiyor.

İkinci bir vatandaşlık almayı düşünmeye başlarsanız, hangi ülkenin hangi programın sizin için en iyisi olduğunu düşünmeniz önemlidir. Neden ikinci bir vatandaşlık istediğinizi ve sizin ve ailenizin gelecekte neyi umduğunu düşünün. Birçok seçenek var, ama püf noktası sizin için doğru olan seçeneği seçmektir.

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

Gayrimenkul Danışmanları İçin Şirket Nasıl Kurulur?

indir

 

Ticari faaliyetleri neticesinde elde edilen gelir şirket kurularak resmi bir şekilde vergilendirilebilir. Şirket kurmak bu açıdan düşünüldüğünde ticari faaliyette bulunan kişiler için bir tercihten çok zorunluluk olma özelliği taşır.

Anonim, Limited ve Şahıs Şirketleri Nasıl Kurulur?

Şirket kurma süreci, kurulacak şirketin özelliğine ve niteliğine göre değişiklik gösterebilir. Şirket kurma sürecini başarıyla tamamlamak isteyen kişilerin ilk önce şirketin türüne karar vermeleri gerekir. Elindeki sermayeyi de düşünerek belirlenen şirket türünün resmilik kazanması adına mali müşavirler ile anlaşmalı, şirket özelliklerine göre sözleşme yapılmalı, noter işlemleri sonuçlandırılmalı, vergi dairesi işlemleri tamamlanmalı ve ticaret sicil memurluğuna gidilmelidir. Akabinde tüm resmi işlemler tamamlanınca işe başlama bildirimi ile ticari faaliyetlere yasal olarak start verilebilir.

Şahıs Şirketleri Nasıl Kurulur?

Muhasebe ücretinin düşüklüğü, açılıp kapatılmasının kolay olması, bireysel olarak açılabilmesi ve vergi sistemindeki kademeli artışlar gibi çeşitli avantajları bulunan şahıs şirketleri, en çok tercih edilen şirket türlerinin başında gelmektedir. Şahıs şirketlerinin kurulabilmesi için ilk olarak gerekli evrakların tamamlanması gerekir. Şahıs şirketi açmak için gereken evraklar arasında kimlik fotokopisi, ikametgah senedi, imza beyannamesi, kira sözleşmesi ya da tapu fotokopisi gerekir. Toplamda 1000 – 1500 TL aralığında bir maliyetle açılabilen şahıs firmalarının maliyetleri sektör ve faaliyet bölgesi doğrultusunda değişiklik gösterebilir. Şahıs şirketi kurduktan sonra iş kolu doğrultusunda çeşitli odalara kaydolmak gerekebilir. Şahıs işletmelerinin açılış işlemleri girişimci ya da girişimci tarafından vekalet verilen muhasebeciler tarafından yapılabilir.

Limited Şirketler Nasıl Kurulur?

İki veya daha fazla tüzel ya da gerçek kişi tarafından kurulabilen limited şirketler; en az iki en fazla 50 ortakla kurulabilir. Asgari olarak 10 bin TL ile kurulabilen limited şirketler bankacılık ve sigorta sektörleri haricinde her alanda faaliyet gösterebilir. Sabit bir oran üzerinden vergilendirme lerin gerçekleştirilmesi, şahıs işletmelerine oranla daha yüksek bir prestije sahip olması gibi avantajlara sahip olan limited şirketlerin açılış maliyetleri çalışılan mali müşavirin ücretlendirme politikasına göre değişebilir.

Limited şirketi açmak için gerekli evraklar; kuruluş bildirim formu, dilekçe, ikametgah belgesi, sermaye yatırıldığına dair banka dekontu, oda kayıt beyannamesi, kira kontratı ya da tapu ve noter tasdikli sözleşme olarak sıralanabilir.

Limited şirketi kuruluşunda;

Ticari unvanının seçilmesi gerekir.
Ticaret unvanı ve imza yetkisi olan ortakların imzalarını notere tasdik ettirmeleri gerekir.
Sermayenin on binde dörtlük bir kısmının Rekabet Kurumuna yatırılması gerekir.
Bir tanesi asıl ve üç nüsha olmak üzere şirket ana sözleşmesi faaliyete başlanan bölgede yetkisi bulunan ticaret sicil memurluğuna tescil ettirilmelidir.
Kayıt beyannamesi ticaret sicil memurluğuna verilmelidir.
Şirket ortakları gerçek kişi ise onaylı nüfus suretleri ve ikametgahları ticaret sicil memurluğuna teslim edilmelidir.
Vergi ve sosyal güvenlik kayıtlarının yapılabilmesi için şirket kuruluş dilekçesinin ticaret sicil memurluğuna bırakılması gerekir.
Yetkili ticaret ya da sanayi odalarına kayıt yaptırılmalıdır.
Tescil bilgilerinin ilanı Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanmalıdır.

Anonim Şirket Nasıl Kurulur?

Kurulması için en az 50 bin TL gereken anonim şirketler; sabit vergi oranlarının uygulandığı şirket türleri arasında yer alır. Ana sözleşme onayı, her ortak için imza beyannamesi, müdür için imza sirküleri, oda kayıt beyannamesi, sermaye yatırıldığına ilişkin banka dekontu, kuruluş bildirim formu ve dilekçe gibi evraklarla kurulabilen anonim şirketler borçlarından kendileri mesuldür. Anonim şirketi kurulabilmesi için takip edilmesi gereken adımlar şu şekilde sıralanabilir:

İlk önce şirketin unvanı seçilmelidir.
Seçilen ticari unvanının ve imza yetkisi bulunanların imzalarının notere tasdik edilmesi gerekir.
Limited şirket kuruluşunda olduğu gibi sermayenin on binde dörtlük bir kısmının Rekabet Kurumuna yatırılması gerekir.
Kayıt beyannamesi ticaret sicil memurluğuna verilmelidir.
Şirket ortakları gerçek kişi ise onaylı nüfus suretleri ve ikametgahları ticaret sicil memurluğuna teslim edilmelidir.
Vergi ve sosyal güvenlik kayıtlarının yapılabilmesi için şirket kuruluş dilekçesinin ticaret sicil memurluğuna bırakılması gerekir.
Yetkili ticaret ya da sanayi odalarına kayıt yaptırılmalıdır.
Tescil bilgilerinin ilanı Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanmalıdır.
Anonim şirketlerin kuruluşunda atlanmaması gereken bir diğer önemli husus da ana sözleşmelerinde yer alması gereken bilgilerdir. Anonim şirketlerin ana sözleşmesinde; şirket kurucularının tamamının isimlerinin ve adreslerinin, şirketin unvanının, şirketin merkez adresinin, sermayesinin, ödeme suret ve şartlarının, genel kurul çağrı şeklinin, ilanların yayınlanma şekli ve şartlarının, şirketin süresinin, ortakların taahhüt ettikleri sermaye pay türlerinin yer almalıdır.

 

TANJU HAN

Lütfen BENİ takip etmeye devam edin…

 

%d blogcu bunu beğendi: